I
 

 DÜNYA EKONOMİSİNDEKİ

GELİŞMELER






I.1. DÜNYA EKONOMİSİ

Dünya ekonomisi 1999 yılı başından itibaren, değişik bölgelerin farklı eğilimler göstermesine rağmen, olumlu bir gelişme kaydetmiştir. Rusya krizinin olumsuz etkileri ortadan kalkmaya başlamış, yılın başlarında meydana gelen Brezilya krizinin etkileri ise sadece Güney Amerika kıtası ile sınırlı kalmıştır. Sanayileşmiş ülkeler arasında Amerika Birleşik Devletleri'nde büyüme oldukça yüksek gerçekleşirken, Japonya iyileşme belirtileri gösterse de sürdürülebilir bir büyüme düzeyine henüz ulaşamamıştır. Avrupa Birliği ülkelerinde ise, özellikle 1999 yılının ikinci yarısından itibaren büyüme hız kazanmıştır (Tablo I.1.1).

Asya ekonomilerinin tekrar istikrar kazanması, Brezilya ve Rusya’nın da geçirdikleri krizden kurtulmaya başlamaları dünya ekonomisinde yeni bir kriz olasılığını azaltmıştır. Ancak bu durum, finansal piyasalardaki yapısal sorunlar gibi krize temel oluşturan sorunların ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Bono getirilerinin yüksek olmaya devam etmesi ve 2000 yılında gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akımının iyileşmesi beklense de bunların miktar ve getirilerinin kriz öncesi seviyeleri aşması kolay olmayacaktır.

Latin Amerika ülkelerinden Brezilya ve Arjantin’de yüksek cari işlemler açıkları sürmektedir. Bu ülkelerin açıkları, kendi hükümetleri tarafından belirlenen GSYİH’nın yüzde 4’ü olan kritik değerin üstündedir. Asya ve Latin Amerika ülkelerinde meydana gelecek iyileşmenin devamlılığı, ihracattaki artışlara ve sanayileşmiş ülkelerdeki büyümenin gücüne bağlı olacaktır. Yeni bir kriz olasılığını ortadan kaldıracak en önemli faktör, 2000 yılında Amerika Birleşik Devletleri’ndeki büyüme hızının ve devamlılığının sağlanmasıdır. Ancak hızlı büyüme, daraltıcı para politikalarını da beraberinde getireceğinden, gelişmekte olan ülkeleri olumsuz etkileyecek ve Avrupa'daki iyileşmenin tehlikeye girmesine neden olabilecektir. FED, 1999 yılı içinde üç kez faiz artırmıştır ve 2000 yılının ilk yarısında faiz oranı artışının devam etmesi beklenmektedir. FED'in faiz arttırımı kararlarını almasının ve gerekli durumlarda faiz arttırımına gideceği mesajını vermesinin enflasyonla mücadele kadar, Amerika Birleşik Devletleri ekonomisinin uzun dönem büyüme potansiyelini etkilemeyecek bir politika izleme amacı ile ilişkili olduğu düşünülmektedir. FED'in faiz arttırımı beklentilerinin devam etmesi, bir taraftan sermaye piyasalarındaki menkul kıymetlerin gereğinden fazla değer kazanmasını önlemekte, diğer taraftan da iç talebin ve ekonomideki verimlilik düzeyinin sürdürülebilirliğini sağlamaktadır.

Japonya’daki iyileşme mali kesime bağlı olmaya devam etmektedir ancak özel sektördeki yaygın fazla kapasite ve zayıf bilançolardan dolayı, kamu giderlerindeki artış güçlü ikincil harcama etkisi yaratmamaktadır. Japonya’da 1999 yılı boyunca gerçekleştirilen ekonomik canlanma paketleri beklenen etkiyi yaratmadığından, 2000 yılı için büyüme daha çok yapısal reformlara bağlı olacaktır.

Euro Alanı ekonomilerindeki büyümenin dünya büyümesine katkısının sınırlı olması beklenmektedir. 1999 yılı boyunca Euro Alanı ekonomileri tek paraya uyum konusunda bir çok içsel çelişki ile karşı karşıya kalmışlardır. Uluslararası piyasalarda dolara rakip gibi algılanan euro yıl içinde dolar karşısında yaklaşık yüzde 14 oranında değer kaybetmiştir. Bu durum Avrupa ülkelerinin rekabet güçlerini büyük ölçüde artırsa da kredibilite konusunun tartışılmasına yol açmıştır. Euronun sorunlarının çoğu 1999 yılında Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ekonomileri arasında yaşanan farklı ekonomik gelişmelerden ve bir ölçüde de geçtiğimiz yıl petrol fiyatlarının beklenenden fazla artmasının Avrupa ekonomilerinde maliyetleri yükseltmesinden kaynaklanmıştır. Bölgede sorunların giderilmesi, Euro Alanı ülkelerinin emek piyasalarında gerekli yapısal reformları gerçekleştirmelerine ve para politikasından sonra maliye politikasında da olabildiğince uyuma gitmelerine bağlı olacaktır.

Dünya ekonomisiyle ilgili 1999 ve 2000 yılları tahminleri iyimserdir, ancak finansal piyasalarda bir takım riskler hala mevcuttur. Bu risklerden en önemlisi, Japon yeninin aşırı değer kazanmasının devam etmesi durumunda, Japonya’daki iyileşmenin tehlikeye girerek bölgedeki diğer ekonomileri olumsuz etkilemesi olacaktır. İkinci büyük risk, sanayileşmiş bölgeler arasındaki büyümenin dengesizliğinin cari işlemler açıklarını gerektiğinden fazla büyütecek olmasıdır. Bir diğer risk ise Asya krizinden sonra finansal ve özel sektörün yeniden yapılandırılması çalışmalarının henüz gerçekleştirilememiş olmasından kaynaklanmaktadır. Son olarak, Brezilya'nın kriz sonrasında ekonomik olarak iyileşmeye başlamasına rağmen Güney Amerika’da genel ekonomik durum hassastır ve özellikle Amerika'nın faiz artırımlarına çok duyarlıdır. Gelecekte faiz oranlarının daha fazla artırılması bu ekonomilerin sıkıntıya düşmelerine neden olabilecektir.
 
 

TABLO I.1.1

DÜNYA EKONOMİK GÖSTERGELERİ

(Yıllık Yüzde Değişim)


 
1997
1998
1999(2)
2000(2)
ÜRETİM(1)        
Dünya
4,2 
2,5
3,0
3,5
Sanayileşmiş Ülkeler
3,2
2,2
2,8
2,7
ABD
3,9
3,9
3,7
2,6
Japonya
1,4
-2,8
1,0
1,5
Avrupa Birliği
2,6
2,7
2,0
2,7
Avrupa Para Birliği
2,4
2,8
2,1
2,8
Gelişmekte Olan Ülkeler
5,8
3,2
3,5
4,8
Eski Merkezi Planlı Avrupa Ekonomileri 

ve Bağımsız Devletler Topluluğu

2,2
-0,2
0,8
2,8
DÜNYA TİCARET HACMİ(1)
9,9
3,6
3,7
6,2
İthalat        
Gelişmiş Ülkeler
9,2
4,8
5,9
5,9
Gelişmekte Olan Ülkeler
11,4
-1,3
1,1
7,2
Eski Merkezi Planlı Avrupa Ekonomiler

ve Bağımsız Devletler Topluluğu 

7,0
2,9
-2,7
8,2
İhracat        
Gelişmiş Ülkeler
10,3
3,2
3,0
6,2
Gelişmekte Olan Ülkeler
11,4
4,9
2,4
5,6
Eski Merkezi Planlı Avrupa Ekonomiler 

ve Bağımsız Devletler Topluluğu 

5,0
5,9
2,7
7,2
TÜKETİCİ FİYATLARI(1)        
Gelişmiş Ülkeler
2,1
1,5
1,4
1,8
Gelişmekte Olan Ülkeler
9,2
10,3
6,7
5,8
Eski Merkezi Planlı Avrupa Ekonomiler

ve Bağımsız Devletler Topluluğu 

28,2
20,9
39,3
18,1
ALTI AYLIK LIBOR FAİZLERİ (%)(3)        
ABD doları
5,8
5,5
5,4
6,1
Japon yeni
0,7
0,6
0,2
0,2
Alman markı
3,5
3,7
3,0
3,5

Kaynak: IMF, World Economic Outlook, Ekim 1999.

(1) World Economic Outlook, Ekim 1999.

(2) Tahmin.

(3) Londra Bankalararası Borçlanma Oranları (LIBOR).
 



 


GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERİN KRİZDEN ÇIKMALARININ DÜNYA EKONOMİSİNE ETKİLERİ

Asya ülkelerinin paralarını devalue etmeleri, ihraç ürünlerinin fiyatlarını düşürürken uluslararası rekabeti arttırarak diğer gelişmekte olan ülkelerin ihracat olanaklarını da kısıtlamıştır. Ayrıca Asya ülkeleri cari işlemler fazlalarını artırmak için ithalat kısıtlamalarına gitmişlerdir. Bu gelişmelerin, 1997 yılında yüzde 9,9 olarak gerçekleşen dünya ticaret hacmi büyüme hızının 1998 yılında yüzde 3,6’ya gerilemesinde etkisi olmuştur (Tablo I.1.1). Brezilya gibi ekonomisi kısa vadeli sermaye hareketlerine duyarlı olan ülkeler Asya krizinden daha olumsuz etkilenmişlerdir. Yükselen piyasalara duyulan güvenin azalmasına bağlı olarak Brezilya’dan önemli ölçüde sermaye çıkışları olmuştur. Bu durum reel faizlerin yükselmesine yol açarak finansman olanaklarını, dolayısıyla da yatırımları ve büyüme performansını olumsuz yönde etkilemiştir. Rusya’da Ağustos 1998’de ortaya çıkan krizin etkileri eski merkezi planlı Avrupa ekonomilerinde de hissedilmiştir. 1998 yılınında daralma yaşayan Rusya ekonomisinin ve eski merkezi planlı Avrupa ekonomilerinin 2000 yılında iyileşme sürecine girmeleri beklenmektedir. Ayrıca, 1999 yılı içinde petrol fiyatlarında gözlenen artış Rusya gibi petrol ihraç eden gelişmekte olan ülkelerin gelirlerinin önemli ölçüde artmasına yol açacaktır.

Asya krizinden gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere ve eski merkezi planlı Avrupa ekonomilerine oranla daha az etkilenmiştir. Petrol dışındaki diğer ara malları fiyatları 1998 yılında yüzde 14,8 oranında düşmüştür. Gelişmekte olan ülkelerin ihraç ettiği malların fiyatlarındaki gerileme, gelişmiş ülkeler için ucuz kaynak girişi sağlarken, sermaye hareketleri gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş ülkelere yönelmiştir.

Gelişmekte olan ülkeler krizin etkisinden kurtulmaya başlasa da, kısa ve uzun dönem faizler arasındaki fark yüksek seviyesini korumaktadır. Gelişmekte olan ülkelere giren sermaye miktarının 2000 yılında artması ancak, bu miktarın kriz öncesi dönemlerin altında kalması beklenmektedir. Kriz sırasında bölgeden çıkan sermaye yeniden bölgeye geri dönmeye başlamıştır. Ancak, krize yol açan yapısal sorunların çözüldüğü söylenememektedir. Bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması ve büyük holdinglerin bilançolarının şeffaflaştırılması ile ilgili olarak yapılması gereken reformlar henüz tamamlanamamıştır. Asya ekonomilerinde gözlenen iyileşmenin sürekliliğinin sağlanabilmesi için söz konusu reformların tamamlanması gerekmektedir.



 
 
 

I.1.1. Sanayileşmiş Ülkeler

Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği ve Japonya'da üretim 1999 yılında, birbirinden farklı eğilim göstermiştir. Japonya’da bu yıl, 1997’den itibaren gözlenen ekonomik krizin etkileri yavaş yavaş azalmış, fakat tam olarak giderilememiştir. Amerika’da ise, uzun zamandan beri gözlenen düşük enflasyon ile birlikte hızlı büyüme eğilimi devam etmiştir. Avrupa Birliği ve Para Birliği ülkelerinde ise Rusya krizi sonrasında oluşan ekonomik durgunluk büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. Buna göre 1998 yılında ortalama yüzde 2,2 oranında büyüyen gelişmiş ülkelerin, 1999 yılında yüzde 2,8 oranında büyümesi tahmin edilmektedir. Ayrıca 1998 yılında yüzde 1,5 olarak gerçekleşen ortalama tüketici fiyatları enflasyonu 1999 yılında yüzde 1,4’e gerilemiştir.

Amerika Birleşik Devletleri 1999 yılında genel olarak düşük enflasyon ile birlikte yüksek bir büyüme oranına sahip olmuştur. Tahmini olarak yüzde 3.7 oranında büyüyen gayri safi yurtiçi hasıla, genel olarak tüketim, işgücü verimliliği ve yatırımlardan kaynaklanan bir büyüme sergilemiştir. 1999 yılında gözlenen ekonomik canlılık işgücü piyasalarını olumlu etkilemiş ve işsizlik oranı 0,2 puanlık bir gerileme ile yüzde 4,3’e inmiştir. Öte yandan enflasyon daha çok hammadde fiyatlarındaki artışa bağlı olarak artmış, FED bunun karşısında uzun dönemli bir enflasyon tehlikesini dikkate alarak yıl içinde üç defa faiz artırımına gitmiştir. İç talepteki canlılığın sonucunda ithalat hacmi artmış ve 1998 yılında yüzde 2,6 oranında gerçekleşen cari işlemler açığının gayri safi yurtiçi hasılaya oranı, 1999 yılında tahmini olarak yüzde 3,5’e ulaşmıştır.

Japonya’da, 1997 yılında diğer Güney Doğu Asya ülkeleri ile birlikte ortaya çıkan ekonomik krizin etkileri 1999 yılında kısmen azalmış görünmektedir. 1998 yılında yüzde 2,8 oranında küçülen Japonya’nın 1999 yılında yüzde 1 oranında büyüdüğü tahmin edilmektedir. Japonya’da görülen bu canlanmada bölge ekonomilerinin tekrar toparlanma sürecine girmeleri, Japonya Hükümeti’nin uyguladığı canlandırıcı tedbirler ve genişletici para politikası kısmen etkili olmuştur. Öte yandan Japonya’nın canlanması ile birlikte yenin önemli ölçüde değer kazanması sonucunda ihracat olanaklarında görülen potansiyel daralma ve iç talepteki canlanmanın hala beklenenden düşük gerçekleşmesi Japonya’nın canlanma eğiliminin sürekliliği ve hızı konusunda şüpheler uyandırmaktadır. Japon yeninin 1999 yılında diğer para birimleri karşısında değer kazanması, rekabet gücü azalan ihracatçıların uluslararası piyasalara fiyat kırarak girmesine ve buna bağlı olarak yatırım güdülerinin azalmasına yol açmaktadır. Ayrıca Japonya Merkez Bankası’nın “sıfır faiz” politikası uygulaması ve Japonya Hükümeti’nin çeşitli zamanlarda açıkladığı bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılmasına ve iç talebi arttırmaya yönelik politika paketleri ve vergi oranlarında gözlenen düşüşler, krizin atlatılması sürecinde beklenen sonuçları yaratamamıştır. Öte yandan alınan bu kararlar doğrultusunda 1998 yılında yüzde 5,3 olan genel bütçe açığının GSYİH’ya oranı 1999 yılında yüzde 7,3’e ulaşmış, gayri safi toplam borç stokunun GSYİH’ya oranı da yüzde 127’ye ulaşmıştır. Japonya’daki ekonomik krizin olumsuz etkilerinin tam olarak geçmediğinin göstergesi olarak, 1998 yılında sıfır olarak gerçekleşen enflasyon oranının 1999 yılında tahmini yüzde 0,4 oranında gerilemesi ve işsizlik oranının önemli oranda artarak yüzde 5’e ulaşması sayılabilir.

Japonya ekonomisindeki belirsizliğin yılın sonlarına doğru azalarak devam etmesine rağmen, Amerika Birleşik Devletleri ekonomisindeki enflasyonsuz büyüme ve Latin Amerika ile Asya ülkelerinde krizin etkilerinin yavaş yavaş ortadan kalkması Euro Alanı ekonomilerini de olumlu etkilemiş, özellikle yılın ikinci yarısından itibaren ekonomik büyümede artış gözlenmiştir. Euro Alanı ekonomilerinde geçen yıl yapısal değişme başlamıştır. Bunun başlayışında temel etken bölgedeki ulusal para piyasalarının tek bir Euro Alanı piyasası şeklinde bütünleşmesi olmuştur. Toplam dünya GSYİH’sı içinde yüzde 15,5 civarında katkısı bulunan Euro Alanı ekonomilerinde 1999 yılında büyüme yüzde 2,1 olarak gerçekleşmiştir. Bölgede 2000 yılı ekonomik büyüme tahminleri ise yüzde 2,8 civarında bulunmaktadır. Euro Alanı genelindeki işsizlik oranının 1999 yılında yüzde 10'un biraz üzerinde gerçekleşmesi tahmin edilmektedir. Bu rakam yüksek olduğu kadar, diğer sanayileşmiş ülkelerin işsizlik rakamlarının üstünde seyretmektedir. Euro Alanındaki ülkeler tek tek incelendiğinde ise, bu ülkeler arasında emek piyasaları açısından yapısal olarak hala büyük farklılıklar bulunduğu görülmektedir. Euronun yürürlüğe girmesinden sonraki bir yıl sonunda Euro Alanı ekonomileri emek piyasalarındaki sorunları hala yeterli ölçüde çözememiş ve gerekli reformları gerçekleştirememişlerdir. Euro Alanı'ndaki en düşük işsizlik oranı Hollanda ve Lüksemburg’a aittir. İspanya, Fransa, İtalya ve Finlandiya’da işsizlik oranı hala yüzde 10’un üstündedir.

Euro Alanında, kamu borçlarının GSYİH’ya oranı incelendiğinde, 1999 yılında bu oranın biraz düşerek ortalama yüzde 72,9 olarak gerçekleştiği görülmektedir. Ancak bu oran Maastricht kriteri olan yüzde 60’ın hala bir hayli üstündedir. Bunun yanında bütçe açıklarının GSYİH’ya oranında da yıl içinde çok küçük miktarda bir iyileşme gözlenmiş ve bu oran 1999 yılında yüzde 1,6 olarak açıklanmıştır. Euro Alanındaki fiyat değişmeleri incelendiğinde, 1999 yılının ikinci yarısında fiyatlarda yukarı doğru hafif bir hareket olmuş ve uyumlaştırılmış tüketici fiyatları endeksindeki (HICP) yıllık artış yüzde 1,6 olarak gerçekleşmiştir. Bölgede fiyatların ikinci yarıdan itibaren, önceki yarıya oranla daha hızlı artması, Mart ayında gerçekleşen OPEC toplantısından sonra petrol fiyatlarındaki hızlı artıştan kaynaklanmaktadır. Euro Alanında 2000 yılı içinde de HICP enflasyonunda bir artış olması beklenmektedir.

Euro Alanındaki parasal gelişmeler gözönünde bulundurulduğunda, yıllık M3 büyüme oranları özellikle 1999 yılı sonlarına doğru referans değer olan yüzde 4,5'in oldukça üstüne çıkmış, 1999 yılının üçüncü üç aylık döneminde yüzde 6 civarında gerçekleşmiştir. Euro Alanında hem büyümenin hem de M3 büyüme oranlarının bu kadar hızlı artması, para politikasındaki ilk hedefi fiyat istikrarı olan Avrupa Merkez Bankasının 1999 yılı içinde 50 baz puan yükselttiği faiz oranlarını 2000 yılı içinde de yükseltmesi yönünde baskı oluşturacaktır.

Euro Alanı içindeki en büyük ekonomi olan Almanya’nın 1999 yılı itibariyle dünya GSYİH’sındaki payı yüzde 4,5 civarında bulunmaktadır. Ülkede 1999 yılı için büyüme tahminleri yüzde 1,5, 2000 yılı büyüme tahminleri ise yüzde 2,5 seviyesinde bulunmaktadır. Euro Alanında Asya krizinden en çok etkilenen Almanya ekonomisinde 1999 yılı ilk yarısında büyüme oranları düşük çıkmıştır. Asya krizinin etkilerinin tüm dünyada yavaşlaması ve euronun zayıflığının Almanya’nın ihracatını artırması ile birlikte yılın ikinci yarısından itibaren sanayi üretimi ve büyüme hız kazanmıştır. Enflasyon tahminleri ise 1999 yılında yüzde 0,6, 2000 yılında ise yüzde 0,8 olarak açıklanmıştır. Almanya’da üretime olan dış talebin canlı olması ve fiyat istikrarının korunması, ülkede üretilen ürünlerin fiyat konusundaki rekabet gücünü artırmaktadır. Yıllık bazda işsizlik oranının yüzde 10’un üstünde olduğu Almanya'da, emek piyasasıyla ilgili yapısal reformların hala yeterli ölçüde gerçekleştirilemediği gözlenmektedir.

İngiltere’de 1999 yılı GSYİH büyümesi yüzde 1,75 olarak tahmin edilmektedir. Ülkedeki büyümenin önemli kısmı imalat sanayii ve özellikle hizmetler sektöründeki canlanmadan kaynaklanmaktadır. Hizmet sektörü İngiltere ekonomisinde çok önemli bir yer teşkil etmekte ve ülke ekonomisinin beşte dördünü oluşturmaktadır. Ülkedeki işsizlik oranı ise 1999 yılının sonuna doğru yüzde 4,1 civarına gerilemiştir. Bu oran, ülkede son 19 yılda gerçekleşen en düşük işsizlik oranıdır. İngiltere’de hizmet sektörünün çok hızlı genişlemesi, imalat sanayiinin yılın sonlarına doğru canlanması ve sektördeki siparişlerin son iki yıldır gerçekleşen seviyelerden fazla olması, ülkede 1999 yılı içinde artırılan faiz oranlarının 2000 yılı içinde de artırılma olasılığını güçlendirmektedir.

I.1.2. Gelişmekte Olan Ülkeler

Gelişmekte olan ülkelerde 1997'de yıllık ortalama yüzde 5,8 olarak gerçekleşen büyüme oranı 1998'de yüzde 3,2’ye düşmüştür (Tablo I.1.2). Buna karşın, 1999 yılı içerisinde bu ülkelerde krizden çıkma belirtileri gözlenmiştir. Petrol fiyatlarında görülen artışlar petrol ihraç eden gelişmekte olan ülkelerin gelirlerinde artışlara yol açmıştır. Sermaye akımının yeniden Asya bölgesine ve diğer gelişmekte olan ülkelere yönelmeye başladığının işaretleri görülmektedir. Bu durumun dünya ticaret hacminin ve dünya ekonomisinin büyümesi açısından hem 1999 yılı hem de 2000 yılı için olumlu etkileri olacaktır.

TABLO I.1.2

REEL GSYİH ve ENFLASYON

(Yıllık Yüzde Değişim)

GSYİH
TÜFE
1998
1999(1)
1998
1999(1)
Gelişmekte Olan Ülkeler
3,2
3,5
10,3
6,7
Asya
3,7
5,3
8,0
3,1
Orta Doğu ve Avrupa
3,2
1,8
23,6
18,3
Latin Amerika
2,2
0,1
10,6
9,8
Afrika
3,4
3,1
8,7
9,0

Kaynak: IMF "World Economic Outlook", Ekim 1999.

(1) Tahmin.

Krizden etkilenen Asya ülkelerinden (Endonezya, Kore, Malezya, Filipinler ve Tayland) 1997 yılında, 19,7 milyar ABD doları sermaye çıkışı gerçekleşirken, diğer yükselen Asya piyasalarına 22,8 milyar ABD doları girmiştir. Krizden etkilenen Asya ülkelerinde sermaye çıkışları 1998'de artarak 45,3 milyar ABD doları olarak gerçekleşmiştir. Aynı dönemde yükselen piyasalara duyulan güvenin azalmasına bağlı olarak diğer yükselen Asya piyasalarından da 9,6 milyar ABD doları çıkmıştır. 1999 yılında yükselen piyasalara duyulan güvenin artması ile birlikte yeniden Asya ekonomilerine doğru sermaye akımı başlamıştır. Ancak krizden etkilenen Asya ülkelerine yönelik sermaye akımının 2000 yılında, kriz öncesi dönem olan 1996 yılında gerçekleşen 62,4 milyar ABD doları seviyesinin altında kalması beklenmektedir.

Güney Kore ekonomisinin 1998 yılında yüzde 5,8 oranındaki daralmadan sonra 1999 yılında yüzde 6,5 oranında büyüdüğü tahmin edilmektedir. Güney Kore ekonomisinde görülen iyileşmenin arkasındaki nedenler; para birimi won'un krizin ardından Kasım 1997 itibari ile yıllık yüzde 39 oranında değer kaybetmesi sonucunda ihracat pazarlarının genişlemesi ve 1999 yılı boyunca sanayi üretiminin hızlanarak artmasıdır. Sanayi üretiminin bir önceki yıla oranla yüzde 26,8 oranında büyüdüğü tahmin edilmektedir. 1997 yılında GSYİH’nın yüzde 1,8’i oranında açık veren cari işlemler dengesinin 1998 yılında GSYİH'nın yüzde 13,3’ü oranında fazla verdiği tahmin edilmektedir. Bu gelişmenin temelinde yatan nedenin ise, toplam iç talebin uygulanan daraltıcı politikalar sonucunda yüzde 18,7 oranında daralması olduğu düşünülmektedir. Toplam iç talepte görülen daralma, artan sanayi üretiminin dış pazarlarda ortaya çıkan genişlemeye de bağlı olarak ihracata yönelmesine yol açmıştır.

Güney Kore'nin IMF ile yaptığı Yakın İzleme Anlaşmasına bağlı olarak uyguladığı ekonomik reform programı, 1998/1999 döneminde de yürürlükte kalmıştır. Temmuz 1998’den bu yana Güney Kore para birimi won, ABD doları karşısında değer kazanmıştır. Bu politika sonucu faiz oranları kriz öncesi dönemlerdeki seviyelerine çekilebilmiştir. Program dahilinde gerçekleştirilmesi gereken yapısal reformlar içerisinde bankacılık sektörünün güçlendirilmesi ve holdinglerin yeniden yapılandırılması yeralmaktadır. Güney Kore, 1999 yılında, Aralık 1997’de programın uygulanmaya başlanmasıyla birlikte aldığı dış borçları ödemeye devam etmiştir. Bu olumlu gelişmelerin sonucunda tüketici fiyatlarının 1999 yılında yüzde 0,7'ye gerilediği, buna karşın işşizlik oranının, Güney Kore ekonomisi için yüksek bir oran olan, yüzde 7 olarak gerçekleştiği tahmin edilmektedir. Güney Kore ekonomisinin 2000 yılında yüzde 5,5 oranında büyümesi beklenmektedir. Tüketici fiyatlarının 2000 yılında yüzde 2,8 oranında artacağı ve işsizlik oranının yüzde 6'ya gerileyeceği tahmin edilmektedir.

Brezilya ekonomisi, ilk belirtileri Ağustos 1998'da ortaya çıkan mali krizin olumsuz etkilerinden 1999 yılında da kurtulamamıştır. Brezilya ekonomisinin 1999 yılında bir önceki yıla göre yüzde 1 oranında daraldığı tahmin edilmektedir. Brezilya’nın yüksek bütçe açığı ve uyguladığı döviz kuru aralığı politikasının sürdürülebilirliği, uluslararası mali piyasalarda güvensizlik yaratmıştır. Brezilya ekonomisine duyulan güvenin azalması sonucunda ülkeden yüksek miktarlarda sermaye çıkışları gerçekleşmiştir. Sermaye çıkışları, reel faizlerin yükselmesine yol açarak yatırımları ve büyümeyi olumsuz etkilemiştir. Ağustos 1998’de 2,8 milyar ABD doları ve Eylül 1998’de de21,5 milyar ABD doları tutarındaki rezerv kayıpları sonrasında Aralık 1998’de Brezilya faiz arttırımına gitmiştir. Ayrıca, Brezilya Kasım 1998’de IMF ile 3 yıllık Yakın İzleme Anlaşması yapmış ve bu doğrultuda faiz dışı bütçe fazlasını artırmaya yönelik adım atmıştır. Öte yandan, Aralık 1998 ve Ocak 1999’da ülke ekonomisi üzerindeki baskı tekrar ortaya çıkmış ve bu 13 Ocak 1999’da real’in dalgalanmaya bırakılması ile sonuçlanmıştır. Bu durum karşısında uygulanacak program tekrar gözden geçirilmiş ve bu doğrultuda kamu dengelerinin sağlanması yönünde ek önlemler alınmıştır. Ayrıca, gözden geçirilen anlaşma ile döviz kurunun nominal çıpa olarak kullanılmasından vazgeçilmiştir. Brezilya ekonomisindeki belirsizliklerin azalması ile birlikte, ekonominin 2000 yılında yüzde 4 oranında büyümesi beklenmektedir. Tüketici fiyatlarının 1999 yılında yüzde 4,6 oranında arttığı ve 2000 yılında da yüzde 4,8 oranında artacağı tahmin edilmektedir.

Asya krizinden en az etkilenen ülkelerden biri olan Çin 1998 yılında 43,6 milyar ABD doları dış ticaret fazlası vermiştir. Dış ticaret fazlası 1999 yılında, ithalattaki hızlı artışa bağlı olarak 29,1 milyar ABD dolarına gerilemiştir. İhracat 1999 yılında yüzde 6,1 oranında artarak 194,6 milyar ABD doları olurken ithalat yüzde 18,2 oranında artarak 165,5 milyar ABD doları olmuştur. Gelişmekte olan ülkelerin en önemlilerinden biri olan Çin ekonomisinin 1999 yılında yüzde 6,6 oranında büyüdüğü tahmin edilmektedir. Çin ekonomisinin 2000 yılında da yüzde 6 oranında büyümesi öngörülmektedir. Krizden etkilenen Asya ülkelerinin devalüasyon yoluyla ihraç ürünlerinin fiyatlarını düşürmeleri Çin’in ithalatını ucuzlatıcı etki yapmıştır. Bununla birlikte düşük kapasite kullanım oranları, tüketici fiyatlarının 1999 yılında yüzde 1,5 oranında gerilemesine neden olmuştur. Buna karşın tüketici fiyatlarının 2000 yılında yüzde 1,5 oranında artacağı tahmin edilmektedir.

Asya krizinin ardından Çin’in Uzak Doğu Asya ülkelerine yaptığı ihracatta görülen azalma, büyüme oranında son dönemde görülen yavaşlamada etkili olmuştur. Buna göre geçmişte Çin’in toplam ihracatının yüzde 12’sini oluşturan Güney Kore ve Japonya’ya yapılan ihracat kriz sonrasında önemli ölçüde gerilemiştir. Kriz sonrasında Japonya’ya yapılan ihracatta yüzde 5-6 oranında, Güney Kore’ye yapılan ihracatta ise yaklaşık yüzde 30 oranında gerileme olmuştur. Krizden etkilenen Asya ülkelerinde görülen iyileşme eğiliminin Çin ekonomisini olumlu etkileyeceği düşünülmektedir.

Çin ekonomisini en çok etkileyecek olaylardan birisi de 1999 yılında ülkenin Dünya Ticaret Örgütü'ne (DTÖ) katılma görüşmelerine başlamasıdır. DTÖ’ye katılım Çin'in piyasalarını dünyaya açmasını sağlayacaktır, ancak bu açılma ülkedeki her sektörü eşit şekilde etkilemeyecektir. Özellikle, Amerika Birleşik Devletleri’nin etkin tarım sektörü rekabetiyle karşı karşıya kalacak olan Çin'in tarım sektöründe katılımdan bir hayli olumsuz etkilenmesi beklenmektedir. Ülkedeki devlete ait sanayi firmalarının da artık yüksek gümrük engelleri ve bariyerler arkasına sığınamayacağı ve bir çok firmanın ekonomik açıdan olumsuz etkileneceği tahmin edilmektedir. DTÖ'ye katılımın Çin’e ekonomik faydadan çok politik güç sağlayacağı düşünülmektedir.
 


PETROL FİYATLARINDAKİ GELİŞMELERİN EKONOMİK ETKİLERİ

1997 yılı başlarında uluslararası piyasalarda varil başına 25 dolara kadar çıkan ham petrol fiyatları 1997 yılında çıkan global krizin ardından dünyada talebin azalması ve petrol üreticisi ülkelerdeki üretim fazlası sonucunda düşmeye başlamış ve 1999 yılının ilk aylarında 11 doların altına kadar düşmüştür. Krizin etkilerinin azalması ile talebin canlanmaya başlaması ve OPEC ülkelerinin 1999 Mart'ında aldığı üretim kısıtlamasının ardından dünya petrol üretiminin 1999 yılında bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 3 oranında azalması sonucunda ham petrol fiyatları hızlı bir artış göstererek 1999 yılı Aralık ayında 28 doların üzerine çıkmıştır. 1998 yılında petrol fiyatlarının düşmesi ile, üretici ülkelerde cari işlemler dengesi ve kamu dengesi bozulmuş, öte yandan ithalatçı ülkelerin enflasyon oranları düşük seviyelerde kalmıştır. 1999 yılında fiyatların artması ile üretici ülkelerde bozulan makroekonomik dengelerde iyileşme görülmüş, ithalatçı ülkelerde ise enflasyonda artış olasılığı ortaya çıkmıştır.

Petrol fiyatlarındaki artış, arz miktarı veri iken, ihracatçı ülkelerin kamu dengelerini olumlu etkilemektedir. Uluslararası Para Fonu verilerine göre petrol üreticisi Orta Doğu ve Afrika ülkelerinde petrolden elde edilen gelirlerin kamu gelirleri içindeki payı yüzde 60’ın üzerindedir. Global krizden olumsuz etkilenen Meksika’da bu oran yüzde 35, Venezuella’da yüzde 69,3 ve Rusya’da yüzde 4 civarındadır.

Petrol fiyatlarında yıllık yüzde 10 oranındaki artış ihracatçı ülkelerin tahmini ihraç gelirlerini bir yıllık dönemde yaklaşık 16 milyar ABD doları tutarında iyileştirirken, başta sanayileşmiş ülkeler olmak üzere petrol ithalatçısı ülkelerin enerji maliyetlerini ve ithalat giderlerini arttırmaktadır. Ayrıca, petrol fiyatlarındaki artış ithalatçı ülkelerde enflasyon ve büyümeyi olumsuz yönde etkilemektedir. Uluslararası Para Fonu’nun tahminlerine göre petrol fiyatlarının yüzde 10 artması Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri'nde tüketici fiyatlarını 0,2 puan artırıp, reel GSYİH büyümesi 0,1 puan azaltmaktadır. Gelişmekte olan petrol ithalatçısı ülkeler açısından fiyatlardaki artışın enflasyon ve büyüme üzerindeki etkilerinin daha büyük olması beklenmektedir. Nitekim, petrol fiyatlarındaki yüzde 10'luk artışın Türkiye'de TEFE'ye etkisi 0,9 puan olarak hesaplanmaktadır. Ayrıca arz kısıtlaması yolu ile petrol fiyatlarının yükseltilmesinin, petrol ihracatçısı ülkelerin GSYİH büyümesine yapacağı olumlu katkının sınırlı bir düzeyde olacağı tahmin edilmektedir.

Önümüzdeki dönemde, üretim kısıtlamasının sürdürülmesi durumunda, petrol fiyatlarının yüksek seviyesini koruması beklenmektedir. Bu durumun, ihracatçı ülkelerin makroekonomik dengelerini olumlu etkilemesi, ithalatçı ülkelerde ise enflasyon, büyüme ve dış ticaret dengesi açısından olumsuz gelişmelere yol açması beklenmektedir.


I.1.3. Eski Merkezi Planlı Avrupa Ekonomileri ve Bağımsız Devletler Topluluğu

Rusya’da Ağustos ayında yaşanan mali krizin etkisiyle Eski Merkezi Planlı Avrupa Ekonomileri ve Bağımsız Devletler Topluluğu ülkelerinde 1998 yılında ekonomik daralma görülmüş ve reel GSYİH yüzde 0,2 gerilemiştir.

Rusya’da 1998 yılının Ağustos ayında ortaya çıkan mali krizin etkisi geçiş sürecindeki eski planlı ekonomilerin hemen hemen tamamında gözlenmiş, fakat krizden etkilenmeleri ülkelerin Rusya ile ekonomik bağlarının derecesine göre farklı boyutlarda gerçekleşmiştir. Rusya'nın 1999 yılında toparlanma sürecine girmesi ile birlikte bölge ekonomilerinde de kısmen bir iyileşme gözlenmiştir. Buna göre 1998 yılında ortalama yüzde 0,2 oranında daralan bölgenin GSYİH'sının 1999 yılında yüzde 0,8 oranında arttığı tahmin edilmektedir.

Rusya krizinin ardından bölge ekonomilerinde genel olarak enflasyon oranlarının arttığı ve kamu dengesinin bozulduğu gözlenmiştir. 1998 yılında yüzde 21 olan bölge tüketici fiyatları enflasyonu 1999 yılında yüzde 39’a yükselmiştir. Bu artış, ülkelerin para birimlerinin kriz sonrasında hızlı bir biçimde değer kaybetmesinden kaynaklanmıştır.

Krizin ardından 1998 yılında yüzde 4,6 oranında küçülen Rusya ekonomisinin 1999 yılında yüzde 1 oranında büyüdüğü tahmin edilmektedir. Ayrıca ülkede tüketici fiyatları enflasyonu 1998 yılında yüzde 84 iken, 1999 yılında yüzde 37’ye gerilemiştir. Rusya kriz sonrasında IMF gözetiminde stabilizasyon çabasına girmiş ve bu doğrultuda kamu dengelerinin düzeltilmesi ve bankacılık sektörünün yeniden yapılandırılması için yeni kararlar almıştır. Buna göre 1998 yılında GSYİH'nın yüzde 2,1'i kadar açık veren faiz dışı dengenin, 1999 yılında yüzde 2,1 fazla vermesi öngörülmüştür. Öte yandan, politik istikrarsızlığın devam etmesi ülkenin gelecekteki ekonomik durumu hakkındakısmen belirsizlikler yaratmaktadır.

Rusya krizinin olumsuz etkilerinin en fazla hissedildiği ülkeler Rusya ile daha yakın ticari ilişkilere sahip ülkeler olmuştur. Bunda rublenin değerinin bölgedeki diğer ülkelerin para birimlerine karşı düşmesinin ve Rusya’nın ithalat talebinin azalmasının etkisi büyüktür. Krizden en çok etkilenen ülkelerin başında Ukrayna gelmektedir. Kriz sonrasında Ukrayna ekonomisi 1999 yılı ilk yarısında yüzde 3 oranında daralmıştır. Ukrayna’nın kamu dengelerini düzeltmek amacı ile vergi toplama etkinliğini arttırıcı önlemler aldığı göze çarpmaktadır.

Krizden olumsuz etkilenen bir başka ülke grubu da Baltık Cumhuriyetleri’dir. Rusya’da yaşanan ekonomik daralmanın ardından, Estonya ve Litvanya’nın Rusya’ya olan ihracatlarının yüzde 10’un üzerinde gerilediği tahmin edilmektedir.

Rusya’da ortaya çıkan krizin bölgedeki etkileri reel sektörle sınırlı kalmamıştır. Kriz sonrasında bölge ekonomilerinin uluslararası piyasalardan borçlanması zorlaşmış ve bu da finansal sektörlerin olumsuz etkilenmesi ile sonuçlanmıştır. Ayrıca kriz sonrasında hızlı mevduat çekilmeleri ve Rusya ile ilgili menkul kıymetlerin fiyatlarının düşmesi, Baltık Cumhuriyetleri dışında, bölgenin diğer ekonomilerinde de bankacılık sektörünün mali yapısının kötüleşmesi ile sonuçlanmıştır.

I.1.4. Dünya Ticareti

Asya krizi, küresel büyümeyi oldukça olumsuz etkilemiştir. Gelişmekte olan ülkelerdeki büyüme kriz öncesinde yüzde 5,8 olarak gerçekleşirken, bu oran, 1998’de yüzde 3,2'ye gerilemiştir. Gelişmekte olan ekonomilerdeki büyümenin bu derece yavaşlamasının uluslararası ticarete önemli yansımaları olmuştur. Ticari dengesizlikler fazlalaşırken, dünya ticareti yavaşlamış ve mal fiyatlarında düşüş gözlenmiştir (Tablo I.1.3). Ancak 1999 yılı başından itibaren, dünya ekonomisindeki genel iyileşme ticaret hacmini de kısmen olumlu etkilemiştir. Dünya ticaret hacminin 1999 yılında yüzde 3,7'ye yükselmesi beklenirken, bu oranın 2000 yılında yüzde 6,2'ye kadar yükseleceği tahmin edilmektedir.
 
 

TABLO I.1.3

TEMEL MALLAR FİYAT ENDEKSLERİ

(1990=100 ABD doları)


1996
1997
1998
1999
1999

Aralık(1)

Enerji Dışı Mallar
116,7
112,9
96,2
89,6
94,6
Gıda
127,7
113,9
99,6
84,3
81,5
İçki
124,9
165,5
140,3
110,5
117,6
Tarım Ham Maddeleri
127,7
119,0
99,5
101,5
105,7
Metaller
88,2
90,9
76,1
76,2
83,8
Gübreler
112,7
113,9
117,1
112,4
106,9
Petrol
88,6
83,8
56,9
78,9
109,2

Kaynak: IMF.

(1) Geçici.

Dünya ticareti, genel olarak incelendiğinde, 1999 yılı içinde ihracatın genel dünya ihracatına oranı açısından Euro Alanı yüzde 19,5 civarında bir pay ile ticarete en büyük katkıyı sağlamıştır. Bu oran ABD için yüzde 15, Japonya için ise yüzde 8,5 civarında gerçekleşmiştir. Ayrıca Asya ekonomilerindeki güçlü büyüme 1999 yılı içinde ithalat taleplerini büyük oranda artırmıştır. Ancak bu talep artışı firmaların ithalat ağırlıklı planlanmış stoklarını yeniden oluşturmaya başlamalarıyla ortaya çıktığından, stokların uyum süreci tamamlandığında ithalattaki artışın tekrar eski seviyesine dönmesi beklenmektedir.

I.2. ULUSLARARASI MALİ PİYASALAR

Güney Doğu Asya krizinin ve 1998 yılında ortaya çıkan Rusya krizinin ardından gelişmekte olan piyasalara olan güvenin azalması, bu gruptaki ülkelerden gelişmiş ülkelerin tahvil ve bono piyasalarına doğru sermaye çıkışı ile sonuçlanmıştır. Bunun etkisiyle Amerika Birleşik Devletleri’ndeki uzun vadeli getirilerde 1998 yılında gözle görülür bir düşüş gerçekleşmiştir. 1998 yılında para birliğine geçiş sürecinde Avrupa Merkez Bankası da faiz indirimine gitmiş ve bunun etkisi bono ve tahvil getirilerine de yansımıştır. Öte yandan 1998 yılında Japonya’nın krizden çıkmak için genişletici para politikası uygulaması, bono ve tahvil getirilerinin düşmesi ile sonuçlanmıştır.

TABLO I.2.1

UZUN DÖNEM GETİRİLER

10 Yıllık Devlet Tahvilleri

(Dönem sonu, Yüzde)

ABD
Almanya
Japonya
1998 Aralık
4,65
3,87
2,22
1999 Ocak
4,65
3,64
2,07
1999 Şubat
5,29
4,02
1,96
1999 Mart
5,23
4,01
1,74
1999 Nisan
5,34
3,88
1,42
1999 Mayıs
5,62
4,12
1,45
1999 Haziran
5,79
4,51
1,85
1999 Temmuz
5,90
4,81
1,77
1999 Ağustos
6,04
4,89
1,92
1999 Eylül
5,94
5,08
1,71
1999 Ekim
6,02
5,16
1,80
1999 Kasım
6,19
5,13
1,82
1999 Aralık
6,37
5,34
1,67
Kaynak: Bloomberg. 1999 yılında ise özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’da enflasyon tehlikesini önlemek için para otoritelerinin çeşitli zamanlarda faiz arttırımına gitmeleri ve enflasyonist beklentilerin devam etmesi sonucunda genel olarak uzun vadeli menkul kıymetlerin getirileri artmıştır. Buna göre 1998 sonunda ABD ve Almanya’da sırasıyla yüzde 4,7 ve 3,9 olan 10 yıllık getiriler, 1999 yılı sonunda sırasıyla yüzde 6,4 ve 5,3 seviyesine ulaşmıştır. Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’da getirilerde gözlenen belirgin yükselme eğilimine karşılık, Japonya’da genişletici para politikasının devam etmesinin etkisi ve enflasyon beklentilerinin olmaması sonucunda getiriler genel olarak yatay bir seyir izlemiştir. Buna göre 1998 yılı sonunda kısa süreli bir yükselme ile yüzde 2,2’ye ulaşan Japonya 10 yıllık devlet tahvili getirisi, 1999 yılı sonunda yüzde 1,7 seviyesine gerilemiştir. (Tablo I.2.1)

Döviz piyasalarında 1999 yılında genel olarak farklı eğilimler gözlenmiştir. 1999 yılının başında Avrupa’da 11 ülkenin Para Birliği’ne geçmesi bu gruba dahil ekonomiler açısından bir takım belirsizliklere yol açmış, bu durum ise yıl genelinde euronun ABD doları karşısında değer kaybetmesi ile sonuçlanmıştır. Ayrıca 1999 yılı boyunca Amerika Birleşik Devletleri’nin ileri teknolojiye sahip ürünlerde gösterdiği sürekli performans, ABD dolarını euro karşısında destekleyen bir başka faktör olmuştur. Ayrıca Amerika Birleşik Devletleri’ndeki uzun vadeli getirilerin Avrupa’ya göre daha yüksek olması, "Euro/ABD doları" paritesindeki gelişmelerle paralel bir seyir izlemiştir. Buna göre 1998 yılı sonunda 1,175 olan parite, 1999 yılı sonunda 1,011’e gerilemiştir (Tablo I.2.2). Öte yandan, Avrupa Birliği ülkelerinin ekonomik performansında 1998 yılında gözlenen yavaşlamanın ardından 1999 yılında kısmen canlanma eğilimi göstermesi euronun ABD doları karşısında değer kaybetmesini engelleyememiştir.

Japonya’nın 1999 yılı içinde kısmen canlanma eğilimi göstermesi sonucunda kriz öncesi Japonya’dan çıkan sermayenin kriz sonrasında ülkeye geri döndüğü ve bunun da önemli ölçüde Japon yeni talebi yarattığı görülmüştür. 1999 yılının ilk yarısında genel olarak 120 seviyesine yakın olan "ABD doları/Japon yeni" paritesi, 1999 yılının ikinci yarısında hızla gerilemeye başlamıştır. Bu eğilim karşısında döviz piyasalarında sıklıkla müdahalelerde bulunan Japonya Merkez Bankası, Temmuz ayının ikinci yarısından itibaren müdahalelerinin sıklığını gözle görülür bir biçimde azaltmış ve bu durum Japon yeni’nin ABD doları karşısında değer kazanmasında etkili olmuştur. Buna göre 1998 yılı sonunda 117,6 olan "ABD doları/Japon yeni paritesi", 1999 yılının sonunda 102,6 seviyesine gerilemiştir (Tablo I.2.2). Yenin 1999 yılında değer kazanması uluslararası piyasalarda gereğinden erken bulunmuş ve Japonya’nın bundan sonraki büyümesini olumsuz etkileyecek bir faktör olarak yorumlanmıştır.
 
 


EURONUN İLK YILI

Euro, ilk yılında, Euro Alanında önemli değişikliklere yol açmıştır. Bu değişikliklerden en önemli iki tanesi, Euro Alanındaki farklı yapıdaki ulusal piyasaların tek piyasa olarak bütünleşmesi ve ikincisi ise euro bazlı bono piyasasının hızla büyümesi olmuştur. Euro Alanı para piyasaları çerçevesinde, bir yıl sonra tamamen entegre olamamış tek piyasa repo piyasasıdır. Bunun nedenleri arasında; bonoların fiyatlarının ve likiditelerinin farklılık göstermesi, repo anlaşmaları için kullanılan yasal dokümantasyonun uyumlaştırılmasındaki sorunlar, bonolara uygulanan değişik vergilendirme yöntemleri ve Euro Alanındaki maddi teminatların kullanılabilirliği konusundaki eşitsizlik bulunmaktadır.

Bono piyasalarındaki büyüme, özellikle Euro Alanındaki firmaların finansmanı açısından oldukça önemlidir. Özel bono piyasasında yoğun bir bütünleşme gözlenmiş, bölgede kur riskinin ortadan kalkması sonucunda, yatırımcılar bono portföylerini çeşitlendirmişlerdir. Bono piyasasındaki bu gelişmenin en önemli sonucu özel firmaların fon talebini artırarak Euro Alanındaki firmaların yeniden yapılandırılmasının hızlanması olmuştur. Sermaye piyasalarındaki bütünleşme hızlanırken, bölgedeki firmalar birleşerek daha güçlü bir yapı haline gelmişlerdir.

Döviz piyasalarında euro, başlangıçtan itibaren dolar karşısında devamlı olarak değer kaybetmiş, özellikle yılın ilk yarısında bu değer kaybı çok hızlı olmuş ve yıl içinde değer kaybı yüzde 14 civarında gerçekleşmiştir ancak yılın sonlarına doğru euro bir miktar kendini toparlamıştır. Euronun zayıflama nedenlerinin başında, 1997 yılında meydana gelen Asya krizinin Avrupa’yı özellikle Rusya dolayısıyla Almanya ekonomisini oldukça olumsuz etkileyerek 1999 yılının ilk yarısında tüm Avrupa’daki büyüme oranlarını aşağıya çekmiş olması ve Amerika'daki büyümenin özellikle yılın ilk yarısında Avrupa’daki büyümeye oranla daha güçlü olması bulunmaktadır. Euronun zayıf bir para birimi olması ilk bakışta çok fazla tercih edilir görünmese de, özellikle yılın ikinci yarısında bölgedeki ihracatın artmasına yardımcı olarak büyüme oranlarının tekrar hızlanmasına büyük ölçüde katkıda bulunmuştur. Euro Alanı ekonomilerindeki büyüme oranlarının 1999 yılının son aylarında yukarı doğru revize edilmesi ve 2000 yılı içinde öngörülerin oldukça olumlu olması, euronun gelecekte diğer para birimleri karşısında değer kazanacağına işaret etmektedir.
 



 


TABLO I.2.2

ÇAPRAZ KURLAR

(Dönem sonu)

Euro/

ABD Doları

ABD Doları/

Yen

1998 Aralık
1,175
117,62
1999 Ocak
1,164
112,90
1999 Şubat
1,123
116,55
1999 Mart
1,092
119,59
1999 Nisan
1,072
119,70
1999 Mayıs
1,064
121,79
1999 Haziran
1,039
120,81
1999 Temmuz
1,034
119,80
1999 Ağustos
1,062
113,60
1999 Eylül
1,049
107,17
1999 Ekim
1,072
106,17
1999 Kasım
1,036
104,79
1999 Aralık
1,011
102,56
Kaynak: TCMB. I.2.1. Gelişen Piyasalar

Gelişen piyasalarda 1997 ve 1998 yıllarında peşpeşe ortaya çıkan finansal krizlerin ardından bu piyasalara duyulan güven önemli ölçüde azalmış, ve bu ülkelerden gelişmiş ülkelere doğru sermaye çıkışları başlamıştır. 1999 yılının Ocak ayında Brezilya’nın da mali dengesizliklere bağlı olarak real'i dalgalanmaya bırakması yine gelişen piyasalara duyulan güvenin azalmasında etkili olmuştur. Öte yandan Brezilya’daki krizin etkileri, Güney Doğu Asya krizi ve Rusya krizi kadar derin olmamış ve 1999 yılında genel olarak daha önce krize giren ülkelerin yavaş yavaş toparlanma sürecine girmeleri ile birlikte gelişen piyasalara karşı duyulan güven kısmen artmıştır. Buna ek olarak ardarda çıkan krizler sonrasında IMF’in bu ülkelere verdiği destek krizin atlatılması sürecinde etkili olmuştur. Her ne kadar gelişen piyasalar 1999 yılında tekrar uluslararası piyasalardan borçlanmaya başlamış olsa da, genelde bu ülkelerin borçlanmadaki risk primlerinin hala yüksek olduğu gözlenmektedir (Tablo I.2.3).

TABLO I.2.3

NET SERMAYE HAREKETLERİ

(Milyar ABD doları)


1996
1997
1998
1999
2000(1)
Gelişmekte Olan Ülkeler
Doğrudan Yat.
113,5
142,6
132,4
118,5
128,4
Portföy
74,0
66,7
27,1
21,6
40,2
Diğer
26,4
-60,5
-93,3
-71,8
-50,1
Resmi
-17,9
24,4
43,6
9,4
-2,4
Asya
Doğrudan Yat.
54,2
61,2
56,6
41,6
43,1
Portföy
12,0
1,1
-19,6
-8,3
-2,9
Diğer
36,0
59,1
-81,2
62,8
43,5
Resmi
-0,5
30,0
27,5
-0,4
2,3
Orta Doğu ve Doğu Avrupa
Doğrudan Yat.
2,0
2,8
2,6
3,8
9,5
Portföy
1,8
3,7
-8,6
6,5
6,2
Diğer
2,6
10,4
16,3
7,1
-4,7
Resmi
-1,1
-0,8
-1,1
-1,7
-2,0
Latin Amerika
Doğrudan Yat.
38,9
51,3
48,1
42,8
43,1
Portföy
37,9
36,2
39,7
12,0
23,6
Diğer
2,9
-1,4
-14,0
-7,7
-4,0
Resmi
-14,1
-8,4
4,1
4,8
-0,1

Kaynak: IMF "World Economic Outlook", Ekim 1999.

(1) Tahmin.

Finansal krizler 1997 ve 1998 yıllarında gelişen piyasalardan önemli miktarda sermaye çıkması ile sonuçlanmıştır. 1999 yılında gelişen ülkelere giren sermaye akımına bakıldığında, 1998 yılı sonundan itibaren bu ülkelere tekrar sermaye girişlerinin başladığı, fakat sermaye girişinin kriz öncesi dönemin önemli ölçüde gerisinde kaldığı gözlenmektedir (Tablo I.2.4).

Güney Kore’de won, 1999 yılında değer kazanmıştır. Güney Kore won'unun değer kazanmasındaki başlıca neden ülkeye yoğun yabancı sermaye girişlerinin gerçekleşmesidir. Öte yandan, yılın başında finansal kriz yaşayan Brezilya'nın para birimi real 1999 yılında ABD doları karşısında değer kaybetmiştir. Rusya'da, 1998 yılında rublenin devalue edilmesi ile sonuçlanan krizin etkileri 1999 yılında da mali piyasalarda hissedilmeye devam etmiştir (Tablo I.2.5).
 
 

TABLO I.2.4

GELİŞEN PİYASALARDAKİ DIŞ YATIRIMLAR

(Milyar ABD doları)

   
1997
1998
1999
Q1
Q2
Ağustos
Asya           
Bono ihracı
45,5
11,5
7,0
6,3
1,7
Kredi sözleşmesi
58,9
17,7
3,5
5,1
1,1
Hisse Senedi
13,2
4,4
1,4
5,6
1,0
Latin Amerika           
Bono ihracı
54,4
38,3
10,8
13,1
1,1
Kredi sözleşmesi
30,9
26,1
2,2
6,7
0,4
Hisse Senedi
5,1
0,2
0,2
-
0,2
Avrupa          
Bono ihracı
28,2
27,9
4,1
7,1
0,6
Kredi sözleşmesi
33,4
16,6
2,7
5,8
0,6
Hisse Senedi
6,5
5,3
0,8
0,9
0,1

Kaynak: IMF "World Economic Outlook", Ekim 1999.
 
 

TABLO I.2.5

GELİŞEN PİYASALARDAKİ

KURLAR

(ABD doları)

30 Aralık 1998
14 Aralık 1999
Arjantin
1,0
1,0
Brezilya
1,21
1,85
Şili
473
537
Meksika
9,94
9,41
Venezuella
565
643
Rusya
21,63
26,9
Çin
8,28
8,28
Hong Kong
7,75
7,77
Endonezya
8,050
7,205
Malezya 
3,8
3,8
Filipinler
39,2
40,7
G.Kore
1201
1134
Tayland
36,7
38,6

Kaynak: The Economist 18-30 Aralık 1999
 


KÜRESELLEŞME, TİCARET VE BÖLGESEL BÜTÜNLEŞME

Küreselleşme, genel olarak ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel alanlarda ortak değerlerin ulusal sınırları aşarak dünya geneline yayılması anlamına gelmektedir. Sonuç olarak, ekonomik alanda gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde uygulanan ekonomi politikaları giderek benzerlik göstermektedir. Mal-hizmet ve finans piyasalarının gittikçe serbestleşmesi, dünya ticaretinin ve sermaye hareketlerinin hızla artmasına katkıda bulunmuştur.

Küreselleşme hareketinin hız kazanmasında, Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi kurumların yanısıra Ticaret ve Tarifeler Genel Anlaşmasının (GATT) önemli katkıları olmuştur. GATT, uluslararası ticareti belirli standartlara kavuşturmuş, ticari kısıtlamaları azaltmış ve tarifelerde indirim sağlayarak, dünya mal ticaretinin serbestleşmesine katkıda bulunmuştur. GATT müzakerelerine taraf ülkelerin onayıyla 1995'te yürürlüğe giren Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması ile Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler Anlaşması (Uruguay Turu Nihai Senedi) küreselleşmenin kurumsallaşması yönünde atılan önemli bir adım olmuştur. Uruguay Turu, patent ve fikri mülkiyet haklarına ilişkin hukuki düzenlemeleri de beraberinde getirmiştir. Dünya ticaretinin serbestleştirilmesi yolunda atılmış bir diğer adım ise Hizmet Ticareti Anlaşması (GATS) olmuştur. Telekomünikasyon ve bilgi teknolojisindeki gelişmeler, hizmetler sektörünü daha ticari hale getirmiş ve hizmet ticaretinin serbestleştirilmesi yönündeki çabaları yoğunlaştırmıştır. Bunlardan biri küreselleşmenin hız kazanmasındaki unsurlardan olan bilgi teknolojisi alanında dünya ticaretininserbestleştirilmesi yönünde atılan adımlardır. 1996 yılı Aralık ayında Singapur'da Türkiye tarafından da imzalanan Bilgi Teknolojisi Anlaşması (ITA) yürürlüğe girmiştir. Anlaşma ile bilgi-iletişim teknolojisi ürünlerindeki gümrük vergileri 2000 yılı başına kadar sıfırlanmıştır.

Bilgi teknolojisindeki ilerleme ve bilgisayar kullanımının yaygınlaşması geleneksel ticaret sisteminde de değişikliğe neden olmuş ve elektronik ticaretin gelişmesine yol açmıştır. Toplam ticarette henüz küçük bir paya sahip olmasına rağmen elektronik ticarette yaşanan hızlı gelişme, teknik ve hukuki altyapının uyumlaştırılması yönündeki uluslararası girişimleri artırmıştır.

Dünya'da küreselleşme yönündeki gelişmeler hızlanırken, bölgesel bütünleşme akımları da yaygınlık kazanmaktadır. Ayrıca, bölgesel bütünleşmeler diğer bölgesel birliklerle bir üst bütünleşme hareketi içine de girmeye çalışmaktadırlar. Bugünkü ekonomik düzen çerçevesinde, küreselleşme hareketlerinin bölgesel bütünleşme hareketlerine yolaçtığı, bir başka deyişle dünyadaki mal ve sermaye piyasalarının serbestleştiğini gören ülkelerin hızla içinde bulunduğu bölgede ve yoğun ekonomik ilişkilere sahip olduğu ülkelerle bütünleşme yoluna gittiği gözlenmektedir. Bunlara örnek olarak Avrupa Birliği (AB), Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması (NAFTA) ve Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) gibi bölgesel oluşumlardan bahsetmek mümkündür.

Mal-hizmet ve finans piyasalarının serbestleştirilmesi, buna uygun makroekonomik politikaların uygulanması çerçevesinde ülkelerin ekonomik büyümelerini hızlandırmaktadır. Piyasaların serbestleştirilmesi sonrasında gerek ülkelerin ihracat potansiyelinin artması, gerek ülkelerin yabancı yatırımlardan faydalanması potansiyel geliri arttırmakta ve yeni istihdam olanakları sağlamaktadır. Ancak mal ve sermaye hareketleri serbest olan ülkelerin, dışsal şoklardan etkilenme olasılığı artmaktadır. Son yıllarda özellikle sermaye hareketlerinin serbestleşmesi ile kısa vadeli sermaye giriş ve çıkışlarının yoğun olduğu ülkeler ortaya çıkan global ekonomik krizlere karşı daha duyarlı olmuşlardır. Bunun en yakın örnekleri 1997 yılında çıkan Uzak Doğu Asya Krizi, 1998 yılında ortaya çıkan Rusya Krizi ve 1999 yılında ortaya çıkan Brezilya Krizi esnasında gözlenmiştir.