YILLIK RAPOR


I. DIŞ EKONOMİK GELİŞMELER

I.1. DÜNYA EKONOMİSİ

Dünya ekonomisi, 1994 yılında başlayan düşük fakat istikrarlı büyüme hızını 1996 yılında da sürdürmüştür. Sıkı para politikalarındaki kararlılığa paralel olarak enflasyon oranları gerilerken, faiz oranları da enflasyondaki gerilemeye paralel olarak önemli ölçüde düşmüştür. Maliye politikaları ise para politikalarına kıyasla daha az başarılı olmuştur. Bütçe açıklarını kapatma yönünde gösterilen çabalara rağmen, açıkların hala makroekonomik dengeleri olumsuz yönde etkilediği söylenebilir (Tablo I.1.1).

Dünyada ekonomik büyümenin devam etmesine rağmen, ticaret hacmi yüzde 8,9'dan yüzde 6,7'ye gerilemiştir. Ticaretteki gerilemenin en önemli nedeni olarak elektronik ürünler piyasasındaki durgunluk gösterilmektedir. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa ülkelerinin yarı iletken ve elektronik ürünlere olan talebindeki daralma dünya ticaretindeki gerilemenin en önemli nedenlerinden biri olarak belirtilmektedir.

Dünya'da üretim artışı devam ederken, ticaret hacminde düşme görülmüştür.

Sanayileşmiş ülkelerin çoğunda enflasyon oranları önemli ölçüde gerilerken, büyüme oranları enflasyon üzerinde baskı yaratmayacak şekilde ılımlı olarak artmıştır. Yürürlüğe girmesi 1999 yılı başı olarak planlanan Avrupa Para Birliği'ne katılmayı amaçlayan ülkelerin, Maastricht Antlaşması'nın bütçe açığı kriterini tutturabilmek amacıyla uyguladıkları maliye politikaları, bütçe açıkları üzerinde beklenen etkiyi göstermemiştir. Bunun nedenleri olarak ılımlı bir büyüme oranı yakalayan ekonomilerini, daraltıcı maliye politikaları ile tekrar durgunluğa itmemek ve iç politik kaygılar nedeniyle yüksek oranlı büyümeden vazgeçememek sayılabilir.

Sanayileşmiş ülkelerde ılımlı büyüme ile beraber enflasyon oranlarında gerileme gerçekleşmiştir.

Sanayileşmiş ülkelerin enflasyonu düşürme konusundaki başarıları ise Maastricht Antlaşması'nın enflasyon oranı konusunda getirdiği yükümlülüklere, merkez bankalarının enflasyonla mücadelede deneyim kazanmasına, enflasyondan en çok etkilenen yaşlı insan nüfusunun artmasının getirdiği politik baskılara bağlanabilir.

TABLO I.1.1

DÜNYA EKONOMİK GÖSTERGELERİ

(Yıllık Yüzde Artış)


                            1993      1994       1995     1996(1)  

ÜRETİM                                                             

Dünya                           2,5       3,7        3,5       3,8 

Sanayileşmiş Ülkeler            1,1       2,8        2,1       2,3 

Avrupa Birliği                 -0,6       2,8        2,5       1,6 

Gelişmekte Olan Ülkeler         6,1       6,6        5,9       6,3 

Eski Merkezi Planlı  E.        -9,1      -8,8       -1,3      -0,9 
ve BDT                                                             

TİCARET HACMİ                                                      

   İthalat                                                         

Dünya                           4,0       8,8        8,9       6,7 

Sanayileşmiş Ülkeler            1,1       9,3        7,9       5,3 

Gelişmekte Olan Ülkeler         9,3       8,3       11,6      11,3 

   İhracat                                                         

Sanayileşmiş Ülkeler            2,5       8,3        7,3       4,3 

Eski Merkezi Planlı E.          7,3       4,6       12,2      10,7 
ve BDT                                                             

TÜKETİCİ FİYAT İNDEKSİ                                             

Sanayileşmiş Ülkeler            2,9       2,3        2,4       2.3 

Gelişmekte Olan Ülkeler        43,1      46,8       19,8      13.3 

Eski Merkezi Planlı  E.       675,2     264,8      128,0      41,3 
ve BDT                                                             

ALTI AYLIK LIBOR                                                   
FAİZLERİ(2)                                                        

ABD doları                      3,4       5,1        6,1       5,6 

Japon yeni                      3,0       2,4        1,3       1,0 

Alman markı                     6,9       5,3        4,6       3,3 



Kaynak: IMF, World Economic Outlook, Ekim 1995.

(1) Tahmin.

(2) Londra Bankalararası Borçlanma Oranları (LIBOR)

Gelişmekte olan ülkelerde yüksek oranlı büyüme devam etmiş, hükümetlerin ekonomiye müdahaleleri ve ekonomik kaynakların kamu sektörü tarafından yoğun olarak kullanılması sonucu özel sektörün gelişimi 1996 yılında da engellenmiştir. Hızlı büyüyerek enflasyon tehlikesi ile karşılaşan bir çok Asya ülkesinde ise bu yıl büyüme hızı yavaşlamıştır.

Gelişmekte olan ülkelerde enflasyon oranları gerilerken büyüme devam etmiştir.

Eski Merkezi Planlı Avrupa Ekonomilerinde enflasyon iki haneye inerken, bazı ülkelerde pozitif büyüme gözlenmiştir.

Eski Merkezi Planlı Avrupa Ekonomilerinde stabilizasyon çalışmaları 1996 yılında da sürdürülmüştür. Bu çalışmalar sonucu Doğu Avrupa ülkelerinin enflasyon oranları önemli oranda düşerken, serbest piyasa ekonomisine geçmek amacıyla gerekli reformlara hızla devam edilmiştir. Aynı zamanda bu ülkelerin yabancı sermayeyi ülkelerine çekme konusunda oldukça başarılı oldukları görülmüştür.

I.1.1. Sanayileşmiş Ülkeler

Sanayileşmiş ülkeler uyguladıkları başarılı para politikaları sonucunda 1996 yılında son 30 yılın en düşük enflasyon oranlarını gerçekleştirmişlerdir. Enflasyon oranlarını düşürme konusundaki başarı, bu ülkelerdeki merkez bankalarının kredibilitesini artırmış ve aynı zamanda faiz üzerindeki risk priminin azalmasına neden olmuştur. Sanayileşmiş ülkeler, ABD dışında aynı başarıyı maliye politikalarında gösterememişlerdir. Özellikle 1999 yılında Avrupa Para Birliği'ne girmeyi amaçlayan ve Bütçe Açığı /Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) oranının yüzde 3 olması kriterini gerçekleştirmeye çalışan ülkelerden İrlanda, Lüksemburg ve Danimarka dışındakiler başarılı olamamıştır. Sanayileşmiş ülkelerin işsizlik oranlarını düşürme çabalarının İngiltere, Yeni Zelanda ve ABD dışında başarılı olduğu söylenemez.

ABD'de, faizlerin 1995 yılında önemli oranda düşmesi, yatırımları ve faize duyarlı sektörleri uyarmış ve ekonomide genişleme dönemini başlatmıştır. 1996 yılında sıkı maliye politikaları uygulanmasına rağmen büyüme devam etmiş ve reel GSYİH yüzde 2,4 oranında artmıştır. İşsizlik oranı yüzde 5,4 ile son 20 yılın en düşük değerine ulaşmıştır. Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) geçen yıllara göre bir miktar yükselerek yüzde 3,3 oranında artmıştır. Bir önceki yıl 164 milyar ABD doları olan bütçe açığı, 1996 yılında önemli ölçüde gerileyerek 107 milyar ABD dolarına düşmüştür.

ABD ekonomisi tam istihdama yaklaşırken, bütçe açığı önemli ölçüde gerilemiştir.

Almanya ekonomisi durgunluktan çıkamamış, fakat ihracata bağlı büyümenin ilk sinyalleri alınmıştır.

Alman markının değerce zayıflaması, düşük faiz oranları, genişleyen bütçe açığı ve büyüyen para arzı, Almanya ekonomisini 1996 yılında durgunluktan tamamen kurtaramamıştır. Almanya ekonomisinin 1995 yılında yüzde 1,9 oranında büyüyen GSYİH'sı 1996'da yüzde 1,4 oranında büyümüştür. Genişletici bir para politikası izleyen Bundesbank, M3 para arzını yüzde 4-7 bandında tutmayı hedeflemesine rağmen, yıl boyunca bu hedefin üzerinde kalmıştır. Para arzı hedefi tutturulamamış, TÜFE yıl sonları baz alındığında yüzde 1,5 oranında artarken, Toptan Eşya Fiyat Endeksi (TEFE) binde 5 oranında gerilemiştir. Bütçe açığının GSYİH'ya oranı bir önceki yıla göre 0,3 puan artarak yüzde 3,8'e ulaşmış ve Maastricht Antlaşmasının öngördüğü yüzde 3'lük hedefin üzerine çıkılmıştır.

Japonya'da büyüme yılın ikinci yarısından itibaren başlamıştır.

Genişletici bir maliye ve para politikası izleyen Japonya üç yıldır içinde bulunduğu durgunluktan çıkmaya başlamıştır. Japon yeninin 1995 Haziran ayından 1996 sonuna değin ABD doları karşısında yüzde 45 oranında değer kaybetmesi, tüm zamanların en düşük değeri olan uzun dönem faiz oranlarının yüzde 2,5, kısa dönem faiz oranlarının onbinde 25 oranına gerilemesi, ekonominin dış ticarette rekabet gücünü artırırken, iç talepte de belirgin bir yükseliş görülmüştür. Japonya'da, GSYİH'nın 1996 yılında yüzde 3,9 oranında büyümesi beklenmektedir. Artan iç talebin enflasyonist baskı yaratmaması, Japonya ekonomisinde görülen önemli diğer bir gelişmedir.

Fransa'da işsizlik en önemli sorun olmaya devam etmiştir.

Fransa ekonomisi açısından 1996 yılı oldukça güç bir yıl olmuştur. Fransa'da GSYİH'nın, bir önceki yıla göre önemli ölçüde gerileyerek yüzde 1,3 oranında büyümüş olması beklenmektedir. TÜFE bir önceki yıla göre yüzde 2 oranında artarken, bütçe açığının GSYİH'ya oranı yüzde 4,9'dan, yüzde 4,6'ya gerilemiştir. İşsizlik oranı artmaya devam etmiş ve 1995 yılında yüzde 11,8 olan bu oran, 1996 yılında yüzde 12,4'e çıkmıştır. Fransız frankı yıl boyunca Alman markı karşısında değer kaybetmiştir. Bunun nedenlerinden ilki Fransa Cumhurbaşkanı'nın 1 frankın 7 euro olması yolundaki isteği, ikincisi ise kamyon sürücülerinin ülke çapındaki grevleridir.

İngiltere ekonomisi yüzde 6,7 ile 1991 yılından bu yana en düşük işsizlik oranına 1996 yılında ulaşmıştır. GSYİH'nın da yüzde 2,4 oranında büyümüş olması beklenmektedir. Büyümenin temel nedeni özel tüketimdeki artıştır. İç talepteki bu canlılık sadece tüketim malları üretimini artırmakla kalmamış, aynı zamanda ara ve sermaye malları üretim artışını da teşvik etmiştir. İngiliz sterlini'nin, uluslararası piyasalarda değerini koruması, girdi maliyetlerindeki artışı önemli ölçüde etkilemiş ve iç talepteki canlılığa rağmen TÜFE'deki artış bir önceki yıla göre gerilemiş ve yüzde 2,5'de kalmıştır.

İngiltere, işsizlikle beraber enflasyon oranını düşürmüştür.

İtalya'da bütçe açığı ve büyümede azalma görülmüştür.

İtalya ekonomisinde 1996 yılı stabilizasyon çalışmalarının yoğunlaştığı bir yıl olmuştur. Bütçe açığının GSYİH'ya oranı yüzde 7,4'den yüzde 6,7'ye düşürülürken, uzun ve kısa dönem faiz oranlarında da düşüşler gerçekleşmiştir. Fakat İtalyan liretinin diğer para birimlerinin yanında güçlü kalması, bir yandan enflasyon oranının düşük kalmasını sağlarken diğer yandan ihracatı önemli ölçüde azaltmış, sonuç olarak 1995 yılında yüzde 3 olan GSYİH artışı, 1996 yılında binde 8 oranına gerilemiştir. Avrupa Para Birliği'nin döviz kuru mekanizmasına 25 Kasım'da tekrar katılan İtalya, Para Birliği'ne katılmak için gerekli fakat tek başına yeterli olmayan şartlardan birini yerine getirmiş bulunmaktadır.

Kanada'da bütçe açığı azalmıştır.

Kanada Merkez Bankası'nın genişletici para politikası izleyerek 1995'in Mayıs ayında faiz oranlarını düşürmesi, meyvesini ancak 1996 yılının üçüncü üç aylık döneminde vermiştir. Bu dönemde GSYİH bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,3 oranında büyümüştür. Fakat yılın ilk yarısında ekonominin performansının iyi olmaması nedeniyle, 1996 yılında GSYİH'nın yüzde 1,4 oranında artmış olması beklenmektedir. Kanada, 1996 yılında bütçe açığını kapatma konusunda oldukça başarılı olmuş ve bütçe açığının GSYİH'ya oranı yüzde 3,7'den, yüzde 2,7'ye gerilemiştir. Kanada dolarının gereğinden daha az değerli olması ve bunun yanısıra emek maliyetinin düşük olması ihracatı desteklemiştir. Kanada ekonomisinin düşük kapasite kullanımı ve ucuz işgücü maliyeti enflasyonu makul seviyelerde tutmayı kolaylaştırmaktadır. Kanada'da 1996 yılında TÜFE'nin yüzde 1,5 oranında artmış olması beklenmektedir.

I.1.2. Gelişmekte Olan Ülkeler

Gelişmekte olan ülkelerde 1995 yılında ortalama yüzde 5,9 düzeyinde gerçekleşen büyüme hızının, 1996 yılında yüzde 6,3 olması beklenmektedir. Gelişmekte olan ülkelerde 1994 ve 1995 yıllarında sırasıyla yüzde 46,8 ve 19,8 olan TÜFE'nin artış oranının, 1996 yılında yüzde 13,3'e düşmesi beklenmektedir. Enflasyon oranlarında 1994 yılından bu yana gözlenen önemli düşüş, gelişmekte olan ülkelerin çoğunda özelleştirme çalışmalarını hızlandırarak kamu kesimini küçültme ve dış ticaretlerini liberalleştirerek ekonomilerini rekabete açma çabalarının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Gelişmekte olan ülkeler enflasyonu düşürme konusunda başarılı olurken, aynı başarıyı bütçe açıklarını daraltma konusunda gösterememişlerdir.

Meksika'da 1994'de başlayan ve daha sonra tüm Latin Amerika ülkelerini etkileyen krizin yol açtığı üretim kaybının etkisi, 1996 yılında zayıflamıştır. Latin Amerika ülkelerinin 1996 yılında yüzde 3 oranında büyümüş olması beklenmektedir. Latin Amerika ülkelerinden Arjantin'de büyüme yeniden başlamış görünmektedir. 1995 yılında Arjantin'de GSYİH yüzde 4,6 oranında gerilerken, 1996 yılında yüzde 3,5 oranında büyümüş olması beklenmektedir. Arjantin, 1996 yılında Eurobond piyasasından 7 milyar ABD doları borçlanmıştır. Büyük ölçüde yabancı sermayeyi ülkesine çekmeyi başaran Arjantin, enflasyonu düşürme konusunda da önemli gelişmeler sağlamış ve 1996 yılında enflasyon oranını binde 3'e çekmiştir. Brezilya'da, Real Planı çerçevesinde uygulamaya başlanan istikrar programı sonuçlarını vermeye devam etmiş ve enflasyon 1995'teki yüzde 67,4'lük düzeyinden, 1996 yılında yüzde 12,6'ya indirilmiştir. GSYİH'daki artış 1995 yılında yüzde 4,1 iken, 1996 yılında bu oranın yüzde 3,5'e gerilemiş olduğu tahmin edilmektedir. Şili'de 1996 yılında uygulamaya konulan daraltıcı para politikası başarılı olmuş ve enflasyon oranı Merkez Bankası'nın hedefi olan yüzde 6,5'e düşürülmüştür. Bir önceki yıl yüzde 8,5 oranında gerçekleşen ekonomik büyüme, 1996'da ılımlı bir şekilde yavaşlamış ve büyüme oranı yüzde 6,5'e gerilemiştir.

Meksika ekonomisi, beklentilerin aksine 1994 yılı sonunda girdiği krizden kurtularak iyileşme safhasına girmiştir. GSYİH 1995 yılında yaklaşık yüzde 7 azalırken, 1996 yılında büyümenin yüzde 3,5 oranında gerçekleşmiş olduğu tahmin edilmektedir. Büyüme hızındaki bu artışa rağmen, gelişme sadece Meksika'nın dış ticaretini gerçekleştiren ve yaklaşık 600 şirketin faaliyet gösterdiği ihracat sektörü ile sınırlanmıştır. Meksika'da uygulanan sıkı kredi ve mali istikrar karışımı ortodoks politikalar, finansal piyasaların 1995 yılındaki dalgalanmalardan sonra istikrar kazanmasına imkan sağlamıştır. Kurlar 1996 yılı boyunca kontrollü bir şekilde artmış ve Şubat ayında yüzde 52 ile zirveye ulaşan enflasyon oranının Ağustos ayında yıllık yüzde 30 düzeyine indirilmesine yardımcı olmuştur. Meksika'nın yaşadığı finansal kriz, bankacılık sektörünü önemli ölçüde etkilemiştir. Beş yıl içinde Meksika bankacılık sisteminin yüzde 50'sinin yabancı bankaların eline geçme ihtimali olduğu uluslararası çevrelerce tahmin edilmektedir. Bunun temel nedeni kriz sırasında sermayeleri eriyen bankaların yabancı ortak bularak krizden kurtulmaya çalışmalarıdır.

Afrika'da bulunan gelişmekte olan ülkelerde ise büyüme oranları artmış ve diğer gelişmekte olan ülkeler düzeyine yaklaşmıştır. Afrika ülkelerinde 1994 ve 1995 yıllarında sırasıyla ortalama yüzde 2,9 ve 3 olarak gerçekleşen büyüme oranının 1996 yılında yüzde 5 olarak gerçekleşmiş olduğu beklenmektedir.

Asya'da ihracata bağlı büyüme stratejisi izleyen ülkelerde, büyümenin yavaşlayarak devam ettiği görülmektedir. Bu ülkelerdeki büyümenin yavaşlamasının, büyümenin enflasyon üzerinde yaratabileceği baskıyı hafiflettiği söylenebilir. Asya ülkelerinin 1996 yılında ortalama yüzde 8 oranında büyümüş olduğu beklenmektedir. Asya ülkelerinde hızlı büyümeye paralel olarak enflasyonist baskıların artması ve cari işlemler dengesindeki bozulmalar ülkelerin bir takım önlemler almasını gerekli kılmıştır. Uzun süredir yüzde 10'un üzerinde büyüyen Çin'de, bu yıl Gayri Safi Milli Hasıla (GSMH) büyüme hızının yüzde 9,5'e gerilemesi beklenmektedir. Yıllık ortalama enflasyon bir önceki yıla göre yarı yarıya azalarak yüzde 8,5'e düşmüştür.

Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası, aşırı borçlu ülkelerin borç sorunlarını çözmek amacıyla, 1996 yılının Nisan ayında toplanan Geçici ve Kalkınma Komitelerine bir taslak sunmuştur.

Eski Merkezi Planlı Avrupa Ekonomileri ve Bağımsız Devletler Tapluluğuna bağlı ülkelerde enflasyon düşerken, büyüme oranlarında iyileşmeler gözlenmiştir.

I.1.3. Eski Merkezi Planlı Avrupa Ekonomileri ve Bağımsız Devletler Topluluğu

Uzun yıllardır reform ve stabilizasyon çalışmalarını devam ettiren bu ülkelerde, süregelen üretim kaybı 1996 yılında yerini çok güçlü olmasa da bir büyümeye bırakmıştır. Bu büyümenin temelinde iç talep baskısının yanısıra artan ihracatın payı büyüktür. Bununla beraber, önemli ölçüde yabancı sermaye yatırımının bu ülkelere kayması da bu ülkelerin serbest piyasa ekonomisini hayata geçirmelerini kolaylaştıran bir etken olmuştur. Rusya, 1996 yılında kısıtlayıcı maliye politikaları sonucunda enflasyon oranını yüzde 21'e düşürmeyi başarmıştır, ancak büyüme konusunda aynı başarıyı gösteremediğinden GSMH'sının 1996 yılında yüzde 5 oranında düşmüş olduğu beklenmektedir. Polonya'da ise yoğun özelleştirme programı başarıyla uygulanmaktadır. Polonya'ya 1995 yılının tümünde gelen doğrudan yabancı sermaye yatırımı 2 milyar ABD doları iken bu miktar 1996 yılının ilk yarısında 2,5 milyar ABD doları olmuştur. Estonya, Litvanya ve Latvia gibi ülkelerde enflasyon başarılı bir şekilde düşürülmüş, Hırvatistan'da ise fiyat artışları 1994 yılında yüzde 94 iken, 1995 ve 1996 yıllarında yüzde 3 oranına düşmüştür. Bu grup ülkeler içinde en başarılısı olan Slovak Cumhuriyeti, 1995 ve 1996 yıllarında yüzde 7,4 ve 6,5 oranında büyümüş, enflasyon oranını da 1996 yılında yüzde 6 oranına düşürmeyi başarmıştır.

Arnavutlukta, 1996 yılında büyümenin yüzde 8,6'dan, yüzde 7'ye gerilmesi beklenirken enflasyon oranı yüzde 8'den yüzde 12'ye yükselmiştir. Arnavutluk'ta 1996 yılının son aylarında başlayan banker krizi iç karışıklara ve siyasi belirsizliklere neden olmuştur.

GSYİH'sı savaş öncesinin yüzde 25'i oranına gerileyen Bosna-Hersek Cumhuriyeti'nde işsizlik oranı yüzde 65'e ulaşmıştır. 1996 yılının ilk altı ayında sanayi üretimi geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 70 oranında artmıştır. Bu oran 1991 yılı ortalama sanayi üretiminin yüzde 8 oranına karşılık gelmektedir. İstihdamdaki artış, 1995 yılında yüzde 50 iken, 1996 yılının ilk yarısında yüzde 10 civarında kalmıştır. Bosna-Hersek Cumhuriyeti'nin 1996 yılında aldığı önemli miktardaki dış yardımlar ücretleri 1996 yılında 1995 yılına göre önemli ölçüde artırmıştır. Enflasyon oranı 1995 yılında yüzde 40 iken, 1996 yılının ilk altı ayında sadece yüzde 4 oranında kalmıştır. Sabit döviz kuru sistemi ve ithalatın artması enflasyon oranının düşük kalmasının en önemli nedenleri olarak gösterilebilir. 1994 yılında bu yana daraltıcı para politikası uygulanan Bosna-Hersek Cumhuriyeti'nde hükümete Merkez Bankası tarafından açılan krediler her yıl gerilemektedir. Bütçe gelirlerinin bütçe harcamalarına eşit olduğu Bosna-Hersek Cumhuriyeti ekonomisinde savaş sonrası makro ekonomik dengeleri sarsabilecek potansiyel harcamaların bulunduğu görülmektedir.

Sırp Cumhuriyeti'nde sanayi ve zirai üretim 1995 yılında sırasıyla yüzde 15 ve yüzde 30 oranında düşmüştür. Birleşmiş Milletler'in Sırp Cumhuriyeti'ne uyguladığı mali ve siyasi yaptırımlar üretim düşüşünün en önemli nedenleridir. İşsizlik oranı yüzde 60'ların üzerinde olan Sırp Cumhuriyeti'nde, enflasyon oranı Federal Yugoslav Cumhuriyeti'ndeki gelişmelerle paralellik taşımaktadır. Sırp Cumhuriyeti'nde 1995 yılında enflasyon oranı yüzde 200 iken 1996 yılının ilk altı ayında yüzde 11 oranında gerileme kaydetmiştir.

Piyasa ekonomisine uyum sağlamakta zorlanan ülkelerde, ekonomik reformların ertelenmesi ve politika tercihlerinde yapılan hatalar, finansal piyasalarda istikrarsızlığa yol açmıştır. Kamu ve bankacılık sektöründe disiplinin sağlanamaması 1996 yılında Bulgaristan ekonomisini derin bir krize sokmuştur. Bu ülkede, IMF'in destek verdiği bir uyum programı çerçevesinde ekonomik durumun iyileştirilmesi için çaba gösterilmesine rağmen büyüme durmuş ve enflasyon yüzde 70'leri bulmuştur.

I.1.4. Dünya Ticareti

Dünya ticaret hacminin 1994 ve 1995 yıllarında yüzde 8,8 ve 8,9 oranında arttıktan sonra 1996 yılında yüzde 6,7 oranında artmış olduğu tahmin edilmektedir. Sanayileşmiş ülkelerin ticaret hacimlerindeki artış hızı yüzde 7,8'den, yüzde 5,3'e düşerken, gelişmekte olan ülkelerin ticaret hacimlerinde önemli bir artış olmamıştır. Dünya'da büyümenin artarak sürmesine rağmen ticaret hacmi artış hızının gerilemesinin nedenleri, Asya'da ihracata bağlı büyüme stratejisi izleyen ülkelerin 1990'ların başından bu yana çok hızlı büyümeleri ve bunun enflasyon baskısı yaratması nedeniyle büyümelerini yavaşlatmaları ve Avrupa ülkelerinin yarı iletken ve elektronik ürünlere olan talebinin azalmasıdır.

ABD'de, cari işlemler açığının GSYİH'ya oranı 1995 ve 1996 yıllarında değişmeyerek yüzde 2'de kalmıştır. Japonya'da ise 1996 yılında cari işlemler fazlası 1990 yılından bu yana en düşük düzeyine ulaşmıştır. Japonya'nın 1994 ve 1995 yıllarında cari işlemler fazlasının GSYİH'ya oranı sırasıyla yüzde 2,8 ve 2,2 iken 1996 yılında bu oranın yüzde 1,4'e düşmüş olduğu beklenmektedir. Bunun temel nedenleri, Japonya'daki iç talep genişlemesi ve 1994 yılı ve 1995 yılı başında Japon yeninin değerlenmesinin gecikmeli olarak ihracatı azaltıcı etki yaratması olarak sayılabilir. Almanya'da iç talebin 1996 yılında çok fazla artmaması nedeniyle cari işlemler açığında ılımlı bir düşme beklenmektedir.

Dünya ticaret hacmi elektronik ürünler piyasasındaki durgun-luğa paralel olarak azaldı.

Gelişmekte olan ülkelerde ise, artan iç talep baskısı ve yabancı sermaye akımlarının büyümesi sonucunda artan ekonomik büyüme ithalatın artmasına neden olmuş bu da 1996 yılında cari işlemler açığını yükseltmiştir. Latin Amerika ülkelerinden Meksika'da, 1994 yılında GSYİH'nın yüzde 8'ine ulaşan cari işlemler açığı 1995 yılında ekonominin içine girdiği durgunluk nedeniyle gerilemiş, 1996 yılında ise hafif bir artış göstermiştir. Asya'daki gelişmekte olan ülkelerde ise aşırı büyümenin sonucunda cari işlemler dengesinde bozulmalar görülmüştür. Tayland ve Malezya'da iç talebin daraltılması sonucunda cari işlemler açığı azaltılmıştır. Çin'in 1996 yılında ihracatı azalmış, bunun yanısıra özellikle hammadde ve yatırım malları ithalatı artmıştır. Güney Kore'de ihracat azalmış, cari işlemler açığı ise artmıştır.

I.1.5. Uluslararası Mali Piyasalar

Sanayileşmiş ülkelerde farklı devresel gelişmeler ve bütçe disiplininin sağlanması konusunda varılan uzlaşma 1996 yılında finans piyasalarını önemli ölçüde etkilemiştir. Kanada ve birçok Avrupa ülkesinde 1996 yılının başlarında zayıf ekonomik büyüme ve düşük enflasyon, gevşek para politikası uygulamasına dolayısıyla da kısa vadeli faiz oranlarının düşmesine neden olmuştur. Avrupa Para Birliği'ne zamanında ulaşılması konusunda para piyasalarındaki iyimser hava Almanya'daki faiz oranları ile diğer Avrupa ülkeleri faiz oranları arasındaki farkın giderek azalmasını sağlamıştır. Nisan ayında Almanya Merkez Bankası Lombard faiz oranını düşürmüştür. Ağustos ayında Almanya'da M3 para arzındaki yavaş büyüme nedeniyle Almanya Merkez Bankası para piyasası faiz oranlarını azaltmak için repo faiz oranını düşürünce başta Fransa olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde para piyasası faiz oranları düşmüştür. Japonya ve Amerika'da ise ekonomik büyümenin daha kuvvetli olması nedeniyle kısa vadeli faiz oranlarında değişme pek fazla olmamış, bazen hafif yükselmeler şeklinde ortaya çıkmıştır. Amerika'da 1996 yılının üçüncü üç aylık döneminde ekonomik büyümenin enflasyonist baskı yaratmaması sonucu beklenenin tersine FED faiz oranlarını değiştirmemiştir.

Uzun dönem faiz oranları Amerika başta olmak üzere sanayileşmiş ülkelerde 1996 yılının başlarında yükselmiş, fakat yıl içinde ülkelerin bütçe disiplinine ilişkin beklentilerde olumlu gelişmeler söz konusu olduğu veya ekonomik göstergelerin enflasyonist baskı yaratmadığı durumlarda düşüş eğilimine girmiştir. Genellikle sanayileşmiş ülkeler arasında uzun dönem faiz oranları yıl içinde birbirinden farklı eğilimler izlemiştir. Amerika'da 1996 yılının ortalarına doğru ekonomik büyümenin canlanması sonucu, faiz oranlarının artacağı beklentisinin ağırlık kazanmasının ve denk bütçe konusunda uzlaşma beklentilerinin yok olmasının etkisiyle uzun dönem faiz oranları yükselmiştir. Uzun dönem faiz oranları 1996 yılının son üç aylık döneminde düşüş trendine girdiyse de yıl sonu itibariyle faiz oranları yılın başına oranla yüksek düzeylerde gerçekleşmiştir. Avrupa Para Birliği kriterlerini tutturmaya çalışan Avrupa ülkelerinden Almanya'da Maastricht bütçe kriterine uyum sağlama konusundaki olumsuz gelişmeler tahvil getirilerini yükseltmiştir. İtalya, İspanya ve Fransa'da ise bütçe kriterine uyum sağlama konusunda olumlu gelişmeler görülmüştür. Bu da İtalya ve İspanya'da tahvil getirilerinin düşmesine yol açarken Fransa'da uzun dönem faiz oranlarının yükselmesini engellemiştir.

Uluslararası döviz piyasalarında 1996 yılı ikinci üç aylık dönemden itibaren Avrupa Birliği döviz kuru mekanizmasındaki milli paraların merkezi pariteye daha yakın bir aralıkta dalgalanmaya başlaması, düşük enflasyon ve Avrupa Para Birliği'ne zamanında ulaşılması konusunda Avrupa ülkelerinin gösterdiği kararlılık, döviz piyasalarında istikrara ulaşılmasında önemli ölçüde rol oynamıştır. Döviz piyasasındaki istikrar ve sanayileşmiş ülkelerde döviz kurlarının ekonomik göstergelerle tutarlı hale gelmesi nedeniyle sanayileşmiş ülke merkez bankalarının piyasalara müdahale etme gereksinimi azalmış ve 1996 yılında resmi döviz rezervleri 1995'te olduğundan daha az artmıştır. Uluslararası faiz oranlarındaki farklılıkların ABD doları cinsinden yatırım araçları lehine gelişmesi ve Amerika'da ekonomik büyüme performansının güçlü olması, ABD dolarının birçok para birimi karşısında değer kazanmasına neden olmuştur. Japonya'da cari işlemler fazlasının azalması sonucu Japon yeni 1993 yılına göre 1996 yılında reel olarak değer kaybetmiştir. ABD dolarının 1996 yılında Japon yeni ve Alman markı karşısında değer kazanması ile İtalyan liretinin değerlenmesi, ABD doları ve İtalyan liretinin kendi ülkelerindeki ekonomik göstergelerle daha tutarlı hale gelmesi olarak yorumlanmıştır.

Uluslararası sermaye piyasalarındaki faaliyetler 1996 yılı Ocak-Eylül döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 30 artış göstermiştir. Uluslararası tahvil arzı bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 50,5 artmış ve 522,4 milyar ABD doları olmuştur. Döviz repo muamelesi fiyat aralıklarının genişlemesi ve ABD dolarının döviz piyasalarında değer kazanması, euro-dolar cinsinden düz tahvillere talebin artmasını sağlamıştır. Ayrıca yüksek miktarda euro-dolar cinsinden varlığa dayalı tahvil arzı gerçekleşmesi, değişken faizli senet arzının artışını sağlamıştır. Hisse senedi ile değiştirilebilir tahvil arzındaki artış ise düz tahvil getirilerinin düşük, hisse senedi fiyatlarının ise yüksek olmasından kaynaklanmıştır. Bu gelişmeler sonucunda ABD doları cinsinden toplam tahvil arzının pazar payı yüzde 38,9'dan, yüzde 41,9'a yükselmiştir. Alman kamu sektörü tahvillerinin ve ipotek karşılığı çıkarılan tahvillerin uluslararası sermaye piyasalarında talep görmesi Alman markı cinsinden tahvil arzını artırmıştır.

Uluslararası tahvil piyasalarından yüksek miktarda fon sağlayan sektörler Amerika'da bankacılık sektörü dışındaki özel finans kuruluşları, Almanya'da ise bankacılık sektörü olmuştur. Uluslararası tahvil piyasalarından borçlanan ülkeler arasında OECD ülkeleri yüzde 86,7 pay ile birinci sırada yer almıştır. Özelleştirme çabaları 1996 yılının son üç aylık döneminde hisse senedi piyasalarını olumlu etkilemiştir. Uluslararası hisse senedi arzı 1996 yılının Ocak-Eylül dönemini kapsayan sürede yıllık yüzde 76 artmıştır. Ayrıca 1996 yılında sanayileşmiş ülkelerde hisse senedi fiyatları birbirine paralel bir yapı sergilemiştir. Sanayileşmiş ülkelerin hisse senedi fiyatlarındaki artış 1996 yılında 1995'dekinden daha yavaş gerçekleşmiştir. Bu gelişme, söz konusu ülkelerdeki tahvil piyasalarındaki canlanmaya bağlanmaktadır. Buna karşın, Almanya ve Fransa'da ise hisse senedi fiyatları 1995'e göre daha canlı bir seyir sergilemiştir. Eylül ayında sanayileşmiş ülkelerin hisse senedi fiyat endeksi yıl başına oranla yüzde 6 ile 12 arasında değişen oranda artış kaydetmiştir. En fazla hisse senedi ihraç eden ülkeler sırasıyla Amerika, İsveç, İngiltere, İtalya, Fransa ve Almanya olmuştur.

Uluslararası sendikasyon kredisi miktarlarında 1996 yılı Ocak-Eylül döneminde bir önceki yılın aynı dönemine göre değişme olmamış ve kredi miktarı 258 milyar ABD doları düzeyini korumuştur. Sendikasyon kredilerini 1995 yılında daha çok piyasada fiyat belirleyebilecek büyüklükteki finans kuruluşları kullanırken, 1996 yılında anonim şirketler kullanmıştır. OECD ülkelerinde sendikasyon kredisi kullananlar için ortalama maliyet yükselmiştir. Bu da sendikasyon kredisinden yararlananların kredibilitesinin düşük olduğunu göstermektedir.

Değişken faizli kredi olanaklarından yararlanmak isteyenler, bankalar aracılığı ile sendikasyon kredilerinden yararlanmak yerine değişken faizli senet arzı ile sermaye piyasalarından yararlanmayı tercih etmişlerdir.

Uluslararası orta vadeli borçlanma imkanlarında 1996 yılının ilk 11 ayında yıllık yüzde 29 artış sağlanmıştır. Orta vadeli borçlanma imkanlarında, euro-ticari senet ve euro-orta vadeli senet arzı önemli ölçüde artmıştır. Euro-orta vadeli senet arzında 1996 yılı Ocak-Eylül döneminde yıllık yüzde 15,2 artış sağlanmıştır. Son yıllarda euro-orta vadeli senetler, euro-ticari senetlerden daha fazla talep edilirken, 1995 yılının son üç aylık döneminden itibaren birçok yatırımcının kısa vadeli fon kullanımında euro-ticari senetlerini daha esnek bir araç olarak görmelerinin etkisiyle euro-ticari senetlerine talep tekrar artmış ve 1996 yılı Ocal Eylül döneminde OECD ülkelerinde euro-ticari senet ihracında yıllık yüzde 179,3 artış sağlanmıştır.

Avrupa, sermaye piyasasındaki gelişmelere Maastricht Antlaşmasının getirdiği ekonomik yakınlaşma kriteri damgasını vurmuştur.

Gelişmekte olan ülkelerde döviz piyasaları 1996 yılının ilk altı aylık döneminde bu ülkelere olan sermaye akışındaki artış ve ekonomik daralma nedeniyle daha istikrarlı bir yapıya kavuşmuştur. Gelişmekte olan Asya ülkelerine giren sermayenin önemli ölçüde artması birçok Asya ülkesi paralarının değerlenmesi yönünde baskı yaratmıştır. Ayrıca gelişmekte olan ülkelerin hisse senedi piyasalarında talebin artması nedeniyle hisse senedi fiyatları 1996 yılının ilk altı aylık döneminde yükselmiştir. Latin Amerika ülkelerinde faiz oranlarının düşmesi hisse senedi fiyatlarının artmasına yol açmıştır. Asya ülkelerinde 1996 yılının son aylarında hisse senedi fiyatları, daraltıcı para politikası, bazı Doğu Asya ülkelerinde ihracat artışının yavaşlaması ve politik istikrarsızlığın etkisiyle düşmüştür. Önemli ölçüde artış gösteren net sermaye akışının büyük bir kısmı gelişmekte olan Asya ülkelerine olmuş ve bunun büyük bir kısmı doğrudan yatırımlar olarak gerçekleşmiştir. Meksika da dahil olmak üzere Latin Amerika ülkelerinde istikrarın sağlanması ve yatırımcı güveninin artması sonucu bu ülkelere sermaye girişi önemli ölçüde artmıştır. Piyasa ekonomisine geçmekte olan ülkelerden Çek Cumhuriyeti'ne olan sermaye akışı, cari işlemler açığının artması, Çek kronunun değerlenmesi beklentisinin zayıflaması ve mali piyasalardaki istikrarsızlık nedeniyle azalmıştır. Gelişmekte olan Asya ülkelerinde altyapı projelerinin finansman ihtiyacı ve özelleştirme programlarının ilerlemesi sonucu gelişmekte olan Asya ülkelerine sermaye girişinin 1997 yılında da artacağı beklentisi güçlenmiştir. Ayrıca gelişmekte olan ülkelerin güçlü ekonomik büyüme göstermesi ve sanayileşmiş ülkelerde faiz oranlarının düşük seviyelerde kalması durumunda, gelişmekte olan ülkelere net sermaye girişinin 1997 yılında daha da artması beklenmektedir.

I.1.6. Ekonomik Bütünleşme Hareketleri

Başlama tarihi 1 Ocak 1999 olarak planlanan, Avrupa Birliği'nin üçüncü ve son aşaması olan Para Birliği'ne katılmak için gerekli ekonomik yakınlaşma koşullarını gerçekleştirmeye çalışan üye ülkelerin çoğu bu konuda başarılı olamamıştır. Avrupa Birliği'ne (AB) üye ülkelerden Danimarka, Lüksemburg ve İrlanda dışındakiler Para Birliği'ne geçiş için ön koşullardan biri olan bütçe açığının GSYİH'ya oranının yüzde 3 veya daha aşağısında olması kriterini 1996 yılında gerçekleştirememiştir. Uzun dönem faiz oranlarının, en düşük enflasyon oranına sahip üç üye ülkenin ortalamalarının yüzde 2 fazlası veya daha düşük olması kriteri ise Yunanistan ve İtalya, haricinde tüm AB ülkeleri tarafından gerçekleştirilmiştir. AB'ne üye ülkelerin paraları karşısında önemli oranda değer kaybeden ve Para Birliği'ne geçiş için ön koşullardan birini ihlal eden ve dolayısıyla 1992'de Avrupa Döviz Kuru Mekanizması dışında kalan İtalyan lireti, 25 Kasım 1996 tarihinde tekrar Döviz Kuru Mekanizması içine alınmıştır (Tablo I.1.6.1)

Para Birliği'ne katılmak için gerekli kriterleri sadece Danimarka, Lüksemburg ve İrlanda gerçekleştirmiştir.

Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği'ne (APEC) üye ekonomilerin ticaret yetkilileri, 1996 yılının ilk yarısında tamamlanma aşamasına gelen Toplu Eylem Planı'na son şeklini vermek üzere toplanmışlardır. 18 üye ekonomilerinin hepsi Bireysel Eylem Planları'nı 22-25 Mayıs 1996 tarihleri arasında gerçekleştirilen toplantıda sunmuşlardır. ABD, planında APEC'le ticaretinde önemli yer tutan enformasyon teknolojisi alanında, karşılıklı taviz ilkesine göre tarifeleri kaldırma teklifi getirmiştir. ABD diğer sektörlerde de gümrük vergilerinin liberalizasyonu teklifine planında yer vermemektedir.

APEC çerçevesinde yürütülen ticareti serbestleştirme görüşmeleri, Temmuz 1996'da Yeni Zelanda'nın Cristchurch kentinde yapılan Ticaret Bakanları düzeyindeki toplantıyla yeni bir boyut kazanmıştır. Yeni Zelanda'daki toplantıda 18 APEC üyesi ülkenin Ticaret Bakanları, 2020 yılında Asya-Pasifik bölgesinde serbest ticaret ve yatırım hedefine ulaşma yönünde halihazırda kaydedilen ilerlemeleri ve bu hedefe ulaşmada atılması gerekli adımları tartışmışlardır. TABLO I.1.6.1

MAASTRICHT ANTLAŞMASININ ÖNGÖRDÜĞÜ EKONOMİK YAKINLAŞMA KRİTERLERİNE İLİŞKİN ÜYE ÜLKELERİN 1996 DURUMLARI(1)


                                                                Ekono 
                                                                mik   
                                                         Döviz  Yakın- 
                                                          Kuru  laşma  
                      Uzun                               Mekani Kriter 
                     Dönem                               zmasın lerini 
                     Faiz                                da Bu  Sağla-
             Enflas  Oranla    Bütçe      Toplam Kamu    lunan  yabili 
             yon(3)  rı(4)    Açığı /    Borçları/GSYİH  Ülke   yor mu?
                              GSYİH                      ler    (7)    
                                                                      

                            1996 1997(5)  1996  1997(5)               
                                                                     

Almanya       1,4    6,28   4,0    3,2    61,5   62,4    evet  hayır  

Fransa        2,1    6,52   4,0    3,0    56,0   57,8    evet  hayır  

İtalya        4,4   10,01   6,4    4,5   123,0   122,0   evet  hayır  

İngiltere     2,5    7,95   4,5    3,5    56,0   58,0   hayır  hayır  

Belçika       1,9    6,63   3,1    2,9   132,2   127,0   evet  hayır  

Danimarka     2,0    7,31   0,9    0,6   71,0(6) 68,7    evet   evet  

Yunanistan    8,6    ---    8,1    6,9   111,8   114,4  hayır  hayır  

İrlanda       2,0    7,48   2,0    1,6   81,3(6) 77,3    evet   evet  

Lüksemburg(2) 1,3    6,63   -0,7   -0,3   6,2     6,8    evet   evet  

Hollanda      1,9    6,24   2,6    2,2    78,2   76,2    evet  hayır  

Portekiz      3,2    9,10   4,5    3,3    69,5   68,5    evet  hayır  

İspanya       3,8    9,13   5,0    3,5    65,0   66,0    evet  hayır  

Avusturya     1,8    6,45   4,6    3,1    72,4   73,9    evet  hayır  

Finlandiya(2) 0,5    7,24   3,2    1,4    61,8   61,0    evet  hayır  

İsveç(2)      0,9    8,45   4,0    2,6    78,1   78,0   hayır  hayır  

Kriter(8)     2,4    9,44   3,0    3,0    60,0   60,0                 



Kaynaklar: Banque Nationale De Paris, World Currency Outlook, Avrupa Komisyonu (Kamu Maliyesi); OECD (Enflasyon)

(1) Banque Nationale De Paris tahminleri : 1998 Nisan ayı sonu itibariyle Avrupa Para Birliğine katılma şansı yüzde 50'den fazla olan ülkeler sarı renkli gösterilmiştir.

(2) Enflasyon kriterini sağlayan en iyi üç üye ülke.

(3) Ekim 1996 sonu itibariyle yıllık hareketli ortalama; İrlanda için ikinci üç aylık dönem sonu itibariyle yıllık hareketli ortalama.

(4) Eylül ayı sonu itibariyle 12 aylık ortalama.

(5) Banque Nationale De Paris tahminleri.

(6) Danimarka ve İrlanda'nın toplam kamu borçlarının GSYİH'ya oranı yüzde 60'tan fazla olmasına rağmen kabul edilebilir bir açık olarak görülmektedir.

(7) Kamu maliyesi kriterleri konusunda tanınan esneklikler gözönüne alınarak yorumlanmıştır.

(8) En düşük enflasyon oranına sahip üç üye ülke enflasyon oranı ortalamasından en fazla 1.5 puan kriterinin sağlanması ile fiyat istikrarına kavuşulacaktır. Üye ülkeler arasında sağlanan ekonomik yakınlaşma istikrarlılığı uzun dönem nominal faiz oranları ile ölçülecektir. Uzun dönem nominal faiz oranları enflasyon oranları en düşük üç üye ülkenin uzun dönem faiz oranı ortalamasından en fazla 2 puan yukarı olabilir. 25 Kasım 1996 sonu itibariyle referans değerleri fiyatlarda yüzde 2,4, faiz oranlarında yüzde 9,44, bütçe açığı/GSYİH'da yüzde 3,0 ve toplam kamu borçları/GSYİH'da yüzde 60'tır.