I

 

DIŞ EKONOMİK GELİŞMELER(1)

 

I.1. DÜNYA EKONOMİSİ

Reel Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) büyüme hızı, dünya ölçeğinde bakıldığında 1997 yılında son 25 yılın ortalama düzeyinin üzerinde gerçekleşmiştir. Bu durumun önümüzdeki 10 yılda da devam etmesi beklenmektedir. Reel GSYİH büyüme hızının 1997 ve 1998 yıllarında yüzde 4,25 dolayında olacağı tahmin edilmektedir. Bu tahminler, sanayileşmiş ülkelerin iş çevrelerindeki iyimserlik, fiyat istikrarının sürdürüleceğine ilişkin gelişmeler, azalan mali dengesizlikler ve döviz kurlarına ilişkin orta vadeli beklentilerden kaynaklanmaktadır. Ayrıca eski merkezi planlı ekonomilerde ve gelişmekte olan ülkelerde görülen canlanma da dünyada ekonomik büyümeyi hızlandıracak faktörler arasında görülmektedir.

Sanayileşmiş ülkelerde 1997 yılında ılımlı ekonomik büyüme ile birlikte fiyat istikrarı sağlanmıştır. Bunun en açık örneğini, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve İngiltere'de sırasıyla yüzde 3,7 ve 3,3 olarak gerçekleşen reel GSYİH büyüme hızı ve tüketici fiyatları ile ölçüldüğünde yüzde 2,4 ve yüzde 2,6 olarak gerçekleşen enflasyon oranları oluşturmaktadır. Avrupa Birliği üyesi ülkelerde 1997 yılında, Yunanistan hariç, Maasthricht enflasyon kriterine erişilmiştir. Ekonomik büyüme 1996 ve 1997 yıllarında ihracat artışından kaynaklanmıştır. Batı Avrupa ülkelerinde ekonomik canlanma yayılmıştır. Bu ülkelerin ihracatının büyük bir kısmı, 1996 yılında gelişmekte olan Asya ve Orta Avrupa ülkelerine yönelmiştir.

Gelişmekte olan ülkelerde 1996 yılında gerçekleşen güçlü ekonomik büyüme 1997 yılında da, Güneydoğu Asya ülkeleri hariç, devam etmiştir. Güneydoğu Asya mali piyasalarında yaşanan krizin ekonomik büyüme üzerindeki olumsuz etkilerine rağmen Çin ve diğer Asya ülkelerinde hızlı büyüme gözlenmiştir.

  1. Bu bölümün hazırlanmasında, OECD, UNCTAD, IMF, BIS, çeşitli Merkez Bankaları, Bankalar ve finans kuruluşları yayınları kullanılmıştır.
Eski merkezi planlı ekonomilerde 1997 yılında reel GSYİH 1996 yılına göre önemli ölçüde artmıştır. Kapsamlı istikrar ve reform politikaları ve uluslararası ekonomik ve finansal sisteme entegre olma konusunda bu ülkeler adımlar atmışlardır.
TABLO I.1.1
DÜNYA EKONOMİK GÖSTERGELERİ
(Yıllık Yüzde Değişim)
 
 
1995
1996
1997(1)
1998(1)
ÜRETİM        
Dünya
3,7
4,1
4,2
4,3
Sanayileşmiş Ülkeler
2,1
2,4
2,8
2,6
Avrupa Birliği
2,5
1,7
2,5
2,8
Gelişmekte Olan Ülkeler
6,0
6,5
6,2
6,2
Geçiş Sürecindeki Ülkeler
-0,8
0,1
1,8
4,1
DÜNYA TİCARET HACMİ
9,5
6,3
7,7
6,8
İthalat        
Gelişmiş Ülkeler
8,9
6,1
7,1
6,4
Gelişmekte Olan Ülkeler
11,4
8,7
8,4
7,8
Geçiş Sürecindeki Ülkeler
17,0
6,7
9,5
8,5
İhracat        
Gelişmiş Ülkeler
8,8
5,5
8,2
6,6
Gelişmekte Olan Ülkeler
10,5
8,6
7,5
7,0
Geçiş Sürecindeki Ülkeler
14,9
4,3
5,3
7,1
TÜKETİCİ FİYATLARI        
Sanayileşmiş Ülkeler
2,3
2,2
2,1
2,1
Gelişmekte Olan Ülkeler
22,7
13,2
10,0
8,9
Geçiş Sürecindeki Ülkeler
119,2
40,4
32,3
14,1
ALTI AYLIK LIBOR FAİZLERİ (%)(2)        
ABD doları
6,1
5,6
5,9
6,3
Japon yeni
1,3
0,7
0,7
1,1
Alman markı
4,6
3,3
3,3
4,0
Kaynak: IMF, World Economic Outlook, Ekim 1997.

(1) Tahmin.

(2) Londra Bankalararası Borçlanma Oranları (LIBOR)

 

I.1.1. Sanayileşmiş Ülkeler

Sanayileşmiş ülkelerde 1997 yılında GSYİH'nın ortalama yüzde 2,8 arttığı tahmin edilmektedir. Öte yandan bu ülkelerde 1997 yılında fiyat istikrarı sürdürülmüştür. Tüketici fiyatlarında ortalama artışın yüzde 2,2'den yüzde 2,1'e gerilemesi beklenmektedir. Fiyat istikrarının sağlanması konusunda sanayileşmiş ülkeler paralel gelişme göstermiş, fakat üretim ve istihdam açısından gelişmeler farklı olmuştur.

İş gücü piyasası performansında son yıllarda farklı gelişmeler gözlenmiştir. ABD, İngiltere ve diğer gelişmiş ülkeler istihdam artışı ve istikrarlı büyüme göstermişlerdir. Almanya, Fransa ve İtalya'da ise esas olarak içsel faktörlerden kaynaklanan ekonomik yavaşlama, yüksek düzeyde işsizlik oranlarını getirmiştir.

ABD'de uygulanan istikrarlı makroekonomik politikalar, dinamik özel sektör ve ona uyumlu iş gücü piyasası, 1997 yılında düşük enflasyon ve azalan bütçe açığı ile birlikte üretim ve istihdam artışını sağlamıştır. İmalat sanayii ve hizmet sektöründe artan verimlilik sonucunda, ekonomik büyümeye ve istihdam artışına rağmen 1996 yılında enflasyonist bir baskı oluşmamıştır. Aynı yıl ücretlerde artış olmaması nedeniyle de özel tüketim artmamıştır. Ancak, bir önceki yıldan farklı olarak ücret gelirlerinde 1997 yılında artış görülmüş ve özel tüketim ekonomik büyümeyi desteklemiştir. Federal Reserve'in uyguladığı sıkı para politikasına karşın, borsada devam eden yükseliş ve gerek tüketici gerek iş dünyasındaki güven düzeyi, ekonominin aşırı ısınma riskinin halen mevcut olduğunu göstermektedir. Bu durum para politikasının daha da sıkılaştırılması olasılığını gündeme getirmektedir. Bütçe açığını azaltma konusunda 1992 ve 1996 yılları arasında kaydedilen olumlu gelişmeler 1997 yılında da devam etmiştir. Bütçe açığının azalmasında yardımcı etken, ekonominin güçlü olması sayesinde artan vergi gelirleridir. Yılın ikinci üç aylık döneminde işsizlik oranı yıllık yüzde 5'in altına düşmüştür. Tüketici fiyatları artış oranının 1996 yılına göre azalarak 1997 yılında yüzde 2,4 olarak gerçekleşeceği tahmin edilmektedir.

Japonya'da, iç talep artışı ve ihracatta görülen iyileşmenin etkisiyle ekonomik canlanma, 1996 sonlarında hızlanmış, 1997'nin ilk aylarında devam etmiş, sonra tüketim vergilerinin artırılışı ile zayıflamıştır. Ayrıca, Güneydoğu Asya ülkeleri mali piyasalarında yaşanan krizin, 1997 yılı ikinci altı aylık döneminde Japonya'nın ihracatını ve ekonomik büyümesini olumsuz etkilediği tahmin edilmektedir. Reel GSYİH'nın 1997 yılında yüzde 1,1 arttığı tahmin edilmektedir.

Almanya, Fransa ve İtalya'da ekonomik büyüme iç talebin yetersiz olması nedeniyle, görece zayıf gerçekleşmiş ancak, büyüme hızı, 1995 ve 1996 yıllarındaki zayıf performanstan sonra ihracattaki iyileşme sayesinde 1997 yılında yeniden artış eğilimine girmiştir. Güçlü ihracat performansı ve başarılı para politikası uygulamaları sonucunda Alman ve Fransız ekonomilerindeki iyileşme hız kazanmış ve piyasadaki güven artmaya başlamıştır. Reel GSYİH'nın Almanya ve Fransa'da 1997 yılında sırasıyla yüzde 2,3 ve yüzde 2,2 artması beklenmektedir.

İtalya'da ekonomik büyüme, Para Birliğine zamanında katılmak için kamu maliyesini dengeleme çalışmaları nedeniyle 1997 yılında kısmen zayıf kalmıştır. Reel GSYİH artış hızının diğer sanayileşmiş ülkelere göre daha düşük düzeyde gerçekleşerek 1997 yılında yüzde 1,2 artması beklenmektedir. Enflasyon oranının ise 1997 sonunda yüzde 1,75 düzeyinde kaldığı tahmin edilmektedir.

İngiltere'de ekonomik büyüme, üretimi potansiyel düzeye yaklaştırmış ve işsizliği azaltmıştır. Reel GSYİH'nın 1997 yılında yüzde 3,3 artmış olduğu tahmin edilmektedir. Bu gelişmede İngiliz sterlininde görülen değerlenmenin olumsuz etkilerini fazlası ile telafi eden iç talepteki artış rol oynamıştır. Bütçe Açığının GSYİH'ya oranının 1997 ve 1998 yıllarında yüzde 4 olması hedeflenmiştir.

I.1.2. Gelişmekte Olan Ülkeler

Gelişmekte olan ülkelerde 1996 yılında gerçekleşen güçlü ekonomik büyüme 1997 yılında da, Asya ülkeleri hariç, devam etmiştir. Gelişmekte olan ülkelerde 1996 yılında büyüme açısından farklılıklar görülmüştür. Latin Amerika ülkelerinde Meksika krizinin ardından ekonomik canlanma görülürken, Doğu Asya ülkelerinde ihracatın zayıflaması sonucu büyüme hızı yavaşlamıştır. Her iki bölgede artan sermaye girişi cari işlemler açığının finansmanında kullanılmış bu da büyümeyi olumlu etkilemiştir. Güneydoğu Asya ülkeleri mali piyasalarında yaşanan kriz, Asya bölgesinde ekonomik büyümenin 1997 yılında yavaşlamasına neden olmuştur. Gelişmekte olan ülkelerin birçoğunda enflasyon oranlarının düşmesi ve uygulanan sıkı mali politikalar, politik istikrarsızlıktan kaynaklanabilecek ekonomik riskleri azaltmıştır. Fakat gelişmekte olan ülkelerin bir kısmında görülen dış dengesizlikler ve zayıf bankacılık sektörü, yatırımcıların güvenini olumsuz etkilemiştir. Gelişmekte olan ülkelerde reel GSYİH'nın 1997 yılında yüzde 6'nın üzerinde büyümüş olduğu, tüketici fiyatları artış oranının da yüzde 10 düzeyinde gerçekleştiği tahmin edilmektedir.

Latin Amerika ülkelerinin bir çoğu 1996 yılında rekabetçi döviz kurları, büyüme ve fiyat istikrarının aynı anda sağlanması konusunda başarılı olamamışlardır. Nominal döviz kurunda istikrarın sağlanması ile enflasyon kontrol altına alınmaya çalışılmıştır. Latin Amerika ülkelerinde artan sermaye girişi ve canlı ekonomik büyüme, cari işlemler açığını arttırmıştır. Latin Amerika ülkelerinde ekonomik büyüme 1997 yılında da devam etmiştir. Yatırımlardaki canlanma ve artan bölge içi ticaret büyümeyi olumlu etkilemiştir. Reel GSYİH'nın 1997 yılında yüzde 4,1 büyüdüğü, tüketici fiyatlarındaki artışın da yıllık yüzde 20,5'den yüzde 13,5'e düşmüş olduğu beklenmektedir.

Latin Amerika ülkelerinde 1996 yılında görülen ekonomik canlanmada Arjantin ve Meksika ilk sıralarda yer alan ülkelerdir. Her iki ülkede de ihracata dayalı büyüme gerçekleşmiştir. Meksika'da devalüasyon ihracatın artmasında etkili olmuştur. Brezilya'daki reel döviz kuru artışı Arjantin'in ihracatını olumlu yönde etkilemiştir. Arjantin ve Meksika'da ekonomik canlanma 1997 yılında da devam etmiştir. Arjantin fiyat istikrarının sağlanmasında diğer Latin Amerika ülkelerine oranla daha başarılı olmuştur. Brezilya'da 1996 yılında büyüme oranı artış hızı yavaşlamıştır. İç talebin kontrol altına alınması için sıkı para politikası uygulanmıştır. Brezilya'da enflasyonun 1997 yılında da düşmeye devam ederek yıllık bazda yüzde 8'in altında gerçekleşmesi, reel GSYİH'nın yüzde 3,5 düzeyinde artması beklenmektedir. Şili'de 1996 yılında reel ücretlerdeki yükselme nedeniyle toplam talepte artış gözlenmiştir. Bu gelişmeyi kontrol etmek amacıyla da sıkı para ve mali politikalar uygulanmıştır. Şili'de 1997 yılında büyüme ve enflasyon, ekonominin aşırı ısınmasını önleyici tedbirler sonucu bir ölçüde yavaşlamıştır.

Kolombiya'da inşaat ve imalat sektöründe faaliyetlerin zayıflaması ve politik istikrarsızlık 1997 yılında ekonomik büyümenin zayıflamasına neden olmuş, reel GSYİH'nın yıllık yüzde 2 artmış olduğu öngörülmüştür. Venezuela'da ise ekonomik büyümenin yüzde 3,7 artması beklenmektedir. Venezuela'da enflasyon kronik bir şekilde yüksek kalmıştır.

Gelişmekte olan Asya ülkeleri son yıllarda hızlı bir büyüme sergilemişlerdir. Ancak 1997 yılının ikinci altı aylık döneminde, çeşitli etkenlerle bu ülkelerin finans piyasalarında istikrarsızlık yaşanmıştır. Ulusal para birimlerinin sürekli değer kazanan ABD dolarına endeksli olması finans piyasalarında istikrarsızlığın artmasında etkili olmuştur. Bu bölgedeki krizden, ilkönce bankacılık sektörü zayıf olan Tayland etkilenmiştir. Tayland'da yaşanan kriz Filipinler, Endonezya ve Malezya gibi diğer Güneydoğu Asya ülkelerini de etkilemiştir. Bu ülkeler adeta bir "domino etkisi" ile paralarını önemli ölçüde devalüe etmişler ve 1997 yılında ree1 büyüme kayıplarına uğramışlardır. 1997 yılı ilk altı aylık dönemde dünyada sanayi alanında faaliyetlerin canlanması ve ticaretin artması ile Filipinler, Endonezya ve Malezya'da ihracat artmışken, ikinci altı aylık dönemde yavaşlamıştır. Tayland, ekonomik büyümenin yavaşlamasının ve döviz piyasalarında yaşanan krizin ardından makro ekonomik politikalarda alınan yapısal uyum önlemlerine yönelerek cari işlemler açığının azalmasını hedeflemiştir. Malezya, Endonezya ve Filipinler ise ulusal paraların değer kaybetmesi sonucu ihracatın artması ve büyümüş olan cari işlemler açığının küçülmesini amaçlamıştır.

Çin'de enflasyonist baskılar 1997 yılında azalmıştır. Tüketici fiyatlarındaki yıllık artışın yüzde 4,5'e düştüğü tahmin edilmektedir. 1994 yılındaki yüzde 22'lik enflasyonla karşılaştırıldığında çarpıcı gelişme açıkca görülmektedir. Ekonomik büyümenin ise yüzde 9'un üzerinde gerçekleşmesi beklenmektedir.

Afrika ülkelerinde 1997 yılında ekonomik büyümenin, yaşanan kuraklık, iç savaş ve politik istikrarsızlık nedeniyle yüzde 5,2'den yüzde 3,7'ye düştüğü beklenmektedir.

Orta Doğu ülkeleri 1997 yılında da ekonomik büyüme açısından olumlu gelişmeler göstermeye devam etmiştir. Petrol fiyatlarının OPEC ülkelerinde (Petrol İhraç Eden Ülkeler Teşkilatı) 1997 yılı Eylül ayında 1996 yılı sonuna göre yüzde 5 düşüş göstermesine rağmen, Orta Doğu Ülkelerinde ortalama büyüme hızının 1997-98 yıllarında yüzde 4-5 aralığında olması beklenmektedir.

I.1.3. Eski Merkezi Planlı Avrupa Ekonomileri ve Bağımsız Devletler Topluluğu

Bu ülkelerin çoğunda 1997 yılında pozitif büyüme görülmüştür. Reel GSYİH'nın 1997 yılında yüzde 1,8 arttığı tahmin edilmektedir.

Kapsamlı istikrar ve reform politikaları uygulanan Polonya, Baltık ülkeleri, Çek ve Slovak Cumhuriyetleri, Macaristan ve Slovenya'da ılımlı bir enflasyonla birlikte görece yavaş bir büyüme görülmüştür. Ayrıca bu ülkeler uluslararası ekonomik ve finansal çevreye entegre olma konusunda önemli adımlar atmışlardır.

Çek ve Slovak Cumhuriyetlerinde döviz piyasalarındaki baskının etkisiyle 1997 yılında ekonomik büyümenin yavaşlamış olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca Çek ve Slovak Cumhuriyetlerinde güçlü ithalat talebi ve ulusal paraların değer kazanması sonucu cari işlemler açığının GSYİH'ya oranı yüzde 8'in üzerinde gerçekleşmiştir.

Polonya'da 1997 yılının ilk altı ayında ekonomik büyüme iç talebin artması sonucu yıllık yüzde 7'nin üzerinde gerçekleşmiştir. Diğer taraftan sermaye mallarına olan talep sonucu ithalatın artmasıyla cari işlemler açık vermiştir. Polonya'ya 1997 yılında giden sermaye daha çok doğrudan yatırımlar olarak gerçekleşmiştir.

Rusya'da ekonomik faaliyetlerin 1997 yılında yeniden canlanmaya başladığı görülmüştür. Rusya enflasyonla mücadelede 1997 yılında başarılı olmuştur. 1997 yılının ortasında on iki aylık enflasyon yüzde 15'in altına düşmüştür. 1996 yılında tüketici fiyatlarında yıllık yüzde 48 olan artışın 1997 yılı sonunda yüzde 16 olarak gerçekleştiği beklenmektedir.

Arnavutluk'ta 1995 ve 1996 yıllarında reel GSYİH yüzde 8,9 ve yüzde 8,2 artış gösterirken 1997 yılında yüzde 10 düzeyinde düşüş göstermesi beklenmektedir.

Sıkı maliye politikaları uygulayan ve yapısal reformları gerçekleştiren eski Sovyetler Birliği ülkelerinin birçoğu enflasyonla mücadelede başarılı olmuşlardır. Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, Kazakistan ve Kırgız Cumhuriyeti genellikle 1997 yılında istikrarlı büyüme ile birlikte düşük enflasyonu sağlamışlardır. Ermenistan ve Azerbaycan'da on iki aylık enflasyon oranı 1997 yılının ortasında tek haneye, Gürcistan ve Rusya'da ise yüzde 15'in altına düşmüş, Kazakistan ve Ukrayna'da ise yüzde 20-25 aralığında gerçekleşmiştir. Türkmenistan ve Özbekistan, mali politikalardaki gevşek uygulama sonucu enflasyonla mücadelede başarılı olamamışlardır.

Macaristan'da ekonomik büyüme 1996 yılının tersine 1997 yılında canlanma göstermiş, enflasyon düşme eğilimine girmiştir.

Makroekonomik istikrarın sağlanması amacıyla birtakım önlemler alınan Bulgaristan'da üretim 1997 yılında düşüş göstermiştir. 1996 yılında ve 1997 yılının başında bankacılık sektöründe yaşanan kriz ekonomiyi olumsuz etkilemiştir. Şubat 1997'den itibaren uygulanan istikrar programı kapsamında Para Kurulu'nun oluşturulmasına karar verilmiştir. Para Kurulu uygulamasında, 1 Temmuz 1997'de 1000 Leva 1 Alman markına eşitlenmiştir. Uygulamalar çerçevesinde Bulgaristan'da Leva'ya duyulan güven artmış, aylık enflasyon Mart ayında yüzde 12,7'ye, Temmuz ayında ise aylık yüzde 4'e düşmüştür.

Romanya'da kamu sektörünün küçülmesi, fiyatlarda görülen serbestleşme, bankacılık sektöründe yapılan reformlar ve sanayi alanında görülen yeniden yapılanma enflasyonun düşmesinde etkili olmuştur. Aylık enflasyon Temmuz 1997'de yüzde 31'den yüzde 1'in altına düşmüştür.

I.1.4. Dünya Ticareti

Dünya ticareti 1997 yılının ilk dokuz aylık döneminde önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3,3 büyümüştür. Dünya ihracatı aynı dönemde yüzde 3,6, ithalatı ise yüzde 3 büyüme göstermiştir.

Sanayileşmiş ülkelerin toplam ticareti aynı dönemde yüzde 0,2 azalırken dünya ticaretindeki payları yüzde 67 düzeyinden yüzde 66'ya inmiştir. Gelişmekte olan ülkelerin toplam ticareti ise yüzde 6 artarak dünya ticaretindeki payları yüzde 33'den yüzde 34'e yükselmiştir.

Güneydoğu Asya ülkelerinde oluşan kriz ile birlikte, yaşanan talep daralmasının, bu bölgeye ihracat yapan ülkelerin dış ticaret dengesini 1997 yılının dördüncü üç aylık döneminde olumsuz etkilemesi beklenmektedir. Sürekli olarak paralarını devalüe eden bölge ülkelerinin, 1997 yılı dördüncü üç aylık dönemi ve 1998 yılı içerisinde dünya ticaretinde görece avantaj sağlayacakları tahmin edilmektedir.

I.1.5. Uluslararası Mali Piyasalar

Gelişmekte olan ülkelerin dünya piyasasındaki payları 1997 yılı itibariyle artış göstermiştir. Ayrıca, sermaye hareketlerinin gelişmekte olan ülkelere yöneldiği görülmektedir.

Yılın en önemli gelişmesi Japon yeninin güçlenmesi ve ABD dolarının

Japon yeni dışındaki diğer ülke paralarına karşı değer kazanması olmuştur. Nisan ayına doğru ABD doları - Japon yeni paritesi 127 düzeyine yükselmiş, ardından Japon yeni tekrar değer kazanmış ve Haziran başlarına doğru parite 110 düzeyine geri dönmüştür. Güney Doğu Asya'daki mali krizin başlamasının ardından parite 130 düzeyine kadar yükselmiştir.

ABD doları - Alman markı paritesi 1997 yılının ilk günlerinde 1,70 dolayında seyretmiştir. Ancak, ABD ekonomisinin istikrarlı büyümesinin de etkisiyle Alman markı ABD doları karşısında değer kaybetme eğilimine girmiştir. Yıl sonunda ise parite 1,80 düzeyini aşmıştır.

ABD'nin 1996 yılı içerisinde gösterdiği performansı 1997 yılına taşıması, Nisan ayı içerisinde ABD ile Japonya arasındaki faiz farkını ABD lehine yüzde 4,8 düzeyine yükseltmiştir. Ancak, yıl ortalarına doğru Japonya'nın ticaret fazlasının artması bu farkı yüzde 4,0 düzeyine düşürmüştür.

Uluslararası piyasalarda finansman ihtiyacı, çoğunlukla menkul kıymet piyasalarından ve sendikasyon kredilerinden karşılanmıştır. Hisse senetleri işlem değer hacmi 567,6 milyar ABD dolarından 725,9 milyar ABD dolarına ulaşmış, sendikasyon kredileri ise 255,2 milyar ABD dolarından 289,0 milyar ABD dolarına yükselmiştir.

Güney Doğu Asya'da oluşan krizin etkileri Eylül ayına kadar uluslararası finans piyasalarında görülmemiştir. Avrupa'da büyüme beklentileri ve Avrupa Birliği'nin üçüncü aşamasına geçiş için üye ülkelerin çabalarının artması sonucunda uluslararası bono ve kredi piyasaları genişlemiştir. Uluslararası bono ihracı 1996 yılının ilk dokuz aylık döneminde 528,2 milyar ABD dolarından 1997 yılının aynı döneminde 672,3 milyar ABD dolarına yükselmiştir. ABD 141,9 milyar ABD doları, Almanya 124,7 milyar ABD doları ve İngiltere 40,5 milyar ABD doları ile en fazla bono ihraç eden ülkeler olmuşlardır. Toplam bono ihracının yüzde 33,6'sını tahviller oluşturmaktadır. Ayrıca, bu tahvil ihraçlarının yüzde 47'si ABD doları üzerinden yapılmıştır (Tablo I.1.5.1).

Uzun dönem faizlerinin düşük olması kredi talebini artırmış, bu bağlamda uluslararası piyasalarda toplam bono satışlarındaki artış 1996 yılında yüzde 30,0 düzeyindeyken, 1997 yılı içerisinde yüzde 33,6 düzeyine ulaşmıştır.

Uluslararası bono tekliflerinin dağılımında, ABD dolarının payı 1996 yılının ilk dokuz aylık döneminde yüzde 42,7 oranından 1997 yılının aynı döneminde yüzde 45,1 oranına yükselmiştir. Ayrıca, Avrupa Birliği'nde faiz oranlarının birbirine yaklaşması üye ülkeler içerisinde ECU'nun kaydi para olarak kullanımını yaygınlaştırmıştır.

Özel sektör tahvillerinin 1996 yılındaki yüzde 28,9'luk payı, 1997 yılında yüzde 34,6'ya ulaşmıştır. Özel sektörün bankacılık sisteminden yaptığı borçlanmalar azalırken, özel sektör tahvilleri ile yapılan borçlanmaların arttığı görülmektedir. Bu çerçevede, klasik anlamdaki borçlanmanın yönünün değiştiği görülmektedir.

I.1.6. Yükselen Piyasalar

Meksika'daki mali krizin etkilerinin zamanla kaybolması ile birlikte, yükselen piyasalara özel sermaye girişleri büyük ölçüde artmıştır. Yükselen piyasalardaki ekonomik reformların yapılması ve daha güvenilir bir ortamın oluşması ile birlikte yüksek reel faiz oranları, dış yatırımları ve sermayeyi bölgeye çeken en önemli nedenler arasındadır. Diğer yandan, ödemeler dengesi sermaye hareketlerinin ve mali sistemin serbestleşmeleri de sermaye girişlerini arttırmıştır. Bu bağlamda, Güney Amerika'ya yönelen sermaye hareketleri 1996 yılının ilk dokuz aylık döneminde 31,2 milyar ABD dolarından 1997 yılının ilk dokuz ayında 53,9 milyar ABD dolarına yükselmiştir. Doğu Asya'da 50,8 milyar ABD dolarından 56,7 milyar ABD dolarına, Orta ve Doğu Avrupa'da ise 2,3 milyar ABD dolarından 3,8 milyar ABD dolarına yükselmiştir (Tablo I.1.6.1).

 

 

TABLO I.1.5.1
ULUSLARARASI BONO İHRACI VE EN FAZLA BORÇLANAN ÜLKELER
(Milyar ABD doları)
 
 
Ocak - Eylül
1994
1995
1996
1996
1997
Toplam Bono İhracı
428,6
467,3
708,8
528,2
672,3
ABD
45,6
73,5
129,0
95,4
141,9
İngiltere
32,8
26,7
53,4
37,8
40,5
Almanya
45,9
71,9
111,5
82,9
124,7
* Kaynak: OECD "Financial Market Trends", Kasım 1997.
 
 

Güney Doğu Asya piyasalarında 1996 yılının sonuna doğru sermaye girişlerindeki artışın azalması ve ABD dolarının güçlenmesi sonucunda, bölge ülkelerinin ABD dolarına sabitlenen para birimlerini bu düzeylerde tutması güçleşmiştir. Bu ülkelerdeki cari işlemler açığının GSYİH'nın yüzde 10'u düzeylerine ulaşması dış borçlanmaya bağımlılığın kronikleştiğinin göstergesi sayılabilir. Bunlara ek olarak yüksek büyüme hızının süreklilik kazandığı, şirketlerin borçlarının sürekli arttığı ve gayrimenkuller üzerindeki spekülatif hareketlerin de çoğaldığı gözlenmektedir.

 
TABLO I.1.6.1
YÜKSELEN PİYASALARDAKİ DIŞ YATIRIMLAR
(Milyar ABD doları)
 
 
Ocak - Eylül
1994
1995
1996
1996
1997
Güney Amerika
17,5
28,8
45,3
31,2
53,9
Bono 
10,1
14,6
31,8
21,1
38,4
Kredi 
1,0
3,4
3,8
2,4
7,9
Hisse Senedi
2,8
2,1
3,2
2,0
3,7
Diğer
3,6
8,7
6,5
5,7
3,9
Doğu Asya(1)
46,2
39,7
55,1
50,8
56,7
Bono 
19,9
9,3
21,4
24,3
21,0
Kredi 
17,3
20,8
18,2
13,5
18,3
Hisse Senedi
6,6
6,8
9,6
7,9
10,4
Diğer
2,4
2,8
5,9
5,1
7,0
Orta ve Doğu Avrupa(2)
0,4
0,9
3,5
2,3
3,8
Bono 
0,2
0,2
1,7
1,4
1,9
Kredi 
0,2
0,7
1,6
0,7
1,7
Hisse Senedi
-
-
0,2
0,2
0,1
Diğer
-
-
-
-
0,1
* Kaynak: OECD "Financial Market Trends", Kasım 1997.

1- Çin, Tayvan, Hong Kong, Endonezya, Makao, Malezya, Papua Yeni Gine, Filipinler, Singapur,

Tayland, Vietnam.

2- Hırvatistan, Estonya, Latvia, Litvanya, Romanya, Slovak Cumhuriyeti, Slovenya.

 

I.1.7 Güney Doğu Asya Mali Krizi

I.1.7.1 Kriz Öncesi

Çok uluslu şirketlerin yükselen piyasalara yönlendirdiği yatırımlar, ödemeler dengesinin tümüyle serbestleştirilmesi ve dış yatırımların teşviki için getirilen kolaylıklarla çoğalmış ve tüm sermaye girişleri hızlanmıştır. Çok uluslu şirketler üretim sistemlerini işgücü maliyetinin düşük olduğu bu piyasalara öncelikle yönlendirmişlerdir. Yükselen piyasalardaki dış yatırımların hacmi 1991-1995 yılları arasında yıllık ortalama yüzde 37 dolayında artmıştır. Doğrudan yabancı yatırımların 105,9 milyar ABD doları ile toplam dış kaynak girişleri içindeki payı 1996 yılında yüzde 45'tir. Diğer yüzde 55’lik bölümü oluşturan sermaye girişleri, 1996 yılı itibariyle 129,3 milyar ABD doları düzeyindedir.

Yükselen piyasalara 1995 yılındaki özel sermaye girişleri 192,8 milyar ABD dolarından 1996 yılında 235,2 milyar ABD dolarına kadar çıkmıştır. Bu artışın nedenleri arasında, yükselen piyasalar ile gelişmiş piyasalar arasındaki faiz farkının yüksek olması, yükselen piyasalarda ekonomik performansın gelişmesi ile birlikte kredi risklerinin azalma eğiliminde bulunması sayılabilir. Kurumsal yatırımcıların bu piyasalarda portföy yatırımları için yeni yatırım olanakları araması, mali piyasalardaki yeniliklerin piyasalarda risk yönetimine olanak tanıması, süregelen mali ve sermaye hesabı serbestleştirmeleri ve piyasalardaki bilgilerin kalitesinin artması ile ulaşılabilirliğinin kolaylaşması, sermaye girişlerinin diğer nedenlerini oluşturmaktadır.

I.1.7.2 Krizin Nedenleri

Latin Amerika ülkelerinin 1996 yılı içinde gösterdikleri büyüme performanslarıyla birlikte enflasyonlarındaki düşüş ve bankacılık sistemlerinin yeniden yapılanması sonucunda bu ülkelere sermaye girişlerinde artış gözlenmektedir. Bu çerçevede, Güneydoğu Asya piyasalarına 1997 yılı başlarında sermaye girişlerindeki artış hızı önceki yıllara göre azalmıştır. Ayrıca, 1990’lardan beri ortalama olarak yüzde 8-10 dolaylarında büyüyen ekonomilerde milli paraların aşırı değerlenmesi GSYİH'nın yüzde 10'u seviyelerindeki cari işlemler açığını da beraberinde getirmişlerdir.

Bu ülkeler 1990’ların başından itibaren gayri menkul yatırımlarını Japon yeni üzerinden borçlanarak finanse etmişlerdir. Reel kurların değerlenmesi ile birlikte büyüyen cari işlem açıkları ile finansman kaynağının kısa vadeli borçlanmalar olması ekonomileri dış şoklara karşı daha duyarlı yapmış, uluslararası yatırımcılar ülke ekonomilerine şüpheli bakmaya başlamışlardır. Bu bağlamda, bankacılık sistemi üzerindeki denetimin zayıf olması, mali piyasalarının görece zayıflığı, kredibilitesi yüksek olmayan güçsüz kurumlardan oluşması ve para ve kur politikalarının uyumsuzlaşması krizi getirmiştir.

I.1.7.3 Krizin Gelişimi

Asya piyasalarına sermaye girişlerinin azalması, spekülatif hareketlerin başlamasına yol açmıştır. Bu hareketlerin belli bölgeler üzerine yoğunlaşması ile birlikte 1997 yılı Mayıs ayı ortalarında ilk olarak Tayland bahtı zorlanmaya başlamıştır.

Tayland, döviz sepetinde büyük yer tutan ABD dolarındaki artış ile spekülatif baskılara dayanamayarak, para birimini devalüe etmek zorunda kalmış, bunun üzerine bölge ülkeleri spekülatif oyunlara açık hale gelmiştir. Para otoriteleri kuru korumak amacıyla döviz piyasasına müdahalelerde bulunmak ve faiz oranlarını yükseltmek yoluna gitmişlerdir. Temmuz ayının ilk günlerinde Tayland bahtı, hemen ardından Filipin pezosu dalgalanmaya bırakılmıştır. Baskılar Malezya ringiti ve Endonezya rupisinin Temmuz ve Ağustos aylarında ani düşüşlerine yol açmış, Ağustos ayının ortalarına doğru Endonezya rupisi üzerindeki dalgalanma aralıklarının kaldırılması ile sonuçlanmıştır. Güney Kore para birimi won ABD doları karşısında değer kaybetmiş ve 840 düzeyinden, önce 900'e Kasım ayında da 1000 düzeyine ulaşmıştır. Kasım ayında Japonya’nın en büyük aracı kurumlarından Yamaichi’nin iflası krizi daha da arttırmıştır.

Krizin menkul kıymet piyasalarına etkisi, ödeme zorluğu çeken şirketlerin hisse senetlerinin değerlerinin düşmesi ve piyasalarda belirsizliklerin artması şeklinde olmuştur.

Ülke merkez bankalarının krize yaklaşımı, iç piyasadaki faiz oranlarını yükseltmek yoluyla ABD dolarına endeksli kur paritesini korumaya çalışmak olmuştur.

I.1.7.4 Krizin Sonuçları

Kriz sonrasında bölgeye ihracat yapan ülkelerin ticaret dengelerinin zorlanması beklenmektedir. Menkul kıymet piyasalarındaki düşüşlerin net mali serveti düşüreceği, tüketicinin harcama eğilimini azaltacağı, dolayısıyla daha düşük üretim ve istihdama yol açacağı öngörülmektedir. Güney Doğu Asya’ya verilen kredilerin büyük çoğunluğunun Japonya, ABD ve Avrupa bankaları tarafından sağlanmış olması krizin boyutlarının büyüklüğü hakkında fikir vermektedir.

Asya ekonomilerinin 1998 yılında durgunluk yaşaması beklenmektedir. Bu bağlamda bölgede bir kapasite fazlası ortaya çıkacağı ve ülke paralarının değerini korumak amacıyla faiz oranlarının bir süre yüksek tutulmasının iç talep daralmasına neden olacağı beklenmektedir.

Güneydoğu Asya ülkeleri tarafından yapılan devalüasyonların bu ülkelerin ticaret ortaklarının dış ticaret dengesini bozacağı ve büyümeyi daraltacağı tahmin edilmektedir. ABD ve Avrupa’nın bölge ile göreli ticareti dikkate alındığında ABD’nin Güney Doğu Asya ile daha yoğun olan ilişkileri sonucunda dış ticaret dengesinin Avrupa’ya göre daha da bozulacağı, mevcut durumda GSYİH'nın yüzde 2'si dolayında olan cari işlemler açığının artacağı beklenmektedir. Ancak, bu bölgeden dünya piyasalarına yönelen ürünlerin fiyatlarındaki düşüşler bu etkiyi sınırlayabilir.

Diğer yandan, dünya üretiminin düşmesi enflasyon beklentileri üzerinde de bir düşüşün yaşanabileceği ihtimalini güçlendirmektedir. Krizin Türkiye'deki mali piyasalara etkisi Ekim ayının sonuna doğru görülmeye başlamıştır. Reel ekonomide özellikle dış ticaret üzerindeki etkileri ise 1997 yılı içinde ölçülebilir düzeye ulaşmamıştır. Bu çerçevede, uygulanacak olan para politikasında etkilerinin gözönüne alınması gerekmektedir.

I.1.8. Ekonomik Bütünleşme Hareketleri

Avrupa Birliği'ne üye ülkelerin faiz oranlarının birbirine yaklaşması, mali piyasaların, planlandığı üzere 1 Ocak 1999 tarihinde Avrupa Para Birliği'ne geçişini tamamlayacağını göstermektedir. Planlanan tarihlerdeki bir erteleme sermaye yatırımlarının yön değiştirmesine yol açabilir. Bunun sonucunda ise ülkeler arası faiz farklılıklarının büyüyebileceği ve bazı ülke paralarının istenmeyen değerlenmelere maruz kalabileceği düşünülmektedir. Mali politikaların geçiş süreci önünde bir engel teşkil ettiği de izlenmektedir.

Avrupa Para Birliği'nin uluslararası para sistemine birçok değişiklikler getirmesi beklenmektedir. İlk adımda, kısa ve uzun vadeli faiz oranlarının birbirine yaklaşması ve düşmesi, diğer yandan döviz kurlarında istikrarın yakalanması önemli gelişmelerdendir. Bu sayede, büyüme ve istihdam üzerinde kısıtlar yaratan yüksek faiz oranlarının ve parasal belirsizliklerin giderilmesine katkı sağlamıştır.

Avrupa Birliği içerisinde 1997 yılında uzun dönem faizler ortalama yüzde 6,3, ortalama enflasyon oranı yüzde 1,9 düzeyinde gerçekleşmiştir. Yunanistan dışındaki diğer ülkelerin bütçe açıkları GSYİH'nın yüzde 3'ü altında gerçekleşmiştir. Toplam kamu borçlarının GSYİH'ya oranının yüzde 60'ı aşmaması kriterini ise Fransa, İngiltere, Finlandiya ve Lüksemburg'un sağlayabildiği görülmektedir. Enflasyon referans değeri 1997 yılı için yüzde 2,7, uzun dönem faiz oranı yüzde 8,0 olarak gerçekleşmiştir.

 
AVRUPA PARA BİRLİĞİ VE EURO'NUN TÜRK MALİ SİSTEMİNE ETKİSİ

Avrupa Ekonomik ve Para Birliği'nin sağlanmasından sonra Avrupa Birliği ekonomisinin, dünyanın en güçlü ekonomilerinden biri olması beklenmektedir. Ayrıca, Avrupa tek para birimi Euro'nun dünyanın en güçlü ve yaygın kullanılan paralarından biri olacağı tahmin edilmektedir. Para Birliği'nin mali piyasaların entegrasyonunu güçlendirmesi ve bu sayede fon kullanma maliyetlerinin düşmesi beklenmektedir. Bu gelişmelerin ve Maastricht kriterlerini sağlamaya yönelik para politikalarının Avrupa genelinde faiz oranlarının düşmesine yardımcı olacağı tahmin edilmektedir.

Euro bölgesinin, Türkiye'nin dış ticaretinin yüzde 50'sinin üzerinde ve gitgide genişleyen bir payına sahip olduğu, finansman ve kredi ilişkilerinin de aynı mertebelerde büyüdüğü dikkate alınırsa, Avrupa mali piyasalarının 1997'de başlayan ve süregelen güçlenmesi karşısında Türk mali sisteminin Avrupa piyasaları ile rekabet edebilmek ve bağlantılarını artırmak için 1998'den itibaren kendisini yenileme ve geliştirmesi gerekli olacaktır. Avrupa'da Para Birliği'ne geçiş nedeniyle faiz oranlarının düşmesi ve finansal piyasaların daha derin ve likit olması, Türkiye'nin Avrupa'dan daha düşük maliyetlerle kredi kullanmasını sağlayabilecektir. Bu süreç içinde Avrupa'da olduğu gibi Türkiye'de de rekabet gücünü artırabilmek için mali sistem içinde birleşmeler yaşanması beklenebilir.

Para Birliği finans piyasalarının entegrasyonu için planlanan ve henüz proje aşamasında olan Sınır Ötesi Ödeme Sistemi (TARGET) Para Birliği üyesi ülkelerin bankacılık sektöründe işlem maliyetlerini düşük tutacak bir kredi kolaylığı sistemi şeklinde oluşmaktadır. Türk bankalarının da Euro'nun getireceği finansal yeniliklere adapte olma gerekliliğini kısa sürede hissedecekleri ve yeni rekabet koşulları ve yeni finansal araçların Türk mali sisteminin daha üstün standardlara kavuşmasına katkı yapacağı umulmaktadır.

Avrupa ile yoğun ticari faaliyetlerde bulunan Türkiye'nin, Merkez Bankası rezervlerinde 1999 yılından itibaren Euro’ya da pay ayırması gerekecektir. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası rezervlerinin önemli bir kısmını oluşturan Alman markının zaman içinde Euro'ya dönüşmesi beklenebilir. Bütün bu amaçlarla ve Avrupa Para Birliği'nin temelde bir merkez bankaları organizasyonu olduğunu gözönünde tutarak Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, 1997 yılından itibaren Türkiye ekonomisi ve mali sisteminin Avrupa Para Birliği'nin ve Euro'nun etkilerine gereğince hazırlanması için çalışma yapmakta ve bunu Türk banka sistemi ile birlikte yürütmektedir.

TABLO I.1.8.1
MAASTRICHT ANTLAŞMASININ ÖNGÖRDÜĞÜ EKONOMİK YAKINLAŞMA KRİTERLERİNE İLİŞKİN ÜYE ÜLKELERİN 1997 DURUMLARI
 
  

  

  

  

  

  

  

Enflas-yon

  

  

  

  

Uzun Dönem Faiz Oranları1 

 

  

  

  

  

  

  

  

Bütçe  
Açığı / GSYİH

  

  

  

  

  

  

  

Toplam Kamu Borçları/GSYİH

  

  

Döviz Kuru Mekanizmasında Bulunan Ülkeler

Ekono-mik Yakın-laşma Kriterle-rini Sağla-yabiliyormuş
1996 1997 1996 1997
Almanya 1,5 5,7 -3,4 -2,9 60,4 61,6 evet hayır
Fransa 1,3 5,6 -4,1 -3,0 55,7 57,0 evet evet
İtalya 1,9 6,8 -6,8 -2,9 123,8 123,0 evet hayır
İngiltere 1,9 7,0 -4,9 -2,5 55,4 52,9 hayır evet
Belçika 1,5 5,8 -3,2 -2,3 126,9 123,0 evet hayır
Danimarka 2,0 6,2 -0,8 1,0 71,6 67,0 evet hayır
Yunanistan 5,4 9,3 -7,6 -4,2 112,6 108,9 hayır hayır
İrlanda 1,2 6,3 -0,4 -0,6 72,7 65,8 evet hayır
Lüksemburg 1,4 5,7 2,6 1,6 6,6 6,7 evet evet
Hollanda 1,9 5,6 -2,3 -2,0 77,2 73,4 evet hayır
Portekiz 1,9 6,4 -3,2 -2,9 65,6 64,5 evet hayır
İspanya 1,9 6,4 -4,7 -2,8 70,1 68,1 evet hayır
Avusturya 1,2 5,7 -3,8 -3,0 69,5 66,1 evet hayır
Finlandiya 1,2 5,9 -3,1 -1,4 58,0 59,0 evet evet
İsveç 1,9 6,6 -3,7 -1,5 77,8 77,2 hayır hayır
AB Ortalması 1,9 6,3 -3,3 -2,0 73,6 71.6
Kriter2 2,7 8,0 -3,0 -3,0 60,0 60,0
  Kaynaklar: Dresdner Bank, Economic Research Department, Şubat 1998

1998 Nisan ayı sonu itibariyle Avrupa Para Birliğine katılma şansı olan ülkeler mavi renkle gösterilmiştir.

(1) 10 yıllık devlet tahvili faizi, yıllık ortalama

(2) En düşük enflasyon oranına sahip üç üye ülke enflasyon oranı ortalamasından en fazla 1,5 puan kriterinin sağlanması ile fiyat istikrarına kavuşulacaktır. Üye ülkeler arasında sağlanan ekonomik yakınlaşma istikrarlılığı uzun dönem nominal faiz oranları ile ölçülecektir. Uzun dönem nominal faiz oranları enflasyon oranları en düşük üç üye ülkenin uzun dönem faiz oranı ortalamasından en fazla 2 puan yukarı olabilir. Bütçe açığı/GSYİH'da yüzde 3,0 ve toplam kamu borçları/GSYİH'da yüzde 60 olmalıdır.