I
 
 
DÜNYA EKONOMİSİNDEKİ GELİŞMELER
I.1. DÜNYA EKONOMİSİ

Uluslararası mali piyasalarda yaşanan istikrarsızlık, 1998 yılında dünya ekonomisinde büyüme hızının yavaşlamasına neden olmuştur.Reel Gayri Safi Yurtiçi Hasıla (GSYİH) büyüme hızının, 1997 yılındaki yüzde 4,2 düzeyinden 1998 yılında yüzde 2,3'e gerilediği tahmin edilmektedir.

Sanayileşmiş ülkelerde istikrarlı ekonomik büyüme ve fiyat istikrarı 1998 yılında da sürmüştür. Asya ülkelerinden gelen dış talepte daralma görülmesine rağmen, iç talebin canlı olması 1998 yılında Avrupa ve Kuzey Amerika ülkelerinde istikrarlı ekonomik büyüme sağlamıştır. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa Birliği üyesi ülkelerde 1998 yılında reel GSYİH büyüme hızının sırasıyla yıllık yüzde 3,6 ve yüzde 2,8, tüketici fiyatları artış oranının ise yıllık yüzde 1,6 ve yüzde 1,5 olarak gerçekleştiği tahmin edilmektedir.

Avrupa Birliği üyesi ülkelerden 11 üye ülke 1998 yılı sonunda Maastricht ekonomik yakınlaşma kriterlerini sağlamış, enflasyon ve faiz oranları önemli ölçüde birbirine yaklaşmıştır. Bu ülkelerde 1 Ocak 1999 tarihinden itibaren resmi olarak Para Birliği'nin son aşamasına geçilmiştir. Avrupa tek para birimi Euro, kaydi para olarak kullanıma girmiş ve döviz kurları kendi aralarında geri dönülmeyecek şekilde sabitlenmiştir. Euro ile Birlik üyesi ülkelerde tek pazar hedefinin sağlanması beklenmektedir.

Gelişmekte olan Güneydoğu Asya ülkelerinde 1997 yılı ikinci altı aylık döneminde başlayan mali krizin ardından 1998 yılı Ağustos ayında Rusya’da yaşanan mali kriz, başta Latin Amerika mali piyasaları olmak üzere istikrarsızlığın genel olarak uluslararası mali piyasalara yayılmasına neden olmuştur. Bu durum gelişmekte olan Asya ülkelerinde 1998 yılında ekonomik daralmaya neden olmuştur. Ayrıca Japonya’da 1997-98 döneminde yaşanan durgunluk, bu ülke ile yakın ekonomik ilişkileri olan gelişmekte olan Asya ülkelerinin mali kriz sonrasında büyüme devresine girmelerini engellemiştir.

TABLO I.1.1
DÜNYA EKONOMİK GÖSTERGELERİ
(Yıllık Yüzde Değişim)

 
1996
1997
1998(2)
1999(2)
ÜRETİM        
Dünya(1)
4,3
4,2
2,3
2,3
Sanayileşmiş Ülkeler
3,0
3,0
2,3
1,7
Avrupa Birliği
1,8
2,7
2,8
2,2
Avrupa Para Birliği
1,6
2,5
2,8
2,4
Gelişmekte Olan Ülkeler(1)
6,5
5,7
3,0
3,7
Eski Merkezi Planlı Avrupa Ekonomiler ve Bağımsız Devletler Topluluğu (1)
-0,9
2,1
-0,3
-1,0
DÜNYA TİCARET HACMİ(1)
7,0
9,9
3,4
4,4
İthalat        
Gelişmiş Ülkeler(1)
6,5
9,2
4,6
4,7
Gelişmekte Olan Ülkeler(1)
9,5
10,5
-0,5
5,6
Eski Merkezi Planlı Avrupa Ekonomiler ve Bağımsız Devletler Topluluğu (1)
10,1
8,4
1,2
2,3
İhracat        
Gelişmiş Ülkeler
6,3
10,4
3,3
3,7
Gelişmekte Olan Ülkeler
8,7
11,3
2,9
5,4
Eski Merkezi Planlı Avrupa Ekonomiler ve Bağımsız Devletler Topluluğu 
7,0
6,9
3,5
5,1
TÜKETİCİ FİYATLARI        
Gelişmiş Ülkeler
2,4
2,1
1,6
1,6
Gelişmekte Olan Ülkeler
14,1
9,2
10,2
8,4
Eski Merkezi Planlı Avrupa Ekonomiler ve Bağımsız Devletler Topluluğu 
41,4
27,9
21,0
30,2
ALTI AYLIK LIBOR FAİZLERİ (%)(3)        
ABD doları
5,6
5,9
5,5
5,1
Japon yeni
0,7
0,7
0,7
0,5
Alman markı
3,3
3,4
3,7
3,3(4)
Kaynak: IMF, World Economic Outlook, Aralık 1998.
(1) World Economic Outlook, Ocak 1999.
(2) Tahmin.
(3) Londra Bankalararası Borçlanma Oranları (LIBOR).
(4) Euro mevduatı.

Petrol fiyatlarının düşmesi ile 1998 yılında gelişmekte olan Latin Amerika ülkelerinin gelirleri azalmış ve bütçe dengeleri bozulmuştur. Bozulan bütçe dengesini düzeltmek için uygulanan daraltıcı maliye politikaları ve mali piyasalarda görülen istikrarsızlığa karşı yükselen faiz oranları, 1998 yılında ekonomik daralmaya neden olmuştur. Bu gelişmeler sonucunda gelişmekte olan bütün ülkelerde reel GSYİH yıllık büyüme hızının, 1997 yılındaki yüzde 5,7 düzeyinden, 1998 yılında yüzde 3,0'e gerilediği tahmin edilmektedir.

Eski Merkezi Planlı Ekonomiler ve Bağımsız Devletler Topluluğu'nda reel GSYİH’nın 1998 yılında binde 3 azaldığı tahmin edilmektedir. Bu daralmada Rusya'da yaşanan mali kriz etkili olmuştur. Rusya'da artan cari işlemler ve bütçe açığı, iç borç stokunun çevrilmesindeki güçlükler, yılın ikinci altı aylık döneminde yaşanan mali krizde önemli rol oynamıştır.

Güneydoğu Asya ve Rusya’da yaşanan mali krizin küresel etkilerinin, uluslararası ticaretin ve sermaye akımlarının izleyeceği eğilime bağlı olarak gelişeceği tahmin edilmektedir. Euro bölgesinde, ihracattaki daralmanın büyüme üzerindeki olumsuz etkisinin 1999 yılında artacağı ve GSYİH artışının yüzde 2,4 olacağı tahmin edilmektedir. Öte yandan sanayileşmiş ülkelerin 1998 yılı son üç aylık döneminde anlaşmalı olarak faiz indirimine gitmeleri ve Japonya’da ekonomik sorunları aşmak için kamu sektörü tarafından alınan önlemler, dünya ekonomisinin 1999 yılında mali krizden çıkacağı beklentilerini arttırmıştır.

I.1.1. Sanayileşmiş Ülkeler

Sanayileşmiş ülkelerde 1998 yılında ekonomik büyüme yavaşlarken, Japonya'da ekonomik durgunluk yaşanmıştır. Uluslararası mali piyasalardaki istikrarsızlık sanayileşmiş ülkelerde, özellikle kıta Avrupası ülkelerinde, 1998 yılında ekonomik büyüme üzerinde olumsuz etki yapmamıştır. Reel GSYİH’nın 1998 yılında sanayileşmiş ülkelerde yıllık yüzde 2,3 artış gösterdiği ve tüketici fiyatlarındaki ortalama artışın da 1997'deki yüzde 2,0 seviyesinden, 1998 yılında yüzde 1,3'e gerilediği tahmin edilmektedir. Avrupa Birliği üyesi ülkelerde, Para Birliği öncesinde fiyat istikrarını sağlamaya yönelik uygulanan ekonomi politikaları ve mal fiyatlarındaki genel düşüş, sanayileşmiş ülkelerde fiyatların daha da düşmesine neden olmuştur.

ABD'de 1998 yılında dış ticaret ve cari işlemler açığı, Güneydoğu Asya krizinin etkisi ile artmıştır. Öte yandan uluslararası mali piyasalardaki istikrarsızlık sonucu uluslararası sermaye, ABD gibi istikrarlı ekonomilere yönelmiştir. Buna paralel olarak orta ve uzun dönem faiz oranları düşmüş ve hisse senedi piyasalarında fiyatlar yükselmiştir. Bu gelişme Amerika’da iç talebin canlı olmasını sağlamıştır. Özel tüketim 1997 yılındaki yüzde 3,4 düzeyinden 1998 yılında yüzde 4,6’ya yükselmiştir. Dış talepteki daralmanın büyüme üzerindeki olumsuz etkisi, iç talebin canlı olması nedeniyle sınırlı kalmıştır. Reel GSYİH büyüme hızının yıllık yüzde3,6 düzeyinde gerçekleştiği ve tüketici fiyatları artış oranının da yüzde 1,6 düzeyinde gerçekleştiği tahmin edilmektedir.

Japonya’da 1998 yılında ekonomik durgunluk yaşanmıştır. Reel GSYİH’nın yıllık yüzde 2,8 azalma gösterdiği tahmin edilmektedir. Özel tüketimin ve yatırımların azalması ekonomik durgunluğa neden olan önemli faktörler arasında yer almaktadır. Vergi oranlarının düşürülmesi tüketimin canlanması için yeterli olmamıştır. Bankacılık sektöründe yaşanan problemler de kredi olanaklarını daraltmıştır. Japon Merkez Bankası Eylül ayında genişletici para politikası uygulayarak kısa dönem faiz oranlarını düşürmüştür. Japon mali sektöründe yaşanan sorunların çözümü için de kamu sektöründen bankacılık sektörüne kullanılmak üzere kaynak aktarılmıştır. Fakat bu önlemler 1998 yılında ekonominin canlanması için yeterli olmamıştır. Ayrıca ticari ilişkilerinin yoğun olduğu Güneydoğu Asya ülkelerinde yaşanan mali kriz ve ardından gelen ekonomik durgunluk da, Japon ekonomisinin durgunluktan çıkmasını engelleyen faktörlerden biri olmuştur. Ayrıca iş gücü maliyetlerinin Tayland ve Çin gibi ülkelerden yüksek olması, yeni üretim olanaklarını sınırlandırmaktadır.

Avrupa Birliği üyesi ülkelerde, 1990'lı yılların başından bu yana Maastricht ekonomik yakınlaşma kriterlerinin sağlanmasına yönelik politikalar uygulanmıştır. Enflasyon ve faiz oranlarında yakınlaşma ve bütçe açığının GSYİH'ya oranının en fazla yüzde 3 olması kriteri, 11 Birlik üyesi ülkede sağlanmıştır. Toplam kamu sektörü borcunun GSYİH'ya oranının en fazla yüzde 60 olması kriteri ise henüz Birlik üyesi ülkelerde sağlanamamıştır. Ayrıca ihracat 1997 yılında artmıştır. Ekonomideki güven ortamı, faiz oranları ve işsizlik oranındaki düşüş, tüketim ve yatırım talebini güçlendirmiştir. Dolayısıyla 1998 yılında Güneydoğu Asya krizinden kaynaklanan dış talep daralmasının devam etmesine rağmen iç talebin canlı olması, reel GSYİH büyüme hızının 1998 yılında yüzde 2,8 düzeyinde gerçekleşmesini sağlamıştır.

Almanya ve Fransa’da 1998 yılında Reel GSYİH büyüme hızının 1998 yılında sırasıyla yıllık yüzde 2,7 ve yüzde 3,0 olarak gerçekleştiği tahmin edilmektedir.

Almanya’da özel sektör ve kamu sektörü harcamalarının, özellikle 1998 yılı ilk altı aylık döneminde artış göstermesi, iç talebin canlanmasına neden olmuş ve GSYH yıllık yüzde 2,7 artmıştır. Güneydoğu Asya ve Rusya krizi nedeniyle ithalat ve ihracat artışı, 1998 yılında bir önceki yıla göre azalmış fakat ekonomik büyümenin olumsuz etkilenmesine yol açmamıştır. İşsizlik oranının 1998 yılında yıllık yüzde 11,5’ten, yüzde 10,9’a gerilediği tahmin edilmektedir.

Fransa'da 1998 yılında yatırımların ve özel tüketim artışının ilk altı aylık dönemde yüksek olması büyümeyi sağlamıştır. İşsizlik oranı Almanya'da olduğu gibi düşüş göstermiş ve 1997 yılındaki yüzde 12,7 seviyesinden yüzde 11,7'ye gerilemiştir.

İngiltere’de ise ekonomi beş yıl aralıksız büyümeden sonra 1997’nin sonundan itibaren yavaşlama sürecine girmiştir. Özellikle İngiliz sterlini'nin değer kazanmasına bağlı olarak 1997 ve 1998’de ihracat yavaşlamıştır. İç talep artışı 1996-97 dönemi ve 1998 yılı başında uygulanan sıkı para ve maliye politikalarının etkisiyle sınırlı olmuştur. Özel tüketim artışı 1997 yılındaki yüzde 4,2 düzeyinden 1998 yılında yüzde 2,8’e gerilemiştir. Bu gelişmeler İngiltere’de ekonomik büyümenin 1997 yılı ve 1998 yılında yavaşlamasına neden olmuştur. Reel GSYİH büyüme hızının 1998 yılında yıllık yüzde 3,5’den yüzde 2,6’ya gerilediği tahmin edilmektedir.

Kanada’da ekonomik büyüme 1998 yılında yavaşlama göstermiş ve reel GSYİH büyüme hızı 1998 yılında yüzde 3,8’den, yüzde 2,8’e gerilemiştir. Özel ve kamu sektörü harcamaları azalmış ve yatırımlar düşmüştür.

I.1.2. Gelişmekte Olan Ülkeler

Gelişmekte olan piyasalarda 1997 yılından itibaren yaşanan mali kriz ve mal ve petrol fiyatlarındaki düşüş, bu ülke ekonomilerinin durumlarını daha da kötüleştirmiştir. Dış ticaretlerinin büyük bölümü temel malların ihracatına dayanan bu ülkelerde mal fiyatlarının ucuzlaması, cari işlemler açığı hakkında spekülasyonlara neden olmuş ve kriz ortamında sermaye çıkışlarını daha da artırmıştır. Bu nedenle, gelişmekte olan ülkelere yönelen sermaye girişinde önemli azalış kaydedilmiştir. Doğrudan yatırımlar ve portföy yatırımlarındaki artışların sırasıyla 1997 yılında 126,7 ve 51,8 milyar ABD dolarından 1998 yılında azalarak, 106,2 ve 38,0 milyar ABD dolarına düşmesi beklenmektedir.


TABLO I.1.2.1
NET SERMAYE HAREKETLERİ
(Milyar ABD doları)

1994
1995
1996
1997
1998(1)
Gelişmekte Olan Ülkeler
Doğrudan Yat.
76,3
86,3
108,6
126,7
106,2
Portföy
85,8
22,2
52,5
51,8
38,0
Diğer
-28,6
38,8
29,7
-46,6
-56,6
Resmi
9,9
31,9
2,6
-3,0
15,6
Asya
Doğrudan Yat.
44,4
51,0
60,2
60,2
45,1
Portföy
11,5
10,0
10,1
7,5
-6,5
Diğer
9,0
30,8
29,9
-46,3
-56,9
Resmi
5,6
5,1
10,3
7,9
12,7
Orta Doğu ve Doğu Avrupa
Doğrudan Yat.
3,7
5,1
4,1
5,0
3,9
Portföy
13,0
9,1
2,8
3,0
7,5
Diğer
-3,6
-7,1
-3,0
-0,2
13,4
Resmi
-1,0
-1,1
-0,6
-0,6
-0,9
Latin Amerika
Doğrudan Yat.
24,8
26,0
39,2
54,2
51,0
Portföy
60,9
1,7
40,0
38,3
34,2
Diğer
-38,7
10,4
2,5
-4,1
-11,5
Resmi
-3,9
20,5
-13,7
-7,7
0,8
Kaynak: IMF "World Economic Outlook", Aralık 1998.
(1) Tahmin.

Diğer sermaye çıkışları kriz ile birlikte 1997 yılında 46,6 milyar ABD doları seviyelerinde gerçekleşmiştir, 1998 yılında ise artarak 56,6 milyar ABD dolarına ulaşması beklenmektedir. Ancak, Uluslararası Para Fonu'ndan teknik yardım talep eden ülkelerin resmi dış finansman sağlamaları, gelişmekte olan ülkelere resmi sermaye girişlerini artırmıştır. Resmi sermaye çıkışları 1997 yılında 3,0 milyar ABD doları olarak gerçekleşirken, 1998 yılında 15,6 milyar ABD doları sermaye girişi olduğu tahmin edilmektedir (Tablo I.1.2.1). Güneydoğu Asya ülkeleri başta olmak üzere Gelişen Piyasalardaki daralma sonucunda 1998 yılında dünya ekonomik büyümesininin yavaşladığı ve gelişmekte olan ülkelerin de bu yavaşlamadan etkilendiği tahmin edilmektedir. Sözkonusu yavaşlama Asya ve Latin Amerika ülkelerinde belirgin iken Orta Doğu ve Avrupa'da da görülmektedir. Bu çerçevede, 1997 yılında yüzde 5,7 büyüyen gelişmekte olan ülkelerin 1998 yılında yavaşlayarak, yüzde 3,0 büyüdüğü tahmin edilmektedir (Tablo I.1.2.2).

TABLO I.1.2.2
REEL GSYİH ve ENFLASYON
(Yıllık Yüzde Değişim)

GSYİH
TÜFE
1997
1998(1)
1997
1998(1)
Gelişmekte Olan Ülkeler
5,7
3,0
9,2
10,2
Asya
6,6
2,6
4,7
7,9
Orta Doğu ve Avrupa
4,5
3,3
22,8
23,6
Latin Amerika
5,1
2,5
13,9
10,3
Afrika
3,2
3,6
11,0
8,5
       Kaynak: IMF "World Economic Outlook", Aralık 1998.
       (1) Tahmin.


I.1.3. Eski Merkezi Planlı Avrupa Ekonomileri ve Bağımsız Devletler Topluluğu

Rusya’da Ağustos ayında yaşanan mali krizin etkisiyle Eski Merkezi Planlı Avrupa Ekonomiler ve Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerinde 1998 yılında ekonomik daralma görülmüş ve reel GSYİH büyüme hızı binde 3 düşmüştür.

Güneydoğu Asya krizi en fazla Rusya'da etkili olmuştur. Rusya’da Ağustos ayında başlayan mali krizde, Güneydoğu Asya krizi ve enerji fiyatlarının düşük olması gibi dışsal faktörlerin yanında ulusal ekonomik problemler de etkili olmuştur. Rusya’nın mali problemlerive dış ödeme güçlüğü içinde olması, uluslararası rezerv kaybına ve iç borç stokunun çevrilmesinde güçlüklere neden olmuştur. Bu gelişmeler mali sektörde istikrarsızlık yaratmış ve ekonomik büyümenin azalmasına neden olmuştur. Reel GSYİH büyüme hızının 1998 yılında yüzde 5 azalmış ve tüketici fiyat endeksi 1997 yılındaki yüzde 111,1 seviyesinden 1998 yılında yüzde 127,8'e yükselmiştir. Rusya’da yaşanan mali kriz, özellikle özel sektör kaynaklı dış finansman gereksinimi olan ve Rusya ile yakın ticari ve mali ilişkileri bulunan Eski Merkezi Planlı Avrupa Ekonomileri ve Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerini olumsuz etkilemiştir.

Güneydoğu Asya krizinden, Rusya'dan sonra en fazla olumsuz etkilenen ikinci ülke Ukraynadır. Rusya ile olan dış ticaretin azalması, bütçe dengesizliklerinin artması ve mali reformların yetersizliği, dış borç ödeme güçlüğünü ve mali piyasalar üzerindeki baskıları arttırmıştır. Son üç aylık dönemde devalüasyon yapılmıştır. Bu gelişmeler sonunda ekonomi 1997 yılında olduğu gibi 1998 yılında da daralmıştır. Reel GSYİH büyüme hızının 1998 yılında yüzde 1,7 düştüğü tahmin edilmektedir. Estonya, Latviya ve Litvanya'da uluslararası mali piyasalardaki istikrarsızlık, özel sektör kaynaklı dış finansman sağlanmasını sınırlamıştır.

Macaristan, Polonya ve Kazakistan’ın da Rusya ile ticari azalmış ve bu gelişmenin sonucu olarak ekonomik büyüme Kazakistan’da azalmış, Polonya’da ise yavaşlamıştır. Reel GSYİH büyüme hızının 1998 yılında Polonya’da yüzde 6,9’dan yüzde 5,6’ya gerilediği, Macaristan’da ise yüzde 4,4 den yüzde 5,2'ye yükseldiği tahmin edilmektedir.

Çek Cumhuriyeti'nde, mali piyasalarda Güneydoğu Asya krizinden kaynaklanan baskıyı azaltmak amacıyla sıkı maliye ve para politikaları uygulanmıştır. Ayrıca iç talep 1998 yılında canlı olmamıştır. Bu gelişmelere koşut olarak Çek ekonomisi 1998 yılında daralma göstermiştir. Reel GSYİH büyüme hızının 1998 yılında yüzde 1,5 düştüğü tahmin edilmektedir.

I.1.4. Dünya Ticareti

Dünya ticareti, 1997 yılında yaşanmaya başlanan krizden ve 1998 yılının ortalarında Rusya'nın da mali krize girmesinden önemli ölçüde etkilenmiştir. Bu çerçevede, 1998'de özellikle devalüasyon yapan ülkelerden yapılan ithalat artarken bu ülkelere yapılan ihracatta da gerileme olduğu izlenmektedir (Tablo I.1.1). Bunun temel nedeni kriz ülkelerinin izledikleri sıkı maliye ve para politikaları sonucunda iç taleplerinde yaşanan daralmadır.

Dünya ticareti 1998 yılının ilk altı aylık döneminde önceki yılın aynı dönemine göre binde 3 büyümüştür. Dünya ihracatı aynı dönemde binde 7 küçülürken, ithalatı ise yüzde 1,3 büyümüştür.

Sanayileşmiş ülkelerin toplam ticareti aynı dönemde yüzde 1,2 artarken dünya ticaretindeki payları yüzde 67'den 68'e yükselmiştir. Gelişmekte olan ülkelerin toplam ticareti ise yüzde 5,0 azalarak dünya ticaretindeki payları yüzde 33'ten 32'ye gerilemiştir.

Uluslararası Para Fonu'nun 1997 ve 1998 yılları içerisinde kriz ülkelerine verdiği teknik yardım çerçevesinde ülkelerin devalüasyon yapmasıyla, 1998 yılında ithalatlarının daralması beklenmektedir (Tablo I.1.1).

Gelişmiş ülkelerde ise ithalatın artmasına paralel olarak cari işlemler dengesinin bozulması beklenebilir. Diğer yandan, bozulan dış ticaret dengesinin, ekonomik büyümeyi daraltması beklenirken, azalan girdi maliyetlerinin de büyümeyi destekleyeceği öngörülmektedir.

I.1.5. Uluslararası Mali Piyasalar

Güneydoğu Asya ülkelerinde yaşanmaya başlanan kriz sonrası, ilk olarak 1998 yılı Mayıs ayı sonunda daha sonra Ağustos ayında Rusya'da meydana gelen mali kriz, gelişmekte olan piyasalara olan güveni önemli ölçüde zayıflatmıştır. Bu çerçevede, gelişen piyasaların dış borç bulmaları zorlaşmış, borçlanma maliyetleri de paralel olarak artmaya başlamıştır.

Kriz yaşayan ülkelerden sermaye çıkışının başlaması ve çıkan sermayenin ABD başta olmak üzere gelişmiş piyasalardaki tahvil ve bono piyasalarına yönelmesi 1998 yılının Eylül ayına kadar bu piyasalardaki kıymetlerin değerini artırırken, getirilerini de önemli ölçüde düşürmüştür. Diğer yandan Japonya'nın Ağustos ayından itibaren ekonomik durgunluğu aşmak amacıyla uygulamaya koyduğu genişleyici para politikası da Japonya'daki faiz oranlarının düşmesinde önemli rol oynamıştır. Bu çerçevede, yıl başında ABD, Japonya ve Almanya'da 10 yıllık devlet tahvillerinin getirileri sırasıyla yüzde 5,74, 1,94 ve 5,37'den yıl sonuna doğru yüzde 4,61, 0,84 ve 4,14'e kadar gerilemiştir. Ancak, Aralık ayı başında Avrupa Merkez Bankalarının Euro'ya geçiş sürecini ve 1999 yılı ekonomik büyümesini desteklemek amacıyla faiz indirimine gitmesi, Avrupa'da ve özellikle Almanya'da uzun dönem faiz oranlarına da yansımış, Japonya'da ise yetkililerin ekonomik politikalarda kararlı olduklarını açıklaması ve döviz pozisyonu ayarlamaları nedeniyle Japon yenine olan talebin artması faiz oranlarını yükseltmiştir. Sonuç olarak yıl sonunda ABD'deki bono ve tahvillerin getirilerinde önemli bir değişiklik olmazken, Almanya'da yüzde 3,87 seviyelerine kadar gerileme, Japonya'da ise neredeyse iki katına kadar çıkarak yüzde 2,22'ye kadar yükselmiştir. Getirilerin önemli ölçüde gerilemesi gelişmiş ülkelerin düşük faizle yeniden borçlanmalarını da beraberinde getirmiştir (Tablo I.1.5.1).

Getirilerdeki önemli farklılıklar döviz piyasalarına da yansımıştır. Bu çerçevede, ABD ekonomisinin güçlü performansı ve fon hareketleri nedeniyle ABD dolarına talebin daha da artması, 1998 yılında ABD dolarının Japon yeni karşısında değer kazanmasına yol açmıştır. Yıl başında ABD doları Japon yeni paritesi 120'ler civarında seyrederken yıl ortasına doğru 150 seviyelerine kadar yaklaşmış, ABD Merkez Bankasının Haziran ayında döviz piyasalarına 5 milyar ABD dolarlık Japon yeni alımıyla müdahale etmesi bu yükselişi durdurmuştur.

TABLO I.1.5.1
UZUN DÖNEM GETİRİLER
10 Yıllık Devlet Tahvilleri
(Dönem sonu, Yüzde)

ABD 
Almanya
Japonya
9712
5,74
5,35
1,94
9801
5,50
5,06
2,01
9802
5,62
4,95
1,89
9803
5,65
4,91
1,88
9804
5,67
4,98
1,73
9805
5,55
4,86
1,46
9806
5,45
4,78
1,62
9807
5,49
4,63
1,55
9808
4,98
4,22
1,30
9809
4,41
3,87
0,78
9810
4,61
4,14
0,84
9811
4,72
3,99
1,09
9812
4,65
3,87
2,22

                                                                  Kaynak: Bloomberg Ocak 1999.
 

Diğer yandan, dünya ekonomisinde daralma beklentilerinin ortaya çıkmasıyla birlikte 1999 yılında dünyada ve ABD'de ekonomik yavaşlama kaygıları devam etmiştir. Bunun üzerine ABD Merkez Bankasının Eylül, Ekim ve Kasım aylarında yaptığı faiz indirimleri ve Japonya'da bankacılık sisteminin yeniden yapılanmasına yönelik yapılan çalışmaların olumlu karşılanması ABD dolarının Japon yeni karşısındaki değerini 115 seviyelerine kadar geriletmiştir (Tablo I.1.5.2).

TABLO I.1.5.2
ÇAPRAZ KURLAR
(Dönem sonu)

DM /ABD $
YEN/ ABD $
9712
1,79
130,25
9801
1,79
126,45
9802
1,82
127,83
9803
1,83
131,79
9804
1,80
132,40
9805
1,79
138,51
9806
1,81
141,91
9807
1,77
141,92
9808
1,79
143,30
9809
1,67
134,28
9810
1,66
119,38
9811
1,70
122,71
9812
1,67
115,09
                                                    Kaynak: TCMB.


ABD dolarının 1997 yılında Alman markı karşısında 1,80 seviyelerine kadar ulaşan değeri piyasalar tarafından 1998 yılının ortalarına kadar aynı düzeyde kalmıştır. ABD'nin ekonomik büyümeyi halen gerçekleştirebiliyor olması, yıl ortasına kadar paritenin 1,75 - 1,85 aralığında hareket etmesine yol açmıştır. Ancak, Rusya mali krizi ile birlikte dünya borsalarının düşüşe geçmesi, ilk olarak uzun dönem ABD Hazine tahvillerine olan talebi artırmış getirilerini de paralel olarak düşürmüştür. Getirilerdeki düşüş diğer faiz oranlarında da gerilemeye neden olmuştur. ABD'de bono talebinin diğer ülkelere kıyasla daha fazla olması faizleri daha da düşürmüş bu da ABD dolarının Japon yeni ve Alman markı karşısındaki değerinin gerilemesine yol açmıştır. Dolar-mark paritesindeki gerileme yıl sonuna kadar devam etmiş ve 1,67 seviyelerine kadar düşmüştür (Tablo I.1.5.2). ABD dolarının daha fazla değer kaybetmesi dünya piyasalarında rezerv para olarak kullanılması nedeniyle gerçekleşmemiştir. Dünya genelinde bankaların yıl sonunda pozisyon kapatmaya yönelik olarak ABD dolarına yarattıkları talep paritelerin Kasım ortalarındaki değerlerini yıl sonunda da korumalarına neden olmuştur.

Uluslararası döviz ve faiz piyasalarındaki hareketlilik hisse senedi piyasalarında da izlenmektedir. Özellikle krizin en etkili olduğu Mayıs ve Ağustos aylarında uluslararası borsalarda önemli düşüşler yaşanmıştır. Ancak, 1997 yılının son üç aylık döneminde ve 1998 yılı Mayıs ayındaki düşüşlere rağmen toparlanan borsalar, 1998 yılı Ağustos ayındaki düşüş eğilimini yıl sonuna kadar sürdürmüştür. Bu çerçevede, uluslararası borsalar için hesaplanan ağırlıklı endeks yıl başındaki seviyesinden Ağustos ayına kadar yüzde 25 seviyelerinde değer kazanmasına rağmen, yıl sonunda tekrar yıl başındaki değerine dönmüştür. Bunun temelinde Rusya krizi sonrasında Latin Amerika ülkelerinde gündeme gelen ekonomik sıkıntılar ve özellikle gelişmiş ülkelerin önde gelen banka ve firmalarının gelişen piyasalarda uğradığı önemli zararlar vardır.

I.1.6. Gelişen Piyasalar

Gelişen ülkeler için 1998 yılı, 1997 yılının son dönemlerinde olduğu gibi zorlu geçmiştir. Özellikle yaşanan ekonomik ve mali zorluklar sonrasında oluşan ekonomik belirsizlik, Rusya'nın tek taraflı olarak borçlarını ertelemesi ile daha da artmış ve bu ülkelere duyulan güvenin önemli ölçüde azalması ile sonuçlanmıştır.

Azalan güven çerçevesinde temel ekonomik göstergelerdeki en ufak sapmalar spekülatif hareketliliği de beraberinde getirmiştir. Kriz yaşayan ülkeler, krizi önlemek, ekonomik istikrarı kazanmak ve döviz kurunu korumak amacıyla döviz piyasalarına müdahale etmeye başlamışlar ve faiz oranlarını artırmışlardır. Uluslararası rezervler müdahalelerden ötürü önemli ölçüde azalırken, faiz oranlarındaki artışlar döviz çıkışını durduramamış, sonunda dalgalı kur rejimini uygulamada ısrarlı olan ülkeler, ilk olarak, dalgalanma aralıklarını genişletmiş daha sonra da sabit ve dalgalı kurlarını serbest bırakmak zorunda kalmışlardır. Yeterli sonuçların alınamaması ile ülkeler Uluslararası Para Fonu'ndan teknik yardım talebinde bulunmuşlardır. Uluslararası Para Fonu'nun gelişen piyasalarda geçici güveni sağlamasına paralel olarak kısa vadeli semaye çıkışları az da olsa engellenmiştir. Güney Doğu Asya ülkelerinin 1998 yılında yaptıkları devalüasyonlar ve uyguladıkları sıkı maliye politikaları sonucunda iç talebin ve ekonominin daralacağı beklenmektedir. Venezuella dışındaki Latin Amerika ülkelerinde ekonomik yavaşlama beklenirken, Çin dışındaki Güneydoğu Asya ülkelerinde ve Rusya'da ekonomik daralma beklenmektedir. Ekonomik yavaşlamaya paralel olarak Latin Amerika ülkelerinde tüketici fiyatlarında da düşüş beklenmektedir. Rusya ve Endonezya'da yapılan devalüasyonlar ve ekonomik krizin daha yoğun olarak hissedilmesi bu ülkelerde tüketici fiyatlarında önemli artışı da beraberinde getirmiştir (Tablo I.1.6.1).

Gelişen piyasaların krizden ağır zararlarla çıkmaları bu ülkelerde yatırım yapan sanayileşmiş ülke yatırımcılarının da zarar etmelerine yol açmıştır. Eylül ayında Uluslararası Para Fonu-Dünya Bankası yıllık olağan toplantısında G7 ülkeleri Uluslararası Para Fonu önderliğinde gelişen piyasalara yardım yapılmasında görüş birliğine varmışlardır. Bu çerçevede, Uluslararası Para Fonu kotaları genişletilmiş, 90 milyar ABD doları tutarında oluşturulan fon Brezilya başta olmak üzere Latin Amerika ülkelerine yönlendirilmiştir. Ancak, Brezilya'da kriz devam etmiş öteki Latin Amerika ekonomilerinde belirsizlik artmıştır.

Diğer yandan, önemli miktarlarda fon kullanan Güneydoğu Asya ülkelerinin ekonomik durumları iyileşmeye başlamış ve taahhütlerin yerine getirilmesi ile Uluslararası Para Fonu destekli yardım programları uygulanmaya devam edilmiştir. Ayrıca, Japonya'da "Long Term Credit Bank"ın kısa dönemli olarak kamulaştırılması ve bir fon oluşturularak Japon bankalarının gerektiğinde bu fondan yararlanması amaçlanmıştır. Bu nedenle, Güneydoğu Asya ülkelerinin Japonya'ya ihracatlarının yeniden artırılması ile krizin aşılmasına çalışılmıştır. Gelişen piyasalardan sermaye çıkışlarının geçici olarak önlenmesine rağmen sermaye girişlerinde 1998 yılında önemli azalış kaydedilmiştir. Asya, Latin Amerika ve Avrupa'ya giden toplam sermaye 1997 yılında sırasıyla 117,6, 90,4 ve 26,2 milyar ABD doları olarak gerçekleşirken 1998 yılının ilk on ayında 26,2, 53,5 ve 30,2 milyar ABD doları olmuştur (Tablo I.1.6.2). Rusya'nın Ağustos ayında yaptığı devalüasyon gelişen ülkelerin döviz piyasalarını da önemli ölçüde etkilemiştir. Rus rublesi, Ağustos ayında esnek kur rejimine geçilmesiyle 1998 yılında ABD doları karşısındaki 6,0 seviyelerinden 21,6'ya kadarinmiştir.

TABLO I.1.6.1
GELİŞEN PİYASALARDAN SEÇİLMİŞ EKONOMİK GÖSTERGELER

GSYİH
(yıllık yüzde değişim)
Cari İşlemler
(yüzde GSYİH)
TÜFE
(yıllık yüzde değişim)
Bütçe Dengesi 
(yüzde GSYİH)
1997
1998(1)
1997
1998(1)
1997
1998(1)
1997
1998(1)
Arjantin
8,4
4,8
-3,3
-3,8
0,8
1,6
-2,1
-1,5
Brezilya
3,2
1,2
-4,2
-3,7
7,4
1,8
-6,1
-6,2
Şili
7,1
4,8
-5,0
-7,1
6,0
4,8
1,4
0,5
Meksika
7,1
4,8
-0,6
-3,3
16,3
15,8
-0,8
-1,4
Venezuella
5,1
-0,1
7,7
-2,5
38,0
34,7
2,6
-5,0
Rusya
0,5
-5,0
1,2
-2,2
10,9
84,0
-8,4
-6,2
Çin
8,7
6,6
1,9
1,5
2,8
-0,5
-0,7
-2,0
Hong Kong
5,3
-4,1
-3,8
0,2
5,7
3,2
5,8
-2,3
Endonezya
4,6
-23,7
-1,9
13,1
7,1
63,5
-0,2
-5,0
Malezya 
7,8
-3,6
-4,8
8,2
2,7
5,8
1,8
-2,2
Filipinler
5,2
-1,9
-5,2
0,4
5,1
9,0
0,1
-1,0
Kore
5,5
-9,6
-1,9
13,9
4,4
7,6
-0,5
-5,0
Tayland
-1,0
-6,9
-1,4
9,1
6,5
8,7
-0,9
-4,0

Kaynak: Paribas (1998) "Emerging Markets Research", London.
(1) Tahmin.

TABLO I.1.6.2
GELİŞEN PİYASALARDAKİ DIŞ YATIRIMLAR
(Milyar ABD doları)

       
1998
1996
1997
Q1
Q2
Q3
Ekim
Asya             
Bono ihracı
43,1
45,5
2,7
6,7
0,32
0,38
Kredi sözleşmesi
56,2
58,9
2,5
4,8
4,5
0,71
Hisse Senedi
9,8
13,2
1,7
1,9
0,0
0,00
Latin Amerika             
Bono ihracı
47,2
54,4
14,7
13,3
5,1
0,56
Kredi sözleşmesi
12,3
30,9
6,9
8,5
3,8
0,50
Hisse Senedi
3,7
5,1
0,0
0,1
0,0
0,00
Avrupa            
Bono ihracı
7,4
16,2
5,4
8,1
7,9
0,15
Kredi sözleşmesi
12,6
18,3
1,4
3,4
1,8
0,28
Hisse Senedi
1,3
2,9
0,71
0,98
0,08
0,00

Kaynak: IMF "World Economic Outlook", Aralık 1998.
 
 

TABLO I.1.6.3
GELİŞEN PİYASALARDAKİ
KURLAR
(ABD doları cinsinden)

30 Aralık 1997
30 Aralık 1998
Arjantin
1,0
1,0
Brezilya
1,12
1,21
Şili
440
473
Meksika
8,06
9,94
Venezuella
504
565
Rusya
6,01
21,63
Çin
8,28
8,28
Hong Kong
7,75
7,75
Endonezya
5570
8050
Malezya 
3,89
3,8
Filipinler
40,5
39,2
Kore
1635
1201
Tayland
47
36,7

                                                  Kaynak: The Economist (1999) "Emerging-Market Indicators", January 2nd - 8th.
 

Endonezya rupiah'sında ise değer kaybı yüzde 44,5 seviyelerinde gerçekleşmiştir. Güneydoğu Asya ülkelerinin döviz kurlarında Kasım ayından sonra yaşanan değerlenme sermaye girişinin başladığını ve mali piyasalarda istikrarın yeniden sağlandığını işaret etmektedir (Tablo I.1.6.3).

I.1.7. Ekonomik Bütünleşme Hareketleri

Avrupa’da, Para Birliği’ne 1 Ocak 1999 tarihinde resmi olarak geçilmiştir.

Avrupa Merkez Bankası Haziran 1998’de faaliyete geçmiş ve Birliğin ortak para politikasının uygulanmasında tek sorumlu kurum niteliği kazanmıştır. Maastricht ekonomik yakınlaşma kriterleri, kamu borcunun GSYİH’ya oranı hariç, Avrupa Birliğine üye 11 ülke tarafından sağlanmıştır. 1 Ocak 1999 tarihinde, Maastricht ekonomik yakınlaşma kriterlerine uyum sağlayarak, Ekonomik ve Parasal Birliğin son aşamasına katılmış üye ülkelerin para birimleri arasındaki kurlar sabitlenmiştir. 1 Temmuz 2002 tarihine kadar ulusal para birimleri Euro’nun yanısıra ‘yasal para’ (legal tender) olma niteliklerini sürdüreceklerdir.

Avrupa Para Birliği sistemi ile birlikte, ortak para politikasını yürütecek olan Avrupa Merkez Bankası'nın temel hedefleri; fiyat istikrarının sağlanması ve sürdürülmesi, Euro’nun değerinin saptanması ve korunması için gerekli para politikalarının yürütülmesi, orta dönemli para hedeflerinin belirlenmesi olarak saptanmıştır.

Avrupa Merkez Bankası, para politikası stratejisi olarak parasal büyüklük hedefini ara hedef, enflasyonu ise nihai hedef olarak seçmiştir. Fiyat istikrarının sürdürülmesi için uyumlaştırılmış tüketici fiyat endeksi yıllık yüzde artışının yüzde 2’nin altında gerçekleştirilmesi olarak kabul edilmiştir. Para politikası kararları alınırken birden fazla ekonomik gösterge izleneceği ve kısa dönem faiz oranlarının belirlenmesinde, geniş tanımlı parasal büyüklüğün artışı için belirlenecek referans aralığının önemli rol oynayacağı belirtilmiştir. Geniş tanımlı para arzı için belirlenen referans aralığından sapmalar söz konusu olduğunda para politikasında hemen değişiklik yapılmayacağı ve diğer ekonomik finansal göstergelerin de göz önüne alınacağı belirtilmiştir.

TABLO I.1.7.1
MAASTRICHT ANTLAŞMASININ ÖNGÖRDÜĞÜ EKONOMİK YAKINLAŞMA KRİTERLERİNE İLİŞKİN ÜYE ÜLKELERİN EKİM 1998 TARİHİ İTİBARİ İLE DURUMLARI

Enflasyon(2)
Uzun Dönem Faiz Oranları(3)
Bütçe 
Açığı/ GSYİH
Toplam Kamu Borçları/GSYİH
1998(4)
1999(4)
1998(4)
1999(4)
Almanya (1)
0.4
5,0
2,5
2,2
61,2
60,7
Avusturya(1)
0.5
5,0
2,3
2,2
64,7
63,6
Belçika
0.7
5,1
1,7
1,4
118,1
114,2
İspanya
1.4
5,2
2,2
1,9
67,4
65,8
Finlandiya
0.8
5,1
-0,3
-0,6
53,6
52,3
Fransa(1)
0.3
5,0
2,9
2,6
58,1
58,2
İrlanda
2,2
5,2
-1,1
-1,9
59,5
52,6
İtalya
1.7
5,3
2,5
2,0
118,1
114,3
Lüksemburg
0.4
5,1
-1,0
-0,6
7,1
7,6
Hollanda
1.5
5,0
1,6
1,2
70,0
67,7
Portekiz
2.8
5,2
2,2
1,9
60,0
58,0
Euro-11
0.8
2,4
2,0
73,9
72,5
Danimarka
1,1
5,3
-1,1
-1,7
59,5
55,3
Yunanistan
3.7
8,7
2,2
2,0
107,7
104,5
İngiltere
1.5
6,1
0,6
0,3
52,3
50,9
İsveç
0.0
5,4
-0,5
-0,9
74,1
70,0
Avrupa Birliği
1,0
1,9
1,6
70,5
68,9
Kriter(5)
3,0
3,0
60,0
60,0
Kaynaklar: Banque National De Paris, World Currency Outlook (Son üç aylık dönem 1998).
Eurostat İstatistikleri (Şubat 1999).
(1) Enflasyon kriterini belirleyen en iyi üç ülke.
(2) Uyumlaştırılmış tüketici fiyat endeksi. Bu yeni endeks ulusal fiyat endekslerinden ayrı hesaplanmaktadır. Euro bölgesinde tüketicilerin ihtiyaçlarına karşılık veren mal ve hizmetler adına yapılan tüm parasal harcamaları içermektedir. Euro bölgesinde karşılaştırılabilir bir fiyat endeksidir. Aralık 1998 tarihi itibari ile bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde değişimi göstermektedir.
(3) Eylül 1998 sonu itibari ile yıllık ortalama 10 yıllık tahvil getirisi.
(4) Avrupa Komisyonu tahminleri; eksi rakamlar bütçe fazlasını ifade etmektedir.
(5) En düşük enflasyon oranına sahip üç üye ülke enflasyon oranı ortalamasından en fazla 1,5 puan üzerinde olması kriterinin sağlanması ile fiyat istikrarına kavuşulacaktır. Üye ülkeler arasında sağlanan ekonomik yakınlaşma istikrarlılığı uzun dönem nominal faiz oranları ile ölçülecektir. Uzun dönem nominal faiz oranları enflasyon oranları en düşük üç üye ülkenin uzun dönem faiz oranı ortalamasından en fazla 2 puan yukarı olabilir. Bütçe açığı/GSYİH'da yüzde 3,0 ve toplam kamu borçları/GSYİH'da yüzde 60 olmalıdır.




ULUSLARARASI PİYASALARDAKİ DURUM VE BEKLENTİLER

Yakın geçmişteki teknolojik gelişmeler uluslararası mali sistemi verimli ve karmaşık yapmıştır. Fon hareketlerinde kazanılan verimlilik ülkelerde yüksek büyümeye yönlendirilmiştir. Ancak, sistem küreselleşmenin de etkisiyle kendi içerisinde gelişirken dünyanın bazı bölgelerinde ortaya çıkan sorunlar ya da uluslararası yatırımcıların kararlarındaki tutarsızlıklar uluslararası piyasalarda zincirleme etkilere neden olmuştur.

Değerlemede temel ilkelere karşı çıkan bir sistem içerisinde ekonomik kurumlarda altyapı yetersizliği ve işletimdeki verimsizliği yaşayan ilk ülke 1997'de Tayland olmuştur. Bir kaç hafta içerisinde, Tayland'ın yaşadığı sorunlar komşu ülkelere, daha sonra 1998 yılında Rusya'ya, Latin Amerika ülkelerine ve Türkiye de dahil olmak üzere bir çok gelişen piyasaya yayılmıştır. Döviz ve finansal kriz öncesi yoğunlaşan finansal sıkıntı, 1998 yılındaki ekonomik gelişmeleri belirleyici rol oynamıştır. Bazı gelişen piyasaların ödeme zorluğu çekmesi yakın geleceği belirsiz kıldığı için tüm gelişen piyasalar riskli konumda değerlendirilmeye başlanmıştır.

Diğer taraftan, temel mal fiyatlarındaki gerileme, bu malları ihraç eden Rusya ve Venezuella gibi ülkelerin cari işlemler hesabını olumsuz etkilemeye başlamıştır. Bu çerçevede, uluslararası yatırımcılar gelişen piyasalardaki yatırımlarında daha ihtiyatlı olmaya başlamış ve bu piyasalara kredi vermede daha isteksiz olmuşlardır. Hazine'nin iç borç finansmanının Merkez Bankası tarafından karşılanmasının da etkisiyle Rusya'nın 1998 yılının Mayıs ayında yaşamaya başladığı mali sıkıntılar, Ağustos ayında moratoryum ilan etmesine yol açmıştır. Ayrıca, Rusya döviz piyasalarında oluşan aşırı talebin kur üzerinde baskı yaratması Rus rublesi'nin ABD doları karşısındaki dalgalanma aralığının genişletilmesini de beraberinde getirmiş ve Rus rublesi - ABD doları paritesi kriz öncesindeki 6 seviyesinde 22 seviyesine kadar yükselmiştir.

Rusya krizinin ardından gelişen piyasalarda ortaya çıkan güvensizlik ortamı sermaye çıkışlarını hızlandırmış, Brezilya başta olmak üzere Latin Amerika ülkeleri bu durumdan en fazla zarar gören ülkeler olmuşlardır. Brezilya'da dış finansman maliyetlerinin artması nedeniyle finansmanın iç piyasalardan sağlanmaya çalışılması para piyasalarında sıkışıklık yaratarak iç piyasadaki faiz oranlarını artırmıştır.

Rusya krizi öncesi para piyasalarında yüzde 20'ler seviyesinde oluşan yıllık faiz oranları kriz sonrasında yüzde 40'lara, yıl sonunda ise yüzde 50'ler seviyesine kadar yükselmiş ve Brezilya sabit kur rejiminden esnek kur rejimine geçmiştir. Ayrıca, ABD doları karşısında 1998 yılı Aralık ayında 1,2'de olan Brezilya real'i 1999 yılı Ocak ayında 1,9'a kadar düşmüştür. Diğer yandan, mal fiyatlarının düşmesine paralel olarak ihracat gelirlerinin azalması ekonomik büyümeyi yavaşlatarak 1998 yılında Brezilya'nın yüzde 1'in altında büyümesine yol açması beklenmektedir.

Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası'nın Eylül 1998'deki yıllık toplantısında G7 ülkeleri kriz bölgelerine fon sağlanmasında karar birliğine varmışlar ve Brezilya başta olmak üzere Latin Amerika ülkelerinin kullanımına 90 milyar ABD doları tutarında fon oluşturmuşlardır. Bu çerçevede, kriz ülkeleri bütçe açığını düşürerek ve bankacılık sistemindeki yapısal sorunları gidererek yatırımcının güvenini yeniden kazanmak için önlemler almaya başlamışlardır. Ancak, alınan önlemler sadece kısa vadeli sermaye çıkışını önleyebilmiştir.

Bunun sonucunda, uluslararası yatırımcılar fonlarını, kendilerince daha güvenli buldukları gelişmiş piyasalara yönlendirmeye başlamışlardır. Sonuç olarak, gelişmiş piyasalarda artan bono talebi, bono getirilerini düşürmüş ve kar artışlarına yol açmıştır. Gelişen piyasalarda borçlanma faiz oranlarının artması ve dış borç imkanlarının kısıtlı olması finansman gereğini iç piyasalara yönlendirmiş ve devalüasyon için daha fazla baskı yaratmıştır. Ancak, finansal krizin bir diğer sonucu da dünya ekonomi büyüme hızının yavaşlamasıdır. Uluslararası Para Fonu 1998 yılı dünya büyüme tahminlerini Eylül'de yüzde 3 seviyesinden yüzde 2'ye çekmiştir.

Alınan tedbirler çerçevesinde 1998 yılında gelişen piyasalardan kısa vadeli sermaye çıkışının durması ve 1999 yılında ekonomilerin canlanması amaçlanmıştır. Sonuç olarak, 1995 yılında Meksika krizinde de yaşandığı üzere eldeki politika araçlarının yetersizliği tekrar ortaya çıkmış ve yeni politika tartışmaları ve yeni ölçütler değerlendirilmeye başlanmıştır. G7 ülkeleri sermaye hareketlerini düzenlemek için biraraya gelmiş, bu çerçevede, sermaye çıkışını durdurmak ve kısa vadede rahatlama sağlamak amacıyla kriz ülkeleri için fon oluşturmuşlar ve sıkı bankacılık gözetimi, şeffaflık, güvenilirlik ve sorumluluk gibi uluslararası mali sistemin güçlendirilmesine ilişkin tartışmaları desteklemeye başlamışlardır.



 



EURO'NUN TÜRK FİNANS SİSTEMİNE ETKİLERİ

Euro'nun 1 Ocak 1999-31 Aralık 2002 tarihleri arasında kaydi olarak kullanılması, 2002'den başlayarak fiziki olarak tedavül edilmesi Avrupa Birliği'nde mali sistemi, ve özellikle bankaları önemli ölçüde etkilemesi beklenmektedir. Toplulukla yoğun ticari ve finansal ilişkileri olan Türkiye'nin de bu geçişten diğer üçüncü ülke ekonomilerine göre daha fazla etkilenmesi beklenmektedir.

Türkiye’nin dış ticaret hacminin yarısı üye ülkeler ile yapılırken, işçi dövizlerinin büyük bölümünü, döviz tevdiat hesaplarının yaklaşık yüzde 40'ını ve Merkez Bankası döviz rezervlerinin yüzde 60'ını sözkonusu ülkelerin para birimleri oluşturmaktadır. Diğer taraftan, dış borçların önemli bölümü üye ülkelerin para birimleri ile yapılmaktadır. Bu nedenlerle orta ve uzun dönemde Euro’daki gelişmelerin Türk ekonomisinin ticaret hacmi ve dağılımını, dış borçlanma stratejisini, rezerv yönetimini ve diğer makroekonomik büyüklüklerini etkilemesi beklenmektedir. 1999 tarihinden itibaren Euro'nun kullanımı ile birlikte ortaya çıkan kur değerinin ve faiz oranının seyri, Türkiye ekonomisine etkilerinin kesinlik kazanması açısından önemli olacaktır. Türkiye ile Avrupa Birliği arasında büyük hacimli bir ticaret ilişkisi mevcuttur. Türkiye 1998 yılı Ocak-Eylül döneminde toplam ithalatının yüzde 52’sini, toplam ihracatının da yüzde 49’unu Birlik üyesi ülkeler ile gerçekleştirmiştir. Diğer bir deyişle, Avrupa Birliği ile Türkiye arasında yıllık bazda yaklaşık 40 milyar ABD doları düzeyinde bir ticaret hacmi gerçekleşmektedir ve Türkiye Avrupa Birliği'nin sekizinci en büyük ticaret ortağı konumundadır. Önemli boyutta gerçekleşen ticaret hacminin yanısıra, Ekonomik ve Parasal Birliği Türkiye önemli kılan diğer bir neden 1996 yılında yürürlüğe giren Gümrük Birliği sürecidir. Bu süreçle birlikte Türkiye Avrupa Birliği kaynaklı sanayi ürünlerine uyguladığı gümrük vergilerini ve kotalarını kaldırmış ve Ortak Gümrük Tarifesi (OGT) uygulamasına geçmiştir. Bu gelişme aynı ticaret pazarını paylaşan diğer üçüncü ülkeler için geçerli değildir.

Ortak para biriminin kullanımıyla beklenen bir başka gelişme de Avrupa içi ticaretin artmasıdır. Bunun sonucunda Türkiye’nin Avrupa’ya olan ihracatında bir düşüş olabilir. Ayrıca, Birliğe üye ülkelerin vergi oranlarında gerçekleşmesi beklenen yakınlaşmanın da Avrupa’da genel fiyat düzeyinde düşüşlere yol açacağı tahmin edilmektedir.Avrupa’da vergi oranlarının düşük seviyede birbirine yakınlaşması durumunda fiyatlarda görülecek düşüş, Türk mallarının hem Birlik içinde hem de üçüncü ülkelerdeki rekabet gücünün azalmasına neden olabilecektir.Yine Para Birliği sonrasında yaşanacak şirket birleşmeleri de Türkiye’nin rekabet gücünü olumsuz etkileyecektir.

Türkiye’nin dış borçlarının döviz kompozisyonuna bakıldığında, 1998 yılı ikinci üç ay sonu itibariyle 98,2 milyar ABD doları düzeyinde gerçekleşen dış borç stokunun yaklaşık yüzde 35'ini Birlik üyesi ülkelerin para birimleri, yüzde 50'sini ABD doları, yüzde 9'unu da Japon yeni oluşturmaktadır. Avrupa’da Para Birliği'ne imza atmış 11 ülkenin, en geç 1 Temmuz 2002’den itibaren tamamiyle Euro kullanımına geçmesiyle Türkiye'nin Birlik üyesi para birimleri cinsinden borçları en geç o tarihte Euro’ya çevrilmiş olacaktır. Bu noktada oluşan Euro değeri ve faiz oranlarının Türk dış borcunun kompozisyonunu etkilemesi beklenebilir. Çünkü, Euro kullanımı ile birlikte Avrupa Birliği içinde mali piyasalar bütünleştikçe ve işlem ve borçlanma maliyetleri düştükçe mali piyasaların derinliği ve likiditesi artacak, Türkiye gibi ülkelerin Avrupa mali piyasalarından daha düşük faizle ve daha kolay borç bulması kolaylaşabilecektir. Ancak, bu noktada dikkate alınması gereken etken Türkiye’ye henüz uluslararası piyasalarda uygulanan risk priminin yüksek oluşudur. Türkiye’nin euro piyasalarına girişinin kolaylaşması için makroekonomik dengelerini iyileştirecek önlemleri kısa sürede ve ciddiyetle almaya başlaması gerekmektedir.

Euro'nun uluslararası piyasalarda kazanacağı konum, uluslararası krizin Avrupa Birliği ülkelerini etkileme derecesi, Avrupa Merkez Bankası'nın tutumu ve politikası, ABD'nin Euro karşısında izleyeceği stratejiler, uluslararası piyasaların Euro'ya yaklaşımı gibi etkenlere bağlı olacaktır. Euro'nun uluslararası piyasalardaki konumu ise uluslararası krizin Avrupa Birliği ülkelerini etkileme derecesi, Avrupa Merkez Bankası'nın tutumu ve politikası, ABD'nin izleyeceği stratejiler, gibi etkenlere bağlı olacaktır.