EURO
BÖLGESİ İZLEME RAPORU
(15
OCAK-15 ŞUBAT 2000)
I.Genel Ekonomik
Göstergelere İlişkin Gelişmeler:
ECB, Euro Bölgesinde ekonomik faaliyetlerin iyileşmesi
için elverişli bir ortamın mevcut olduğunu, özellikle ABD ekonomisinin büyümeye
devam etmesinin yanında, diğer sanayi ülkelerinin ve gelişmekte olan piyasa
ekonomilerinin pek çoğunda meydana gelen iyileşmenin de bu duruma katkıda
bulunduğunu bildirmiştir.
Dünya genelinde görülen ekonomik iyileşmenin bir
yansıması olarak, Aralık 1999’da, Euro Bölgesindeki işsizlik oranı yüzde 9.6
düzeyine inmiştir (Ekim ve Kasım 1999’da söz konusu oran, yüzde 9.8 olarak
açıklanmıştı). Ekonomik faaliyetlerdeki ivmenin, beraberinde sürekli bir
istihdam büyümesini getirmesi beklenmektedir; nitekim 1 Ocak-4 Şubat döneminde
de işsizlik oranındaki düşüş trendinin devam ettiği gözlenmiştir.
Euro Bölgesi Maliye Bakanları, Bölge dışında kalan diğer
dört ülkenin Maliye Bakanları ile ECOFIN toplantısında bir araya gelerek AB’nin
tümünde büyüme, istihdam ve rekabet edebilirlik düzeyinin yükseltilebilmesi
için yapısal ekonomik reformların kesinlikle güçlendirilmesi gerektiği
konusunda görüş birliğine varmışlar ve euronun değer kazanma potansiyeline
sahip olduğunu vurgulamışlardır.
ECB, Euro Bölgesinde Aralık 1999 yıllık geniş para arzı
(M3) büyümesinin, Kasım ayında olduğu
yüzde 6.2’den yüzde 6.4 düzeyine yükseldiğini açıklamıştır. Bu artışın
en büyük bölümünün mevsimsel etkilerden kaynaklandığı bildirilmiştir. M1’in
kalemlerini oluşturan dolaşımdaki para ve gecelik mevduat, Aralık ayında 11
milyar euro azalmıştır. Aynı dönemde gecelik mevduatta azalma olurken kısa
vadeli mevduatlarda ise 5 milyar euro tutarında artış olmuştur. Diğer taraftan;
repo, para piyasası fonları, kağıtları ve iki yıla kadar vadeli borç
senetlerinden oluşan piyasa enstrümanlarında da 17 milyar euro tutarında artış
meydana gelmiştir.
M3’ün Ekim-Aralık dönemini kapsayan üç aylık ortalaması
yüzde 6.1 olarak gerçekleşmiştir. Aynı dönemde özel sektöre yönelik krediler,
Aralık 1999’da yüzde 10.5 düzeyinde gerçekleşmiştir. M3’ün yüzde 4.5’lik
referans değerden kronik sapması ve kredilerin giderek artması, likidite
durumunun genişlemesini göstermektedir ve fiyat istikrarının bozulmasında rol
oynayan önemli faktörlerdir.
Fransa’da işçilerin haftalık çalışma sürelerinin 39
saatten 35 saate indirilmesini öngören tasarının yasalaşması geniş kapsamlı
protestolara neden olmuş ve Kamyon Şoförleri Birliği, protestoda bulunarak,
yasanın, ancak ücretlerde düşüşe neden olmaması ve yeni iş imkanlarının
yaratılması koşullarıyla yürürlüğe girebileceğini belirtmiştir. Diğer taraftan,
sağlık sektörü çalışanlarının bağlı bulunduğu sendikalar ise bir protesto
gösterisi düzenlemişlerdir.
İspanya’nın, enerji ve telekomünikasyon gibi sektörleri
rekabete açma prosedürünü tamamlaması ve emek piyasasını daha esnek hale
getirmesi gerektiği, OECD tarafından bildirilmiştir.
II.Fiyat İstikrarına
İlişkin Gelişmeler:
ECB Baş Ekonomisti Otmar Issing, petrol fiyatlarındaki
hızlı artışın, yüksek enflasyona yol açabileceği uyarısında bulunmuş ve yüksek
petrol fiyatlarının enflasyonda yol açtığı geçici yükselişin, toplu
sözleşmelere yansıyarak ücret artışlarına neden olması durumunda daha kalıcı
bir niteliğe dönüşeceğini; bu şekilde meydana gelebilecek bir kısır döngüden
kaçınılması gerektiğini bildirmiştir.
AB’nin Para İşlerinden Sorumlu Komiseri Pedro Solbes,
eurodaki düşmenin, Euro Bölgesinde enflasyonu yükseltebileceğini belirtmiştir.
Solbes, EUR/USD paritesinin fiyatları direkt olarak etkilediğinin çok açık
olduğunu vurgulamıştır. Diğer taraftan, ECB’nin, Avrupa Komisyonunun
öngörülerini dikkate aldığı ve genellikle görüş birliği içinde olduğu
bilinmektedir.
Uyumlaştırılmış Tüketici Fiyat Endeksi (HICP) bazında
hesaplanmış olan Euro Bölgesi enflasyonu, 1999 Aralık ayında yüzde 1.7’ye
yükselmiştir. Söz konusu artış, esas itibarıyla HICP enerji fiyat bileşeni
tarafından yönlendirilmektedir. Yıllık HICP enflasyon oranının önümüzdeki
aylarda yükselmesi beklenmektedir. Bu, öncelikle, petrol fiyatlarındaki artışın
etkilerini ve geçtiğimiz aylarda euronun döviz kurundaki değer kaybını
yansıtmaktadır.
İspanya’da yıllık tüketici fiyatları enflasyonunun yüzde
2.9 arttığı ve AB’deki en yüksek enflasyon oranlarından biri olduğu, diğer
taraftan, HICP bazında hesaplanmış olan Euro Bölgesi enflasyonunun tahminlerin üzerinde
gerçekleşmesinin başlıca nedeninin İspanya’daki yüksek enflasyon olduğu
bildirilmiştir. İspanya Maliye Bakanı Rodrigo Rato ise, bu artışın içsel
nedenlerden kaynaklanmadığını ve başlıca nedeninin dünya petrol fiyatlarındaki
artış olduğunu öne sürmüştür.
III.Faiz Oranlarına
İlişkin Gelişmeler:
ECB Yürütme Kurulu, 3 Şubat 2000 tarihinde yaptığı
toplantıda, faiz oranlarını yüzde 0.25 yükselttiğini açıklamıştır. Buna göre,
yüzde 3 olan refinansman işlemlerindeki faiz oranı yüzde 3.25’e, yüzde 4 olan kredi
işlemlerindeki faiz oranı yüzde 4.25’e ve yüzde 2 olan mevduat faiz oranı yüzde
2.25’e çıkarılmıştır. ECB Başkanı Wim Duisenberg, faiz oranı artırımı
kararının, Eurosistemin para politikası stratejisi kapsamında orta dönemde
fiyat istikrarının maruz kalabileceği riskler göz önünde bulundurularak
alındığını açıklamıştır. Wim Duisenberg, euronun diğer paralar karşısında değer
kaybetmesinin, ECB’nin faiz artırımına gitmesindeki tek faktör olmadığını; söz
konusu kararda, para arzı büyüme hızının yüksek oluşu, özel sektöre verilen
kredilerde artış olması ve Euro Bölgesinde ücretlerin aşırı yükseltilmesi riski
gibi diğer enflasyonist baskıların da rol oynadığını bildirmiştir.
IV.Döviz Kuruna İlişkin
Gelişmeler:
2000 yılı sendromuna ilişkin kaygılarını geride bırakan
yatırımcıların, tekrar euroya yönelmeleri sonucu 2000 yılına güçlü giren euro,
daha sonra bu konumunu sürdürememiştir. Yılın ilk günlerinde 1.0419 seviyesine
kadar yükselen EUR/USD paritesi 11 Ocak’tan itibaren düşüşe geçmiş, 27 Ocak’ta
1.0000 değerinin altına gerilemiş, ayın son iki iş gününde ise 0.9700
seviyesinde seyrederek dolar karşısındaki en düşük düzeyine inmiş ve Ocak
2000’in başından 2 Şubat gününe kadar geçen süre zarfında yüzde 1.7 değer
kaybetmiştir. ECB’nin 3 Şubat tarihli faiz artırımı kararından sonra bir ölçüde
toparlanmış ve 0.9950 seviyesine çıkmış ancak daha sonra 0.9800 düzeyine
gerilemiştir.
2000 yılında yapılacak faiz artırımlarıyla ilgili
beklentiler, Ocak ayında euronun zayıflığında önemli rol oynamıştır. Yıl
boyunca ABD ve İngiltere’de, Euro Bölgesinden daha fazla sıklıkta faiz artırımı
yapılacağı beklentisi, euronun özellikle Amerikan doları ve İngiliz sterlini
karşısında değer kaybetmesine neden olmuştur. Ocak ayında döviz piyasalarının
ekonomik göstergeler yerine söz konusu olası faiz artırımlarına ilişkin
beklentilere odaklanması, Euro Bölgesine ilişkin olarak açıklanan verilerden
olumlu olanlarının bile euroya destek vermeye yeterli olamaması sonucunu
doğurmuştur.
V.Dış Ticaret Verilerine
İlişkin Gelişmeler:
1999 Kasım ayında, Euro Bölgesi cari işlemler fazlası,
2.4 milyar euro düzeyine düşmüştür. Bir yıl öncesinin aynı döneminde bu rakam,
4.4 milyar ECU olarak gerçekleşmişti. Önceki aylarda olduğu gibi, bu azalma
öncelikle mal ticareti fazlasındaki düşmeden kaynaklanmaktadır. Bu dönemde
hizmet ve gelirdeki değişiklikler birbirini dengelemiş, cari transfer açıkları
ise sabit kalmıştır.
Dış talebin artması ve Euro Bölgesinde fiyat rekabetinin
gelişmesi sonucunda, mal ihracatı, Kasım ayında da belirgin bir şekilde yükselmeye
devam ederek, bir önceki yılın aynı döneminde 64.4 milyar ECU olarak
gerçekleşmişken, Kasım 1999’da 73.6 milyar euro olmuştur. İthalat, Kasım
1999’da 11 milyar euro artmıştır; Kasım 1998’de 54.2 milyar ECU olarak
gerçekleşmişken, Kasım 1999’da 65.2 milyar euro düzeyine çıkmıştır. Buna
karşın, 1999 yılının ilk onbir ayında, 1998 yılının aynı dönemine oranla toplam
17 milyar euro tutarında bir azalış olmuştur. Mal ithalatındaki artışın sürekli
olmasının nedeni, euronun değer kaybı ve petrol fiyatlarındaki artış
dolayısıyla ithalat fiyatlarının belirgin bir şekilde yükselmesidir.
VI.Borsalardaki ve
Tahvil Piyasalarındaki Gelişmeler:
Euro Bölgesine ilişkin hisse senetleri fiyatları, yılın
ilk haftalarında ABD borsasının gösterdiği değişkenlikten etkilenmiştir. Bunun
yanında, Bölgedeki bono getirilerinin yükselmesi de borsa üzerinde etkili
olmuştur. Sektör gelişmelerine ilişkin bir analiz, Euro Bölgesi hisse senetleri
fiyatlarının düşmesindeki esas nedenin, finans sektörü olduğunu göstermiştir;
Dow Jones EURO STOXX endeksinin borsa kapitalizasyonunun dörtte birine yakın
bölümünü temsil etmekte olan finans sektörü, 1999 sonu ve 2 Şubat 2000 arasında
inişe geçmiştir. Bu duruma bir tezat olarak, Ocak ayında teknoloji ve kamu
hizmetleri sektörlerine-özellikle telekomünikasyon sektörü-ilişkin hisse
senetlerinin ise, kazançların artacağı beklentisi nedeniyle, değerleri
artmıştır.
Euro bölgesi tahvil piyasaları, 2000 yılının ilk
haftalarına düşüş trendi ile girmiştir. Tahvil fiyatlarında en fazla değer
kaybı, ekonomik büyümede görülen canlanma, petrol fiyatlarındaki artış ve
euronun değer kaybetmesi sonucu faiz artırımı beklentilerinin yoğunluk
kazanmaya başladığı Ocak ayının ilk yarısında görülmüştür. Ayrıca, Ocak ayı
boyunca 40 milyar euroyu bulan Euro Bölgesi tahvil ihraçları da tahvil
piyasasını olumsuz yönde etkilemiştir. Özellikle, Almanya’nın on ve otuz yıl
vadeli tahvillerine talebin, ihraç edilmesi planlanan miktarın altında
gerçekleşmesi, tahvil piyasasındaki olumsuz trende katkıda bulunmuştur.
İtalya’da Aralık ayı TÜFE verisinin ECB’nin hedef oranı
olan yüzde 2 seviyesinin üzerinde yıllık yüzde 2.1 düzeyinde arttığının
açıklanması da tahvil piyasasını olumsuz yönde etkilemiştir.
Euro Bölgesi Aralık ayı TÜFE verisinin de beklenenden
yüksek olarak yüzde 1.7 artması ve onbir üye ülkeden altısında yıllık TÜFE
artışının yüzde 2 seviyesinin üzerine çıkması da enflasyonun beklenenden hızlı
yükseliş kaydettiği konusundaki görüşlerin ağırlık kazanmasına neden olmuştur.
Güçlü enflasyon verilerine rağmen, Alman Maliye Bakanı
Eichel ve ECB Baş Ekonomisti Otmar Issing’in ekonomik büyümede hızlanmanın
enflasyonda da yükseliş olarak yorumlanmaması gerektiğini, euronun 2000 yılında
değer kazanmaya başlayacağını ve enflasyonun yüzde 2 seviyesine doğru
yaklaştıktan sonra düşeceğini tahmin ettiklerini, enflasyonun 2000 yılında
yüzde 1 seviyesi altına düşme ihtimali olduğunu söylemeleri piyasaya bir süre
destek vermiştir.
Piyasada yükseliş daha çok vadeli kontrat ağırlıklı
gerçekleşmiş, nakit alım-satımlar 2 Şubat tarihli FED ve 3 Şubat tarihli
ECB’nin para politikası toplantıları öncesi sınırlı kalmıştır.
1999 yılı sonunda 122 bp seviyesinde bulunan Amerika ve
Euro Bölgesi on yıl vadeli tahvilleri getiri farkı 20 Ocak tarihinde 132 bp
seviyesine yükselmiştir. Ancak, ayın son iki haftasında ekonomik büyümede
güçlenme ve enflasyon verilerinde yükselme görülmesi ve euronun değer
kaybetmesi, Avrupa tahvil piyasasının Amerikan tahvil piyasasından daha az
performans göstermesine neden olmuş ve her iki ülke arası on yıl vade getiri
farkı 106 bp seviyesine doğru daralmıştır.
Aralık ayı ortalarında 98 bp seviyesine kadar gerilemiş
olan Almanya tahvillerinin iki ve on yıl vade arası getiri farkı, piyasadaki
düşüşün daha güvenli kısa vadeli tahvillerin tercih edilmesine neden olması ve
Ocak ayı yoğun tahvil ihraçlarının daha çok uzun vadelerde yer alması sonucu
Ocak ayı sonuna doğru 120 bp seviyesinin üzerine yükselmiş, ancak ay sonuna
doğru ECB’nin enflasyonu kontrol altına almak için faiz yükselteceği beklentisi
kısa vadelerden uzun vadelere geçişlerle getiri eğrisinin düzleşmesine neden
olmuş ve iki ve on yıl vade getiri farkı 110 bp seviyesine gerilemiştir. Ocak
ayında daha çok uzun vadelerde gerçekleşen tahvil ihraçlarının yılın geri kalan
döneminde daha çok kısa vadelere yöneleceği beklentisi de tahvil piyasası
getiri eğrisindeki düzleşme beklentisini desteklemiştir.
VII.Diğer Gelişmeler:
Avrupa Otomatik Satış Makinaları Birliği yetkilileri, AB
Maliye Bakanlarını, 1 Ocak 2002 tarihinde euro madeni paraların dolaşıma
çıkmasıyla birlikte, bütün üye ülkelerde basılan paraların kesinlikle aynı
standartta darp edilmeleri gerektiği; aksi takdirde, üye ülkelerden birindeki
makinaların, diğer bir üye ülkede basılan madeni parayı tanımakta güçlük
çekebileceği hususunda uyarıda bulunmuşlar ve bunun doğal bir sonucu olarak,
euronun, sıradan Avrupa vatandaşlarının güvenini kazanmasının çok zor olacağını
belirtmişlerdir.
AB Hükümetleri, Avrupa’nın önde gelen sanayicileri
tarafından, emeklilik sistemlerine temel değişiklikler getirmedikleri takdirde,
yakın bir gelecekte milli gelirlerinin yüzde 20’sini emeklilik için harcamak
zorunda kalacakları konusunda uyarılmış ve kendilerine erken emekliliği teşvik
etmekten vaz geçip, sistemlerini reforma tabi tutmaları gerektiği
bildirilmiştir.
Fransa Maliye Bakanı Christian Sautter, vergi sistemini
daha etkin bir hale getirmek için bir dizi önlem alındığını ve bugüne kadar
kesin bir şekilde ayrılmış olan tarh ve tahsil işlemlerinin önümüzdeki üç yıl
içerisinde birleştirileceğini; bu suretle vergi mükelleflerinin, yükümlülüklerini
daha kolay ifa edebileceklerini açıklamıştır.