14.1.1970 tarihli ve 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası
Kanunu’nun (Kanun) yürürlüğe girdiği 26.1.1970 tarihinden bugüne kadar geçen 31
yıllık süre içinde hızla değişen ekonomik koşullar, Türkiye’nin uzun yıllardan
beri kronik enflasyon sorununu çözememesinin getirdiği giderek artan tepki ve
merkez bankacılığı konusunda başta Avrupa Birliği normları olmak üzere dünyada
meydana gelen gelişmeler çerçevesinde Kanun’da değişiklik yapılması gereği
doğmuştur.
I-
GETİRİLEN
YENİLİKLERİN TEMEL GEREKÇESİ VE
YENİLİKLERE GENEL BAKIŞ
I.1. YENİLİKLERİN ARKASINDAKİ TEMEL GEREKÇE
Para arzı artış hızı ile
enflasyon arasında aynı yönde ve çok kuvvetli bir ilişki bulunduğu tüm
iktisatçıların üzerinde anlaştıkları bir olgudur. Özellikle, uzun dönemde,
parasal genişlemenin sadece enflasyon yaratacağı düşünülmektedir. Çok sayıda
ülkenin uzun bir zaman dilimini kapsayan enflasyon ve para arzı verileri
incelendiğinde bu önermenin geçerli olduğu kolaylıkla saptanmaktadır. Bu
durumda, enflasyonla mücadale etmek isteyen ülkelerin para arzı artış hızını
kontrol etmeleri gerekmektedir. Hiç şüphesiz, bu kontrolun sağlanması her koşul
altında tek başına enflasyonla mücadele açısından yeterli olmayabilmektedir.
Ancak, parasal kontrol olmadan da enflasyonla mücadele etmek ve fiyat
istikrarını sağlamak hiç bir zaman mümkün değildir.
Para arzı artış hızının
kontrolü, para politikası yoluyla, dolayısıyla da merkez bankaları tarafından
gerçekleştirilmektedir. Öte yandan, yapılan çalışmalar merkez bankalarının
bağımsızlığı ile enflasyon arasında doğrudan bir ilişki olduğunu
kanıtlamaktadır. Bu çalışmalara göre, bir ülkenin merkez bankası daha bağımsız
ise o ülkede enflasyonun hem düzeyi, hem de oynaklığı genellikle daha düşük
olmaktadır. Buna karşılık, yapılan çalışmalarda, merkez bankalarının
bağımsızlığının ekonominin büyüme hızını olumlu ya da olumsuz yönde
etkilediğine dair bir bulguya ulaşılmamıştır.
Bu bulguların arkasındaki temel
iktisadi mantık, bağımlı bir merkez bankasının, enflasyonu azdırma pahasına
hazineye ve diğer kamu kesimine kredi açmak zorunda kalabileceğidir.
Böylelikle, mevcut faiz, kur, enflasyon ve ekonomik büyüme düzeyinde ortaya
çıkan para talebinin çok üzerinde ekonomiye para arz edilmek zorunluluğu
doğabilmektedir. Teknik deyişle, ‘para arz fazlası’ ortaya çıkmakta, ya da
kamuoyunda genellikle adlandırıldığı gibi ‘karşılıksız para’ basılmış
olmaktadır. Arzı talebinin çok üzerine çıkan her normal malın değerinin
düşeceği yasası burada da geçerli olmakta, o ülkenin parasının değeri
düşmektedir. Diğer bir deyişle, para arz fazlası yaratılarak, mevcut enflasyon
daha yüksek bir düzeye çıkartılmaktadır.
Enflasyonda yükselmenin toplum
tarafından arzu edilir bir gelişme olmayacağı temel kabulünden yola çıkılınca,
enflasyonla doğrudan ve çok kuvvetli bir ilişkiye sahip olan para arzının,
merkez bankaları tarafından herhangi bir siyasi baskıya uğramadan kontrol
edilebilmesi gereği ortaya çıkmaktadır. Ancak, bu kontrol gerçekleştirilirken
demokratik teamüllerden de uzaklaşılmamalıdır.
İki tür merkez bankası
bağımsızlığı vardır: Amaç ve araç bağımsızlığı ve yalnızca araç bağımsızlığı.
Amaçları açısından bağımsız bir merkez bankası, temel amacını da kendisi
belirlemektedir. Araç bağımsızlığı ise, ister merkez bankası, ister hükümet,
isterse her ikisi tarafından belirlenmiş olsun, bu amaca ulaşmak için merkez
bankalarının gerekli gördükleri tüm para politikası araçlarını serbestçe
kullanabilmeleridir. Genellikle kabul gören görüş, temel amacın hükümet ve
merkez bankası tarafından ortaklaşa belirlenmesi, buna karşılık, para
politikası araçlarını kullanmakta merkez bankalarının özgür olmalarıdır.
Bir merkez bankasının ne ölçüde
bağımsız olduğunun ise temel iki ölçütü bulunmaktadır: Yasal bağımsızlık ve
uygulamada bağımsızlık. Uygulamayla yasanın çelişmeyeceği temel anlayışından
hareketle burada kısaca yasal bağımsızlık üzerinde durulmaktadır. Yasal
bağımsızlık, iktisat yazınında genellikle ‘ekonomik bağımsızlık’ ve ‘politik
bağımsızlık’ olarak iki alt başlık
altında incelenmektedir. Kamu kesimi açıklarını doğrudan finanse eden bir
merkez bankası, ekonomik açıdan bağımsız değildir. Buna karşılık, merkez
bankalarının başkanlarının, banka meclisi üyelerinin ve başkan yardımcılarının
atanma biçimleri, görev süreleri, görevden alınma şekilleri gibi faktörler
politik bağımsızlığı belirlemektedir. Politik bağımsızlığı etkileyen diğer
faktörler arasında, para politikasına ilişkin merkez bankalarınca alınan
kararların hükümetlerin onayına sunulup sunulmayacağı, merkez bankalarının
yasalarında fiyat istikrarı amacının temel amaç olarak belirtilip
belirtilmediği gibi faktörler sıralanmaktadır.
Bağımsız bir merkez bankasının
ise temel amacına ulaşmak amacıyla uygulamaya koyduğu politikalar açısından
toplumu bilgilendirmesi, diğer bir deyişle şeffaf olması gerekmektedir. Bu aynı
zamanda ekonominin daha sağlıklı işlemesi için de gereklidir. Şeffalığın yanısıra,
merkez bankalarının topluma hesap verme zorunlulukları olmalıdır. Böylelikle,
para politikasına duyulan güven de artacaktır.
I.2. GETİRİLEN YENİLİKLERE GENEL BAKIŞ
- 25.4.2001 tarihli ve 4651 sayılı Kanunla yapılan
değişikliklerle, öncelikle merkez bankalarının bağımsızlıkları konusundaki
ilkeler gerçekleştirilmeye çalışılmıştır.
R Bir
bağımsızlık ölçütü olarak, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (Banka) temel
amacının fiyat istikrarını sağlamak olduğu ve Banka’nın para politikasının
belirlenmesinde ve uygulanmasında tek yetkili ve sorumlu olduğu hükme
bağlanmıştır.
R Banka, fiyat
istikrarını sağlamak, enflasyonla mücadele edebilmek için günümüz merkez
bankacılığında kullanılan para politikası araçlarını doğrudan belirleme ve
kullanma ile görevli ve yetkili kılınmıştır. Böylece, Banka’ya araç
bağımsızlığı verilmiş, diğer bir deyişle, Banka’nın, temel amacı doğrultusunda
gerekli gördüğü işlemleri gerekli göreceği araçlarla yapması sağlanmıştır.
R Banka’nın bu
Kanun ile kendisine verilen görev ve yetkileri, kendi sorumluluğu altında
bağımsız olarak yerine getireceği ve kullanacağı vurgulanmıştır.
R Bağımsızlığın
sağlanması kapsamında Hazine’ye ve kamu sektörüne avans ve kredi verilmesi
uygulaması kaldırılmış, Hazine ile kamu kuruluşlarının ihraç ettiği borçlanma
araçlarının birincil piyasadan satın alınması yasaklanmıştır. Bu bağlamda,
Banka’ca Hükümet’in büyüme ve istihdam politikalarının fiyat istikrarını
sağlama amacıyla çelişmemek kaydıyla desteklenmesi öngörülmüştür.
R Başkan
Yardımcıları’nın atanması, görev süreleri, görevden alınamamaları konularındaki
düzenlemelerle bağımsızlık kriterlerinden biri daha gerçekleştirilmiştir.
R Banka’nın,
para politikasının belirlenmesinde ve uygulanmasında şeffaflığı ve para
politikası kararlarında hesap verilebilirliği/açıklanabilirliği artırılmıştır.
- Benimsenen bu ilkelerle
Banka’nın bağımsızlığı sağlanmaya çalışılırken, siyasi sorumluluk taşıyan ve
mali politikaları yürütme yetkisi ile donatılan Hükümetle uyum içinde
çalışılması gereği de göz ardı edilmeyerek, birlikte hareket edilmesi gereken
konular da düzenlenmiştir.
R Banka, araç bağımsızlığını kazanırken, demokratik
teamüllere uygun biçimde enflasyon hedefini Hükümetle birlikte belirleme görev
ve yetkisiyle de donatılmıştır.
R 1211 sayılı Kanun’un eski hükmünde de mevcut olduğu gibi,
Türk Lirası’nın iç ve dış değerini korumak için gerekli tedbirleri almak ve
yabancı paralar ile altın karşısındaki denkliğini tespit etmeye yönelik kur
rejimini belirlemek yetkisi de Hükümetle birlikte kullanılacaktır.
R Fiyat istikrarının gerçekleştirilmesinde etkinlik
sağlanması amacıyla, dünyadaki uygulamalar da göz önüne alınarak Banka
bünyesinde ağırlıklı olarak danışma fonksiyonu ifa etmek üzere Para Politikası
Kurulu oluşturulmuş ve Kurul’un bir üyesinin de müşterek kararla atanması
öngörülerek, burada da Hükümet politikalarıyla bağlantı sağlanmaya
çalışılmıştır.
- Temel amacına ulaşmak için
Banka’ya yeni görev ve yetkiler verildiği gibi, mevcut görev ve yetkilerin
kapsamları da genişletilmiştir.
R Fiyat
istikrarına yönelik bir para politikasının gerektirdiği analitik ve
istatistiksel yeterliliğin artırılması için, Banka, finansal sistemle ilgili
tüm istatistiki bilgiler ile ekonomideki gelişmelerin izlenmesinde gerekli
görülecek diğer istatistiki bilgileri toplama yetkisine sahip kılınmıştır.
R Finansal
sistemde istikrarı sağlama görev ve yetkisi kapsamında Banka’ya, mali sistemin
alt yapısının güçlendirilmesi ve mali sistemin taşıdığı risklerin belirlenmesi
amacıyla, sistemi izleme ve değerlendirmeler yapma, mali sistemdeki risklerin
sektörün geneline yayılmasını önlemek için gerekli tedbirleri alma yetkileri
verilmiştir.
R Banka,
makro ekonomik dengelerin sağlanması açısından, teknolojik gelişmelerden de
yararlanarak etkin ve güvenilir bir ödeme sistemi kurmak ve sürdürmekle
görevlendirilmiştir.
Banka’ya
verilen yeni görevlerle belirlenen hedefler sonucu ve ekonomik koşullarda
meydana gelen değişiklikler nedeniyle uygulanma olanağı kalmayan maddeler
yürürlükten kaldırılmıştır.
4651 sayılı
Kanunla, 1211 sayılı Kanun’un ondört maddesinde değişiklik yapılmış, yedi
maddesi yürürlükten kaldırılmış ve Kanun’a bir yeni madde eklenmiştir. Ayrıca,
4651 sayılı Kanun’un iki geçici maddesi bulunmaktadır.
II- MADDELER İTİBARİYLE GETİRİLEN YENİLİKLER
Ü “Madde 4- Bankanın
temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır. Banka, fiyat istikrarını sağlamak
için uygulayacağı para politikasını ve kullanacağı para politikası araçlarını
doğrudan kendisi belirler.”
Bir merkez bankasının temel amacının
fiyat istikrarını sağlamak olduğu ve diğer görev ve yetkilerin bu amaçla
çelişmeksizin kullanılması gereği ekonomi öğretisinde genel kabul görmektedir.
Nitekim, başta Avrupa Birliği olmak üzere, merkez bankacılığı uygulamasında da
bu ilke yerleşmiştir. Bu doğrultuda Kanun’da da Banka’nın temel amacının, fiyat
istikrarını sağlama olduğu açıkça belirtilmiştir. Fiyat istikrarının
sağlanmasında temel görevin Banka’ya verilmesi, Banka’nın para politikası
yoluyla faiz oranlarını, döviz kurlarını, diğer mali varlıkların fiyatlarını,
bankaların açabilecekleri kredi miktarını ve mali serveti doğrudan, ekonomideki
toplam arz ve talep dengesini ise dolaylı yoldan etkileyerek genel fiyat
düzeyini değiştirebilme gücüne sahip olmasından kaynaklanmaktadır.
Ekonomide fiyat istikrarının sağlanması, sürdürülebilir bir büyüme hızına
ulaşılması ve ülke kaynaklarının etkin ve verimli kullanımı açısından
önemlidir. Çeşitli ülke deneyimleri göstermiştir ki, fiyat istikrarının
korunmasının ön koşullarından birisi, para politikalarının bağımsız olarak
merkez bankaları tarafından belirlenmesi ve yürütülmesidir. Bu konuda bilinen
en iyi örnek, Almanya Merkez Bankası Deutsche Bundesbank’tır. Para politikası
faaliyetlerini bağımsız bir biçimde yürüten Deutsche Bundesbank, Almanya’daki
fiyat istikrarının da başlıca mimarı olarak bilinmektedir.
Banka,
fiyat istikrarı amacına ulaşmak için, uygulanacak para politikasını ve
araçlarını doğrudan kendisi belirleyecek ve bu Kanunla kendisine verilen görev
ve yetkileri kendi sorumluluğu altında bağımsız olarak kullanacaktır. Bu ise,
Banka’nın likidite kontrolünü etkin bir biçimde yapabilmesi açısından
gereklidir.
Banka’nın
para politikasını ve araçlarını belirleme ve uygulama yetkilerine maddenin (II)
numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde de değinilmiştir.
“Banka, fiyat istikrarını sağlama amacı ile çelişmemek kaydıyla Hükümetin
büyüme ve istihdam politikalarını destekler.”
Banka, Hükümet’in büyüme ve istihdam
politikaları ile kendi para politikası arasındaki uyumu, temel amacı olan fiyat
istikrarını sağlama ile çelişmemek kaydıyla gözetecektir. Bu suretle, 1211
sayılı Kanun’da bulunan, kalkınma planları ve yıllık programlar gibi içeriği
daha belirsiz kavramlar yerine Devlet’in en önemli, öncelikli ve uzun vadeli
ekonomi politikaları olan büyüme ve istihdam politikaları ile uyum somut olarak
ifade edilmiştir. Bu hükmün iktisadi dayanağı, para politikasının
yürütülmesinde Hükümetle uyum içinde çalışmanın sağlayacağı toplumsal
yararların göz ardı edilmemesi, aynı zamanda fiyat istikrarının sağlanması
temel amacından da uzaklaşılmamasıdır. Ekonomi politikalarının nihai amacı,
ekonominin büyüme ve istihdam potansiyelini artırmaktır. Fiyat istikrarı,
büyüme ve istihdam için gerekli temel koşuldur. Fiyat istikrarının
sağlanmasıyla, ekonomik belirsizlikler azaltılacak, böylelikle kaynaklar daha
etkin ve verimli kullanılacak, büyüme ve istihdama katkıda bulunulacaktır.
Fiyat istikrarı ile çelişebilecek büyüme ve istihdam politikalarının para
politikası ile desteklenmesi söz konusu olmayacaktır. Benzer bir hüküm,
Maastricht Antlaşması ve Avrupa Merkez Bankaları Sistemi Statüsü’nde de yer
almaktadır. Antlaşma’nın 105 ve Statü’nün 2 nci maddesinde, Avrupa Merkez
Bankası’nın, fiyat istikrarı temel amacından uzaklaşmamak kaydıyla Avrupa
Topluluğu’nun genel iktisadi politikalarını destekleyeceği belirtilmektedir.
I-
Bankanın temel görevleri;
a) Açık
piyasa işlemleri yapmak,”
Piyasalardaki likidite düzeyinin para
politikası hedefleri doğrultusunda kontrol edilebilmesini sağlamak amacıyla,
Banka’ya açık piyasa işlemleri yoluyla menkul kıymet alımı ve satımı yapma
yetkisi verilmektedir. Açık piyasa işlemleri, çağdaş para politikası araçları
arasında en sık kullanılan araçtır.
“b)
Hükümetle birlikte Türk Lirasının iç ve dış değerini korumak için gerekli
tedbirleri almak ve yabancı paralar ile altın karşısındaki muadeletini tespit
etmeye yönelik kur rejimini belirlemek, Türk Lirasının yabancı paralar
karşısındaki değerinin belirlenmesi için döviz ve efektiflerin vadesiz ve
vadeli alım ve satımı ile dövizlerin Türk Lirası ile değişimi ve diğer türev
işlemlerini yapmak,”
Maddenin değişiklikten önceki (I) numaralı fıkrasının (b) bendinde,
Banka’nın “Hükümetle müştereken milli paranın iç ve dış değerini korumak
amaçlarıyla gerekli tedbirleri alacağı” ve (g) bendinde “milli para ile altın
ve yabancı paralar arasındaki muadeleti Hükümetçe belirlenecek esaslar
dairesinde tayin edeceği” hükme bağlanmıştı. Aynı şekilde, 4059 sayılı Hazine
Müsteşarlığı ile Dış Ticaret Müsteşarlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında
Kanun’un 2 nci maddesinin (a) bendinde, “Türk parasının dolaşımı ve istikrarını
sağlamaya yönelik politikaları Banka ile birlikte oluşturmak ve uygulamak”
Hazine Müsteşarlığı’nın görevleri arasında sayılmıştır.
Buna göre, yapılan değişiklikte de, kur rejiminin Hükümetle birlikte
belirlenmesi, merkez bankasının parasal ve mali istikrarı
sağlama hedefini elde etmesine bir kısıt getirmemektedir ve uluslararası
uygulamalarla tutarlıdır. Kur rejimi, normal koşullar altında uzun yıllar
boyunca sürdürülecek bir rejimdir. Bu rejim veri alındığında, araç bağımsızlığı
olan merkez bankalarının fiyat istikrarı amacına ulaşmak için yapacakları
müdahalelerin alacağı biçim, bu merkez bankalarının tercihine bırakılmaktadır.
Sözgelimi, dalgalı kur rejimin uygulanması kararı ayrı bir şeydir, bu kur
sisteminin fiyat istikrarı amacına uygun biçimde nasıl çalıştırılacağı ayrı bir
şeydir.
“c) Bankaların ve Bankaca uygun görülecek diğer mali kurumların
yükümlülüklerini esas alarak zorunlu karşılıklar ve umumi disponibilite ile
ilgili usul ve esasları belirlemek,”
Temel amacı fiyat istikrarını sağlamak olan
Bankanın, bu amacını gerçekleştirmek üzere kullanacağı para politikası
araçlarından biri olan zorunlu karşılıklar, parasal genişlemenin kontrolü ile
para piyasalarındaki faiz oranlarının istikrarını sağlamak için
kullanılmaktadır.Buna göre, Bankalar, özel finans kurumları ve Banka’ca uygun
görülecek diğer mali kurumların yükümlülükleri esas alınarak, Banka nezdinde
açılacak bir hesapta nakden zorunlu karşılık tesis etmeleri öngörülmüştür. Bu
karşılığın oranı ile yükümlülüklerin kapsamı, tesis süresi, bu yükümlülükler
için tesis edilen karşılığa gerektiğinde ödenecek faiz oranı ve mevduat veya
katılma hesaplarından olağanüstü çekilişlerde yapılacak işlemler de dahil olmak
üzere uygulamaya yönelik her türlü usul ve esasları belirleme yetkisi Banka’ya
verilmiştir. Günümüzde para politikası araçlarından biri olan ve bu nedenle
para politikası uygulamasını doğrudan ilgilendiren zorunlu karşılıklarla ilgili
düzenlemeler yapılması, Kanun’un para politikası araçlarının bağımsız bir
biçimde Banka tarafından belirleneceği yolundaki yaklaşımı ile de uyumludur.
Diğer taraftan, Bankalar Kanunu’nun 14 üncü
maddesinin 6 numaralı fıkrasının (a) bendi gereğince, Tasarruf Mevduatı Sigorta
Fonu (TMSF) hisseleri kendisine intikal eden bankaların mali bünyelerinin
güçlendirilmesi için kanuni karşılık yükümlülüklerini cezai faizleriyle
birlikte kaldırmak suretiyle ertelemeye veya düşürmeye yetkili kılınmıştır. Bu
hüküm para politikası araçlarının yalnızca Banka'ca belirleneceği hükmüne ters
düşmekle birlikte, Bankalar Kanunu'nda TMSF tarafından alınacak bu yoldaki
kararlarda Banka'nın görüşünün alınacağı belirtildiğinden, TMSF’nun bu yönde
alacağı kararların Banka’nın para politikası hedefleri çerçevesinde olması
gerektiğini varsaymak gerekecektir.
“d) Reeskont ve avans işlemleri yapmak,”
Klasik para politikası araçlarından
olan reeskont ve avans işlemlerinin Bankamız tarafından uygulanan para
politikasındaki önemi son yıllarda azalmıştır. Reeskont ve avans işlemlerinin
öneminin azalmasının başlıca nedeni, Banka’nın temel politika aracı olarak açık
piyasa işlemlerine yönelmesidir. Bir diğer önemli neden ise, önceki dönemlerde
reeskont işlemlerinin, likidite kontrolünü güçleştirecek biçimde kalkınmanın
finansmanı amacıyla kullanımıdır. Bu uygulama, özel sektörün teşvikli
yatırımlarının piyasa faiz oranlarının altında bir faiz oranından finanse
edilmesi ve piyasalara Banka’nın iradesi dışında likidite çıkmasıyla
sonuçlanmıştır. Banka tarafından açılan reeskont kredileri 1984 yılından
itibaren hacim olarak daraltılmış, 1990 yılında ise bu uygulamaya son
verilerek, bankacılık kesiminin geçici likidite ihtiyacının karşılanması
amacıyla reeskont penceresi uygulamasına başlanılmıştır. 1994 yılından itibaren
ise Banka’nın, iç varlık artışı yoluyla para arzını artırmasının
sınırlandırılmasına yönelik para politikası uygulamasının bir parçası olarak,
reeskont penceresi fiili olarak kapatılmıştır.
Amerika Birleşik Devletleri’nde
yürütülen reeskont penceresi uygulamasında, federe merkez bankaları mevduat
kabul eden kurumlara kısa vadeli likidite ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik
kredi vermektedirler. İngiltere’de ise bankalar, likidite ihtiyaçları için
reeskont penceresi aracılığıyla merkez bankasından doğrudan borçlanma veya yine
merkez bankasından senet iskontosu yoluyla kaynak bulmaktadırlar. Almanya’da
Bundesbank Kanunu, Bundesbank’a hazine bonolarını ve bankaların ticari
senetlerini kendi belirlediği reeskont oranı üzerinden alma ve satma yetkisi
vermektedir. Bundesbank faiz oranını belirlemek konusunda tamamen bağımsız
hareket edebilmekte ve para politikasının gereklerine göre karar
verebilmektedir.
“e) Ülke altın ve döviz rezervlerini yönetmek,”
Banka’nın, yabancı sermaye giriş ve
çıkışlarındaki değişkenlik nedeniyle Türk Lirası’nın satınalma gücünde meydana
gelen oynaklığın azaltılmasını ve ulusal paranın değerinin korunmasını sağlamak
ve dış ödemeleri aksatmadan gerçekleştirmek için yeterli düzeyde döviz rezervi
bulundurması gerekmektedir. Mevcut döviz rezervlerinin risk getiri ilkelerine
uygun olarak yönetilmesi bu açıdan önem kazanmaktadır.
“f)
Türk Lirasının hacim ve tedavülünü düzenlemek, ödeme ve menkul kıymet transferi
ve mutabakat sistemleri kurmak, kurulmuş ve kurulacak sistemlerin kesintisiz
işlemesini ve denetimini sağlayacak düzenlemeleri yapmak, ödemeler için
elektronik ortam da dahil olmak üzere kullanılacak yöntemleri ve araçları
belirlemek,”
Ödeme ve
mutabakat sistemleri merkez bankalarının son yıllarda daha fazla sorumluluk
aldığı alanlardır. Ödeme ve menkul kıymet transferi ve mutabakat sistemleri
mali sistemin istikrarı için Banka’nın sorumluluğunda izlenmektedir. Teknolojik
gelişmeler sonucunda, modern bilgi ve telekomünikasyon teknolojisine geçiş,
ödeme ve mutabakat sistemlerinde yeni sistem ve araçların ortaya çıkmasına yol
açmaktadır. Bu süreç, ödemenin büyüklüğünü, hesap birimini, ve ödemeyi yapan
kişilerin bulundukları coğrafi birimi dikkate almaksızın ödemenin daha düşük
maliyetle ve daha hızlı bir şekilde yapılabilmesi imkanını doğurmaktadır.
Ödemeler sisteminin işleyişi, para
politikası uygulamalarının etkilerinin finansal ve reel sektöre aktarımının
hızını ve zamanlamasını da etkilemektedir. Etkin bir ödemeler sistemi
yardımıyla yürütülen para politikasının piyasalara etkisi de kısa sürede
gerçekleşmekte ve likidite yönetiminin etkin bir biçimde yapılabilmesi mümkün
olmaktadır.
Ödemeler
sisteminin etkinlik düzeyi, merkez bankalarının önemli işlevlerinden biri olan,
“nihai kredi mercii” işlevini yerine getirmesini de etkilemektedir. Finansal
sistemin likiditeye sıkıştığı dönemlerde önemi artan “nihai kredi mercii”
işlevinin zamanında yerine getirilebilmesi, finansal sistemin sağlığı ve
işleyişi açısından önem arzetmekte ve bunun yapılabilmesi için de etkin bir
ödemeler sistemine ihtiyaç duyulmaktadır.
Sağlıklı çalışan ödeme sistemleri olmaksızın etkin bir para politikasından
söz etmek mümkün değildir. Yetersiz ödeme sistemleri, düzgün çalışan bir
ödemeler sisteminde ortaya çıkmayacak ya da çok az çıkacak bir likidite
ihtiyacı doğurabilecek ve dolayısıyla, merkez bankalarının nihai kredi mercii
sıfatıyla borç para vermesine yol açarak, uygulanan para politikasının
tehlikeye girmesine yol açabilir. Bu nedenle, Banka’ya, kendisinin kurduğu ya
da diğer kuruluşlarca kurulup işletilen sistemlerin sorunsuz ve kesintisiz
çalışabilmesine yönelik müdahalelerde bulunma, gerektiğinde düzenlemelerini
yapma, gözetim ve denetimi konusunda görev ve yetki verilmiştir. Bu yolla
Maastricht Antlaşması’nın 105 (2) inci maddesi ile Avrupa Merkez Bankaları
Sistemi Statüsü’nün 3 ve 22 nci maddelerinde getirilen düzenlemelerle de uyum
sağlanmıştır.
Banka, teknolojik gelişmeler karşısında ortaya çıkabilecek elektronik
para gibi ödeme araçları ile ödeme yöntemlerinin usul ve esaslarını belirleme
ve elektronik ortam da dahil olmak üzere yürütülecek işlemlere ilişkin
düzenleme yapma konularında yetkili kılınmıştır. Bu hüküm gereğince, Banka
ödeme araçları ile ilgili düzenlemeleri yapabilecek, ayrıca belirleyeceği
meblağın üzerinde kalan ödemelerin nakden yapılamayacağını düzenleyebileceği
gibi, ödemeler için elektronik ortam da dahil olmak üzere kullanılacak
yöntemler ile araçları ve takas odalarının işleyişine ilişkin kuralları da
belirleyebilecek ve takas sisteminin kesintisiz çalışmasını sağlayacak önlemleri
alabilecek, gerekli iyileştirme ve geliştirme çalışmalarını yürütebilecektir.
“g)
Finansal sistemde istikrarı sağlayıcı ve para ve döviz piyasaları ile ilgili
düzenleyici tedbirleri almak,”
Sağlıklı bir finansal sistemin varlığı, ekonominin
sağlıklı bir şekilde çalışmasının da ön koşuludur. Finansal sistemde istikrarın sağlanması açısından merkez
bankalarına önemli görevler düşmektedir. Denetim ve gözetim sorumluluğunun
merkez bankaları dışındaki bir kuruluşa verilmesi, merkez bankaları açısından
bu görevin ortadan kalkması anlamına gelmemektedir. Ülkemizde olduğu gibi,
bankaların denetim ve gözetiminden merkez bankası dışında bir kuruluşun sorumlu
olduğu Avustralya, İngiltere, Finlandiya, Norveç, Brezilya, Meksika, Kanada gibi
ülkelerin merkez bankası düzenlemelerinden de görüleceği üzere, bir bütün
olarak makro ekonomik dengelerin sağlanması açısından finansal sistemdeki
istikrarı sağlamak ve sürdürmek merkez bankalarının en temel görevleri arasında
sayılmaktadır. Bu nedenle, Banka’nın fiyat istikrarını sağlama amacıyla,
finansal sistemde istikrarı sağlayıcı ve para ve döviz piyasaları ile ilgili
her türlü düzenleyici tedbirleri alabileceği hükme bağlanmıştır.
“h) Mali piyasaları izlemek,”
Ülkemizde, bankacılık
sisteminin gözetim ve denetimi ile ilgili sorumluluk, 2000 yılı Ağustos ayı
sonunda faaliyetine başlayan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na (BDDK)
bırakılmıştır. Ancak, fiyat istikrarını sağlamak ve aynı zamanda mali sistemin
istikrarını da gözetmek durumunda olan Banka’nın mali piyasaları izlemesi, para
politikasının başarısı için zorunludur. Bu nedenle, bankalar, özel finans
kurumları ve diğer mali kurumlardan düzenli ve doğru bilgi akışının sağlanması
konusunda Banka’ya görev verilmiştir.
“ı)
Bankalardaki mevduatın vade ve türleri ile özel finans kurumlarındaki katılma
hesaplarının vadelerini belirlemektir.”
Bu hükümde yer
alan, Banka’nın mevduatların ve özel finans kurumlarındaki katılma hesaplarının
vadelerini belirleyeceği ifadesi, Banka’nın finansal kuruluşlar ile tasarruf
sahiplerinin vade tercihlerine doğrudan müdahale edeceği anlamını
taşımamaktadır. Çünkü, piyasalardaki birimlerin vade tercihlerine doğrudan
müdahale edilmesi piyasa ekonomisi uygulamasıyla çelişmektedir. Ancak, para
politikası uygulaması ile çeşitli finansal araçların ve çeşitli vadelerdeki
mevduatın getirilerinin, piyasalardaki birimlerin beklentilerinin etkilenmesi
kanalıyla farklılaştırılması mümkündür. Bu nedenle, para politikası uygulaması
sonucunda tasarrufların vade yapısındaki değişimin sağlıklı bir biçimde
izlenebilmesi için, mevduatın vadelerinin (1 ay, 3 ay, 6 ay, 12 ay ve daha uzun
vadeli mevduat şeklinde) Banka tarafından belirlenmesi gerekmektedir.
Banka’nın
mevduatların vadesini ve türlerini belirleyeceği ifadesi, öncelikle parasal
büyüklüklerin standart ve kıyaslanabilir bir biçimde tanımlanabilmesi ile
ilgilidir. Tasarrufların, ödemelerin yerine getirilmesi amacıyla tutulan
vadesiz mevduatlar ile tasarruf amacıyla tutulan vadeli mevduatlar arasındaki
dağılımının izlenebilmesi, para politikası uygulamasında parasal büyüklük
hedeflerinin belirlenebilmesi açısından önemlidir.
Diğer
taraftan, “mevduatın türlerinin de Banka tarafından belirleneceği” ifadesi ile
tasarrufların finansal serbestleşme döneminde çeşitliliği artan finansal
araçlar arasındaki dağılımının izlenebilmesi amaçlanılmaktadır. Örneğin,
ülkedeki “para ikamesi” nin boyutlarının izlenebilmesi için, tasarrufların
yerli para ve yabancı para mali araçlar arasındaki dağılımının izlenebilmesi
gerekmektedir.
“II- Bankanın temel yetkileri;
a) Türkiye’de banknot ihracı imtiyazı tek elden Bankaya
aittir.”
Tarihsel olarak, Devletin bağımsızlığının simgesi olarak kabul edilen “para
basma hakkı” Devletler tarafından kanunlarla merkez bankalarına tekel olarak
devredilmiştir. Bu doğrultuda, Banka da, bu Kanunla banknot ihraç etme
imtiyazına sahip tek kurum olarak tanımlanmaktadır. Kanun’un 36 ncı maddesinde
de, Banka’nın ihraç etmiş olduğu ve ihraç edeceği banknotların tedavülünün
zorunlu olduğu ve bunların sınırsız ödeme gücüne sahip bulunduğu (legal tender)
hükme bağlanmıştır.
“b) Banka, Hükümetle birlikte enflasyon hedefini tespit
eder, buna uyumlu olarak para politikasını belirler. Banka, para politikasının
uygulanmasında tek yetkili ve sorumludur.”
Enflasyon hedefinin tek başına
hükümet tarafından belirlenmesi, çoğu iktisatçı tarafından demokratik
teamüllere aykırı bulunmaktadır. Öte yandan, enflasyon hedefinin Hükümetle
birlikte belirlenmesi, para politikası uygulamasında Banka ile Hükümet’in
uyumlu bir biçimde çalışmasının daha yararlı sonuçlar vereceği düşüncesine
dayanmaktadır. Çünkü, Hükümet’in ekonomik programı ve faaliyetleri enflasyon oranını
etkileyebilmektedir. Özellikle, Hükümet’in uygulayacağı gelirler politikası,
bütçe açıklarının finansmanı amacıyla yaptığı borçlanmalar ve harcamalarının
büyüklüğü, faiz oranlarını ve piyasalardaki birimlerin bekleyişlerini
değiştirebilmektedir. Dolayısıyla, enflasyon hedefinin Hükümetle birlikte
belirlenmesi, Hükümeti, ekonomik programın enflasyonu etkileyebilecek sonuçları
konusunda daha dikkatli davranmaya yöneltecek ve fiyat istikrarı için gerekli
uyumun sağlanması amacına hizmet edecektir.
Banka’nın, para politikasının belirlenmesi ve uygulanmasında tek yetkili ve
sorumlu olduğu vurgulanmaktadır. Para politikasının belirlenmesi ve
yürütülmesinin yalnızca Banka tarafından gerçekleştirilmesi, Banka’nın fiyat
istikrarına yönelik etkin bir para arzı ve likidite kontrolü yapabilmesi
açısından gereklidir. Bu yolla Maastricht Antlaşması’nın 107 nci maddesi ile
Avrupa Merkez Bankaları Sistemi Statüsü’nün 7 nci maddesinde getirilen
düzenlemelerle de uyum sağlanmıştır.
“c) Banka, fiyat istikrarını sağlamak amacıyla bu Kanunda belirtilen para
politikası araçlarını kullanmaya, uygun bulacağı diğer para politikası
araçlarını da doğrudan belirlemeye ve uygulamaya yetkilidir.”
Bu hükümle,
fiyat istikrarını hangi para politikası araçlarını kullanarak sağlayacağı
Banka’nın takdirine bırakılmaktadır. Para politikası araçlarının doğrudan Banka
tarafından belirlenmesi, Banka’nın piyasalarla sürekli olarak etkileşim içinde
bulunduğu ve likidite kontrolünü etkin bir biçimde yapabilmek için kullanması
gereken araçları doğru olarak seçecek olan kurumun Banka olduğu düşüncesine
dayanmaktadır. Politika araçlarının seçiminin doğrudan Banka’ya bırakılmış
olması, Banka’nın para politikası kuramı ve uygulamaları konusunda yeterli
bilgi birikimine sahip olması ve fiyat istikrarının sağlanması konusundaki
temel görevin kendisine verilmiş olması ile de uyum içindedir. Böylece
Banka’nın para politikası uygulamasındaki araç bağımsızlığı sağlanmış
olmaktadır.
“d)
Banka, olağanüstü hallerde ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kaynaklarının
ihtiyacı karşılamaması durumunda, belirleyeceği usul ve esaslara göre bu Fona
avans vermeye yetkilidir.”
Bankalar
Kanunu’nun 15 inci maddesine göre, TMSF, bankalardaki tasarruf mevduatını
sigorta etmek ve mali bünye zaafiyeti nedeniyle hisseleri veya yönetim ve
denetimi kendisine devredilen bankaları rehabilite edip tekrar satmak amacıyla
kurulmuştur.
TMSF
kaynaklarının bu amaçlar için yeterli olmaması halinde; TMSF, sigortanın sonucu
oluşan tazmin yükümlülüğünü yerine getiremeyecek, mali bünye zaafiyeti
nedeniyle hisseleri kendisine devredilen bankaların mali bünyesini
iyileştiremeyecek ve mali bünyesi bozuk bankanın mali piyasalarda oluşturduğu baskı
devam edecektir. Bu durum ise sisteme güvenin kaybolmasına ve mali bünye
zaafiyeti yaşamayan bankalardan da mevduat çekilişlerinin hızlanmasına yol
açarak finansal istikrarı bozacaktır.
Bu nedenle,
Banka’ya olağanüstü dönemlerde TMSF’na avans verebilme yetkisi verilerek
sisteme olan güvenin kuvvetlendirilmesi amaçlanmıştır. Avansın vadesi, miktarı,
ödeme koşulları ve faiz oranları BDDK’nun görüşü alınarak, Banka’ca
belirlenecektir.
“e) Banka, nihai kredi mercii olarak bankalara kredi verme işlerini yürütür.”
Banka’nın nihai kredi mercii olarak
bankalara kredi verme işlerini yürüteceği hükme bağlanmıştır. Banka, bu maddeye
göre, bankacılık sisteminin günlük likidite ihtiyacını karşılayamaması ve
sistemin kapanamaması halinde de likidite verebilmektedir. Bu uygulama, merkez
bankalarının “nihai borç verme (lender of last resort)” işlevi olarak
bilinmekte ve merkez bankaları kanunlarında açıkça yer almaktadır.
“f) Banka, bankaların ödünç para verme işlemlerinde ve mevduat kabulünde
uygulayacakları faiz oranlarını, belirleyeceği usul ve esaslara göre
bankalardan istemeye yetkilidir.”
Banka’ya, bankaların ödünç para verme
işlemlerinde ve mevduat kabulünde uygulayacakları faiz oranlarını,
belirleyeceği usul ve esaslara göre bankalardan isteme yetkisi verilmiştir. Bu
hükmün amacı, bankaların işlemlerine uyguladıkları faiz oranları hakkında bilgi
toplanılması ve bu bilgilerin para politikasının yürütülmesinde dikkate
alınmasıdır.
“g) Banka, mali piyasaları izlemek amacıyla bankalar ve diğer mali
kurumlardan ve bunları düzenlemek ve denetlemekle görevli kurum ve
kuruluşlardan gerekli bilgileri istemeye ve istatistiki bilgi toplamaya
yetkilidir.”
Banka’nın etkin bir para politikası yürütebilmek için piyasalardaki
gelişmeleri yakından izlemesi gerekmekte ve bu amaçla istatistiki bilgilere
ihtiyaç duyulmaktadır. Banka, çeşitli birimlerden topladığı verileri analiz
etmekte ve para politikasının yürütülmesi sürecinde kullanmaktadır.
Ayrıca, para-kredi ve ödemeler dengesi istatistiklerinin uluslararası
standartlara uygun olarak hazırlanması ve Banka’nın ihtiyaç duyduğu bilgileri
sağlaması konusunda gerekli yetki Banka’ya verilmiştir.
“III- Bankanın başlıca müşavirlik görevleri;
a) Banka,
Hükümetin mali ve ekonomik müşaviri, mali ajanı ve haznedarıdır. Bankanın Hükümetle
ilişkisi, Başbakan aracılığı ile sağlanır.”
Banka’nın Hükümetle
ilişkisinin, Başbakan aracılığı ile sağlanacağına ilişkin hüküm, Banka’nın
bağımsızlığı konusunda bir vurgu niteliği taşımaktadır.
Günümüzde merkez bankalarının bir çoğu hükümete bir takım bankacılık
hizmetleri sunmaktadırlar. Merkez bankalarının çoğu Hazine’nin ana hesabını
tutarak hükümetin mali ajanı ve haznedarı olarak hareket etmektedirler. Kanun’un
41 inci maddesinin (III) numaralı fıkrasında da Hazine ve katma bütçeli
idarelerle, özel idare ve belediyelere ait paraların, kurulu olduğu mahallerde
Banka’ya, kurulu bulunmadığı yerlerde muhabirlerine yatırılmasının zorunlu
olduğu ve Banka’nın bu tevdiata faiz ödemeyeceği hükme bağlanmıştır. Kamu
ödemelerinin yapıldığı hazine hesabının merkez bankaları tarafından
tutulmasının başlıca dezavantajı, hazinenin gelir ve giderlerindeki
dalgalanmaların arttığı dönemlerde, merkez bankalarının likidite kontrolünü
zorlaştırabilmesidir.
Hükümetlerin mali ajanlığını
yapan merkez bankaları olduğu gibi, hükümetle herhangi bir para transferi
gerçekleştirmeyen (İsveç) ya da aksine hazinenin bütün fonlarını kendisi
aracılığı ile transfer eden merkez bankaları da (Fransa ve İtalya) vardır.
Kanada ve Almanya’da merkez bankaları hükümetin bankacısı durumundadır.
“b) Banka, finansal sistemle ilgili olarak istenilecek hususlarda Hükümete
görüş verir.”
Banka, görevleri gereği
finansal sistemle ilgili her türlü bilgiyi çok kısa zamanda toplayabilmekte ve
değerlendirebilmektedir. Banka, mali piyasalarda faaliyet gösteren kuruluşlarla
ilgili bu bilgileri, bunların mali piyasalar üzerindeki olumlu veya olumsuz
etkilerini de içerecek şekilde Hükümete aktarmaktadır. Bu hüküm, Banka’nın aynı
zamanda Hükümete görüş veren bir danışma mercii olduğunu da göstermektedir.
“c) Banka, bankalar ve uygun göreceği diğer mali kurumlar hakkındaki
görüşlerini ve tespitlerini Başbakanlık ile bu kurum ve kuruluşları düzenleme
ve denetleme yetkisine sahip kuruluşlara bildirebilir.”
Finansal sistemi düzenli olarak
izleyen ve konuya ilişkin geniş bilgiye sahip olan Banka’nın görüş ve
tespitlerini yetkili kurum ve kuruluşlarla paylaşmasının sağlayacağı katkı
gözetilerek bu hüküm düzenlenmiştir.
“Banka, bu Kanunla ve mevzuatla kendisine verilen yetki ve görevlerle
ilgili olarak düzenlemeler yapmaya ve bunları uygulamaya, bu düzenlemelere tabi
kurum ve kuruluşlar nezdinde bunlara uygun hareket edilip edilmediğini ve
kendisine gönderilen bilgilerin doğru olup olmadığını denetlemeye görevli ve
yetkilidir.”
Banka’nın
işlemlerinde etkinlik sağlamak amacıyla kendisine verilen yetki ve görevlerle
ilgili olarak Banka’ya yerinde denetim yetkisi de tanınmıştır.
“Banka, bu Kanun ile kendisine verilen görev ve yetkileri, kendi
sorumluluğu altında bağımsız olarak yerine getirir ve kullanır.”
Temel hedefi fiyat istikrarı
olan Banka, bu hedefe ulaşabilmek için para politikası uygulamasını ve
araçlarını bağımsız olarak belirleyecektir. Banka’nın kurumsal olarak bağımsız
bir yapıya kavuşturulmasının, seçtiği hedeflere ulaşmak için uygulayacağı politikaların
etkinliğini artıracağı genel kabul gören bir düşüncedir.
Yapılan
değişikliklerle, söz konusu kriterler doğrultusunda Banka’nın bağımsızlığı
güçlendirilmiştir. Bu aşamada Kanun’un 8 inci maddesinde yer alan ve Banka
sermayesinin, yüzde 51’den aşağı olmamak üzere Hazine’ye ait olmasını
düzenleyen hükmün değiştirilmesi düşünülmüşse de, günümüzde merkez bankalarının
çoğunun kamu tüzel kişisi olarak kurulduğu, özellikle Almanya Merkez
Bankası’nın sermayesinin tamamının Hazine’ye ait olmasına rağmen dünyada en
bağımsız merkez bankası olarak kabul edildiği, önemli olanın operasyonel
bağımsızlık olduğu hususları göz önüne alınarak mevcut düzenlemede değişikliğe
gidilmemiştir.
Hükümet Tasarısı’nda, Maastricht
Antlaşması’nın 107 nci maddesinde, Avrupa Merkez Bankaları Sistemi Statüsü’nün
7 nci maddesinde, Alman Merkez Bankası Kanunu’nun 12 nci maddesinde ve
Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 20 nci maddesinde “Hiçbir organ, makam,
merci ve kişi Rekabet Kurumu’nun nihai kararını etkilemek amacıyla emir ve
talimat veremez” şeklinde yer verilen hükümlere benzer nitelikte “hiçbir makam
ve merciin Banka’ya talimat veremeyeceği” hükme bağlanmıştı. Bu ifadenin
Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu’nda tartışılması ve
bağımsızlığı vurgulanan Banka’ya zaten talimat verilemeyeceğinin belirtilmesi
karşısında Hükümet tarafından da benimsenen bir önergeyle ifade madde metninden
çıkartılmıştır. Banka’nın temel amacını gerçekleştirebilmesi için gerekli olan
bağımsız yapının diğer maddelerde getirilen hükümlerle oluşturulması sonucu,
açıklayıcı nitelikteki bu hükmün Tasarı metninden çıkarılmış olması ifade
farklılığı dışında başkaca bir sonuç doğurmayacaktır.
“Banka, para politikası araçlarının kullanımı sırasında işlem yaptığı
banka, kişi veya kurumun iflası halinde, alacaklı olduğu miktar ve faizi için
iflas masasına imtiyazlı alacaklı sıfatıyla iştirak eder.”
Banka kaynaklarının niteliği
değerlendirilerek, bunların korunması amacıyla, para politikası araçlarının
kullanımı sırasında işlem yaptığı banka, kişi ve kuruluşların iflası halinde
Banka alacağına ve faizine imtiyaz öngörülmüştür. Nitekim, benzer şekilde
kamusal yararın ağır bastığı durumlara ilişkin olarak çeşitli kanunlarda İcra
ve İflas Kanunu’na paralel biçimde öncelik hakkı düzenlenmektedir.
“Banka mensuplarının görevlerini yerine getirmelerinden doğan tazminat
davaları ancak Banka aleyhine açılabilir. Bankanın rücu hakkı saklıdır.”
Banka
mensuplarının hukuki durumu göz önüne alınarak ve görevlerini objektif olarak
yerine getirmelerini sağlamak üzere, Anayasa’nın 129 uncu maddesinde yer alan
hüküm doğrultusunda, görevlerini yerine getirmelerinden doğan tazminat
davalarının Banka’ya karşı açılması öngörülmüş ve Banka’nın rücu hakkı saklı
tutulmuştur.
Ü “Organlar
Madde 13- Bankanın
organları şunlardır:
a) Genel Kurul,
b) Banka Meclisi,
c) Para Politikası Kurulu,
d) Denetleme Kurulu,
e) Başkanlık (Guvernörlük),
f) Yönetim Komitesi.”
1211 sayılı
Kanun’un 13 üncü maddesi başlığı “Teşkilat ve organlar” olup, maddede “Bankanın
teşkilatı aşağıdaki şekildedir” denilerek, Banka’nın teşkilat ve organları
birlikte yazılmıştı.
Bu
karışıklığı önlemek için, madde başlığı “Organlar” ve madde içeriği “Bankanın
organları şunlardır” şeklinde değiştirilerek, Banka’nın organları sayılmıştır.
Ayrıca,
organ niteliği olmayan “Merkez ve Şubeler İskonto Komiteleri” ve “Şubeler”
madde metninden çıkarılmıştır. Banka’nın teşkilatı olan merkez ve şubelerine
ilişkin hükümler, sistematiğe uygun olarak Kanun’un 31 inci maddesinde yer
almaktadır. Kanun’un, Merkez ve Şubeler İskonto Komiteleri’ni düzenleyen 49
uncu maddesi ise, Banka’ya verilen yeni görevler çerçevesinde reeskont ve
avansa ilişkin hükümlerin yeniden düzenlenmesi sonucunda uygulanma olanağı
kalmadığından yürürlükten kaldırılmıştır. Buna göre, Banka’nın reeskont ve
avans işlemleri ile reeskont ve avans faiz oranlarına ilişkin usul ve esasların
tespiti ve gerekli düzenlemelerin yapılması da doğrudan Banka Meclisi’nin
görevleri arasında sayılmıştır.
Maddede,
Banka’nın organları arasında, Türk Ticaret Kanunu’na göre bulunması zorunlu
organlar olan Genel Kurul, yönetim kurulu niteliğini taşıyan Banka Meclisi ve
Denetleme Kurulu’na yer verilmiştir. Yapılan değişiklikle “Hissedarlar Genel
Kurulu” ibaresi “Genel Kurul” şeklinde değiştirilerek, Kanun’un 14-18 inci maddeleri
ile terim birliği sağlanmıştır.
Kanun’da
bulunan Başkanlık (Guvernörlük) ve Yönetim Komitesi organlarına yine yer
verilmiştir.
Ayrıca,
Banka’ya verilen yeni görevler çerçevesinde Kanun’a eklenen 22/A maddesi ile
kuruluş ve görevleri düzenlenen Para Politikası Kurulu da organlar arasında
sayılmıştır.
Ü “Madde 22- Banka Meclisi;
a) Para politikası stratejisi ve enflasyon hedefi doğrultusunda
uygulanabilecek para politikasına ve kullanılabilecek para politikası
araçlarına ilişkin kararların alınması,
b) Tedavüldeki banknotların değiştirilmesine, tedavülden kaldırılmasına ve
yok edilmesine ilişkin konularda düzenleme yapılması ve karar alınması,
c) Açık piyasa işlemlerine, döviz ve efektif işlemlerine, reeskont ve avans
işlemleri ile reeskont ve avans faiz oranlarına, zorunlu karşılıklara ve umumi
disponibiliteye, diğer para politikası işlemleri ve araçlarına, ülke altın ve
döviz rezervlerinin yönetimine ilişkin usul ve esasların tespiti ile gerekli
düzenlemelerin yapılması,
d) 40 ıncı maddenin (I) ve (III) numaralı fıkralarında düzenlenen
hususlarda karar alınması,
e) Ödeme ve menkul kıymet transferi ve mutabakat sistemlerinin güvenilirlik
ve etkinliklerini artıracak şartlarda kurulması konusunda karar alınması, ödeme
yöntemleri ile araçlarının usul ve esaslarının belirlenmesi, takas odalarının
gözetim ve denetimine ilişkin düzenlemelerin yapılması,
f) Bilgi istemeye, risk ve
istatistiki bilgileri toplamaya ilişkin usul ve esasların belirlenmesi,
g) Şube açılması, muhabir temin edilmesi, temsilcilik ve büro kurulması ile
Banknot Matbaasına ilişkin konularda düzenleme yapılması ve karar alınması,
h) Provizyon ve ihtiyatlara ilişkin konularda karar alınması ile karın
dağıtılmasından sonraki bakiyenin Hazineye verilmesine ilişkin usul ve esasların
belirlenmesi,
ı) Bankanın bütçesinin, yıllık faaliyet raporunun, bilanço, kar ve zarar
hesaplarının ve Genel Kurul gündeminin hazırlanması,
j) Sermayenin artırılmasına ve Esas Mukavelede değişiklik yapılmasına
ilişkin olarak Genel Kurula öneride bulunulması,
k) Bankanın idare, teşkilat ve hizmetleri ile personeline ilişkin olarak
hazırlanan düzenlemelerin onaylanması,
l) Bankanın ihtiyacı için gayrimenkul satın alınması veya iktisabı, maliki
bulunduğu gayrimenkullerin gerektiğinde satılması, trampa edilmesi, bağışlanması ve sair işlemlerde
bulunulması hakkında karar alınması,
m) Bankanın diğer
organlarına vereceği yetkiler kapsamı dışındaki meblağlara ve kıymetlere
ilişkin bağış, sulh, ibra, feragat ve terkin konularında karar verilmesi,
n) Bankanın personel kadrolarının onaylanması,
o) Bu Kanunda Para Politikası Kurulu kararına bağlı konular dışında kalan,
Başkanlık (Guvernörlük)ça inceleme ve onaya sunulacak sair
hususlar hakkında karar alınması ve düzenleme yapılması,
ile görevli ve yetkilidir.”
Madde ile, Banka’nın anonim şirket
yapısına uygun biçimde, Türk Ticaret Kanunu’nun yönetim kuruluna ilişkin
hükümlerine paralel olarak oluşturulmuş bulunan Banka Meclisi’nin görev ve
yetkileri ayrıntılı olarak yeniden düzenlenmiştir.
Yeni organ olarak oluşturulmuş
bulunulan Para Politikası Kurulu’nun görevleri de değerlendirilerek yetki
çatışmasını önlemek amacıyla Banka Meclisi’nin görevlerinin bir kısmına yeniden
tanımlama getirilmiştir. Para Politikası Kurulu’nca belirlenecek ilke ve
stratejiler çerçevesinde somut olarak uygulanabilecek para politikasına ve
kullanılabilecek para politikası araçlarına ilişkin karar alma görev ve yetkisi
Banka Meclisi’ne verilmiştir. Bu doğrultuda, karın dağıtılmasından sonraki
bakiyenin Hazine’ye verilmesine ilişkin usul ve esasların Banka Meclisi’nce
belirlenmesi hükme bağlanmıştır.
Bunların yanı sıra, Banka’nın bir
işletme olarak gündelik işlemlerinde, uygulamada ortaya çıkan sorunlar
nedeniyle de Banka Meclisi’nin görev ve yetkisinin kapsamı konusunda bazı
hükümlerde ayrıntıya yer verilmiştir. Para Politikası Kurulu’nun görevleri
dışında kalan hususlarda karar alınması, anonim şirket yapısı içerisinde yasal
açıdan zorunlu organ hüviyetinde bulunan Banka
Meclisi’nin yetkisine bırakılmıştır.
Banka Meclisi’nin görev ve yetkilerine
ilişkin açıklamalar, 4 üncü madde açıklamalarında yer almaktadır.
Ü “Para Politikası Kurulu
“Madde 22/A- Para
Politikası Kurulu, Başkan (Guvernör)ın başkanlığı altında, Başkan (Guvernör)
Yardımcıları, Banka Meclisince üyeleri arasından seçilecek bir üye ve Başkan
(Guvernör)ın önerisi üzerine müşterek kararla atanacak bir üyeden oluşur.
Hazine Müsteşarı veya belirleyeceği Müsteşar Yardımcısı toplantılara oy hakkı
olmaksızın katılabilir. Başkanlık (Guvernörlük), Başkan (Guvernör) Yardımcılığı
ve Banka Meclisi üyeliği görevi sona erenlerin Para Politikası Kurulu üyeliği
de sona erer.”
Bu madde ile Banka bünyesi
içinde Para Politikası Kurulu oluşturulmuştur. Bu Kurul, para kurulundan
tamamen farklıdır. Bazı ülkelerde merkez bankaları bir para kuruluna
dönüştürülmektedir. Bu tür bir uygulamada, para kurulunun tek görevi, talep
edildiğinde, tamamen sabit bir kur üzerinden tam konvertibilite taşıyan ve
yüzde yüzü yabancı para cinsinden düşük riskli rezervlerle desteklenen yerli
parayı basarak piyasaya sürmektir. Para kurulundan farklı görev ve yetkilere
sahip bir oluşumu ifade eden “para politikası kurulu” örneklerine ise Japonya,
Polonya, Singapur, Güney Afrika, İngiltere, Fransa ve Yunanistan gibi ülkelerde
rastlanmaktadır.
Para politikası kurulları para
politikası stratejisi açısından bir tür istişare organı niteliği taşımakta,
Hükümet ile Banka yönetimi arasında, ortak yürütülecek politikalar için bir
bağlantı platformu oluşturmaktadır. Örneğin İngiltere’de, enflasyon hedefine
ulaşmak için kullanılan kısa dönem faiz oranlarını belirleme yetkisi, İngiltere
Merkez Bankası’nın enstrüman bağımsızlığına kavuştuğu yıl olarak kabul edilen
1997 yılında kurulan para politikası kuruluna verilmiştir. İngiltere’nin
enflasyon hedeflemesi yapısı altında para politikası kurulu; merkez bankası
başkanı, iki başkan yardımcısı, başkan tarafından atanan iki icra direktörü,
hükümet tarafından atanan dört üye ve bir hazine temsilcisinden oluşmaktadır.
Hazine temsilcisinin karar mekanizmasında oy hakkı bulunmamakta ve faiz
oranları ile ilgili görüş bildirmemektedir. Bu temsilcinin katılımındaki amaç,
kurulun maliye politikası hakkında tam bir bilgi sahibi olması ve para ve
maliye politikaları uygulamalarının uyumunun sağlanmasıdır.
Bir başka örnek olarak Polonya
Merkez Bankası’nın para politikası kurulu verilebilir. 1997 yılında yapılan ve
Merkez Bankası’na özerklik kazandırmayı amaçlayan kanun değişiklikleri ile
Polonya Merkez Bankası’nın temel amacı fiyat istikrarını sağlamak olarak
belirlenmiştir. Bu çerçevede, Merkez Bankası organlarına, para politikasının
ana hatları ile politika öncelikleri ve amaçlarının belirlenmesinden sorumlu
para politikası kurulu eklenmiştir. Polonya Merkez Bankası’nın Para Politikası
Kurulu, Merkez Bankası Başkanı ile Hükümet ve Senato tarafından altı yıl için
atanan üyelerden oluşmaktadır.
Bankada ise, Para Politikası
Kurulu’nun yapısı oluşturulurken, Banka’nın diğer karar organı olan Banka
Meclisi’nden bir üyenin katılımıyla organlar arası bağlantı sağlanmaya
çalışılmış, Hükümet tarafından müşterek kararla atanan bir üyeyle birlikte,
Hazine Müsteşarı veya belirleyeceği Müsteşar Yardımcısı’nın da katılımı
öngörülerek, Hükümet politikalarıyla uyum gözetilmiştir. Hazine Müsteşarı veya
belirleyeceği Müsteşar Yardımcısı toplantıya doğrudan katılabilmekle birlikte,
Banka’nın bir organı olan Para Politikası Kurulu’nda oy hakkı bulunmamaktadır.
“Müşterek kararla atanacak üyenin para politikası konusunda çalışmalarının
bulunması ve ekonomi, işletme, bankacılık ve finans alanlarından birinde
akademik unvana sahip, görevi ile ilgili alanda en az 10 yıl çalışmış, yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olması
gerekir. Bu üyenin görev süresi beş yıldır.
19 uncu maddedeki yasaklar atanan üye için de geçerlidir. Ancak,
üniversitelerde alınacak görevler bu hükmün dışındadır. Atanan üye, Banka
Meclisi üyeleri ile aynı mali ve sosyal haklara sahiptir.”
“21 inci maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları, Para Politikası Kurulu toplantıları için de
uygulanır. “
Para Politikası Kurulu’nun toplanması
ve karar almasına ilişkin usul ve esaslar konusunda Banka Meclisi ile ilgili
hükümlere atıf yapılmıştır.
Buna göre, Para Politikası Kurulu,
Başkan’ın çağrısı üzerine ayda en az bir defa olmak üzere toplanacaktır. Gündem
Başkanlıkça düzenlenecek olup, üyelerin gündem dışı görüşülmesini istedikleri
hususlar, Başkan’ın da katılması halinde aynı toplantıda görüşülecek, Başkan’ın
katılmaması halinde ise, bir sonraki toplantı gündemine alınmasına karar
verilebilecektir. Para Politikası Kurulu, üyelerin en az üçte ikisinin
katılmasıyla toplanabilecek ve mevcut üyelerin çoğunluğu ile karar
verebilecektir. Oyların eşitliği halinde Başkan’ın katıldığı tarafın teklifi
kabul edilmiş sayılacaktır.
“Para Politikası Kurulu;
a) Fiyat istikrarını sağlamak amacıyla para politikası ilke ve
stratejilerinin belirlenmesi,”
Madde ile, fiyat istikrarının
gerçekleştirilmesinde etkinlik sağlanması amacıyla Banka bünyesinde Para
Politikası Kurulu oluşturularak görev ve yetkileri belirlenmiştir. Anonim
şirket yapısı içerisinde oluşturulan Kurul’un yetkileri, Hükümetle ilişkileri
sağlama, strateji ve ilkeler oluşturma şeklinde makro düzeyde tutulmuş,
operasyonel yetki tanınmayarak bu konudaki yetki Banka Meclisi’ne
bırakılmıştır.
“b) Para politikası stratejisi çerçevesinde Hükümetle birlikte enflasyon
hedefinin belirlenmesi,”
Kanun’un bu maddesinde dikkat
çeken bir başka önemli nokta, para politikası stratejisi çerçevesinde enflasyon
hedefinin Para Politikası Kurulu ile Hükümet tarafından birlikte
belirleneceğine dair ifadedir. Enflasyon hedefinin
hükümet tarafından mı, merkez bankası tarafından mı, yoksa her ikisi tarafından
ortaklaşa mı belirleneceği merkez bankalarının bağımsızlığı
literatüründe geniş olarak tartışılmıştır. Bu tartışmalar çerçevesinde merkez
bankası bağımsızlığı, araç bağımsızlığı ve amaç bağımsızlığı olarak
sınıflandırılmaktadır. Amaç bağımsızlığına sahip bir merkez bankası para
politikası amaçlarını kendisi belirlemekte, araç bağımsızlığına sahip bir
merkez bankası ise para politikası amaçlarına ulaşmak için kullanacağı para
politikası araçları üzerinde tam bir hakimiyete sahip olmakta ve kısa dönem
perspektifli maliye politikası baskılarından ve uzun vadede zararları büyük
olabilecek genişletici politikalardan korunmaktadır. Kimi kaynaklarca, merkez
bankası amaçlarının toplum hedeflerinden kopuk olamayacağından hareketle,
merkez bankasının demokratik teamüller gereği amaç bağımlılığına tabi olduğu
öne sürülmekte, bu bağlamda para politikası hedeflerinin hükümet tarafından
belirlenmesi gerektiği belirtilmektedir. Getirilen hükümle Kanunla kendisine
verilen fiyat istikrarını sağlama amacını hangi para politikası araçlarını
kullanarak gerçekleştireceği Banka’nın takdirine bırakılmaktadır.
Burada, para politikası
hedeflerinin Hükümetle ortaklaşa seçilmesinin Banka’nın bağımsızlığına sekte
vurmadığı bir kez daha belirtilmelidir. İktisat dünyasında yukarıda belirtilen
sebeplerle merkez bankasının bağımsızlığını ölçen kriterin araç bağımsızlığı
olduğu genel kabul görmüştür. Merkez bankasının amaç bağımsızlığı da taşıdığı,
bir başka deyişle enflasyon hedefini kendisinin belirlediği Avustralya, İsveç,
Finlandiya gibi ülkelerde de, genellikle hedef açıklandıktan sonra resmi bir
şekilde hükümet tarafından onaylanmakta ve desteklenmektedir. Böylece maliye ve
para politikası arasındaki uyum ile ve para politikasının inandırıcılığının ve
etkinliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Bu uygulama, zımni olarak, para
politikası hedeflerinin hükümet ile merkez bankası tarafından ortaklaşa açıklandığı
bir para politikası yapısına yaklaşmaktadır.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta,
Banka’nın temel amacının fiyat istikrarını sağlamak olduğudur. Maddede
belirtildiği gibi Para Politikası Kurulu Hükümetle birlikte enflasyon hedefini
belirleyerek, para politikasının ilke ve stratejilerini de fiyat istikrarını
sağlama amacına yönelik olarak saptayacaktır. Fiyat istikrarının sağlanması ile
uyumlu olmayan bir enflasyon oranı belirlenmesi ve buna göre bir para
politikası uygulanması söz konusu değildir.
Kanunla Banka, uygulayacağı para
politikasını ve kullanacağı para politikası araçlarını doğrudan kendisinin
belirlemesi bağlamında araç bağımsızlığına kavuşmuştur. Kanunlarında temel
amaçları fiyat istikrarı olarak belirlenen bütün diğer merkez bankaları gibi
Banka da Hükümet’in büyüme ve istihdam politikalarını ancak ve ancak enflasyon
hedefiyle şekillenen fiyat istikrarını sağlama amacıyla çelişmemek koşuluyla
destekleyecektir. Banka’nın araç bağımsızlığına kavuşması ve fiyat istikrarını
diğer amaçların üstünde bir temel amaç olarak seçmesi ve bunların yasal bir
yapıya oturtulması toplum nezdinde inandırıcılık oluşturarak hedeflere
ulaşılmasını kolaylaştırmaktadır. Burada belirtmek gerekir ki, fiyat
istikrarının sağlanması temel amacıyla, finansal sistemin istikrarının
sağlanması amacının çelişmemesinin ön koşulu sürdürülebilir bir maliye
politikasının yürütülmesidir. Böylelikle Banka, mali sistemin sağlığı ile fiyat
istikrarı arasında bir tercih yapma ikilemi ile karşılaşmayacak, diğer bir
deyişle, 4 üncü maddenin (II) numaralı fıkrasının (d) bendi açıklamasında
belirtilen olağanüstü koşulların oluşması olasılığı en aza indirilmiş
olacaktır.
“c) Para politikası hedefleri ve uygulamaları konusunda belirli dönemler
itibarıyla raporlar hazırlayarak Hükümetin ve belirleyeceği esaslar
doğrultusunda kamuoyunun bilgilendirilmesi,”
Temel amacına ulaşmak için istediği
para politikası aracını kullanmakta özgür olan merkez bankalarının bu
uygulamalarının şeffaf olması gerekmektedir. Şeffaflık, ayrıca piyasa ekonomilerinin
sağlıklı biçimde işlemesinin ön koşulu olan ”yeterli bilginin” sağlanması
açısından da gereklidir. Kamuoyunun bilgilendirilmesi, neyin niçin yapıldığının
açıklanması uygulanan politikalara olan güveni de artıracaktır.
“d) Hükümetle birlikte Türk Lirasının iç ve dış değerini korumak için
gerekli tedbirlerin alınması ve yabancı paralar ile altın karşısındaki
muadeletini tespit etmeye yönelik kur rejiminin belirlenmesi,
ile görevli ve yetkilidir.”
Banka, Para Politikası Kurulu
aracılığıyla Hükümetle birlikte Türk Lirası’nın iç ve dış değerini korumak için
gerekli tedbirleri almak ve yabancı paralar ile altın karşısındaki muadeletini
tespit etmeye yönelik kur rejimini belirlemekle görevli ve yetkili kılınmıştır.
Kanun’un 4 üncü maddesinin (I) numaralı fıkrasının (b) bendi ile ilgili
açıklamada belirtildiği gibi, kur rejiminin Hükümetle birlikte belirlenmesi
uluslararası uygulamalarla tutarlıdır.
“Para Politikası Kurulu, ilan edeceği hususları ve bunların ilan şeklini
belirler. Para Politikası Kurulunca Resmi Gazetede ilanı istenilecek hususlar
gecikmeksizin ilan edilir.”
Para Politikası Kurulu’nun bu
görev ve yetkilerini kullanırken şeffaflığın ve Banka Meclisi ile eşgüdümün
sağlanmasına yönelik düzenlemeler de yapılmıştır. Buna göre, maddede, Para Politikası
Kurulu’nun ilan edeceği hususları ve bunların ilan şeklini belirleyeceği ve
bunların Resmi Gazete’de gecikmeksizin ilan edileceği belirtilmiştir. Bu
maddede amaçlanan, şeffaflığın sağlanması açısından ekonomideki diğer
kesimlerin para politikası amaçları ve uygulamaları konusunda
bilgilendirilmesidir.
“Para Politikası Kurulu kararları, Başkan (Guvernör) tarafından yürütülür
ve Banka Meclisinin bilgisine sunulur.”
Banka
Meclisi’ne ilişkin düzenlemeye paralel biçimde Para Politikası Kurulu’nca
belirlenen ilke ve stratejilerin politika ve uygulamaya dönüştürülmesi için
yapılması gereken işlemlerin Başkan tarafından yürütülmesi öngörülmüştür.
Ayrıca, Banka içi koordinasyonun
sağlanması ve Para Politikası Kurulu’nca belirlenen ilke ve stratejilerin anonim
şirket yapısı içinde en üst yönetim organı olan Banka Meclisi’nce somut olarak
politikaya dönüştürülmesi ve uygulamaya geçirilmesini teminen, Para Politikası
Kurulu kararlarının Banka Meclisi’nin bilgisine sunulması hükme bağlanmıştır.
Ü “Madde 29- Başkan (Guvernör)a yardımcı olmak üzere dört Başkan
(Guvernör) Yardımcısı atanır. Başkan (Guvernör) Yardımcıları hukuk, maliye,
ekonomi, işletme, bankacılık ve finans alanlarından birinde lisans veya
lisansüstü öğrenim görmüş, yeterli bilgi ve deneyime sahip ve meslekleri ile
ilgili olarak en az on yıl çalışmış kişiler arasından Başkan (Guvernör)ın
önerisi üzerine müşterek kararla beş yıl süre ile atanırlar. Başkan (Guvernör)
Yardımcıları bu sürenin sonunda yeniden atanabilirler. Başkan (Guvernör)
Yardımcıları hakkında da 27 nci maddenin birinci fıkrası ve 28 inci maddenin
ikinci fıkrası uygulanır.”
Bu maddede,
Başkan Yardımcıları’nın niteliklerine, atanmalarına, görevlerine ve görevden
ayrılmalarına ilişkin hükümler düzenlenmektedir.
Kanun’un 29 uncu maddesinde, Başkan
Yardımcılarının yüksek öğrenim görmüş ve maliye, iktisat ve bankacılık
alanlarında bilgi ve tecrübe sahibi olmaları koşulu aranmaktaydı.
Yapılan
değişikliklerle, Başkan Yardımcıları’nın hukuk, maliye, ekonomi, işletme,
bankacılık ve finans alanlarından birinde lisans eğitimi almamış olsalar bile,
bu dallardan birinde lisansüstü öğrenim görmeleri halinde de atanabilmeleri
hususuna açıklık getirilmiştir.
Diğer
taraftan, yeterli bilgi ve deneyime sahip olma kıstası için objektif bir ölçüt
olarak meslekleri ile ilgili alanlarda en az on yıl çalışmış bulunmaları şartı
getirilmiştir.
Başkan
Yardımcıları’nın, “Başkanın önerisi üzerine” müşterek kararla atanmaları
öngörülmüştür. Bu değişiklikle, Başkan ve Başkan Yardımcıları’nın uyum içinde
görev yapmaları amaçlanmıştır.
Başkan
Yardımcıları’nın görev süreleri üç yıldan beş yıla çıkarılmıştır. Böylece,
Maastricht Anlaşması’nın 108 inci maddesi ve Avrupa Merkez Bankaları Sistemi
Statüsü’nün 14 üncü maddesi ile uyum sağlanmış, merkez bankalarının bağımsızlık
ölçütlerinden biri olan “üst düzey yöneticilerinin daha uzun süre görev
yapması” hususu gerçekleştirilmiş olmaktadır.
Getirilen
geçici 1 inci madde ile, beş yıllık görev süresinin Kanun’un yürürlüğe girdiği
tarihten sonra atanacak Başkan Yardımcıları hakkında uygulanacağı hükme
bağlanmıştır.
Ayrıca, 1211 sayılı Kanun’un 28 inci
maddesinde Başkan’ın süresi dolmadan görevden alınamayacağı hükme bağlanmışken,
29 uncu maddede Başkan Yardımcılarının sürelerinin bitiminden evvel
değiştirilmelerinin mümkün olduğu hüküm altına alınmıştı. Yapılan değişiklikle,
Başkan Yardımcıları hakkında da 28 inci maddenin ikinci fıkrasının uygulanacağı
belirtilerek, Başkan Yardımcıları için de görev güvencesi getirilmiştir. Bu
suretle, Avrupa Merkez Bankaları Sistemi Statüsü’nün 14.2 maddesi ile uyum
sağlanmış ve Banka’nın bağımsızlık ölçütlerinden biri daha gerçekleştirilmiş
bulunmaktadır.
Öte yandan, 1211 sayılı Kanun’un 27
nci maddesinin birinci fıkrasında, Başkanlık görevi ile birleşmeyen görevler ve
Başkan’ın yapamayacağı işler düzenlenmiştir. Buna göre, Başkanlık görevi özel
bir kanuna dayanmadıkça Banka dışında teşrii, resmi veya özel herhangi bir
görevle birleşemeyeceği gibi, Başkan ticaretle uğraşamamakta, bankalar ve
şirketlerde hissedar olamamaktadır. Anılan maddede Başkan için getirilen bu
yasaklar aynen muhafaza edilmiş ve 29 uncu maddede 4651 sayılı Kanunla yapılan
değişiklikle, sözü edilen 27 nci maddeye atıf yapılarak aynı yasakların Başkan
Yardımcıları için de söz konusu olacağı açıkca hükme bağlanmıştır.
Ü “Madde 36- a)
Bankanın ihraç etmiş olduğu ve ihraç edeceği banknotların tedavülü mecburi
olup, bunlar hudutsuz ödeme kudretini haizdir.”
“b) Banka 45, 52 ve 53 üncü maddelerde yazılı işlemler dolayısıyla da
banknot ihraç etme yetkisini haizdir.”
1211 sayılı
Kanun’un 36 ncı maddesinin (b) fıkrasında, bir emisyon müessesesi olan
Banka’nın banknot ihraç edebileceği işlemlere ilişkin olarak Kanun’un bazı
maddelerine atıf yapılmıştır.
Bu
maddeler;
- Reeskont
ve avans işlemlerinin düzenlendiği 45 inci madde,
- Orta
vadeli reeskont ve avans işlemlerine ilişkin 46 ncı madde,
- Reeskont
veya avansa kabul edilecek senetlerin en yüksek tutarına ilişkin 47 nci madde,
- Tahvil
karşılığı avansa ilişkin 48 inci madde,
- Hazine’ye
kısa vadeli avansa ilişkin 50 nci madde,
- Kamu
müesseselerine kredileri düzenleyen 51 inci madde,
- Açık
piyasa işlemlerine ilişkin 52 nci madde,
- Altın ve
dövizle ilgili işlemleri düzenleyen 53 üncü maddelerdir.
Yapılan
değişikliklerle, reeskont ve avans işlemlerine ilişkin olarak Kanun’da dağınık
şekilde yer alan bazı hükümler 45 inci maddede tek çatı altında toplanmıştır.
Bazı hükümler ise, Banka’ya verilen yeni görevler sonucunda uygulanma olanağı
kalmadığından, tamamen yürürlükten kaldırılmıştır. Bu çerçevede, yürürlükten
kaldırılan hükümlerden 46, 48, 50 ve 51 inci maddelerin, 36 ncı maddenin (b)
bendi kapsamından da çıkarılmasına yönelik olarak maddede değişiklik
yapılmıştır.
Diğer
taraftan, merkez bankacılığında meydana gelen gelişmeler ve özellikle para
politikası araçlarının kullanımına ilişkin olarak genişleyen görevler
dolayısıyla, merkez bankalarının banknot ihraç yetkisinin gittikçe genişlediği
görülmektedir.
Bu
itibarla, yapılan değişiklikle Banka’ya, reeskont ve açık piyasa işlemleri gibi
bilinen para politikası araçlarının yanısıra yeni araçları da kullanma yetkisi
verildiğinden, Banka’nın bu işlemler nedeniyle de banknot ihraç edilebilmesine
olanak sağlanmıştır.
Ü “Madde 40- I- a)
Banka, nihai kredi mercii sıfatıyla ödeme sisteminde aksamalara sebep olabilecek
geçici likidite sıkışıklıklarını ve finansal piyasaların etkin bir şekilde
çalışmasını engelleyebilecek teknik kaynaklı ödeme sorunlarını gidermek
amacıyla, sisteme, teminat karşılığında gün içi veya gün sonu kredi imkanı
sağlayabilir.”
Maddenin (I) numaralı
fıkrasının (a) bendinde, Banka’nın, nihai kredi mercii sıfatıyla, ödeme
sisteminde aksamalara sebep olabilecek geçici likidite sıkışıklıklarını ve
finansal piyasaların etkin bir şekilde çalışmasını engelleyebilecek teknik
kaynaklı ödeme sorunlarını gidermek amacıyla, sisteme teminat karşılığında gün
içi veya gün sonu kredi imkanı sağlayabileceği açıklığa kavuşturulmuştur.
Bilindiği gibi, Banka’nın para
politikasının yürütülmesi kadar önemli bir diğer işlevi, ödemeler sisteminin
sağlıklı bir biçimde işlemesini sağlamaktır. Ödemeler sisteminin en önemli
unsuru olan Elektronik Fon Transferi Sistemi’nde kimi zaman teknik aksamalar
görülebilmektedir. Ortaya çıkabilecek teknik aksaklıkların ödemeler sisteminde
kilitlenmelere neden olmasını engellemek amacıyla Banka, Kanun’un 40 ıncı
maddesinin (I) numaralı fıkrasının (a) bendinde değişiklikten önce bulunan
“Banka, sistemin genel likidite ihtiyacını karşılar” hükmünden hareketle Temmuz
1999 tarihinde başlattığı yeni uygulamayla bankalara belirli bir limit dahilinde
gün içi kredi vermektedir. Kredi, gün sonunda kapatılmak ve karşılığında
teminat verilmek koşuluyla kullandırılmaktadır. Bu uygulama, merkez
bankalarının hemen hemen tümü tarafından yürütülmektedir.
“b) Banka, 4389 sayılı Bankalar Kanununun 15 inci maddesinin (5) numaralı
fıkrasının (b) bendi uyarınca, olağanüstü hallerde ve Tasarruf Mevduatı Sigorta
Fonunun kaynaklarının ihtiyacı karşılamaması durumunda Bankacılık Düzenleme ve
Denetleme Kurumunun talebi üzerine bu Fona avans vermeye yetkilidir. Verilen
avansın vadesi, tutarı, geri ödeme şekil ve şartları ile uygulanacak faiz oranı
ve diğer hususlar Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumunun görüşü alınarak
Bankaca belirlenir.”
Bu fıkraya ilişkin açıklamalar, 4 üncü maddenin (II) numaralı fıkrasının (d) bendi açıklamalarında yer almaktadır.
“c) Bankaca, banka sisteminde belirsizlik ve güvensizlik oluşması ve fon
çekilişlerinin hızlanması halinde, haklarında belirsizlik ve güvensizlik oluşan
bankalara, şartları Banka tarafından kararlaştırılmak üzere, fon çekilişlerini
karşılayacak miktarda kredi verilebilir. Bu hüküm gereğince kendisine kredi
verilen bankaların iflası halinde Banka, verilen kredi miktarı ve faizi için
iflas masasına imtiyazlı alacaklı sıfatıyla iştirak eder.”
Maddenin
(I) numaralı fıkrasının (c) bendi ile olağanüstü durumlarda haklarında
belirsizlik oluşan ve bu nedenle yoğun fon çekilişi ile karşılaşan bankalara,
koşulları Banka tarafından belirlenmek üzere fon çekilişlerini karşılayacak
miktarda kredi verilebileceği, kredi açılan banka veya bankaların iflası
durumunda Banka’nın açılan kredi ve faizinin tahsili amacıyla iflas masasına
imtiyazlı alacaklı olarak katılacağı hükme bağlanmıştır.
Bu kredilerin miktarı, vadesi, uygulanan faiz oranı, içinde bulunulan
koşulların gereklerine göre belirlenmekte ve bu nitelikleri gereği, piyasaların
günlük likidite ihtiyaçlarının karşılanmasına, ödemeler sistemindeki
tıkanmaların engellenmesine yönelik rutin açık piyasa işlemleri ve interbank
işlemlerinden farklılık göstermektedir.
TMSF’na verilen
avans ise, olağanüstü dönemlerde ve sisteme olan güvenin kuvvetlendirilmesi
amacıyla verilmektedir.
“II- Bankalar, özel finans kurumları ve elektronik ödeme araçlarını çıkaran
kuruluşlar da dahil olmak üzere Bankaca uygun görülecek diğer mali kurumların
yükümlülükleri esas alınarak, Banka nezdinde açılacak bir hesapta nakden tesis edilecek zorunlu karşılıkların oranı,
zorunlu karşılığa tabi yükümlülüklerin kapsamı, tesis süresi, bu yükümlülükler
için tesis edilen karşılıklara gerektiğinde ödenecek faiz oranı ve mevduat veya
katılma hesaplarından olağanüstü çekilişlerde yapılacak işlemler de dahil olmak
üzere uygulamaya yönelik her türlü usul ve esaslar Bankaca belirlenir.”
Bu fıkraya
ilişkin açıklamalar 4 üncü maddenin (I) numaralı fıkrasının (c) bendi açıklamalarında
yer almaktadır.
“Yukarıda belirtilen kuruluşların taahhütlerine karşı bulunduracakları
umumi disponibilitenin nitelik ve oranı gerektiğinde Bankaca tespit edilir.”
Maddede adı geçen kuruluşların taahhütlerine karşı bulunduracakları umumi
disponibilitenin nitelik ve oranının gerektiğinde Banka’ca tespit edilmesi
öngörülmüştür. Böylece,
para politikası hedefleri doğrultusunda sistemdeki likiditeyi ayarlamakla
görevli olan Banka’nın bu amacı gerçekleştirmesine yönelik olarak gerektiğinde
söz konusu kuruluşların likiditelerine ilişkin düzenleme yapmasına olanak
tanınmaktadır.
“Zorunlu karşılıklar hiçbir amaç ve konunun finansmanı için kullanılamaz,
temlik ve haciz edilemez.”
Özel bloke hesapta tutulan bu
meblağlar, esasen bankaların tasarrufunda bulunmayıp tesis amacı dışında da
kullanılamayacağından nitelikleri gereğince temlik ve haczi mümkün değildir.
Getirilen düzenleme ile, zorunlu karşılığın tesis amacı dışında hiçbir amaç ve
konunun finansmanı için kullanılamayacağının yanısıra, temlik ve haciz
edilemeyeceği de açıkca hükme bağlanmıştır. Bu hükmün iktisadi dayanağı, bir
para politikası aracı olarak likidite kontrolü amacıyla kullanılan zorunlu
karşılıkların, başka bir amacın finansmanı için kullanılarak likidite
kontrolünün bozulmasının önüne geçilmesidir.
“Banka, zorunlu karşılıkları ve umumi disponibiliteyi süresinde tesis
etmeyen veya eksik tesis edenlere, eksik kısım üzerinden belirleyeceği usul ve
esaslara göre cezai faiz tahakkuk ettirir. Tahakkuk ettirilen cezai faiz
alacakları, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun
hükümleri gereğince tahsil edilir. Tahsil edilen cezai faizler Tasarruf
Mevduatı Sigorta Fonuna gelir kaydedilir.”
Zorunlu karşılık ve umumi
disponibiliteye ilişkin olarak Banka’ca belirlenecek usul ve esaslara aykırı
davrananlara cezai faiz tahakkuk ettirilmesi ve söz konusu cezai faizlerin
TMSF’na gelir kaydedilmesi esası benimsenmiştir. Kanun’un değiştirilmeden
önceki şekline göre, bütçe kaynaklı bir fon olan Kaynak Kullanımını Destekleme
Fonu’na aktarılan zorunlu karşılıkları ve umumi disponibiliteyi eksik
gerçekleştiren bankalara uygulanan cezai faizlerin mükelleflerinin bankalar
olduğu gözönüne alınarak, söz konusu cezai faizlerin, tasarruf mevduatını
sigorta etmek ve mali bünyeleri zaafiyete
uğrayan bankaların mali bünyelerinin güçlendirilmesi ve yeniden
yapılandırılması ile görevli olan TMSF’na gelir kaydedilerek, bu cezaların
amaca uygun olarak kullanılması sağlanmıştır.
“III- a) Bankanın temel görev ve yetkilerinin yürütülmesi amacıyla
mevzuatla Bankaya verilen yetkiler çerçevesinde bankalar, ödünç para verme
işlemleri ve mevduat kabulünde uygulayacakları faiz oranlarını belirlenecek
esaslara göre Bankaya bildirirler.”
Bu fıkraya ilişkin açıklamalar,
4 üncü maddenin (II) numaralı fıkrasının (f) bendi açıklamalarında yer
almaktadır.
“b) Banka, bankalardaki mevduatın vade ve türleri ile özel finans
kurumlarındaki katılma hesaplarının vadelerini belirler.”
Bu fıkraya
ilişkin açıklamalar, 4 üncü maddenin (I) numaralı fıkrasının (ı) bendi açıklamalarında
yer almaktadır.
Ü “Özel denetim ve
kamuoyunun aydınlatılması
Madde 42- Başbakan,
Bankanın işlem ve hesaplarını denetlettirebilir. Başbakanlık bu hususta her
türlü bilgiyi Bankadan isteyebilir.”
Banka, anonim şirket olarak
bünyesinde bulunan bazı organlar tarafından denetlenmektedir. Bu organların
başında Genel Kurul gelmektedir. Kanun’un 15 inci maddesi uyarınca Genel Kurul,
Banka Meclisi’nce verilen yıllık raporu ve Denetleme Kurulu raporunu incelemek,
Banka’nın bilanço, kar ve zarar hesabını incelemek ve karara bağlamak, Banka
Meclisi ve Denetleme Kurulu’nu ibra etmek suretiyle Banka’yı denetlemektedir.
Öte yandan, Kanun’un 24 üncü
maddesi gereğince de, Banka’nın bütün işlem ve hesapları Denetleme Kurulu’nca
denetlenmekte ve hazırlanan rapor Genel Kurul’a sunulmaktadır. Denetleme
Kurulu, denetim sırasında görüşlerini yazılı olarak Banka Meclisi’ne bildirdiği
gibi, bir kopyasını da Başbakanlığa vermektedir. Ayrıca, diğer bir iç denetim
mekanizması olarak Banka içinde gerek Teftiş Kurulu gerekse Kontrol Kurulu
tarafından da Banka işlemleri sürekli denetlenmektedir.
Banka bünyesinde yapılan ve iç
denetim olarak adlandırılan bu denetimler yanında, Kanun’un 42 nci maddesinin
değişiklikten önceki metninde kamusal bir dış denetim usulü öngörülerek
Başbakan’ın, Banka’nın işlem ve hesaplarını teftiş ve murakabe ettirebileceği,
Başbakanlığın bu hususta her nevi malumatı Banka’dan talep edebileceği hükme
bağlanmıştı. Maddede değişiklik yapılırken, Başbakanlık aracılığı ile yapılan
bu özel denetim, terim birliği sağlanmak suretiyle aynen korunmuştur. Böylece,
Banka’nın işlemleriyle Hazine ilişkileri ve Banka’nın görevleri gereği Hazine
ile olan yakın işbirliği dikkate alınarak, ayrıca Banka’nın anonim şirket
yapısında Genel Kurul’ca yapılan denetimin olağan ve olağanüstü toplantılarla
sınırlı olması nedeniyle Banka’nın en büyük hissedarı olan Devlet’e,
Başbakanlık aracılığı ile özel bir denetim yetkisi verilmiştir. Başbakan, bu
denetim yetkisini Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığı aracılığıyla yürütmektedir.
“Banka, bilanço, kar ve zarar hesaplarını bağımsız denetim kuruluşlarına
denetlettirebilir.”
Getirilen bu yeni hükümle, Banka’nın
bilanço, kar ve zarar hesaplarını bağımsız denetim kuruluşlarına
denetlettirebileceği düzenlenmiştir. Bağımsız denetim kuruluşlarınca yapılacak
denetim, bir işlem denetimi olmayıp, mali tabloların genel kabul görmüş
muhasebe ilkelerine ve zorunlu kılınmış muhasebe standartlarına uygunluğu
hakkında görüş bildirmekten ibarettir. Kanunlarında açık hüküm bulunsun ya da bulunmasın,
dünyada hemen hemen tüm merkez bankaları bağımsız denetim kuruluşları
tarafından denetlenmektedir. Kanun’da konuya ilişkin açık hüküm bulunmasının
ise şeffaflığı artıracağı ve hesap verilebilirliğin güçlendirilmesine katkı
sağlayacağı kabul edilmektedir.
Para politikasının kamuoyuna
açıklanması ve hesap verme zorunluluğunun olması para politikası
uygulayıcılarının kredibilitesini yükseltecektir. Kredibilitenin yüksek olması,
uygulanmakta olan politikalara güvenin artması ve beklentilerin olumluya
dönmesi nedeniyle para politikasının başarısını artıran bir faktör olacaktır.
Kamuoyunu bilgilendirme ve hesap verme yükümlülüğü, Banka’nın bağımsız yapısı
üzerine bir sorumluluk getirmektedir. Bu amaçla, Banka’nın işlem ve
hesaplarının bağımsız denetim kuruluşları tarafından denetlenmesi
gerekmektedir. Günümüzde Avrupa Merkez Bankası sistemi içindeki merkez
bankalarının, ABD, İngiltere, Kanada, Arjantin, Meksika gibi
birçok ülke merkez bankasının işlemleri bağımsız dış denetim kuruluşlarınca
denetlenmektedir.
Banka’ya fiyat istikrarını
sağlamanın temel amaç olarak verilmesinin ve Banka’nın bu amacın
gerçekleştirilmesi için para politikalarının belirlenmesi ile uygulanmasında
tek yetkili ve sorumlu kılınmasının zorunlu bir sonucu olarak, kamuoyuna karşı
hesap verilebilirlik ve şeffaflık ilkelerinin de en üst düzeyde
gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu gerekliliğin yerine getirilmesinde en
önemli unsurlardan biri olan bağımsız denetim usulü Banka için de
öngörülmüştür.
Avrupa
Merkez Bankaları Sistemi Statüsü’ne bakıldığında, Statü’nün 25.1 maddesinde
Avrupa Merkez Bankası ve ulusal merkez bankaları açısından bağımsız denetime
açık olma hukuki zorunluluk haline getirilmiş, Avrupa Merkez Bankası da 1999/9
ve 1999/10 sayılı kararları ile konuyu ayrıntılı olarak düzenlemiştir.
Söz konusu denetim kuruluşları
uygulamada ve mevzuatta “dış” denetim kuruluşları olarak ifade edildiğinden, bu
kuruluşların yabancı şirketler oldukları ve ulusal hukuka tabi olmadıkları
yönünde yaygın bir kanaat bulunmaktadır. Ancak, sözü edilen “dış” terimi,
denetlenecek kurumun bünyesindeki organlar ve Kanunen yetkili kılınmış kamu
kuruluşları dışında bir kuruluş tarafından yapılan denetimi ifade etmek için
kullanılmaktadır. Bu bakımdan, Banka’nın kamusal denetimi ve iç denetimine ek olarak
bağımsız denetim usulü benimsenmiştir. Bankaların, özellikle de merkez
bankalarının denetimi önemli bir uluslararası birikimi gerektirdiğinden, söz
konusu kuruluşlar dünyanın birçok yerinde faaliyet gösteren kuruluşlar olmakla
birlikte, bu kuruluşların ülkemizde faaliyet gösterebilmesi “Bankalarda
Bağımsız Denetim Yapacak Kuruluşlara İlişkin Esaslar Hakkında Yönetmelik” ve
“Serbest Muhasebecilik, Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu”na
uygun olarak Türkiye’de, anonim şirket olarak kurulmaları şartına bağlıdır.
Ayrıca, Hazine Müsteşarlığı, BDDK ve Sermaye Piyasası Kurulu gibi kamu
kurumlarının da bu kuruluşlar üzerinde denetim yetkileri bulunmaktadır.
“Başkan (Guvernör) tarafından, Banka faaliyetleri ile uygulanmış ve
uygulanacak olan para politikası hakkında her yıl nisan ve ekim aylarında
Bakanlar Kuruluna rapor sunulur. Banka, faaliyetlerine ilişkin olarak, yılda
iki defa Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonunu bilgilendirir.”
Yapılan değişiklikle, Başkan
tarafından, Banka faaliyetleri ile uygulanmış ve uygulanacak olan para
politikaları hakkında her yıl Nisan ve Ekim aylarında Bakanlar Kurulu’na rapor
sunulması öngörülerek, özel bir denetim usulü daha getirilmiştir. Böylece hesap
verilebilirlik ilkesinin en önemli unsurlarından biri daha gerçekleştirilmiş
olmaktadır. Merkez bankalarının uygulamak istedikleri para politikalarını
önceden açıklamaları, belirsizliği azaltarak kamuoyunun karar verme sürecini
olumlu yönde etkileyecektir. Böyle bir çerçeve, gerek merkez bankalarının orta
vadeli amaçlarını göstermesi bakımından, gerekse enflasyonla mücadelede orta
vadeli beklentilerin doğru oluşmasını sağlamak açısından önemlidir.
Diğer
taraftan Banka, genel ve katma bütçeli idarelerden olmadığından Sayıştay
denetimine; kamu iktisadi teşebbüsü sayılmadığından da 02.04.1987 tarihli ve
3346 sayılı “Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Fonların Türkiye Büyük Millet
Meclisi’nce Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun”la getirilen denetime
tabi bulunmamaktadır.
Bunun
dışında, Kanun’un 42 nci maddesine, Türkiye Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe
Komisyonu’nda Hükümet tarafından da benimsenen bir önergeyle eklenen hükümle,
Banka’nın, faaliyetlerine ilişkin olarak yılda iki defa Türkiye Büyük Millet
Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu’nu da bilgilendirmesi öngörülmüştür. Türkiye
Büyük Millet Meclisi Plan ve Bütçe Komisyonu ekonomik konularla ilgili yasal
düzenlemeler açısından ihtisas komisyonu niteliğindedir. Bu nedenle, komisyon
üyelerinin para politikası konusunda bilgilendirilmesi, ekonomik konularla
ilgili yasal düzenlemelerin daha tutarlı yapılmasını sağlayacaktır.
Kanun’un 58 inci maddesi
gereğince, Banka, her takvim yılı sonu itibariyle düzenleyeceği bilanço, kar ve
zarar hesabı ile yıllık faaliyet raporunu Genel Kurul’un toplanmasından önce
Başbakanlığa göndermekte ve bilançosunu Resmi Gazete’de yayımlamaktadır.
Kanun’un 63 üncü maddesi uyarınca da, her hafta sonu itibariyle hesap durumunu
kısaca gösteren bir bülten yayımlanarak, Resmi Gazete ile de ilan edilmektedir.
Bu bültende, Banka’nın kasa mevcudu, altın mevcudu, döviz vaziyeti, dahilde
ödenecek senetler toplamı, yabancı memleketlerdeki mevduatı, alacaklı olduğu
diğer kıymetleri, sermayesi, yedek akçeleri, tedavülde bulunan banknotların
miktarı, nezdindeki mevduatı ve borçlu olduğu diğer kıymetleri, kendi
işlemleriyle ilgili yürürlükteki reeskont, iskonto ve faiz hadlerinin de
gösterileceği, bültenin gerekli görülecek kuruluşlara ve yabancı merkez
bankalarına gönderileceği hükme bağlanmıştır.
“Banka, para politikası hedefleri ve uygulamalarına ilişkin dönemsel
raporlar hazırlar ve kamuoyuna duyurur. Raporların hangi dönemler itibarıyla
hazırlanacağı, kapsamı ve açıklanma usulü Bankaca belirlenir. Banka, belirlenen
hedeflere ilan edilen sürelerde ulaşılamaması ya da ulaşılamama olasılığının
ortaya çıkması halinde, nedenlerini ve alınması gereken önlemleri Hükümete
yazılı olarak bildirir ve kamuoyuna açıklar.”
Kamuoyunun aydınlatılmasına ilişkin bu
hükümler dışında, şeffaflığın gerçekleşmesi ve kamuoyu denetiminin artırılması
için, Kanun’un 42 nci maddesine, Banka’nın para politikası hedefleri ve
uygulamalarına ilişkin olarak dönemsel raporlar hazırlayarak kamuoyuna
duyurması, belirlenen hedeflere ilan edilen sürelerde ulaşılmaması ya da
ulaşılamama olasılığının ortaya çıkması hallerinde, nedenlerin ve alınması
gereken önlemlerin Hükümet’e yazılı olarak bildirilmesi ve kamuoyuna
açıklanması hükmü eklenmiştir. Para politikası hedefleri ile ilgili dönemsel
raporların hazırlanması ve kamuoyuna duyurulması, para politikası uygulayıcılarının
kredibilitesini yükselterek ve kamuoyunun karar verme sürecini olumlu yönde
etkileyerek politikaların başarısını artıran bir faktör olacaktır.
Görüldüğü üzere, Banka’nın
denetiminde, hesap verilebilirlik ve şeffaflık ilkeleri en üst düzeyde gerçekleşmiş olmaktadır.
Bazı ülke merkez bankalarının
denetimine bakıldığında, Fransa, İngiltere, İspanya, Yeni Zelanda,
Macaristan, Bulgaristan ve Hırvatistan merkez bankalarının parlamentoya
bilgi verdikleri; Almanya ve Japonya merkez bankalarının ise Maliye Bakanlığı’na
rapor sundukları; İngiltere, Bulgaristan ve Hırvatistan merkez
bankalarının kanunlarında da bağımsız denetime açık olduklarının hükme
bağlandığı görülmektedir.
Ü “Madde 43-
Türkiye’de faaliyette bulunan bütün bankalar, özel finans kurumları ve Bankaca
uygun görülecek diğer mali kurumlar, yıllık bilançoları ile kar ve zarar
hesaplarını, idare meclisi ve denetçi raporları ile birlikte, genel
kurullarının toplantı tarihinden; bağımsız denetim kuruluşlarınca hazırlanacak
denetim raporlarını ise düzenlenme tarihinden itibaren en geç bir ay içinde
Bankaya vermekle yükümlüdürler.
Öncelikli
işlevi para politikasının yürütülmesi yoluyla fiyat istikrarının sağlanması
olan Banka’nın bu hedefine ulaşmasında finansal istikrarın sağlanması da büyük
önem taşımaktadır. Bu nedenle, Banka’nın, bankalar, özel finans kurumları ve
diğer mali kurumların mali yapıları hakkında doğru ve yeterli bilgiye sahip
olması bir zorunluluktur. Bu doğrultuda, madde ile söz konusu kurumların
istenilecek bilgi ve belgeleri, yıllık bilançolarını, kar ve zarar hesaplarını,
idare meclisi ve denetçi raporları ile birlikte Banka’ya vermekle yükümlü
oldukları hükmü getirilmiştir. Ayrıca, anılan kurumların gönderdikleri
bilgilerin, kayıtları ile uyumlu olup olmadığı konusunda görüş içeren bağımsız
denetim raporlarının Banka’ya gönderilmesinin sağlayacağı yarar gözetilerek bu
yönde bir düzenleme de yapılmıştır.
“Banka, bu Kanun ve mevzuat ile kendisine verilen görevleri yerine
getirebilmek amacıyla birinci fıkrada belirtilen kurum ve kuruluşlardan her
türlü bilgi ve belgeyi, belirleyeceği usul ve esaslar çerçevesinde istemeye
yetkilidir. Birinci fıkrada belirtilen kurum ve kuruluşlar, kendilerinden
istenen bilgileri Bankanın belirteceği süre içinde vermeye mecburdurlar. Banka,
gerektiğinde kendisine verilmesi gereken bilgileri doğru ve zamanında vermeyen
birinci fıkrada belirtilen kurum ve kuruluşların bu Kanunun verdiği yetkilere
konu olan işlemlerini sınırlayabilir veya durdurabilir.”
Kanun’un 43
üncü maddesinde, Banka’nın bankalardan mevduat, kredi, döviz ve diğer
işlemlerine ait her türlü bilgi isteyebileceği ancak şahsi tevdiat hesapları
hakkında bilgi istenemeyeceği hükme bağlanmıştır. Yapılan değişikliklerle,
Banka’nın bankalar, özel finans kurumları ve diğer mali kurumlardan olmak üzere
daha geniş kapsamda her türlü bilgi ve belgeyi isteyebileceği hükme bağlanmış,
bankalardan müşterilerinin şahsi tevdiat hesapları hakkında bilgi
isteyemeyeceği hükmü ise madde metninden çıkarılmıştır. Zira, Banka’nın kendi
görev alanına giren hususlarla ilgili olarak bankalardan istediği bazı
bilgilerin, söz konusu hüküm gerekçe gösterilerek verilmediği ve bunun da
finansal sistemin sağlıklı değerlendirilmesini engellediği görülmüştür. Kaldı
ki, son zamanlarda kamu yararı nedeniyle, Bankalar Kanunu ve Karaparanın
Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun gibi bazı kanunlarda, mali kurumlardan bu
tür bilgilerin de istenileceği hükme bağlanmıştır. Bankalardan müşterilerinin şahsi tevdiat hesapları ile ilgili olarak
istenecek bilgilerin Banka’nın görevleri ile sınırlı olacağı ve başka bir
amaçla kullanılmayacağı tabidir.
Ayrıca, fiyat istikrarının
sağlanmasına yönelik politikaların hatalı bilgi akışı veya bilgi akışındaki
gecikme nedeniyle aksamaması için, Banka’ya,
bilgi verme yükümlülüğüne aykırı davrananlar hakkında idari önlem alma
yetkisi verilmiş ve 68 inci maddenin (I) numaralı fıkrasının (b) bendinde cezai
müeyyide getirilmiştir.
“Banka, kendi yetki ve görev
alanına giren hususlarla ilgili olarak birinci fıkrada belirtilen kurum ve
kuruluşları düzenleme ve denetleme ile görevli kurum ve kuruluşlardan bilgi
isteyebilir. Banka, gerektiğinde birinci fıkrada belirtilen kurum ve kuruluşlar
hakkındaki görüşlerini ve tespitlerini Başbakanlık ile Bankacılık Düzenleme ve
Denetleme Kurumuna ve bu kurum ve kuruluşları düzenleme ve denetleme yetkisine
sahip olan diğer kurum ve kuruluşlara bildirebilir.”
Kendisinden bilgi istenen kurumların
mali durumlarında olumsuzluklar tespit edildiğinde, gerekli önlemlerin alınması
amacıyla Banka’ca ilgili gözetim otoritelerinin bilgilendirilmesine yönelik
olarak düzenleme yapılmıştır.
“Banka, istatistiki bilgilerin toplanmasında, kamu kurum ve kuruluşları,
Hazine Müsteşarlığı, Devlet İstatistik Enstitüsü, diğer ülkelerin istatistiki
bilgi toplamaya yetkili makamları ve uluslararası kuruluşlarla işbirliği
yapabilir. Banka, finansal sistemle ilgili tüm istatistiki bilgiler ile
ekonomideki ve ödemeler dengesindeki gelişmelerin izlenmesinde gerekli
görülecek diğer istatistiki bilgileri bankalar, diğer mali kurumlar ile
kişilerden doğrudan isteme ve toplama yetkisine sahiptir. Kendilerinden bilgi
istenilenler, bu bilgileri Bankanın belirleyeceği usul ve esaslara göre doğru
olarak vermekle yükümlüdürler. Banka, bu bilgilerin doğru olup olmadığını
ilgililer nezdinde araştırmaya ve denetlemeye, ek bilgi ve belge istemeye
yetkilidir.”
Banka’nın,
bu Kanunla kendisine verilen görevleri gerçekleştirebilmesi için istatistiki
bilgi toplama yetkisine de sahip olma zorunluluğu gözetilerek bu konuda gerekli
düzenleme yapılmıştır.
Bu madde
ile, Avrupa Merkez Bankaları Sistemi Statüsü’nün 5.1 maddesi ile de uyum
sağlanmıştır.
“Banka, gerekli gördüğü istatistiki bilgileri yayımlayabilir. Ancak Banka,
toplanan istatistiki bilgilerden kişisel ve özel nitelikte olanları
yayımlayamaz, açıklayamaz, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu
dışında resmi veya özel herhangi bir
makama veremez. Bu bilgiler istatistiki amaçlar dışında ve ispat aracı olarak kullanılamaz.”
Bu hükümle, istatistiki amaçlarla
toplanan bilgilerin başka amaçlarla kullanılmasının engellenmesi öngörülmüştür.
Ü “Madde 45- Banka,
muteber saydığı asgari üç imzayı taşımak ve vadelerine en çok 120 gün kalmış
olmak şartıyla ve kendi belirleyeceği esaslar dahilinde bankalar tarafından
verilecek ticari senet ve vesikaları reeskonta kabul edebilir. Reeskonta kabul
edilecek ticari senet türleri ve diğer koşullar Bankaca belirlenir. Bu madde
gereğince verilecek kredilerin en yüksek sınırı ve kredi türlerine göre
limitleri, para politikası ilkeleri göz önünde tutulmak suretiyle Bankaca
belirlenir.
Banka reeskonta kabul edebileceği senetler karşılığında avans da verebilir.”
1211 sayılı Kanun’da, reeskont
ve avans işlemlerine ilişkin olarak 45, 46, 47, 48, 49 ve 54 üncü maddelerde
dağınık şekilde düzenlenmiş bulunan hükümlerden, uygulamada işlerliği kalmayan
orta vadeli reeskont ve avans işlemleri, tahvil karşılığı avans ile Merkez ve
Şubeler İskonto Komiteleri’ne ilişkin hükümler yürürlükten kaldırılmış, diğer
hükümler ise 45 inci madde olarak tek maddede düzenlenmiştir. Banka’nın
reeskont ve avans işlemleri dışında nihai kredi mercii sıfatıyla vereceği
krediler ise, 40 ıncı maddenin (I) numaralı fıkrasının (a) bendinde ayrıca
düzenlenmiştir.
Diğer taraftan, Banka’nın temel amacı
olan fiyat istikrarını sağlamada kullanabileceği para politikası araçlarından
olan reeskont ve avans işlemlerinde, para politikası ilkeleri göz önünde
bulundurularak günün koşul ve gereklerine göre işlem yapılabilmesini sağlamak
amacıyla, Banka’ya reeskonta ve avansa kabul edilecek ticari senet ve
vesikaların türlerini, verilecek kredilerin en yüksek sınırını ve kredi
türlerine göre limitlerini belirleme, gerekli tüm düzenlemeleri yapma yetkisi
tanınmıştır.
Ü “Madde 52- Banka,
para politikasının hedefleri çerçevesinde, para arzının ve ekonominin
likiditesinin etkin bir şekilde düzenlenmesi amacıyla, Türk Lirası karşılığında
menkul kıymet kesin alım satımı, geri alım vaadi ile satım ve geri satım vaadi
ile alım işlemleri, menkul kıymetlerin ödünç alınıp verilmesi, Türk Lirası depo alınması ve verilmesi gibi
açık piyasa işlemlerini yapabilir ve bu işlemlere aracılık edebilir. Bankaca
başvurulacak açık piyasa işlemleri ile bu işlemlerle ilgili usul ve esaslar,
açık piyasa işlemlerine konu olacak yüksek likiditeye sahip ve az riskli
araçlar Bankaca belirlenir.”
Madde ile, para politikası aracı
olarak açık piyasa işlemleri düzenlenmiştir. Bu düzenlemeden amaç, birçok
ülkede para arzının ve ekonominin likiditesinin düzenlenmesinde en etkin araç
olarak kullanılan açık piyasa işlemlerinin ülkemizde de aynı etkinlikle
kullanılabilmesini sağlamaktır. Maddenin birinci fıkrasında da, Banka’ya Türk
Lirası karşılığında menkul kıymet kesin alım satımı, geri satma anlaşması
imzalayarak satın alma ve geri alma anlaşması imzalayarak satabilme işlemleri
de yapma yetkisi verilmektedir. Ayrıca, Banka’ya, ekonomideki ve para
piyasasındaki gelişmelere göre uygulamaya ilişkin usul ve esasları düzenleme
yetkisi verilmiştir. Bu çerçevede, Kanun’un değişiklikten önceki halinde açık
piyasa işlemleri portföyüne dahil edilebilecek kıymetlerin vadeleri bir yıl ile
sınırlandırılırken, değişiklikle bu vade kaldırılmış ve böylece bir yıldan uzun
vadeli kıymetlerle de işlem yapılabilmesine olanak sağlanarak işlemlere
esneklik kazandırılmıştır.
“Banka, açık
piyasa işlemleri çerçevesinde kendi nam ve hesabına vadesi 91 günü aşmayan,
ikincil piyasada alınıp satılabilen likidite senetleri ihraç edebilir. Ancak,
likidite senetlerinin devamlı bir alternatif yatırım aracı olma niteliği
kazanmasının engellenmesi, ihraçlarının sadece açık piyasa işlemlerinin
etkinliğinin artırılması amacıyla sınırlı tutulması hususları göz önünde
bulundurulur. Bankanın geri alım vaadi ile satım ve geri satım vaadi ile alım
işlemleri ile Türk Lirası depo işlemlerinin anlaşma süresi 91 günü aşamaz,
sürenin başlangıcı işlemlerin valör tarihidir.”
Banka’ya böyle bir enstrümanın ihraç
yetkisinin verilmesi, açık piyasa
işlemleri için Banka’nın oluşturduğu portföyün likidite yönetiminde
yeterli olmaması durumunda, alternatif bir enstrüman yaratılmasına yöneliktir.
Çünkü, Kanun’un değişik metninde yer alan düzenlemeler çerçevesinde Banka
birincil piyasada Devlet İç Borçlanma Senetleri ile ilgili işlem yapamamakta ve
ikincil piyasada da her zaman işlemlere taraf olması uygulanan para politikası
açısından sakıncalı olabilmektedir. Ancak, bu enstrüman uygulamada, Hazine
ihraçlarının alternatifi olamaz ve onlarla rekabet edemez. Bu nedenle vadeleri
91 gün ile sınırlandırılmıştır. Bu tür enstrümanlar Almanya, Hollanda ve Avrupa
Merkez Bankaları tarafından kullanılmaktadır.
“Banka, bu madde kapsamına giren işlemlerle ilgili kurum ve kuruluşları;
bankalar ve 2499 sayılı Sermaye Piyasası Kanununa göre belirlenen aracı
kurumlar arasından işlemin özelliğini göz önünde bulundurarak tespit etmeye
yetkilidir.”
Ayrıca, Banka’nın, bu işlemleri
yapacağı kurum ve kuruluşları, bankalar ile Sermaye Piyasası Kurulu’nca
belirlenen aracı kuruluşlar arasından seçmesi zorunluluğu getirilmiş ve böylece
ikincil piyasanın gelişmesine katkı sağlanması amaçlanmıştır.
“Açık piyasa işlemleri, yalnızca para politikası amaçları için yürütülür ve
Hazineye, kamu kurum ve kuruluşları ile diğer kurum ve kuruluşlara kredi
amacıyla yapılamaz.”
Maddede,
açık piyasa işlemlerinin, Hazine de dahil olmak üzere, hiçbir kamu kurum ve
kuruluşu ile diğer kurum ve kuruluşlara kredi sağlamak amacıyla
yapılamayacağına ilişkin mevcut hüküm aynen korunmuştur.
Konunun
Avrupa Birliği normları açısından değerlendirilmesi 56 ncı maddeye ilişkin
açıklamalardadır.
Ü “Madde 53- a) Banka,
uyguladığı para politikası çerçevesinde, Türk Lirasının yabancı paralar
karşısındaki değerini belirlemek amacıyla, döviz ve efektiflerin vadesiz ve
vadeli alım ve satımı ile şartları önceden belirlenmek suretiyle dövizlerin
Türk Lirası ile değişimi ve diğer türev işlemleri yapabilir.”
Bu maddenin (a) bendi ile Banka
uyguladığı para politikası çerçevesinde Türk Lirası’nın yabancı paralar
karşısındaki değerini belirlemek amacıyla vadeli ve vadesiz döviz işlemleri ve
türev işlemleri yapmaya yetkili kılınmıştır. Vadeli döviz işlemleri, döviz
karşılığı Türk Lirası veya Türk Lirası karşılığı döviz satışının sözleşme
tarihinde uzlaşılan bir kurdan yine sözleşme tarihinde belirlenen bir teslimat
tarihinde gerçekleştirilmesidir. Vadeli teslim işlemlerindeki temel amaç kur
riskine, yani ileri bir tarihteki döviz kurunun taşıdığı belirsizliğe karşı
gelecekte döviz karşılığı bir ödeme yapacak veya gelir elde edecek ekonomik
oyuncuları korumaktır.
Banka açısından bakıldığında
ise vadeli işlemler yukarıdaki şekilde Banka’ya piyasalara bir korunma
mekanizması sunma imkanı vermesinin yanı sıra, bu işlemler aracılığıyla döviz
kurunu etkileyebilme ve gelecekteki kura yön verme fırsatı vermektedir. Vadeli
işlemler sırasında uygulanan döviz kuruna vadeli döviz kuru adı verilmektedir.
Bu kur, döviz kurundaki çeşitli sebeplerden kaynaklı dalgalanmalar nedeniyle,
anında teslim (spot) piyasası kurlarından genellikle farklılık göstermektedir.
Ayrıca, vadeli kurlar, kimi zaman, işleme katılan tarafların gelecekteki döviz
kuruna ilişkin öngörülerini de yansıtabilmektedir. Bu bağlamda yapılacak vadeli
ve diğer türev işlemler, değişen şartlar ve gelişen piyasalar çerçevesinde
işlem yapabilme imkanına sahip olabilme ve fiyat belirsizliğini azaltarak aşırı
dalgalanmaları dengeleyici yönde etkileme imkanı sunmaktadır.
“b) Banka, ülke altın ve döviz rezervlerini para politikası hedefleri ve
uygulamaları çerçevesinde yönetir. Bu amaçla Banka, sırasıyla güvenli yatırım,
likidite ve getiri önceliklerini dikkate alarak belirleyeceği usul ve esaslara
göre yurt içi ve yurt dışı piyasalarda vadeli ya da vadesiz altın, döviz,
menkul kıymet, türev ürün alım satım, borçlanma ve borç verme işlemlerini de
içeren tüm bankacılık faaliyetlerinde bulunabilir.”
Maddenin (b) bendi ile Banka’ya
ülkenin altın ve döviz rezervlerini yönetme yetkisi verilmiştir. Banka’nın altın
ve döviz fon yönetimini yaparken, öncelikle güvenli yatırım olmak üzere
sırasıyla likidite ve getiri kriterlerini göz önüne alması hükme bağlanmıştır.
Burada Banka’nın riskli ve ülke rezervlerinin bloke edilmesiyle
sonuçlanabilecek yatırımlara yönelmemesi ve getiri kriterlerini en son sırada
tutması gereği vurgulanmıştır. Banka’nın yatırım kararlarında önceliği
sırasıyla güvenli yatırım ve likiditeye verirken, getiriyi son planda dikkate
alması hususu, eski Kanun’da yer almamakla beraber Banka Meclisi kararları ile
uzun zamandır sağlanmaktadır. Gerçekten de, bir merkez bankasının ülke
döviz ve altın rezervlerini işletirken bu kriterlere uymasının hayati önem
taşıdığı, çeşitli uluslararası finansal krizlerde bir kez daha ortaya
çıkmıştır. Örnek vermek gerekirse; 1997 Güneydoğu Asya Krizi’nde Tayland’ın
uluslararası rezervlerinin çok büyük bir kısmının parasal otorite tarafından
Tayland Bahtı’nın değerini savunmak amacıyla gerçekleştirilen ve bilanço
dışında izlenen vadeli işlemler nedeniyle bloke durumda olması, ülkenin
kullanılabilir rezervlerinin tahmin edilen düzeyden çok daha az olduğunun
anlaşılmasına ve krizin patlak vermesine sebep olmuştur.
Ü “Madde 56- Banka,
Hazine ile kamu kurum ve kuruluşlarına avans veremez ve kredi açamaz, Hazine
ile kamu kurum ve kuruluşlarının ihraç ettiği borçlanma araçlarını birincil
piyasadan satın alamaz.”
Merkez bankalarının temel amacı
olan fiyat istikrarının sağlanabilmesinin önündeki en önemli engellerden biri,
Hazine ile diğer kamu kurum ve kuruluşlarına avans verilmesi ve kredi
açılmasıdır. Bu tür krediler, ekonomik birimlerce talep edilmediği halde
parasal genişlemeye yol açmakta, diğer bir deyişle sisteme ”karşılıksız” para
çıkmasına neden olmakta ve dolayısıyla, mevcut enflasyon düzeyini
yükseltmektedir. Merkez bankalarının bağımsızlığının en temel göstergelerinden
biri de hazine ve kamu kuruluşlarına kredi açma zorunluluklarının olmamasıdır.
Bu nedenle, “ekonomik bağımsızlık” olarak ifade edilen, merkez bankalarının
hazineye avans vermemesi ve kamu kurum ve kuruluşlarına kredi açmaması hususu,
günümüz merkez bankacılığına yön veren öncelikli ilkeler içindedir.
Nitekim,
Maastricht Antlaşması’nın 104 üncü ve Avrupa Merkez Bankaları Sistemi
Statüsü’nün 21.1 maddeleri de “Avrupa Merkez Bankası ve milli merkez bankaları;
topluluk kurumlarına, hükümetlere veya Üye Devletlere ait başka kamu
kuruluşlarına mevduatlarından fazla miktarda çek keşide etmeyecekler veya daha
başka bir tür kredi kolaylığı tanımayacaklar veya doğrudan doğruya onlardan
borç senedi satın almayacaklardır” hükmünü içermektedir.
Kanun’da
“Bankanın yapamayacağı işlemler” başlığı altında Hazine ile kamu kurum ve
kuruluşlarına avans verilmesi ve kredi açılması yasaklanmıştır. Bu suretle,
karşılıksız para basılması engellenmiş olacaktır. Bununla da yetinilmeyerek,
dolaylı olarak aynı sonucu doğuran, Hazine ile kamu kurum ve kuruluşlarının
ihraç ettiği borçlanma araçlarının birincil piyasadan satın alınması da yasak
kapsamına sokulmuştur. Hazine veya bir başka kamu kurum ve kuruluşunun ihraç
etmiş olduğu borçlanma senetlerinin Banka tarafından birincil piyasadan satın
alınması da karşılıksız para basılması anlamına gelebilmekte ve piyasa faiz
oranlarının para politikası ile amaçlanan düzeyinden sapmasına neden
olabilmektedir. Bu doğrultuda, yapılan düzenlemenin fiyat istikrarının
sağlanması amacına en doğrudan katkıyı sağlayacak bağımsızlık ilkesi olduğunu
söylemek yanlış olmayacaktır.
Bankacılık sisteminin sağlıklı bir
yapıya kavuşturulabilmesi, kamu bankaları ve TMSF bünyesinde bulunan bankaların
mali yapılarının düzeltilmesi ve sermaye tabanlarının güçlendirilmesi amacıyla,
geçici 2 nci maddede, bu Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak 6 aylık
bir geçiş dönemi için, Banka’nın Hazine’nin ihraç ettiği borçlanma araçlarını
birincil piyasadan da alabileceği hükme bağlanmıştır.
Şubat krizi
sonrası dönemde, kamu bankaları ve TMSF kapsamındaki bankaların aşırı
miktardaki gecelik borçlanma ihtiyaçları, faizlerin yükselmesine ve piyasaların
kilitlenmesine neden olmuştur. Bu durum, mali sektörün yapısının gittikçe
bozulmasına yol açmış ve Banka’nın etkin bir para politikası uygulamasını
önleyen bir unsur haline gelmiştir. Kamu bankalarının ve TMSF kapsamındaki
bankaların yüksek faizli gecelik borçlanmalarının azaltılması amacıyla, bu
bankalar Banka tarafından fonlanmıştır. Böylece, Banka, kamu ve fon bankalarını
yüksek faizli gecelik borçlanmadan kurtarırken, borçlanma vadelerinin
uzatılması ve faiz oranlarının aşağı çekilmesi hedeflenmektedir. Geçici madde
ile de, kamu ve TMSF kapsamındaki bankaların gecelik borçlanmalarının
giderilmesi ve bu bankaların bilançolarının küçültülmesi beklenmektedir.
Böylece, bu bankaların sistemde yarattığı kırılganlık giderilirken, para
politikasının etkinliğine yönelik kısıtlar da azaltılmış olacaktır.
“Banka, bu Kanunla yetki verilen işlemler dışında avans veremez ve kredi
açamaz, vereceği avans ve açacağı kredi teminatsız veya karşılıksız olamaz, her
ne şekilde olursa olsun kefil olamaz ve doğrudan kendisi ile ilgili işlemler dışında teminat
veremez.”
Diğer
taraftan, Banka’nın 40 ıncı maddenin (I) numaralı fıkrasında düzenlenen nihai
kredi mercii sıfatıyla ve banka sisteminde oluşabilecek belirsizlik ve
güvensizliğin önlenmesi amacıyla bankalara verilecek krediler ile TMSF’na
açılacak avans da dahil olmak üzere açacağı her türlü avansın ve vereceği
kredinin teminatsız veya karşılıksız olamayacağı hükme bağlanmıştır.
Kanun’un 56 ncı maddesinin (b)
bendinde Banka’nın her ne şekilde olursa olsun teminat veremeyeceği hükme
bağlanmıştır. Bu hüküm, Banka’nın üçüncü kişiler lehine teminat vermesini
yasaklamış olup, anonim şirket olarak tabi bulunduğu özel hukuk hükümlerine
göre, Banka’nın diğer şirketler gibi kendi işlemlerinde teminat verebilmesi
hukuken mümkün bulunmaktadır. Bu nedenle, uygulamada duraksamaya yer
verilmemesini teminen Banka’nın kendi işlemleri için teminat verebileceği
konusu açıkca düzenlenmiştir.
Ü “Madde 61- Türk Lirası değerinin değişmesi nedeniyle
Bankanın aktif ve pasifindeki altın ve dövizlerin yeniden değerlendirilmesi
sonucu oluşan gerçekleşmemiş gelir veya giderler geçici bir hesapta izlenir. Bu
gelir ve giderlerin gerçekleşmesi halinde, gerçekleşen tutarlar kar ve zarar
hesabına aktarılarak, bu hesaptan dağıtıma tabi tutulur.”
1211 sayılı Kanun’un 61 inci
maddesinde, Türk Lirası değerinin değiştirilmesi halinde Banka’nın aktif ve
pasifindeki altın ve dövizlerin yeniden değerlendirilmesi dolayısıyla lehte
veya aleyhte doğacak farkların yıllık kar ve zarar hesapları dışında özel bir
hesaba alınması ve bu farkların kullanılma veya itfa şekil ve şartlarının
Başbakanlık ile Banka arasında tespit olunması hükme bağlanmıştı.
Maddede yapılan değişiklikle,
Türk Lirası değerinin değişmesi nedeniyle Banka’nın aktif ve pasifindeki altın
ve dövizlerin yeniden değerlendirilmesi sonucu oluşan gerçekleşmemiş gelir veya
giderlerin geçici bir hesapta izleneceği ve bu gelir ve giderlerin
gerçekleşmesi halinde, sadece gerçekleşen tutarların kar ve zarar hesabına
aktarılarak bu hesaptan dağıtıma tabi tutulacağı düzenlenmiştir.
Banka’nın
aktif ve pasifindeki altın ve dövizlerin yeniden değerlendirilmesi yoluyla
varlık ve yükümlülüklerin bilanço günündeki Türk Lirası değerleri elde
edilmektedir.Söz konusu değerleme sonucu oluşan lehte ve aleyhte farkların,
varlık ve yükümlülüklerle ilgili herhangi bir altın veya döviz alım satımı
olmadığı sürece, gerçekleşmemiş gelir veya gider olarak uluslararası muhasebe
standartları çerçevesinde geçici bir hesapta izlenmesi amaçlanmıştır.
Ancak, döviz veya altın üzerinden bir
varlık azalışı, bir alacağın tahsili veya bir yükümlülüğün ödenmesi aşamasında,
söz konusu işlemle ilgili olarak ortaya çıkacak olan gelir veya gider, kar
zarar hesabına kaydedilecek ve bu varlık/yükümlülüğe ilişkin değerleme etkisi
ortadan kalkacaktır.
Banka’nın karının dağıtım esasları
ise, 1211 sayılı Kanun’un 60 ıncı maddesinde yer almaktadır. Sözkonusu maddede,
Banka’nın yıllık safi karından, yedek akçeler ve pay sahiplerine yapılan
dağıtımdan sonraki bakiyenin Hazine’ye verilmesi öngörülmektedir. Banka’nın
temel amacı olan fiyat istikrarını sağlama hedefi doğrultusunda, 1211 sayılı
Kanun’un değiştirilen 22 nci maddesinin (h) bendinde, karın dağıtılmasından
sonraki bakiyenin Hazine’ye verilmesine ilişkin usul ve esasların Banka
Meclisi’nce belirlenmesi hüküm altına alınmıştır.
Ü “Ceza hükümleri
Madde 68- I- Bu Kanunun;
a) 4 üncü maddesinin dördüncü
fıkrasında ve açık piyasa işlemleri ile ilgili 52 nci maddesinde verilen
yetkiler çerçevesinde Banka tarafından yapılan düzenlemelere uymayan; 40 ıncı
maddesinin (II) numaralı fıkrası uyarınca zorunlu karşılık ve umumi disponibilite
için tespit edilen oranları süresi içinde tesis etmeyen veya eksik tesis eden
bankaların, özel finans kurumlarının ve diğer mali kurumların görevli ve
ilgilileri hakkında bir milyar liradan iki milyar liraya kadar ağır para
cezası,”
Kanun’un 68
inci maddesinde, cezalar bakımından Bankalar Kanunu’na atıf yapılmaktaydı. 4651
sayılı Kanunla yapılan değişiklikle, cezalara ilişkin olarak, ceza hukukunun en
temel ilkesi olan kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesi doğrultusunda, suçun
unsurları, faili, ağırlaştırıcı sebepleri Kanun metninde düzenlenmiş, Bankalar
Kanunu’na atıf usulünden vazgeçilmiştir.
(I) numaralı fıkranın (a)
bendinde Banka’nın görev ve yetkilerini yerine getirirken yapması gereken
düzenlemelerin etkinliğini sağlamak üzere bu düzenlemelere aykırı fiiller suç
sayılmıştır.
“b) 43 üncü maddesinin birinci
ve ikinci fıkraları ile 44 üncü maddesinde belirtilen bilgi ve belgeleri
vermeyen veya gerçeğe aykırı bilgi ve belge veren ya da 4 üncü maddesinin
dördüncü fıkrasında öngörülen denetimin yapılmasını engelleyen bankalar, özel
finans kurumları ve diğer mali kurumların görevli ve ilgilileri hakkında bir
yıldan üç yıla kadar hapis ve iki milyar liradan dört milyar liraya kadar ağır
para cezası,
uygulanır.”
(I) numaralı fıkranın (b) bendinde,
Banka’nın mali piyasaları izlemek, finansal sistemde istikrarı sağlayıcı ve
para ve döviz piyasaları ile ilgili düzenleyici tedbirleri almak başta olmak
üzere, görev ve yetkilerini gerektiği gibi yerine getirebilmesi için sisteme
ilişkin bilgi akışının sağlıklı ve eksiksiz olması ve Banka’nın yerinde denetim
yapabilmesi zorunluluğu gözetilerek düzenleme yapılmıştır.
“Bu
fıkrada belirtilen suçlar dolayısıyla kovuşturma yapılması, Kanuna aykırılığın
Bankaca tespiti halinde Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumuna bildirimde
bulunulmasına; diğer hallerde Bankanın görüşü alınarak Bankacılık Düzenleme ve
Denetleme Kurumu tarafından Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı başvuruda
bulunulmasına bağlıdır. Bu durumda 4389 sayılı Bankalar Kanununun 24 üncü
maddesinin ilgili hükümleri uygulanır.”
(I) numaralı fıkrada suç
sayılan fiiller dolayısıyla kovuşturma yapılması da Bankalar Kanunu’na paralel
bir usule tabi tutulmuştur. Bu çerçevede, Kanun’a aykırılığın Banka tarafından
belirlenmesi halinde Banka, BDDK’na bildirimde bulunacak, belirlemenin Banka
tarafından yapılmaması halinde (Bankalar Yeminli Murakıpları, Hesap Uzmanları,
şikayet üzerine Cumhuriyet Savcılıklarınca) ise anılan Kurum Cumhuriyet
Başsavcılığı’na yazılı başvuruda bulunmadan önce Banka’nın görüşünü alacaktır.
“II-
a) Bu Kanunun 35 inci maddesinin birinci ve ikinci fıkralarına aykırı hareket
eden Banka mensupları için bir yıldan üç yıla kadar ağır hapis ve iki milyar
liradan dört milyar liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur.
Sırları kendileri veya başkaları
için yarar sağlamak amacıyla açıklayan Banka mensupları hakkında, üç yıldan beş
yıla kadar ağır hapis ve beş milyar liradan az olmamak üzere ağır para cezasına
hükmolunur.”
(II) numaralı fıkranın (a)
bendinde, Kanun’un 35 inci maddesinde düzenlenen sır saklama yükümlülüğüne
aykırı davranışlar suç sayılmış, ayrıca Bankalar Kanunu’na paralel biçimde bu
fiilin kendileri veya başkaları için yarar sağlamak amacıyla işlenmesi
ağırlaştırıcı neden olarak kabul edilmiştir. Suçun failini belirlemek üzere mensup
terimi kullanılmakla, sadece Banka personelinin değil, Banka’nın atanmış ya da
seçilmiş yöneticilerinin de bu suçu işleyebileceği hükme bağlanmıştır.
“b) Görevleri dolayısıyla
kendilerine tevdi olunan veya muhafazaları, denetimleri veya sorumlulukları
altında bulunan Bankaya ait para veya sair varlıkları zimmetine geçiren Banka
mensupları, altı yıldan oniki yıla kadar ağır hapis cezası ile
cezalandırılacakları gibi Bankanın uğradığı zararı tazmine mahkum edilirler. Bu
bentte gösterilen suç, Bankayı aldatacak ve fiilin açığa çıkmamasını sağlayacak
her türlü hileli faaliyette bulunmak suretiyle işlenmişse faile oniki yıldan
aşağı olmamak üzere ağır hapis ve meydana gelen zararın üç katı kadar ağır para
cezası verilir. Ayrıca meydana gelen zararın ödenmemesi halinde mahkemece
re’sen ödettirilmesine hükmolunur. Zararın kovuşturma yapılmadan önce tamamıyla
ödenmiş olması halinde cezaların yarısı; ödeme hükümden önce gerçekleştirilmiş
ise üçte biri indirilir.”
(II) numaralı fıkranın (b)
bendi ile önemli bir eksiklik giderilmiştir. Türk Ceza Kanunu’nda zimmet suçu
sadece Devlet memurları için öngörülmüş, teknik terimle mahsus suç olarak
düzenlenmiştir.
KİT olarak
kurulan bankaların mensupları için ise 399 sayılı KHK’nın 3771 sayılı Kanunla
değiştirilen (II) nci maddesinde zimmet suçu düzenlenmiştir. Diğer bankaların
mensupları için ise 3182 sayılı Bankalar Kanunu’nda bir düzenleme
bulunmamaktayken, 4389 sayılı Kanunla bu eksiklik ve eşitsizlik giderilerek tüm
bankaların mensupları için bir nevi
zimmet suçu düzenlenmiştir.
Ancak,
Bankalar Kanunu açısından “banka” sayılması mümkün olmayan Banka’nın mensupları
için bu yönde bir düzenleme bulunmadığından, söz konusu fiil ancak hizmet
nedeniyle emniyeti suistimal suçunu oluşturmaktaydı. Yapılan düzenleme ile bu eşitsizlik
ve eksiklik giderilmeye çalışılmıştır.
Zimmet suçunun oluşabilmesi için,
zimmete geçirilen para ve diğer varlıkların “bankaya ait olması” ve “faile
görevi nedeniyle tevdi edilmiş olması” veya “muhafaza, denetim ya da
sorumluluğu altında bulunması” gerekmektedir. Ancak tevdiden sözedilebilmesi
için resmi bir tevdi aranmamaktadır.
Öte yandan,
değeri çok düşük şeylerin, örneğin bir dosya kağıdının kişisel işlerde
kullanılması zimmet suçunu oluşturmamaktadır.
Bu suçtan
mahkum olan kişiler ağır hapis cezası yanında Banka’nın uğradığı zararı tazmine
de mahkum edileceklerdir.
Banka’yı
aldatacak ve fiilin açığa çıkmamasını sağlayacak her türlü hileli faaliyette
bulunmak suretiyle bu suçun işlenmesi ağırlaştırıcı sebep olarak
düzenlenmiştir.
“Bu
fıkrada belirtilen suçlar ve Kanunda belirtilen görevlerin yerine getirilmesi
sırasındaki fiilleri dolayısıyla Banka personeli hakkında kovuşturma yapılması
Banka Meclisinin; atama ve seçim suretiyle görev yapan diğer mensuplar hakkında
kovuşturma yapılması ise Başbakanın Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı başvuruda
bulunmasına bağlıdır.”
Banka mensupları, Memurların
Yargılanması Hakkında Kanun’a tabi bulunmadığından, bu fıkrada suç sayılan
fiiller ve ayrıca Banka mensuplarının bu Kanun’da belirtilen görevlerini yerine
getirmeleri sırasındaki fiilleri dolayısıyla kovuşturma yapılmasına ilişkin
usul de bu maddede düzenlenmiştir.
“III-
a) Bankanın itibarını kırabilecek veya şöhretine ya da servetine zarar
verebilecek bir hususa kasten sebep olan ya da bu yolda asılsız haber yayanlar
ve yayınlayanlar için bir yıldan iki yıla kadar hapis ve iki milyar liradan
dört milyar liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur.”
(III) numaralı fıkranın (a)
bendinde “Bankanın itibarını kırabilecek veya şöhretine ya da servetine zarar
verebilecek bir hususa kasten sebep olma ya da bu yolda asılsız haber yayma ve
yayınlama” fiilleri suç sayılmıştır. Benzer bir hüküm, Bankalar Kanunu’nda
bankaların itibar, şöhret veya servetini korumak üzere konulmuştur. Banka’nın
üstlendiği görevlerin önemi ve hassasiyeti göz önünde bulundurulduğunda
Banka’nın bu tür bir cezai korumaya kavuşturulmasının ülke ekonomisine yarar
sağlayacağı açıktır.
“b) Bu Kanunun 43 üncü maddesinin dördüncü fıkrasındaki
bilgi ve belgeleri belirlenen usul ve esaslar içerisinde doğru olarak vermeyen
gerçek kişiler ve tüzel kişilerin sorumluları hakkında beşyüz milyon liradan
bir milyar liraya kadar ağır para cezasına hükmolunur.”
(III) numaralı fıkranın (b)
bendinde, Banka’nın finansal sistemi izleyebilmesi amacıyla topladığı
istatistiki bilgilerin belirlenen usul ve esaslar içinde doğru olarak
verilmemesi suç sayılmıştır.
“Bu fıkrada belirtilen suçlar dolayısıyla kovuşturma
yapılması, Başkanlığın (Guvernörlüğün)
Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı başvuruda bulunmasına bağlıdır.”
(III) numaralı fıkrada
düzenlenen suçlar için kovuşturma yapılması ise Başkanlığın Cumhuriyet
Başsavcılığı’na yazılı başvuruda bulunması şartına bağlanmıştır.
Ayrıca, maktu para cezalarının
güncellenmesini sağlamaya yönelik düzenlemeye Türk Ceza Kanunu’nun ek 2 nci
maddesinde yer verildiğinden, bu yönde bir hüküm maddede yer almamıştır.
Ü Yürürlükten Kaldılan
Maddeler (4651 sayılı Kanun Madde 16)- 1211 sayılı
Kanunun 46, 47, 48, 49, 50, 51 ve 54 üncü maddeleri yürürlükten kaldırılmıştır.
Banka’nın temel amacı olan
fiyat istikrarını sağlama hedefi doğrultusunda Banka’ya yeni görevler verilmesi
sonucunda, bazı maddeler yürürlükten kaldırılmıştır. Buna göre;
Kanun’da dağınık olarak düzenlenen reeskont ve avans işlemlerine ilişkin
hükümler, bu işlemlerin para politikası ilkeleri göz önünde bulundurulmak
suretiyle yürütülmesi esası çerçevesinde, tek çatı altında 45 inci maddede
düzenlendiğinden ve uygulama olanağı kalmadığından 46, 47, 48, 49 ve 54 üncü
maddeler yürürlükten kaldırılmıştır.
Ayrıca, Banka’nın temel amacını
gerçekleştirebilmesi ve para politikasının etkin bir şekilde yürütülebilmesi
için, Hazine’ye kısa vadeli avans verilmesine ilişkin 50 nci madde ile kamu
müesseselerine kredi sağlanmasına ilişkin 51 inci madde yürürlükten
kaldırılmıştır. Böylece, Maastricht Anlaşması’nın 104 üncü maddesi ve Avrupa
Merkez Bankaları Sistemi Statüsü’nün 21.1 maddesi ile uyum sağlanmış, Banka’nın
bağımsızlık derecesi artırılmıştır.
Ü Geçici
Madde 1 (4651 sayılı Kanun)- Bu Kanunun 5 inci maddesi ile değiştirilen 1211 sayılı Kanunun 29 uncu
maddesinde yer alan görev sürelerine ilişkin hüküm, bu Kanunun yürürlüğe
girdiği tarihte görevde bulunan Başkan (Guvernör) Yardımcıları hakkında
uygulanmaz.
1211 sayılı
Kanun’un 29 uncu maddesinde yapılan değişiklikle, Başkan Yardımcıları’nın görev
süreleri üç yıldan beş yıla çıkarılmıştır.
Getirilen
bu maddeyle, doğabilecek tereddütlerin ortadan kaldırılması amacıyla, Kanun’un
yürürlüğe girdiği tarihte görevde bulunan Başkan Yardımcıları’nın görev
sürelerinin değişiklikten önceki hüküm çerçevesinde üç yıl olarak uygulanması
hükme bağlanmıştır.
Ancak,
halen görevde bulunan Başkan Yardımcıları, üç yıllık görev süreleri sonuna
kadar görevden alınamayacakları gibi, üç yıllık görev süreleri sonunda yeniden
ve bu kez beş yıllık süre için atanabileceklerdir.
Ü Geçici
Madde 2 (4651 sayılı Kanun)- Bu Kanunun 16 ncı maddesi ile yürürlükten kaldırılan 1211 sayılı Kanunun
50 nci maddesinde belirtilen avans hesabında biriken tutar, Hazine Müsteşarlığı
ve Banka arasında belirlenecek esaslara göre; 51 inci maddesi uyarınca kamu
kurum ve kuruluşlarına verilen krediler, verildikleri şartlarla geri ödenmek
üzere tasfiye edilir.”
Madde
ile, bu Kanunla yürürlükten kaldırılan 50 nci maddeye göre Hazine’ye verilen
avansın ve 51 inci madde uyarınca kamu kurum ve kuruluşlarına verilen
kredilerin tasfiyesine ilişkin esaslar getirilmiştir.
“Banka, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak
6 ay süre ile, Hazinenin ihraç ettiği borçlanma araçlarını birincil piyasadan
da satın alabilir.”
Kasım ve Şubat krizleri, başta kamu bankaları olmak üzere bankacılık
sisteminin yeniden yapılandırılma ihtiyacını acil hale getirmiş bulunmaktadır.
Sağlıksız bir mali sistem ile etkin bir para politikası uygulama imkanının
olmaması nedeniyle, bankacılık sisteminin yeniden yapılandırılması yeni
ekonomik programın ilk gündemini oluşturmuştur. Bu çerçevede, bankacılık
sisteminin sağlıklı bir yapıya kavuşturulabilmesi, kamu bankaları ve TMSF
kapsamında bulunan bankaların mali yapılarının düzeltilmesi ve sermaye tabanlarının
güçlendirilmesi amacıyla Hazine tarafından bu bankalara özel tertip iç
borçlanma senedi verilmiştir.
Uygulanan yeni
ekonomik program çerçevesinde, yüksek faiz oranlarının aşağı çekilmesi ve
vadelerin uzatılması amacıyla kamu ve Fon bankalarının piyasaya olan gecelik
borçlanmalarının sınırlandırılması ve bu bankaların Banka’ya yönlendirilmesi
benimsenmiştir. Bu operasyon çerçevesinde, Banka bu bankalardan doğrudan Devlet
İç Borçlanma Senedi alarak gecelik borçlanma miktarını azaltmaktadır. Ayrıca,
Uluslararası Para Fonu’ndan sağlanan dış desteğin önemli bir kısmı borçlanma
piyasalarında istikrarı sağlamak amacıyla Hazine Borç Yönetimini desteklemek
amacıyla kullandırılacaktır. Kamu ve Fon bankalarının gecelik borçlanma
ihtiyaçlarının sınırlandırılması ve dış desteğin Hazine Borç Yönetimini
desteklemek amacıyla kullanılması sonucunda, mali piyasalarda istikrarın
sağlanarak faiz ve döviz kurunun dengeye ulaşması öngörülmektedir. Ayrıca, bu
uygulamalar, kriz nedeniyle önemli ölçüde artan iç borç stokunun
sürdürülebilmesine de katkıda bulunacaktır.
Yukarıda özetlenen ve mali piyasaların
istikrarına yönelik uygulamaların gerçekleştirilebilmesi için, bu Kanun’un
yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak 6 aylık bir geçiş dönemi için, Banka’nın
Hazine’nin ihraç ettiği borçlanma araçlarını birincil piyasadan da alabileceği
hükme bağlanmıştır.