EURO BÖLGESİ İZLEME RAPORU
(15
KASIM-15 ARALIK)
I.Genel Ekonomik Göstergelere
İlişkin Gelişmeler:
Euro Bölgesinde GSYİH, yılın üçüncü çeyreğinde beklentilerin üzerinde
artarak yüzde 1 oranında yükselmiştir. AB İstatistik Bürosu Eurostat, Euro
Bölgesinde Temmuz-Eylül arasında GSYİH’nin üç aylık büyümesinin beklentilerin
üzerinde olarak yüzde 1 oranında gerçekleştiğini ve büyümenin bir önceki yılın
aynı dönemine göre yüzde 2.3 oranında arttığını bildirmiştir.
ECB Başkanı Wim Duisenberg, Euro Bölgesi için büyüme oranlarının gelecek
iki sene içerisinde yüzde 3’e yakın olduğu, enflasyonun ise yüzde 2’nin altında
tutulduğu iyileştirilmiş bir ekonomik senaryo sunmuş ve bunun potansiyel
risklerinin dökümünü de çıkarmıştır: Ücret düzeyleri, gelecekteki para ve kredi
genişlemesi, petrol fiyatları ve euronun zayıf döviz kuru. Diğer taraftan, bu
senaryoya göre, deregülasyon ve liberalizasyonlar, fiyatlar üzerinde damping
etkisi yapmaya devam edecektir.
Avrupa işverenler kurumu Unice, AB ve Euro Bölgesinde ekonomik büyümenin;
iş güveninde, yatırımda güçlü bir iyileşme ve endüstri ve hizmetlerde karlılık
yansıtarak, gelecek yıl hızlanacağını bildirmiştir. Unice, AB GSYİH’sinin, 1999
yılındaki yüzde 2 düzeyindeki büyümeden sonra, 2000 yılında yıllık yüzde
2.7’lik bir artış göstereceğini, Euro Bölgesinde ise büyümenin yüzde 2.1
düzeyinden yüzde 2.8’e çıkacağını tahmin etmektedir. Söz konusu kurum, 1999
yılında AB’deki işsizliğin yüzde 9.6’dan yüzde 9.1’e, Euro Bölgesinde ise
işsizlik oranının yüzde 10.5’den yüzde 9.9’a düşmesini öngörmektedir. Belli
başlı uluslararası ve özel sektör kuruluşları ise reel GSYİH artışının
1999’daki yüzde 2’den, 2000 ve 2001’de yaklaşık olarak yüzde 3’e yükselmesini
beklemektedirler.
Euro Alanı ülkelerindeki mali pozisyonlar konusunda yapılan en son
tahminler, 1999 yılındaki ortalama genel kamu açığının GSYİH’ye oranının yüzde
1.5 civarında olabileceğini göstermektedir ki, bu da, bu yılın başlarında
beklenen yüzde 2 dolaylarındaki orandan daha iyi bir durum arz etmektedir.
Özellikle, üye ülkelerin birçoğunda, ekonomik şartlardaki gelişmenin sonucu
olarak kamu gelirlerinin daha yüksek olması beklenmektedir.
İşsizlik oranı bütün 1999 yılı boyunca düşmeye devam etmekle birlikte, son
aylarda düşme hızı biraz azalmış ve Eylül 1999’da yüzde 10 seviyesinde
kalmıştır. İstihdam artışını teşvik için, tamamlayıcı yapısal reformlara
gereksinme olacaktır.
Almanya’nın önde gelen ve aynı zamanda Euro Bölgesindeki eğilimlerin de
önemli bir göstergesi olan iş endeksi IFO, Ekim ayında, Ağustos ve Eylül’deki
95.4 düzeyinden 96.1’e çıkmıştır. Artış, Almanya’nın sanayi üretimindeki ve
perakende satışlardaki azalmanın, ekonomik iyileşmeyi istikrarsızlığa
sürükleyeceğinden endişe eden finans piyasalarını,rahatlatmıştır. Almanya’da
perakende satışların, Ekim ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre
enflasyona ayarlanmış olarak yüzde 0.9 oranında düştüğü, ancak Eylül ayına göre
ise yüzde 4.1 yükseldiği, Federal İstatistik Ofisi tarafından bildirilmiştir.
Ekonomistler, IFO araştırmalarının alt endekslerinden biri olan iş koşulları
beklentisinin, Ekim ayında, Eylül ayındaki 104 seviyesinden 106.2’ye çıkmasının
da ümit veren bir gelişme olduğunu belirtmişlerdir.
Bundesbank, Kasım ayı raporunda, Almanya ekonomisinin, Euro Bölgesi
ülkeleri arasındaki farklılıkları azaltmaya yardımcı olmak üzere, ekonomik bir
büyüme aşamasına girdiğini ve GSYİH’nin, bu yılın üçüncü çeyreğinde, ikinci
çeyreğiyle kıyaslandığında yüzde 0.75 arttığını açıklamıştır. Bundesbank
Almanya ekonomisinin iyileşme göstermesinin, İtalya ekonomisini de olumlu yönde
etkilediğini ve Euro Bölgesinde büyüme açısından bir yakınlaşmanın varlığından
söz edilebileceğini de belirtmiştir.
Almanya’nın bütçe açığının 2000 yılında, 1999’da öngörülen yüzde 1.5’den
yüzde 1.25’e düşmesinin muhtemel olduğunun, Almanya Maliye Bakanlığı tarafından
açıklandığı bildirilmiştir. Ülkenin açığının 2001’de ve 2002’de yüzde 1’e,
2003’de ise yüzde 0.5’e düşmesinin olası olduğu da Bakanlıkça açıklanmıştır.
Açıklar konusundaki tahminler, AB tarafından düzenlenen yeni bir istikrar
programı içine dahil edilmiştir. Buna göre 2000 yılı reel Alman GSYİH
büyümesinin daha önce 1999 için öngörülen yüzde 1.5 yerine, yüzde 2.5 olarak
öngörüldüğü, Bakanlıkça bildirilmiştir. Tahminler, Almanya’nın bütçe
açığı/GSYİH oranının bu sene ve gelecek sene yüzde 2 ve 2001’de yüzde 1.5
olacağını öngören bir önceki İstikrar Programındaki Hükümet tahminlerinden
düşüktür. Büyüme öngörüleri ise, Hükümetin en son resmi tahminleriyle aynıdır.
Fransa’da tüketici davranışlarına ilişkin olarak yapılan 2 Aralık 1999
tarihli araştırma, tüketicilerin, sadece Fransa ekonomisinin genel seyrine
ilişkin olarak değil, aynı zamanda kendi satın alma güçleri ve istihdama dair
bakış açıları konusunda da, her zamankinden çok daha iyimser olduklarını
göstermiştir. Ekonomistler, ülkede büyümenin çok güçlü, tüketici güveninin ise
çok yüksek olduğunu ve bu durumun son iki yıldır sürdüğünü belirtmişlerdir.
Fransa’nın yapısal büyümesinin daha yüksek bir düzeye ulaştığı da
bildirilmiştir. Fransa ekonomisinin, daha önce tahmin edilen yüzde 2.3
düzeyinin de üstüne çıkarak, 1999 yılında, yüzde 2.7 büyümüş olduğu tahmin
edilmektedir.
Fransa’da ekonomik büyüme, 1997 yılının dördüncü çeyreğinden bu yana en
süratli devresine girmiştir. Mal ve hizmet çıktısı, Temmuz-Eylül döneminde bir
önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 3 yükselmiştir.
Fransa’da tüketim harcamaları, ikinci çeyrekte yüzde 0.5 seviyesindeki
artıştan sonra, üçüncü çeyrekte yüzde 0.9 artmıştır.
Fransa Çalışma Bakanlığı tarafından, ülkede Eylül ayında işsiz sayısının
83.000 kişi azalmasının ardından, Ekim ayında da 26.000 kişi azaldığı
bildirilmiştir. Analistler, bu olumlu gelişmeyi, iş gücü piyasası reformlarının
yanısıra, endüstriyel talebin artması ve tüketim harcamalarının canlanması ile
desteklenen ekonominin ne kadar güç kazanmış olduğunun bir göstergesi olduğunu
bildirmişlerdir.
İtalya’da Eylül ayı perakende satışlarında yüzde 2.8’lik bir artış
görülmüştür. Ulusal İstatistik Ofisi Istat’ın Aralık ayında açıkladığı verilere
göre, ülkede Eylül ayında endüstriyel ürün siparişlerinin bir önceki yılın aynı
dönemine göre arttığı ve ülkenin endüstriyel çıktısının, mevsim bazında
ayarlanmış olarak Ekim ayında, Eylül ayına nazaran yüzde 0.4, yıllık bazda
ayarlanmış olarak ise yüzde 2.5 arttığı açıklanmıştır. Siparişlerdeki artış ve
iş araştırmaları gibi iki önemli göstergenin İtalya’nın endüstriyel üretiminin
yılın dördüncü çeyreğinde artmakta olduğunu belirttiği, ekonomistlerce
açıklanmıştır. Bununla birlikte, endüstriyel üretimin, yılın ilk on ayında,
ayarlanmış rakamlara göre, yüzde 0.8’lik bir düşme gösterdiği, resmen
açıklanmıştır. Istat, sonuçların beklentilerle aynı paralelde olup çok ılımlı
bir iyileşmenin işareti olduğu yorumunu yapmıştır.
Hollanda Ulusal İstatistik Bürosu tarafından, ülkede işsizliğin, Kasım
ayında rekor düzeyde düşerek yüzde 3 seviyesine indiği ve bunun 18 yılın en
düşük oranı olduğu bildirilmiştir. Hollanda ekonomisi ise yılın üçüncü
çeyreğinde yüzde 4 büyümüştür.
ECB, Euro Bölgesinde para arzı büyümesinin Ekim ayında yıllık yüzde 6
artarak, Eylül ayındaki yüzde 6.2 oranının biraz altında kaldığını
bildirmiştir. M3’ün yıllık artış hızının üç aylık ortalaması yüzde 6 olmuştur.
Ekim 1999’a kadar olan parasal veriler, 4 Kasım 1999 tarihinde gerçekleştirilen
ECB faiz oranlarındaki artırıma yakın bir tarihte, Euro Alanında olumlu bir
likidite durumunun mevcudiyetini teyit etmektedir.
ECB, 2 Aralık 1999 tarihinde yapılan olağan toplantısında, yüzde 4.5 olarak
öngördüğü M3 geniş para arzı büyümesine ilişkin referans değerinin sürekli
olarak fiilen üzerine çıkılmasının, Banka’yı tavanı yükseltmeye zorlayabileceği
yolundaki bazı spekülasyonlara rağmen, yine de söz konusu referans değeri 2000
yılı için yüzde 4.5 olarak sabit tutmuştur. Bununla birlikte, analistler, M3
konusunda alınan kararın, para arzının beklentilerden daha hızlı genişlemeye
devam etmesi durumunda, Banka’nın, para yönetimini sıkılaştırmaya hazır
olduğunu gösterdiği yorumunu yapmışlardır.
ECB, M3 referans değerini 2000 yılı için sabit tutmasının, söz konusu
referans değerini saptarken esas aldığı üç gösterge olan fiyat hareketleri,
Euro Bölgesi reel büyüme potansiyeli ve paranın dolaşım hızı konusundaki orta
vadeli tahminlerinin Parasal Birliğin başlangıcından itibaren değişmemiş
olmasından kaynaklandığını bildirmiştir.
II.Fiyat İstikrarına İlişkin
Gelişmeler:
Petrol fiyatlarının artması, Euro Bölgesi tüketici fiyatlarında artışa yol
açmıştır ve bu artışın devam etmesi beklenmektedir. OECD’nin Aralık ayı ekonomi
bülteninde petrol ve diğer hammadde fiyatlarındaki artışın enflasyonist
etkisinin, ABD ve Japonya’da, Euro Bölgesine nazaran daha az olacağı
bildirilmektedir.
ECB’nin enflasyon tahminlerinin yayımlanmasının, para politikasının
uygulanmasında şeffaflık sağlayabileceği, ancak, bunun para politikasının
etkinliğine mutlaka yardımcı olmasının beklenmemesi gerektiği, Yönetim Kurulu
üyesi Finlandiyalı Sirkka Hammalainen tarafından açıklanmıştır.
Ekonomistler, tahıl ve diğer temel gıda maddelerinin fiyatları bu yıl
düşmediği takdirde, Avrupa’da enflasyonist baskıların daha da vahim olacağını
belirtmişlerdir.
Uyumlaştırılmış Tüketici Fiyat Endeksindeki (HICP) yıllık değişiklikle,
tüketici fiyatları Ekim ayında yükselmiş ve yüzde 0.2’lik bir artış göstererek
yüzde 1.4’e ulaşmıştır. Euro Bölgesindeki tüketici fiyatlarındaki bu
gelişmeler, petrol fiyatlarındaki artışın yarattığı etkiyi yansıtmaktadır.
Bununla birlikte, petrol fiyatlarındaki daha fazla bir artış, bütün HICP’deki
gelişmelerin altını çizen faktörlerden sadece birini oluşturmuştur. Gıda ve
enerji kapsamı dışında kalan sanayi mallarının fiyatlarındaki artış hızının
yükselmesi, bütün HICP’de yukarıya doğru bir hareketlenme olmasına katkıda
bulunmuştur. Oysa hizmet fiyatlarındaki değişim hızı, aksine, düşmeye devam
etmiştir. HICP artış hızında önümüzdeki aylarda beklenen yükselmeye rağmen,
fiyat artışları yine de 2000 ve 2001 yıllarında yüzde 2’nin altında kalacaktır.
İspanya’da enflasyonun, Euro Bölgesi ortalamasını kabaca ikiye katlayarak
Kasım ayında yıllık yüzde 2.7 olarak gerçekleştiği ve bunun üzerine Hükümetin,
yıllık enflasyon tahminini yükseltmek zorunda kaldığı bildirilmiştir.
III.Faiz Oranlarına İlişkin
Gelişmeler:
ECB faiz oranlarındaki yükselme, etkisini göstermiş ve Euro Bölgesindeki
uzun vadeli bonoların getirileri Kasım başında düşmüş ve piyasada işlem
yapanlar, enflasyonun düşeceğini hesaba katarak işlem yapmaya başlamışlardır.
ECB Yürütme Kurulu, 18 Kasım ve 2 Aralık 1999 tarihlerinde yaptığı
toplantılarda, faiz oranlarını değiştirmeyerek, sabit tuttuğunu
açıklamıştır Buna göre, anahtar faiz
oranı, 4 Kasım 1999 tarihinde yükseltilmiş olduğu yüzde 3 düzeyinde
bırakılmıştır.
ABD’de resmi faiz oranlarının yükseltilmesi, petrol fiyatlarının yükselmesi
ve euronun düşmesi, Kasım ayının ikinci yarısında uzun vadeli bono
getirilerinin artması sonucunu doğurmuştur. Aralık başında Euro Bölgesinde uzun
vadeli faiz oranları, Ekim sonunda olduğundan biraz daha düşük olarak
gerçekleşmiştir.
Dow Jones’un yaptığı bir araştırmanın sonuçlarına göre, ticari bankaların,
ECB’nin anahtar faiz oranlarını gelecek yılın ilk yarısında yükselteceğine olan
inançlarının arttığı ancak bunun kesin tarihinin tartışmaya açık olduğu
bildirilmiştir.
IV.Döviz Kuruna İlişkin
Gelişmeler:
Euronun itibari kuru, Ekim sonundan itibaren yüzde 3.25 civarında düşerek
Kasım ayında ABD doları ile aynı değere ulaşmıştır. Japon yeni, Japonya
ekonomisindeki iyileşmenin bir işareti olarak yükselmiş ve Ekim sonundan
itibaren, euro karşısında yüzde 6 dolayında değer kazanmıştır.
Euro, 2 Aralık 1999 tarihinde, New York’taki en son işlem saatlerinde, 4 Ocak’taki başlangıcından beri ilk defa USD
1 düzeyinin altına inerek 99.95 centten işlem görmüştür. Ancak, ECB Başkanı Wim
Duisenberg’in, daha uzun dönemde euronun desteklenmesi için müdahaleyi devre
dışı bırakmadığı bildirilmiştir.
2 Aralık 1999 tarihinde, ECB’nin, para piyasalarında euronun değerini
korumak için müdahalede bulunmaktan kaçınacağını ve euroyu dolar karşısında
parite seviyesinin altında bırakacağını açıkladığı bildirilmiştir. Anahtar para
politikalarında güven sağlamak ve bunu güçlendirmek için ECB’nin müdahaleden
kaçındığı bildirilmiştir.
Euronun, Almanya imalat rakamlarının güçlenmesi ve Euro Bölgesi
işsizliğinde bir azalma gerçekleşmesi üzerine, 6 Aralık 1999 tarihinde yüzde 2
oranında artarak USD 1.02 seviyesine ulaştığı ve buna paralel olarak, hükümet
bonolarının da değer kazandığı, bununla birlikte, bu durumun uzun süre devam
etmesinin beklenmemesi gerektiği, uzmanlarca bildirilmiştir.
Euro, 16 Aralık günü, güçlü Alman ekonomik verileri ve ABD ticaret açığının
rekor düzeyine ulaşması neticesinde, USD 1.0190 seviyesine gelmiştir.
ECB Başkanı Wim Duisenberg, Euro Bölgesi toparlanıp daha iyi bir konuma
geldikçe ve ABD ekonomisinin büyümesi yavaşladıkça, euronun değerinin artmasını
beklediğini tekrarlamıştır. Duisenberg, bununla birlikte, zayıf euronun “çift
taraflı” bir etkisinin olduğunu ve bunun gelecekteki enflasyon oranlarına
olumlu etkisinin küçük olacağını, fakat aynı zamanda bunun, Avrupalı
ihracatçıların dünya piyasalarında rekabet edebilmelerini inkar edilemeyecek
kadar kolaylaştıracağını söylemiştir. Wim Duisenberg, euronun değer kaybetmeye
devam etmesinin, ECB’yi faiz oranlarını artırmaya yöneltmesi için yeterli bir
neden olmadığını ve bunun beklenmemesi gerektiğini de açıklamıştır. Duisenberg,
euronun değerinin artma potansiyeline sahip olduğunu, ancak bunun zaman
alacağını da eklemiştir.
Finlandiya Maliye Bakanı Sauli Niinisto, Avrupa’nın temel ekonomik
göstergelerinin euronun güçlenmesi için yeterli olduğunu bildirmiştir.
Japonya Maliye Bakanı Yardımcısı Haruhiko Kuroda, yenin, euro ve dolar
karşısında çok fazla güçlü olduğunu, ancak yine de euronun toparlanarak değer
kazanmasının mümkün olduğunu bildirmiştir.
ECB Baş Ekonomisti Otmar Issing, euro gibi bir para biriminin istikrarlı
bir dahili değere sahip olduğu ve olacağı gibi, aynı zamanda güçlü bir dış
değere sahip olmak için de güçlü bir potansiyele de sahip olduğunu
bildirmiştir. Issing, euronun ilk onbir ayını değerlendirerek, değerindeki
değişkenliğin çok aşırı olmadığını kaydetmiştir. Issing, ECB’nin para arzı ve
enflasyonla sürdürülen iki ayaklı stratejisinin, ECB Euro Bölgesinin para
politikasını başarılı bir şekilde üstlendiğinden ve bu durum yakın bir
gelecekte değişmeyeceğinden, onbir ay süresince güvenilir olduğunu
kanıtladığını belirtmiştir.
Bu yılın Nobel ekonomi ödülünü kazanan Kanadalı ekonomist Robert Mundell,
euronun dolar karşısında değer kazanmasının, uzun dönemde euro için risk
oluşturacağını, bu nedenle, euronun değerine bir taban konması gerektiğini
bildirmiştir.
Hong Kong, döviz piyasalarında değer kaybetmesine rağmen, rezerv olarak,
euroyu kullanacağını ve bundan böyle euro satın alacağını açıklamıştır.
V.Dış Ticaret Verilerine
İlişkin Gelişmeler:
1999 Eylül ayında Euro Bölgesi cari işlemlerinde 1.9 milyar euro tutarında
bir açık saptanmıştır. Bu, Eylül 1998 dönemine göre 2.6 milyar euro tutarında
bir azalmayı göstermektedir. Cari işlemlerdeki bu açığın, mal ihracatındaki
fazlanın azalmasının yanısıra gelirdeki ve hizmet ticaretindeki daha büyük
açıklardan kaynaklandığı kaydedilmektedir. Euro Bölgesinde 1999 yılının ilk üç
çeyreğindeki cari işlemler fazlası 34.5 milyar euro olarak gerçekleşmiştir. Bir
önceki yılın aynı dönemiyle mukayese edildiğinde, bu rakam 11.6 milyar euroluk
bir azalışı göstermektedir.
VI.Borsalardaki ve Tahvil
Piyasalarındaki Gelişmeler:
Uluslararası borsalarda gerçekleşen artışlar Euro Bölgesi borsası için de
elverişli bir ortam sağlamış ve Ekim sonundan 1 Aralık 1999 tarihine kadar
borsada yüzde 9 düzeyinde artış olmuştur. Ancak bu artışta başka faktörlerin de
rol oynadığı görülmektedir. Bunun başlıca nedeni, ECB’nin faiz oranlarını yükseltme
kararını izleyen, uzun dönem enflasyon beklentilerinin düşmesinin yanında, Euro
Bölgesindeki ekonomik durumun iyileşmekte olduğuna dair göstergelerdir.
ECB’nin en azından önümüzdeki altı aylık dönemde faiz değişikliğine
gitmesine gerek olmayacağı görüşü Euro Bölgesi tahvil piyasasını
desteklemiştir. ABD Merkez Bankası Federal Reserve Bank’ın 16 Kasım günü Fed
Funds oranını 25 b.p. yükseltmesinin ardından ay sonuna kadar Euro Bölgesi
ekonomik verilerinin güçlü olduğunun açıklanması ve petrol fiyatlarında bir
süredir görülen yükselişin Euro Bölgesi enflasyon verilerine yansımaya
başlaması Avrupa tahvil piyasalarının Kasım ayının ikinci yarısında düşüş
eğilimine girmesine neden olmuştur. Kasım ayı ortalarında yüzde 4.85 seviyesine
kadar gerileyen on yıl vadeli tahvil getirisi ay sonunda yüzde 5.25 seviyesine
doğru yükselmiştir. Euronun sürekli değer kaybederek Aralık ayı başında EUR/USD
paritesinin 1 seviyesinin altına düşmesi de Euro Bölgesi yatırımlarından kaçışa
neden olmuştur.
Avrupa tahvil piyasalarında bir süredir görülen yoğun tahvil ihracı Kasım
ayında da devam etmiş ve özellikle on yıl vadeli Alman tahvil ihracına talebin
beklenenin çok altında kalması da Euro Bölgesi tahvil piyasalarına baskı
yapmıştır.
VII.Diğer Gelişmeler:
ECB, Euro Bölgesi hükümetlerini vergi indirimleri dahil olmak üzere yapısal
reformlara odaklanmaları konusunda uyarmış ve söz konusu hükümetlerin şimdiki durumda açıkları ve
borçları azaltma konusunda pek mesafe katetmiş sayılamayacaklarını
belirtmiştir.
31 ekonomistin hazırladığı bir Reuters araştırması sonuçlarına göre,
İsveç’in, EMU’ya 2002 yılının ilk yarısının sonlarına doğru katılması olası
görünmektedir ancak Sosyal Demokrat Hükümetin, EMU’ya katılım fikrine olumlu
yaklaşmakla birlikte, henüz harhangi bir zaman çizelgesi hazırlamadığı
bildirilmektedir.
Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi, AB vergi paketinin, Birliğin
istihdam stratejisinin çok gerekli bir bölümü olduğunu söylemiştir. Ancak,
İngiltere önderliğindeki bir grup ülke, vergi paketini tartışmayı reddetmiştir.
İngiltere, bütün paketi bekletmek için veto hakkını kullanmıştır. Bunun
gerekçesi ise, İngiltere’nin, sınır ötesi tasarruflara konulacak olan verginin,
esas kısmı Londra’da bulunan, Avrupa’nın mültimilyar dolarlık Eurobond
endüstrisini tahrip edeceğinden endişe etmesidir. Bunun üzerine, Prodi, Avrupa
Parlamentosu ile temasa geçerek, mali konularda oybirliğine gereksinim
duyulması ilkesinin, bazı durumlarda, Birlikte gelişme sağlanmasını
engellemekte olduğunu belirtmiştir.
Avrupa Komisyonu, İngiltere’ye, AB ülkelerinde sanat eserlerinin satışı
üzerine konulan vergiyi veto ettiği takdirde, Avrupa Tek Pazarını riske
sokabileceği konusunda ikazda bulunmuştur. İngiltere Başbakanı Tony Blair ve
diğer üst düzey İngiliz yetkililer ise, AB yetkililerine, söz konusu verginin
İngiltere’nin ulusal çıkarlarına zarar vereceğini bildirmişlerdir.