Kurum, Kuruluş ve Avrupa Birliği ile İlişkiler

Kurum, Kuruluş ve Avrupa Birliği ile İlişkiler
Avrupa Birliğine girilmesi durumunda, Merkez Bankasının iç yapısı ve işlevlerinde ne gibi değişiklikler olması söz konusudur?

Bir aday ülke AB üyesi olduğunda, ülkenin merkez bankası da Avrupa Merkez Bankaları Sistemi (AMBS) olarak adlandırılan, AB üyesi ülkeler arasında ortak para politikasının uygulanmasından sorumlu kurumsal yapının bir parçası haline gelmektedir. AMBS, Avrupa Merkez Bankası (AMB) ile AB'ye üye ülkelerin merkez bankalarından oluşmaktadır. AMBS'nin başlıca görevleri "Euro Bölgesi" olarak adlandırılan Ekonomik ve Parasal Birlik (EPB) üyesi ülkelerde uygulanacak tek para politikasını belirlemek ve uygulamak, döviz işlemlerini gerçekleştirmek, döviz rezervlerini tutmak ve yönetmek, ayrıca ödeme sistemlerinin kesintisiz işleyişini sağlamaktır.

AB üyesi olmak otomatik olarak EPB üyesi olmak anlamına gelmemektedir. Kopenhag kriterlerini yerine getirerek AB üyesi olan bir ülke, ancak tek parayı kullanmak için gerekli Maastricht Kriterlerini sağladığı takdirde EPB üyesi olabilmektedir. Ancak bu gerçekleşinceye kadar AB üyesi ülke EPB'ye üyelik açısından "derogasyonlu" (istisnalı) üye devlet statüsünde bulunmaktadır. Öte yandan, Maastricht Antlaşması tüm AB üyesi ülkelerin EPB'ye dahil olmalarını öngörmektedir. Bu nedenle, EPB'ye dahil olmayan AB ülkeleri EPB'ye dahil ülkelerin merkez bankaları ile AMB'den oluşan "Eurosistem" dışında kalsalar dahi, AMBS'nin birer parçasıdırlar. Bununla birlikte, EPB dışında kalan ülkeler, Avrupa Topluluğu Kurucu Antlaşması’nın 122. maddesine göre, AMBS'nin getirdiği hak ve yükümlülüklere tabi olmamakta ve dolayısıyla, ortak para politikasına ilişkin kararların alınmasında söz sahibi olamazlarken, AMBS'nin diğer görevlerinin yerine getirilmesinden sorumlu tutulmaktadırlar. Bu çerçevede, Türkiye AB üyesi olduğunda, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Eurosistem'e dahil olmamakla birlikte AMBS'nin bir parçası olacak, ancak EPB üyeliği henüz gerçekleşmediğinden, para politikasını yine kendisi belirleyecektir.

EPB üyeliği gerçekleştiğinde ise Merkez Bankası, diğer EPB üyesi ülkelerin merkez bankaları gibi para politikasını belirleme yetkisini AMB'ye devredecek ve hedefi EPB içinde fiyat istikrarını sağlamak olan AMB'nin operasyonlarını yürüten bir birim olarak görev yapacaktır. Merkez Bankası, AMB'nin direktif ve tavsiyelerine göre hareket edecek olmakla beraber işlerliğini yitirmeyecek, kaynak tahsilatı, kredi dağıtımı, ödeme sistemleri yönetimi, finansal istikrarın sağlanması vb. gibi kendi alanında yetkilerini koruyarak etkinliğini sürdürecektir. AMB'de bugünkü yapı korunduğu takdirde, Merkez Bankası Başkanı aynı zamanda AMB'nin para politikasını belirleyen üst karar organı olan Yönetim Konseyinin bir üyesi olarak yerini alacaktır. Merkez Bankası para basma yetkisi ile beraber, döviz rezervlerinin ve altınlarının bir kısmını da AMB'ye devredecek ve karşılığında AMB'nin hissedarı olacaktır.

Bu süreçte, AMB standardına uyum konusunda, Merkez Bankasının muhasebe sistemlerinden, istatistiki raporlama yöntemlerine kadar birçok değişiklikler yapması gerekecektir. Bu konulardaki çalışmalar hali hazırda uyum çalışmaları çerçevesinde sürdürülmektedir.

 
Avrupa Birliğine uyum sürecinde Merkez Bankasına düşen görevler nelerdir?

Maastricht Anlaşmasının 109. maddesi ve Avrupa Merkez Bankaları Sistemi (AMBS) ve Avrupa Merkez Bankası (AMB) Statüsünün 14. maddesinin 1. bendinde, "Her üye ülke, en geç AMB'nin kuruluşuna kadar, ulusal merkez bankaları kanunları da dahil olmak üzere ulusal kanunlarını bu Antlaşma ve bu Statü ile uyumlu hale getirilmesini sağlar" hükmü yer almaktadır. Dolayısıyla, AB'ye girmeden önce Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanununun da AMBS Statüsüne tam uyumlu hale getirilmesi gerekecektir. Özellikle Merkez Bankasının sorumlu olduğu fasıllarla ilgili olmak üzere, Bankanın AB'ye üyelik öncesinde yerine getirmesi gereken çeşitli yükümlülükleri bulunmaktadır. Bunlardan en önemlileri; "Fasıl 17: Ekonomik ve Parasal Politika" altında Merkez Bankası bağımsızlığının (kişisel, kurumsal, operasyonel ve mali açıdan) güçlendirilmesi ve "Fasıl 18: İstatistiksel" altında Banka tarafından yayımlanan bir takım istatistiksel verilerin (mali hesaplar, ödemeler dengesi, para ve maliye) AB ve AMB kriterlerine uygun olarak yayımlanmasıdır.

Ayrıca, 31.12.2008 tarihli Resmi Gazete'de AB Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı ile AB Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair 2008/14481 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı yayımlanmış olup, AB Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programında, Sermayenin Serbest Dolaşımı ve Mali Hizmetler Faslı kapsamında ödeme sistemleri ve hizmetleri ile elektronik para kuruluşları alanında 2009-2011 döneminde çıkarılmak üzere "Ödeme Sistemleri Kanunu" hazırlanması sorumluluğu TCMB’ye verilmiştir.

 
Avrupa Birliği müzakere sürecine Merkez Bankası hangi fasıllarda katılmaktadır?

Türkiye ve AB arasında "katılım müzakereleri", 17 Aralık 2004 tarihli Brüksel Avrupa Konseyi toplantısında alınan karar doğrultusunda, 3 Ekim 2005 tarihinde resmen başlamıştır. Katılım müzakereleri sürecinin ilk aşaması olan "tarama süreci", yine 3 Ekim 2005 tarihinde gerçekleştirilen Hükümetler Arası Konferans (HAK) ile başlamış ve 13 Ekim 2006 tarihinde tamamlanmıştır. Tarama çalışmaları 33 fasıl altında gerçekleştirilmiştir. Bunlardan 12 fasılda, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarama toplantılarına katılmıştır. Merkez Bankasını doğrudan ilgilendiren ve tarama toplantılarında sunumlara katkıda bulunulan 6 fasıl; "4. Sermayenin Serbest Dolaşımı", "9. Mali Hizmetler", "17. Ekonomik ve Parasal Politika", "18. İstatistik", "32. Mali Kontrol" ve "33. Mali ve Bütçesel Hükümler"dir. Merkez Bankasının doğrudan ilgili olmadığı diğer 6 faslın ise yalnızca tarama toplantılarına katılım sağlanmıştır. Söz konusu fasıllar; "2. İşçilerin Serbest Dolaşımı", "6. Şirketler Hukuku", "16. Vergilendirme", "19. Sosyal Politika ve İstihdam", "28. Tüketici ve Sağlığın Korunması" ile "30. Dış İlişkiler"dir.

Tarama çalışmalarının ardından, aday ülke tarafından her bir fasıl için mevzuatın müktesebata uyum durumu, uyum takvimi, uygulama için ihtiyaç duyulan geçiş dönemi/istisna talepleri ve gerekçeleri ile kurumsal yapıya ilişkin bilgileri içeren "Pozisyon Belgesi" hazırlanmaktadır. Bu çerçevede, Merkez Bankası özellikle doğrudan ilgili olduğu fasıllarda belirtilen çalışmaya katkı sağlamaktadır.

Pozisyon Belgeleri temelinde, ulusal hukuk sisteminin AB'nin hukuk sistemine uyum sağlamasına yönelik çalışmaların gerçekleştirildiği "fiili müzakere" sürecinde de Merkez Bankası görev alacaktır. Bu kapsamda, genel olarak, AB üyeliği ile birlikte Merkez Bankasının bir parçası haline geleceği Avrupa Merkez Bankaları Sistemine (AMBS) uyumuna ilişkin düzenlemeler ve bu kapsamda özellikle Merkez Bankası bağımsızlığını daha da pekiştirmeye yönelik Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanununda yapılacak ek değişiklikler AB'ye üyelik öncesinde gerçekleştirecektir.

 
Avrupa Birliği kurumları ile Merkez Bankasının ilişkileri nelerdir?

TCMB'nin başta Avrupa Komisyonu ve AMB olmak üzere AB kurumları ile yoğun ikili ilişkileri bulunmaktadır. TCMB, her sene kendi konuları ile ilgili olarak düzenli bir şekilde Komisyon toplantılarına katılmaktadır. Komisyon tarafından, biri baharda, diğeri sonbaharda olmak üzere senede iki defa Brüksel'de uzmanlar seviyesinde düzenlenen ve aday ülkelere ilişkin olarak her sene dönemsel yayımlanan rapor ve istatistiklere temel oluşturmak üzere "Aday Ülkeler Ekonomik Tahmin" toplantılarına katılım sağlanmaktadır.

TCMB, AB içinde özerk bir yapıya sahip olan, fakat Komisyonla ortaklaşa çalışan Ekonomik ve Mali Komite (EFC) ile de ilişki içindedir. Bu kapsamda, EFC tarafından her sene Brüksel'de uzman düzeyinde yapılan toplantılara katılım sağlanmaktadır. Söz konusu toplantılarda, aday ülkelerin Katılım Öncesi Ekonomik Programları (KEP) değerlendirilmekte ve ECOFIN Bakanlar Diyaloğu toplantısında kabul edilmek üzere hazırlanan sonuç bildirgesi şekillendirilmektedir. Takip eden süreçte yine Brüksel'de düzenlenen "EFC Üst Düzey Ekonomik Diyalog" toplantılarına katılım sağlanarak, uzman düzeyinde şekillendirilen sonuç bildirgesine son hali verilmektedir. Son olarak, AB ve Aday Ülke Ekonomi ve Maliye Bakanlarının bir araya geldiği ECOFIN Bakanlar Diyaloğu toplantısı gerçekleştirilmektedir. Söz konusu toplantılara 2004 yılından itibaren ekonomi/maliye bakanlarının yanı sıra merkez bankası başkanları da katılmaktadır.

TCMB, AMB ile de uzun zamandır ikili ilişkiler içindedir. Bu kapsamda 2002 yılından bu yana düzenli olarak "Üst Düzey Politika Diyaloğu" toplantıları gerçekleştirilmektedir. İkili ziyaretler haricinde, TCMB her sene AMB ile Avrupa Komisyonu tarafından ortaklaşa düzenlenen Avrupa-Akdeniz (EuroMed) Merkez Bankaları çalıştaylarına da katılım sağlamaktadır.

 
TCMB AB'ye üyelik sürecinde hangi platformlar dahilinde faaliyetlere katılmaktadır?

TCMB'nin katılım sağladığı platformlardan, ilki uzman düzeyinde çalıştaylar, ikincisi ise merkez bankası başkanlarının katıldığı toplantılar olmak üzere iki aşamada gerçekleştirilen "Avrupa-Akdeniz Ortaklığı Toplantıları"dır. Söz konusu toplantılar, AB'ye üye ülkeler ve Akdeniz ülkeleri Dışişleri Bakanları tarafından 1995 yılında Barselona'da düzenlenen bir konferansta, AB ve Akdeniz ülkeleri arasında ikili ve çok taraflı iş birliğinin başlatılmasını öngören ve Cezayir, Fas, Filistin, İsrail, Lübnan, Mısır, Suriye, Tunus, Türkiye ile Ürdün'ün dahil olduğu "Barselona Süreci"nden ayrı, ancak "Süreç"e dahil ülkeler ile Euro Bölgesi’nin ortak ilgi alanlarını kapsayan bir platformdur. TCMB'nin katılım sağladığı diğer bir platform, Frankfurt Belediyesi, Deutsche Bank, Commerzbank ve Dresdner Bank tarafından düzenlenen ve politika yapıcılar, işadamları ve bankacılar tarafından Avrupa gündeminin tartışılmasını amaçlayan "Avrupa Bankacılık Kongresi"dir.

 
TCMB'nin Türkiye-AB Mali İşbirliği süreci çerçevesinde yararlandığı AB Katılım Öncesi Mali Yardım Programları nelerdir?

TCMB, AB'ye aday ülke kurumları tarafından gerçekleştirilecek mevzuat uyumu, uygulaması ve idari altyapının oluşturulması çalışmalarındaki kısa dönemli teknik destek ihtiyaçlarını, Teknik Destek Bilgi Değişim Ofisi TAIEX projeleri ile karşılamaktadır. Buna ek olarak TCMB, müktesebat uyumu ve kurumların proje hazırlamaları için kısa dönemli teknik destek ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla gerçekleştirilen AB Entegrasyon Sürecinin Desteklenmesi Faaliyetlerinden (Support Activities to Strengten the European Integration-SEI) de yararlanmaktadır.

Ayrıca, Hollanda'nın AB müktesebatının uygulanması konusunda geliştirdiği ikili iş birliği projeleri vasıtasıyla aday ülkelere yardımcı olmayı amaçladığı bir program olan MATRA kapsamında da teknik yardım almaktadır.

 
Avrupa Birliğine katılım gerçekleştiği zaman Türkiye'nin para birimi "euro" mu olacaktır?

AB'ye üye olmamız durumunda para birimimiz yine Türk lirası olacaktır. Euro, AB'ye değil Ekonomik ve Parasal Birliğe (EPB) katılan ülkelerin ortak parasıdır. Bir ülke AB'ye girdikten sonra Maastricht Kriterlerini yerine getirinceye kadar kendi ulusal parasını kullanmaktadır. Bu kriterleri yerine getiren ülke ise EPB'ye katılmakta ve kendi ulusal parasını bırakıp euroya geçmektedir.

 
Avrupa Döviz Kuru Mekanizması (ERM-II) nedir? Türkiye ne zaman ERM-II üyesi olacaktır?

ERM-II, ulusal paranın euroya karşı, belirlenen bir merkezi parite etrafında (+/-) yüzde 15 aralığında dalgalanmasını öngören, sabit fakat ayarlanabilir bir döviz kuru rejimidir. ERM II, Ekonomik ve Parasal Birliğe (EPB) katılmak isteyen ülkenin kur istikrarını test etmeye yönelik bir bekleme odası niteliğindedir. EBP'ye giriş kriterleri olan Maastricht Kriterlerine göre, bir ülkenin EPB üyesi olabilmesi için döviz kurunun en az iki yıl devalüasyona uğramadan euroya karşı belirlenen merkezi parite etrafında (+/-) yüzde 15 aralığında dalgalanması gerekmektedir. Standart dalgalanma bandı (+/-) yüzde 15 olmakla birlikte uygun görüldüğü takdirde daha dar bir bant da belirlenebilmektedir (Örnek: Danimarka - yüzde ±2.25). Merkezi parite ve dalgalanma bantları, üye ülkelerin maliye bakanları, AMB'nin ve ulusal merkez bankalarının başkanları ve Avrupa Komisyonu ile birlikte belirlenmektedir. Türkiye, ancak AB üyeliği ile birlikte veya AB üyeliği sonrasında ERM-II'ye dahil olabilecektir. ERM-II'de en az iki yıl kalınması gerekmekte ve döviz kurunda bir devalüasyon olması durumunda iki yıllık süre yeniden başlatılmaktadır. Bu bağlamda, Türkiye'nin ERM-II'ye giriş öncesinde, makroekonomik istikrarı kalıcı şekilde sağlamış ve yapısal reformları gerçekleştirmiş olması, ERM-II'de geçecek iki yılın sorunsuz şekilde atlatılmasına katkıda bulunacaktır.

 
Ekonomik ve Parasal Birliğe (EPB) girmek için Türkiye'nin hangi kriterleri yerine getirmesi gerekmektedir?

EPB'ye giriş için ön koşul niteliği taşıyan Maastricht kriterleri, 7 Şubat 1992 tarihinde imzalanan Maastricht Antlaşmasının 109. maddesinde tanımlanmıştır. Bu kriterler, enflasyon oranının, Birlik içinde en düşük enflasyona sahip üç ülkenin enflasyon ortalamalarından en fazla 1,5 yüzde puan üzerinde olması; uzun vadeli faiz oranının, Birlik içinde en düşük enflasyona sahip üç ülkenin uzun vadeli faiz oranlarının ortalamasının en fazla 2,0 puan üzerinde olması; kamu borcunun gayri safi yurt içi hasılaya oranının yüzde 60'ın altında olması; bütçe açığının gayri safi yurt içi hasılaya oranının yüzde 3'ün altında olması ve döviz kurunun en az iki yıl devalüasyona uğramadan Avrupa Döviz Kuru Mekanizmasında belirlenen bir aralıkta dalgalanması olarak sıralanmaktadır.

 
Guvernörler Kulübü nedir? Ne zaman ve ne amaçla kurulmuştur?

Guvernörler Kulübü, Orta Asya, Karadeniz ve Balkanlar'daki üye ülke merkez bankaları arasında ilişkileri geliştirmek, bankacılık ve mali alanlarda teknik işbirliği olanaklarını araştırmak, finans ve merkez bankacılığı konularında bilgi alışverişini ve işbirliğini gerçekleştirmek üzere 1 Mayıs 1998 tarihinde Türkiye dahil on merkez bankası tarafından imzalanan protokol ile kurulmuştur.

2017 yılı Nisan ayı itibariyle üye sayısı 25’tir. Kulüp üyeleri; Arnavutluk, Azerbaycan, Belarus, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Çekya, Çin, Ermenistan, Gürcistan, Hırvatistan, İsrail, Karadağ, Kazakistan, Kırgızistan, Makedonya, Moldova, Polonya, Romanya, Rusya, Sırbistan, Slovenya, Tacikistan, Türkiye, Ukrayna ve Yunanistan’dır.

Üye ülke merkez bankaları yılda iki kez başkanlar düzeyinde toplanmakta ve bu toplantılarda para politikası uygulamaları ile güncel ekonomik ve finansal gelişmeler ele alınmaktadır. 

 

 

 
Merkez Bankasının Hazine ile temel ilişkisi nedir?

1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanununun 41. maddesi uyarınca , Hükümetin mali ajanı sıfatı ile Hazine adına Devlet İç Borçlanma Senetlerinin (DİBS) mali servisini yapmaktadır. Bu çerçevede Merkez Bankası, DİBS'lerin birincil piyasada ihracına aracılık etmekte, vadesi gelen senetlerin geri ödemelerini gerçekleştirmektedir. Ayrıca Merkez Bankası, Hükümetin haznedarı sıfatı ile gerek yurt içinde gerek yurt dışında devletin tüm tahsilat ve ödemelerini, her türlü para nakil ve havale işlerini ücretsiz olarak yürütmekle görevlidir. Bunun yanı sıra Hükümetin mali ve ekonomik müşavirliğini yapma görevi çerçevesinde Merkez Bankası, iç borç yönetimi başta olmak üzere mali ve ekonomik konularda Hazineye danışmanlık yapmaktadır.

 
Merkez Bankası tarafından Hazineye kullandırılan kısa vadeli avans uygulaması neden kaldırılmıştır?

Hazine'nin finansman ihtiyacını Merkez Bankasından kısa vadeli avans imkanı kullanarak karşılaması, Merkez Bankasının karşılıksız para basması anlamına gelmekte olup, enflasyonist baskıları artırarak uzun vadede ekonomik istikrara zarar veren bir uygulamadır. Bu nedenle, Merkez Bankasının temel görevi olan fiyat istikrarını sağlamak ve bu doğrultuda para politikalarını bağımsız olarak yürütebilmek ilkesi ile çelişen bu uygulama, 1994 yılından başlayarak kademeli olarak sınırlandırılmış, 25 Nisan 2001 tarihli Merkez Bankası Kanunu ile yürürlükten tamamen kaldırılmıştır.

 
Merkez Bankası kârının ne kadarı Hazineye devredilmektedir?

Merkez Bankası kârı, 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanununun 60. maddesi doğrultusunda dağıtılmaktadır. Buna göre; Merkez Bankasının yıllık safi kârının yüzde 20'si ihtiyat akçesine, hisse senetlerinin nominal değerleri üzerinden yüzde 6 oranında ilk kâr hissesi olarak hissedarlara, yukarıdaki yüzdeler tutarının düşürülmesinden sonra kalan miktarın en çok yüzde 5'i, iki aylık maaş tutarını geçmemek üzere Banka mensuplarına ve yüzde 10'u fevkalade ihtiyat akçesine, hisse senetlerinin nominal değerleri üzerinden Genel Kurul kararıyla en çok yüzde 6 nispetinde ikinci kâr hissesi olarak hissedarlara dağıtılmakta, bu dağıtımdan sonra kalan bakiye ise Hazineye verilmektedir. Kârın dağıtımı ile ilgili ayrıntılı bilgilere TCMB Genel Ağ sitesinde (www.tcmb.gov.tr) "Banka Hakkında/Mali Tablolar ve Raporlar/Yıllık Rapor" menüsünden ulaşılabilmektedir.

 
Merkez Bankası, BDDK ile nasıl bir ilişki içindedir?

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), Bankalar Kanunu ve ilgili diğer mevzuatın, Kanun’da gösterilen yetkiler çerçevesinde düzenlemeler de yapmak suretiyle uygulanmasını sağlamak, uygulamayı denetlemek ve sonuçlandırmak, tasarrufların güvence altına alınmasını temin etmek ve Kanunla verilen diğer görevleri yapmak ve yetkileri kullanmak üzere kurulmuş bulunmaktadır.

BDDK'nın faaliyete geçmesinden önce, 31 Ağustos 2000 tarihinde, mali piyasalardaki güven ve istikrarın teminine yönelik olarak Merkez Bankası, Hazine Müsteşarlığı ve BDDK arasında bu kuruluşların kendi görev, yetki ve sorumlulukları çerçevesinde yapılacak iş birliği ve politika uyumunu sağlamak amacıyla bir İşbirliği Protokolü imzalanmıştır.

Mali piyasaların ve finansal sistemin izlenmesine ilişkin olarak Kanunu’nun verdiği görevlerle ilgili olarak Merkez Bankası, bankalar ve özel finans kurumlarının denetim ve düzenlenmesinden sorumlu BDDK ve Hazine Müsteşarlığı arasındaki iş birliği ve bilgi paylaşımı, mevcut Protokol ve ihtiyaçlar doğrultusunda düzenlenen ek Protokoller ile sürdürülmektedir.

 
Merkez Bankası diğer ülke merkez bankaları ile nasıl bir ilişki içindedir?

Türkiye, içinde bulunduğu coğrafi konum itibarıyla, bölge ülkeleri ile yakın ilişkiler sürdürürken, Merkez Bankasının da diğer merkez bankaları ile olan ilişkileri yoğunlaşmakta ve yakınlaşmaktadır. Ülkemizin Avrupa Birliğine ve Euro Bölgesine üyelik stratejisi çerçevesinde başta Avrupa Merkez Bankası ve AB üyesi ülke merkez bankaları ile olan teknik işbirliği çalışmaları sürerken, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, merkez bankacılığı konusunda Orta Asya, Karadeniz ve Balkan ülkeleri arasındaki görece tecrübesi çerçevesinde de söz konusu ülke merkez bankaları ile teknik konularda destek, eğitim ve bilgi alışverişini de sürdürmektedir.

Ayrıca, küreselleşmenin dünya ekonomilerini birbirine yakınlaştırması ve bağlaması, diğer ülkelerdeki gelişmelerin dikkatle takip edilmesi zorunluluğunu doğurmaktadır. Bu çerçevede dünya ekonomilerindeki gelişmeleri yakından takip eden Merkez Bankası, gerektiğinde sadece bölge ülkeleri ile değil, dünyanın her tarafındaki ülke merkez bankaları ile bilgi alışverişinde bulunabilmektedir.

 
Merkez Bankası kamu kurumlarına neden kredi vermemektedir?

Modern merkez bankacılığı ilkeleri çerçevesinde, merkez bankalarının temel görevi kamu açıklarını finanse etmek değil, fiyat istikrarını sağlamak olduğu yönünde fikir birliği bulunmaktadır. Bu eğilim, özellikle 1980'lerden sonra yaygınlaşmış, tüm dünyada merkez bankaları kanunları değiştirilerek, merkez bankalarının kamuya kredi vermeleri sınırlandırılmıştır. Buradaki temel amaç, merkez bankası kaynaklarının kamu açıklarının finanse edilmesi yolunda kullanılmasının önüne geçilerek, fiyat istikrarı temel amacı üzerinde yoğunlaşmasına imkan tanımaktır. Zira, kamu açıklarını finanse eden bir merkez bankasının fiyat istikrarını sağlaması çok güçtür. Avrupa Birliğinin ekonomik kriterleri olan Maastricht Kriterlerine de uygun olan bu ilke, karşılıksız para basımını önleme açısından da son derece önemli bir bağımsızlık ilkesidir. Bu çerçevede, 25 Nisan 2001 tarihinde Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu'nda yapılan değişiklikle Merkez Bankasının temel amacı fiyat istikrarını sağlamak olarak netleşmiş, Hazineye ve kamu kurum ve kuruluşlarına avans vermesi, kredi açması ve bu kuruluşların ihraç ettiği borçlanma araçlarını birincil piyasadan satın alması yasaklanmıştır. Böylece, Merkez Bankasının araç bağımsızlığı da kuvvetlendirilmiştir.

 
Türkiye - IMF ilişkilerinde Merkez Bankasının rolü nedir?

Türkiye, Uluslararası Para Fonuna (IMF) 1947 yılında üye olmuştur. IMF Ana Sözleşmesi hükümleri uyarınca, her üye ülke Fon ile ilişkilerini Hazine, Maliye Bakanlığı ve Merkez Bankası aracılığı ile sürdürmek zorundadır. Türkiye'nin IMF ile ilişkilerinde "mali ajan" görevini Hazine Müsteşarlığı yerine getirmektedir.

Merkez Bankası ise; IMF varlıklarının, nezdindeki I ve II no.lu hesaplar ile "Menkul Kıymet" hesaplarında yer almasının temininden (muhafaza kurumu) sorumludur.

Merkez Bankası Başkanı IMF'nin en yetkili organı olan Guvernörler Kurulu'nda, Türkiye'yi Guvernör Vekili sıfatıyla temsil etmektedir. Stand-by düzenlemeleri IMF tarafından üye ülkeye, Genel Kaynaklar Hesabı'ndan belirlenmiş bir tutarı belirli bir sürede kullanma imkanı sağlar. Bu kapsamda verilen niyet mektupları, ülke adına Ekonomiden Sorumlu Bakan ile Merkez Bankası Başkanı'nın imzasını taşımaktadır. Söz konusu niyet mektubu, ülkenin IMF ile uygulayacağı program çerçevesinde takip edeceği politikaları, bu politikaları uygularken kullanacağı araçları ve ulaşacağı hedefleri ortaya koyan ve IMF Başkanı'na hitaben yazılan bir belgedir.

 
Türkiye-Dünya Bankası (IBRD) ilişkilerinde Merkez Bankasının rolü nedir?

Dünya Bankası (Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası - IBRD - The International Bank for Reconstruction and Development) Ana Sözleşmesi uyarınca, üye ülkeler Banka ile ilişkilerini Hazine veya Merkez Bankası benzeri bir "mali ajan" aracılığıyla yürütmek zorundadır. Bu bağlamda, Türkiye'yi Dünya Bankası ile ilişkilerinde Hazine Müsteşarlığı temsil etmektedir. Merkez Bankası da Dünya Bankası varlıklarının, nezdindeki hesaplar ile "Menkul Kıymet" hesaplarında yer almasının temininden (muhafaza kurumu) sorumludur.

Dünya Bankasından Hazine Müsteşarlığınca sağlanan kredi ve hibelerin, devir/tahsis edildiği kuruluşlar tarafından yapılan çekim ve kullanımlarının, büyük bir kısmı Hazine Müsteşarlığı adına Merkez Bankası nezdinde tesis edilen özel döviz hesaplarında izlenmektedir. Söz konusu kredilerin geri ödemeleri ise, karşılığı Türk liraları Hazine Müsteşarlığı tarafından ödendikten sonra, Merkez Bankası tarafından yapılmaktadır.

Türkiye'nin Dünya Bankasının yan kuruluşları olan IDA (International Development Association), MIGA (Multilateral Investment Guarantee Agency) ve GEF'e (Global Environment Facility) olan taahhütleri ile ilgili nakit ödemeler, bonoların muhafazası ve bonolardan nakte çevirme işlemleri, Hükümetin mali ajan ve haznedarı sıfatları ile Merkez Bankasınca gerçekleştirilmektedir.

 
G-20 platformu nasıl ve hangi amaçla oluşturulmuştur? Hangi ülkeler G-20 üyesidir?

G-20'nin temelleri, 1976 yılında yedi sanayileşmiş ülkenin (Fransa, Almanya, İtalya, Japonya, A.B.D, İngiltere ve Kanada) ulusal politikalarını oluştururken uluslararası istikrarı da gözetmek amacıyla bir araya gelmelerine ve Yediler Grubunu (G-7) oluşturmalarına dayanmaktadır. Günümüze kadar ülkelerarası ekonomik ve politik dinamikler çerçevesinde çeşitli G-x oluşumları ortaya çıkmıştır (G-8, G-10, G-22, G-33). G-20'ye giden süreci şekillendiren ve belki de hızlandıran etkenlerden biri Asya ve bunu takiben Rusya ve Brezilya'da yaşanan krizlerdir. G-7'ler artan küreselleşmenin kaçınılmaz bir sonucu olarak kendilerini ilgilendiren sorunlara çözümün yalnızca kendi içlerinde bulunamayacağını ve yükselmekte olan ekonomilerle iş birliğinin zorunluluğunu bu dönemde kavramışlardır. İşte bu çerçevede, 1999 yılında sistemik öneme sahip sanayileşmiş ve gelişmekte olan ülkelerin bir araya gelmesiyle G-20 oluşturulmuştur. Ülkemizin de aralarında bulunduğu 19 ülkenin (Arjantin, Avustralya, Brezilya, Kanada, Çin, Fransa, Almanya, Hindistan, Endonezya, İtalya, Japonya, Meksika, Rusya, Suudi Arabistan, Güney Afrika, Güney Kore, Türkiye, İngiltere ve A.B.D.) yanı sıra Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi dönem başkanı ve Avrupa Merkez Bankası tarafından temsil edilerek Gruba 20. üye olarak iştirak etmektedir. Ayrıca, IMF ve Dünya Bankası da üst yönetimi ile G-20 toplantılarında hazır bulunmaktadır. Resmi niteliği bulunmayan bir platform olan G-20, üye ülkeler arasında açık ve yapıcı bir fikir alışveriş ortamı sağlayarak, küresel anlamda büyüme ve kalkınmaya destek vermektedir.

 
TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI İdare Merkezi Anafartalar Mah. İstiklal Cad. No:10 06050 Ulus Altındağ Ankara Telefon : (+90 312) 507 50 00 | Faks : (+90 312) 507 56 40