Sayı:2003-2
3 Ocak 2003
BASIN DUYURUSU
2003 YILI PARA VE KUR POLİTİKASI GENEL ÇERÇEVESİ
A- FİYAT İSTİKRARININ ÖNEMİ
1. Ekonomide istikrar arayışlarının önemli
bir aşaması olan geride bıraktığımız 2002 yılı, fiyat istikrarının sürdürülebilir
büyüme ve istihdam artışının ön koşulu olduğunun artık toplumun tüm
kesimlerince kabul edilmesi gereğinin ortaya çıktığı bir yıl olarak
hatırlanacaktır.
2. Büyüme, orta ve uzun vadede hiç bir şekilde fiyat
istikrarı ile çelişmemektedir. Çeşitli uluslararası çalışmalar da
göstermektedir ki, fiyat istikrarı
ile büyüme arasında doğrusal ilişki vardır.
Fiyat istikrarının sağlandığı, düşük enflasyonlu ülkelerde ortalama
büyüme hızı daha yüksekken, enflasyon oranı yüksek olan ülkelerde ortalama büyüme
hızı daha yavaştır.
3. Nitekim son 30 yıllık dönem incelendiğinde,
ülkemizde de büyüme ile enflasyon arasındaki ters ilişki görülmektedir. Onar
yıllık dönemlere bakıldığında, ülkemizde ortalama enflasyon oranının arttığı,
buna karşın, bir yandan büyüme hızı yavaşlarken, diğer yandan da üretimin ve
istihdam düzeyinin daha da istikrarsızlaştığı net bir şekilde görülmektedir.
Bu gerçeğe karşın, daha gevşek bir para
politikasının veya biraz enflasyonun istihdam sorununu çözeceği, büyümeyi
artıracağı gibi yanılgılara rastlanabilmektedir. Bu yanılgı, Merkez Bankası
Yasası’nın 4. Maddesinde düzenlenen temel görev ve yetkiler çerçevesinde, kriz
sonrasının durgunluk ortamında Merkez Bankası’nın Hükümetin büyüme ve istihdam
politikalarını pekala destekleyebileceği ve böylece durgunluğun kısa sürede
atlatılabileceği düşüncesine dayanmaktadır. Oysa aynı Yasa’nın aynı Maddesinde,
Merkez Bankası’nın temel amacının fiyat istikrarı olduğu, fiyat istikrarı amacı
ile çelişmemek kaydıyla Hükümetin büyüme ve istihdam politikalarını
destekleyebileceği açıkça belirtilmektedir. Daha açık bir ifade ile, onca
krizden sonra Ülke’ye lazım olan krizsiz sürdürülebilir büyümedir ve bu da ancak fiyat istikrarının sağlanması
ile mümkün olabilecektir. Ülkemizin 30 yıldır gördüğü sayısız kriz, görmediği
ise ancak enflasyonun tek haneli seviyelere inmesi ile mümkün olan,
sürdürülebilir büyüme ve sürdürülebilir istihdam artışıdır.
4. Ekonomik olduğu kadar, sosyal ve
ahlaki bir sorun olan enflasyonun, sık sık gündeme getirdiğimiz
ve “fiyat istikrarı” başlığı altında kamuoyuna açıkladığımız sakıncalarının,
toplumun tüm kesimlerince net bir şekilde anlaşılması, enflasyonla mücadeleyi
kolaylaştıracak bir unsur olacaktır.(Bkz: "FİYAT İSTİKRARI" KONULU KONUSMA, SBF KONFERANSI, (Ankara,
28 Kasım 2002)) .
5. Ülkemizde 30 yıla yakın süredir en
temel sorunların başında yer alan enflasyonu düşürmek amacı ile pek çok
istikrar programı uygulanmıştır. Bu programların bazılarında enflasyonda önemli
düşüşler sağlansa da, siyasal istikrarsızlık, yapısal reformların
gerçekleştirilememesi ve kısa vadeye odaklı politikalar nedeniyle kamu maliyesi
disiplininin sürdürülememesi, sağlanan başarıları geçici kılmıştır.
6. Enflasyonla mücadelede kalıcı
başarıların sağlanamaması, ekonomik birimlerde, yeni uygulanacak istikrar
programlarının daha başlangıcında “bu defa neden farklı olsun” düşüncesini
yaratmış, bu güven erozyonu programlara yeterli toplumsal desteğin verilmesi önünde
engel teşkil etmeye başlamıştır. Her yeni istikrar programının başarısı daha
başlangıçta yeterli inandırıcılığa sahip olamamış, konulan iddialı hedefler
toplumun bir çok kesimince inandırıcı bulunmamıştır.
B- 2002 YILI PARA POLİTİKASI UYGULAMALARININ DEĞERLENDİRİLMESİ
7. Son 30 yıllık
sürede uygulanan istikrar
programlarından sonuncusu 2002 yılında uygulanmaya başlanan ve 3 yıllık sürede
enflasyonu yüzde 12 düzeyine, daha sonra da tek haneli düzeylere indirmeyi
amaçlayan ekonomik istikrar programıdır. Ancak, 2002 yılında başlayan istikrar
programının öncekilerden çok önemli farkları vardır. Bunlar kısaca, istikrarın
sağlanması için gerek koşul olan, başta Merkez Bankası bağımsızlığını güvence
altına alan Merkez Bankası Yasası değişikliği ve sağlıklı bir bankacılık
sistemi için alınan radikal tedbirler olmak üzere temel yapısal reformların hız
kazanarak 2001 ve 2002 yılında önemli ölçüde gerçekleştirilmesi, kamu maliyesi
disiplininin sürdürülmesine yönelik ciddi tedbirlerin alınmasıdır.
8. 2002 yılı programında, piyasalarca o günün
şartlarına göre oldukça iddialı olduğu düşünülen hedefler konulmuş, enflasyon
hedefi yüzde 35, faiz dışı bütçe fazlası hedefi Gayri Safi Milli Hasıla
(GSMH)’nın yüzde 6,5’i olarak belirlenmiş, GSMH büyüme oranı ise yüzde 3 olarak
öngörülmüştür.
9. Kamuoyuna 2 Ocak 2002 tarihinde duyurulan, 2002
yılı para ve kur politikası tasarlanırken, bütçe disiplininden ödün
verilmeyeceği, başta bankacılık reformu olmak üzere, uzun dönemde
sürdürülebilir bir ekonominin alt yapısını oluşturmayı amaçlayan ve 2001
yılında başlatılan iktisadi reformların kesintisiz sürdürüleceği, bu önlemlerin
borç stokunun sürdürülebilirliği ile ilgili endişelerin ortadan kalkacağı bir
ortam oluşturacağı varsayımları ile yola çıkılmıştır.
10. 2002 yılı para politikasında “örtük enflasyon
hedeflemesi” olarak adlandırılan gelecek dönem enflasyonuna odaklanan bir para
politikası stratejisinin uygulanması planlanmıştır. Bu stratejide, para tabanı
için dönemler itibariyle, enflasyon hedefi ile tutarlı hedefler konulmuş, ancak
para politikası kararlarında para tabanı gelişmelerinden ziyade, asıl olarak
gelecek dönem enflasyonuna ilişkin gelişmelerin belirleyici olması
öngörülmüştür. Bu ikili strateji ile, enflasyondaki düşüş sürecinde ve para
ikamesi olgusu nedeniyle, para talebinin tahminindeki zorlukların ve son
yıllarda parasal büyüklükler ile enflasyon arasındaki ilişkide görülen
zayıflamanın yaratacağı sorunların giderilmesi, ve dolayısı ile örtük enflasyon
hedeflemesinin para tabanı yanında güçlü bir çapa işlevi görmesi
amaçlanmıştır. Bu çerçevede, dalgalı
kur rejimi uygulaması altında asıl politika aracı olan kısa vadeli faiz
oranlarının sadece ve sadece fiyat istikrarı temel hedefi doğrultusunda aktif
olarak kullanılacağı belirtilmiştir.
11. 2002 yılında, kurların iktisadi temellerle uyumlu
oluştuğu dalgalı kur rejiminin tamamen yerleşmesi öngörülmüş, bu çerçevede, yıl
başında, Merkez Bankası’nın sadece kurlardaki aşırı dalgalanmaların önlenmesi
amacıyla kurların seviyesine yönelik olmayan
sınırlı müdahalelerde bulunacağı, bunun yanısıra döviz rezervlerini
artırmak için şeffaf döviz alım ihaleleri yapacağı açıklanmıştır.
12. 2002 yılı başında toplumun önemli bir kesimi,
önceki istikrar programlarında olduğu gibi yüzde 35’lik
enflasyon hedefini ve yüzde 3’lük büyüme öngörüsünü gerçekleştirilemez olarak
görmüştür. Yıl başında 2002 yılı sonuna
ilişkin enflasyon bekleyişi yüzde 48,3 ile hedefin yaklaşık 13 puan gibi
yüksek bir oranda üzerinde iken, büyümeye ilişkin bekleyiş yüzde 2,7 ile yüzde
3’lük program öngörüsünün 0,3 puan altında idi.
13. Ancak, özellikle
2001 yılı Haziran ayından itibaren kurların aşırı yükselmesi ile birlikte
oluşan köpük, 2002 yılında da mali disiplinden ödün verilmeyeceği yolunda
hükümetin verdiği güvenceye dayanarak, uluslararası
kuruluşlardan sağlanan güçlü destek ile iddialı ve tutarlı bir ekonomik
programın uygulanacağına yönelik bekleyişlerin oluşmaya başlaması sonucu
patlamış, kurlar Nisan ayına kadar nominal ve reel olarak gerileme
göstermiştir. Sıkı maliye ve para politikalarının tutarlı bir şekilde
uygulanması ile yapısal reformların kesintisiz devamı, toplumun bir çok kesiminde programa olan
güvenin artmasını sağlamıştır. İç talep yetersizliği ve kurlardaki gerilemenin,
programa olan güvenin artması ile desteklenmesi sonucu enflasyon eğilimi düşük
seviyelere gerilemiştir. Haziran ayı başında,
bir anlamda merkez bankası kredibilitesinin ölçüsü olan yıl sonu
enflasyon bekleyişi ile yıl sonu
enflasyon hedefi arasındaki fark yıl başındaki 13 puan düzeyinden (eksi)
– 0,6 puan düzeyine düşmüştür. Bu uzun yıllardan beri ilk defa
gerçekleşmektedir.
14. Bu süreçte,
enflasyonda ve enflasyonist bekleyişlerde görülen iyileşmeye paralel olarak
belirgin bir ters para ikamesi süreci başlamış, diğer bir deyişle, yurtiçi yerleşikler
döviz cinsi varlıklarını bozdurarak Türk lirası cinsi yatırım araçlarına
yönelmişlerdir. Bu nedenle, Merkez Bankası Nisan ayından itibaren döviz alım
ihaleleri ile döviz rezervi biriktirmeye başlamıştır. Diğer yandan,
bekleyişlerdeki iyileşmeye paralel olarak,
beklenen reel faizler yüzde 15 düzeyine gerilemiştir.
15. Mayıs ayından itibaren ise, piyasalarda siyasi
belirsizlik algılamasının oluşması ve program kazanımlarının kaybedilebileceği
korkusu sonucu kurlar ve faizler belirgin şekilde yükseliş eğilimine girmiş,
kurlardaki yükseliş enflasyon eğilimini geçici olarak artırmıştır. Bu süreçte,
Merkez Bankası bir kaç defa, yaşanan tedirginliğin abartılı olduğunu, yapısal
reformların önemli ölçüde gerçekleştirilmesi nedeniyle, seçimlerin muhtemel
olumsuz etkisinin ülke ekonomisinde önemli bir tahribat yaratmayacağını, daha
önceki yıllarda görülen ölçülerde seçim ekonomisinin uygulanmasının mümkün
olmadığını, başarısı açık biçimde görülen mevcut ekonomik programın gelecek
dönemde de temel ilkelerinden sapmadan devam ettirilmesinin büyük olasılık
olduğunu ifade etmiştir.
16. Merkez Bankası, 2002 yılında asıl para politikası aracı olan kısa vadeli
faiz oranlarını sadece ve sadece fiyat istikrarı temel amacı çerçevesinde
belirlemiş, yıl başında açıkladığı ilkeler çerçevesinde, gelecek dönem
enflasyonuna odaklı bir politika izlemiştir. Enflasyondaki olumlu gelişmelere
paralel olarak 2002 yılı içinde, kısa vadeli faiz oranları 6 kez indirilerek,
gecelik borçlama faiz oranı yüzde 59’dan yüzde 44’e, 1 haftalık borçlanma faiz
oranı ise yüzde 62’den yüzde 44’e düşürülmüştür.
17. Ağustos ayından itibaren kurlar
istikrar kazanmış, seçimler sonrasında yeni hükümetin istikrar programını devam
ettireceği beklentisiyle oluşan güven ortamı ve özellikle yerli ve yabancı
yatırımcıların Avrupa Birliği üyelik sürecindeki gelişmeleri olumlu
karşılamaları ile birlikte Türk lirası Aralık ayı başlarına kadar değer
kazanmış, genel gidişata ilişkin bekleyişlerde Eylül ayından itibaren belirgin
bir iyileşme gözlemlenmiştir.
18. Ancak, 2002 yılında hedeflenen faiz dışı fazla
düzeyine ulaşılamayacağının anlaşılması, bu sonucu doğuran nedenlerin “bir
defalık olmayanlarının” ortadan kaldırılması için gerekli somut adımların
atılması gerektiği beklentilerini de oluşturmaya başlamıştır. Ek olarak, son
haftalarda yapısal reformların ve kamu maliyesi disiplininin kalıcılığı
konusunda tedirginlik yaratan bazı adımlar, her ne kadar bu adımların
atılmasından vazgeçilmiş olsa da bekleyişleri olumsuz yönde etkilemiştir. Bu nedenlerin yanısıra, muhtemel bir dış şok
olarak Irak sorunu da reel faizlerin yükselmesine neden olmuştur.
19. Burada unutulmaması gereken nokta şudur: Borç
stokunun yüksek düzeyde olduğu ülkelerde, borcun çevirilebilirliği çerçevesinde
oluşan bekleyişler, bu ekonomilerin temel dinamiklerini belirlemektedir.
İktisadi temellerin, mali ve parasal önlemlerle sağlamlaştırılması, gevşek
politikalara yol açan iktisadi yapının kökten değiştirilmesi şüphesiz, bu
bekleyişleri olumlu yönde etkileyecektir. Ancak, bunlar yeterli değildir.
Bekleyişlerin oluşturulmasına yardımcı olmak için, uygulanan program ve
alınacak ek önlemler konusunda doğru ve net sinyaller vermek de önemlidir.
20. 2002 yılında yaşanan siyasi belirsizlik algılama
sürecine ve seçim ortamına karşın, enflasyon yüzde 35’lik hedefin yaklaşık 4
puan altında kalarak yüzde 31 civarında, büyümenin ise yüzde 3’lük öngörünün
iki katından fazlasına çıkarak yüzde 6.5 düzeylerinde gerçekleşeceği tahmin
edilmektedir. Merkez Bankası esasen 2002 yılbaşında yaptığı duyuruda büyümenin
muhtemel kaynaklarını açıklamış ve gerçekleşmeler de bu yönde olmuştur.
(Bkz: "2002 YILI BÜYÜME PERFORMANSI; ETKİLEYEN UNSURLAR VE İLERİYE
YÖNELİK BEKLENTİLER, FİYAT İSTİKRARI VE BÜYÜME" KONULU KONUŞMA, ODTÜ
KONFERANSI, (Ankara, 13 Eylül 2002) /(PDF)) Kuşkusuz ekonomideki bu çok olumlu gelişmeler; yapısal reformlar, yılın
ikinci yarısında bir miktar aksamasına rağmen sıkı maliye politikaları ve
Merkez Bankası’nın sadece enflasyon odaklı para politikası sayesinde olmuştur.
Son iki yıllık süreçteki enflasyon gelişmeleri incelendiğinde, Şubat 2001 krizi
sonrasındaki parasal genişlemenin yaratabileceği hiperenflasyon tehlikesinin
atlatılarak yüzde 70’lerden belli kesimlerin direncine rağmen, son yirmi
yıldaki en düşük seviye olan yüzde 30’lar seviyesine düşürülmesi büyük bir
başarıdır. Ancak, hala enflasyon seviyesi en yüksek ülkelerden biri olduğumuz
da bir gerçektir.
21. Diğer yandan, 2002 yılı para programında
belirlenen parasal hedefler, yıl içindeki dönemlerde ve yıl sonu itibariyle tutturulmuştur.
Para programında, nominal çapa olarak kullanılan para tabanı, Aralık ayı son 5
işgünü ortalaması 10.720 trilyon Türk lirası olarak gerçekleşerek, 10.850
trilyon Türk liralık hedefin altında kalmıştır.
C- 2003 YILI PARA POLİTİKASI STRATEJİSİ
22. Merkez Bankası Yasası’na göre
enflasyon hedefi Hükümet ve Merkez Bankası tarafından ortaklaşa
belirlenmektedir. 2003 yılı enflasyon hedefi, 17 Aralık 2002 tarihli Devlet Bakanlığı ve Merkez Bankası ortak basın duyurusunda açıklandığı üzere, yüzde
20 olarak belirlenmiş, büyüme öngörüsü ise yüzde 5 olarak açıklanmıştır. Kamu maliyesindeki sapmanın düzeltilmesi ve
disiplinin korunması, ayrıca yapısal reformlara devam edilerek mevcut programın
temel ilkelerine uyulması halinde, ekonomideki olumlu gidişin, Irak sorunu gibi
dışsal şok risklerine karşın, 2003 yılında da
devam etmesi, bu çerçevede, 2003 yılı için Hükümetle birlikte belirlenen
yüzde 20’lik enflasyon hedefinin ve yüzde 5’lik büyüme öngörüsünün gerçekleştirilmesi
mümkündür.
23. Merkez Bankası para politikası 2002 yılında olduğu gibi, 2003 yılında
da Yasasında belirtilen fiyat istikrarı temel amacı çerçevesinde oluşturulacak,
temel para politikası aracı olan kısa vadeli faiz oranları sadece ve sadece
enflasyon hedefine ulaşmak amacıyla etkin olarak kullanılacaktır. Enflasyon
hedeflemesine geçilene kadar, başarısı 2002 yılında açıkça görülen, “örtük
enflasyon hedeflemesi” stratejisine devam edilecek, kısa dönemli faiz oranları
gelecek dönem enflasyonuna odaklı olarak belirlenecektir. Para tabanı yine ek
bir çapa işlevi görecektir. Ancak, tek başına para politikası yoluyla
enflasyonla mücadele etmek mümkün değildir. Kamu maliyesi disiplini
sağlanmadan, bekleyişleri doğrudan etkileyen reform süreci kesintisiz
uygulanmadan, enflasyonla mücadele edilemez. Bu açıdan, mali disiplin ve
reformların aksatılmadan sürdürülmesi, 2003 yılındaki enflasyonla mücadelenin
başarısında belirleyici faktörler olacaktır. Nihai hedefin tek haneli enflasyon olduğu, bu amaca ancak
rehavete kapılmadan ve uzun soluklu bir mücadele ile ulaşılacağı akıldan hiç
bir şekilde çıkarılmamalıdır.
24. Merkez Bankası, doğrudan enflasyon
hedeflemesi rejimine geçiş için teknik alt yapısını tamamlamıştır. Söz konusu
alt yapı çerçevesinde, kısa ve orta dönem enflasyon tahmin modelleri
oluşturulmuş, ekonomik birimlerin enflasyon ve genel ekonomik gidişata dair
beklentilerinin ölçüldüğü anketler geliştirilmiş, enflasyon gelişmelerinin
detaylı bir şekilde incelendiği çalışmalar yapılmış ve bunlar kamuoyuna
sunulmuştur. Bunun yanında, Merkez Bankası, Yasasında yapılan değişikliklerle
görev ve sorumlulukları bakımından doğrudan enflasyon hedeflemesine kurumsal
olarak hazırdır. Ancak, enflasyon hedeflemesi rejiminin başarılı olabilmesi,
Merkez Bankası tarafından yapılan hazırlıklara ilave olarak öngörülebilir bir
maliye politikasını da gerektirmektedir. Bu çerçevede, 2003 yılı maliye ve
gelirler politikası hedeflerinin kesinleştirilmesinin yanında dışsal
faktörlerin etkileri de değerlendirilerek doğrudan enflasyon hedeflemesi
uygulamasına geçiş zamanı açıklanacaktır.
25. Fiyat istikrarı açısından, 2003
yılı için doğru politikaların sağlayacağı olumlu gelişmelerin yanında önemli
riskler de mevcuttur. Olumlu gelişmelerin başında seçimler sonucunda istikrarlı
bir hükümet yapısının ortaya çıkması, pozitif büyümeye geçilmiş olması, Merkez
Bankası’nın enflasyona odaklanmasını sağlayan dalgalı kur rejiminin henüz arzu
edilen düzeyde olmasa da önemli ölçüde
oturmuş olması ve enflasyon
bekleyişlerinin 2002 yılı başına göre önemli ölçüde kırılması gelmektedir.
Nitekim, 2002 yılı başında yıl sonu enflasyon bekleyişleri ile hedeflenen
enflasyon oranı arasında 13 puanlık fark varken, 2003 yılı başında fark 5 puanın altına inmiş bulunmaktadır. Bu
uygulanan programa güvenin arttığını göstermektedir.
26. Riskleri ise dışsal şoklar ile uygulanan
politikalar ve ekonomideki gelişmelerden kaynaklanacak riskler olarak iki gruba
ayırmak mümkündür. En belirgin dışsal şok olasılığı Irak ile ilgili
gelişmelerdir. Irak operasyonunun kurlar ve petrol fiyatları üzerinde en
azından bir süre baskı yaratacağı, Türk
ekonomisi üzerinde olumsuz etkileri olacağı açıktır. Böyle bir operasyonunun
ekonominin geneline ve enflasyona yönelik olumsuz etkilerinin en aza inmesini
sağlayacak en önemli unsur ise yapısal reformların hızlandırılarak sürdürülmesi
ve kamu maliyesi disiplininin yeniden tesis edileceği ve devam ettirileceğine
ilişkin piyasaların ve kamuoyunun ikna edilmesi olacaktır. İçeriden
kaynaklanabilecek diğer riskleri ise, iç talep artışının yaratabileceği enflasyonist
baskı, geçmişe endeksli fiyatlama davranışının kırılamaması, mali disiplinin
sağlanamaması, başta bankacılık reformu olmak üzere reform sürecinde
aksamaların ortaya çıkması ve enflasyonist bekleyişlerin iyi yönetilememesi
olarak saymak mümkündür.
27. Diğer bir deyişle, büyük ölçüde kontrol
edebileceğimiz ekonomideki gelişmelerden kaynaklanabilecek riskler ile
kontrolümüzün az olabileceği, ya da olmayabileceği Irak gibi dışsal şok risklerini birbirinden net bir biçimde
ayırmak gereği vardır: Unutulmamalıdır ki, Irak riski olmasa
bile 11 Eylül olayı veya doğal felaketler gibi olumsuz dışsal şoklarla
karşılaşmak her zaman mümkündür. Bu nedenlerle, ekonominin
dışsal şoklara karşı kırılganlığını azaltmak için ekonomik istikrar
çabalarından hiç bir şekilde vaz geçmemek gerekir.
28. 2002 yılında yüzde 6,5
civarında olacağı beklenen büyüme asıl olarak, Avrupa ekonomisinde beklenen
düzelmenin gecikmesine rağmen yüksek ihracat performansı ve olumlu talep
bekleyişleri nedeniyle stokların tekrar normal düzeylere yükseltilmesinden
kaynaklanmış, tüketim ve yatırım harcamaları artışı sınırlı kalmıştır. Yüzde 5
olması öngörülen 2003 yılı büyümesinin ise devam edeceği düşünülen ihracat
artışının yanında, asıl olarak yatırım ve tüketim harcamaları artışından
kaynaklanması beklenmektedir. Bu çerçevede, oluşan güven ortamına paralel
olarak, 2003 yılında iç talebin önemli ölçüde canlanacağı öngörülmektedir. Bu
noktada, kamu sektörünün fiyatlama ile maaş ve ücret politikaları kadar, özel
sektörün fiyatlama ve gelirler politikaları da önem kazanacaktır. Piyasalarda,
kamu fiyatları ile özellikle kamu maaş ve ücret artışları, kamunun enflasyonla
mücadelede ne kadar samimi olduğunun bir göstergesi olarak alınmakta,
bekleyişleri doğrudan etkilemektedir. Diğer yandan, özel kesimin iç talepteki
canlanmayı kar marjını artırma fırsatı
olarak görmemesinin hem enflasyonla mücadele açısından, hem de
enflasyonla mücadelenin maliyetlerinin en aza indirilmesi açısından ne kadar
önemli olduğu daha önceki Merkez Bankası basın duyurularında belirtilmiştir.
Bir defa daha belirtmek gerekirse, Merkez Bankası’nın faiz oranlarını sadece ve
sadece fiyat istikrarı temel amacı ve enflasyon hedefi çerçevesinde belirlediği
dikkate alındığında, faiz oranlarındaki düşüşler ancak enflasyon oranlarının hedefler
çerçevesinde gelişmesi ile mümkün olacaktır. Dolayısıyla, canlanacak iç talebin
sürekliliği ancak özel sektörün fiyatlama ve gelirler, diğer bir deyişle maaş
ve ücret politikalarını hedeflenen enflasyon çerçevesinde belirlemeleri ile
mümkün olabilecektir. Bu nedenle, kamu kesiminde yaşanan yeniden yapılanma
sürecinin özel kesim tarafından da sürdürülerek, karlılığın, verimlilik
artışına dayandırılması gerekmektedir. Bu çerçevede, daha önce bahsedilen enflasyonun ekonomik, sosyal ve
ahlaki zararları dikkate alınarak enflasyonla mücadeleye karşı çıkılmaması,
mücadelenin seyredilmemesi fakat mücadeleye katkıda bulunulması, toplumun tüm
kesimlerinin çıkarına olan bir davranış şekli olacaktır.
29. Enflasyonla mücadelede,
enflasyonist bekleyişlerin iyi yönlendirilmesi de başarıda belirleyici olan bir
faktördür. Enflasyonist bekleyişler, uygulanan programdan ve başta bankacılık
reformu olmak üzere yapısal reform sürecinden sapma niyeti olunmasa da, böyle
bir izlenim verecek oluşumlardan çok olumsuz etkilenebilmektedir. Bu nedenle,
programın uygulanmasından sorumlu tüm ekonomik birimlerin uygulanan programa
sıkı sıkıya bağlı kalması, sorumluluklarını eşgüdüm içinde yerine getirmesi ve
kamuoyunun temel doğrultudan hiç bir şekilde sapma olmayacağına ikna edilmesi
önem kazanmaktadır. Bu noktada, uygulanan ekonomik programın temel taşlarından olan faiz dışı fazla önem
kazanmaktadır. Ekonomik programla tutarlı faiz dışı fazla hedefine uyum, borç
stokunun çevirilebilirliği sorununu azaltmakta, bu da risk primini düşürmektedir.
Risk priminin düşmesi, reel faizlerin de düşmesini sağlayarak borçların
çevirilebilirliğini kolaylaştıran bir süreci mümkün kılmaktadır. Borçların
çevirilebilirliği sorununun azalması ekonomide bekleyişlerin ve güvenin
iyileşmesini sağlayarak hem ekonomik canlanmayı, hem de enflasyonla mücadeleyi
kolaylaştırmaktadır. Bu çerçevede, yüksek borç stoku nedeniyle, borçların
çevirilebilirliğinin sorun olduğu ülkelerde, yüksek faiz dışı fazla büyüme
önünde engel değil, çoğu zaman destekleyici bir faktör olmaktadır. Dolayısıyla,
iç borç stokunun çevirilebilirliğinin en önemli sorunlardan olduğu
ülkemizde, gelir dağılımını düzeltme ya
da büyümeyi hızlandırma amaçlı gevşek maliye politikaları, amaçlanan hedeflerin
tam tersi sonuçlar verecek, artan faizler nedeniyle hem gelir dağılımı
bozulacak, hem de ekonomi büyüyemeyecektir.
30. Merkez Bankası’nın Şubat 2001
krizi sonrası kamu bankaları ve Tasarruf
Mevduatı Sigorta Fonu bünyesindeki bankaların kısa vadeli likidite
ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla söz konusu bankalardan satın aldığı Devlet
İç Borçlanma Senetleri karşılığında piyasada önemli miktarda fazla likidite
oluşmuştur. Piyasadaki fazla likidite 2002 yılı boyunca devam etmiş ve 2002
yılı sonu itibariyle 9,7 katrilyon Türk lirası düzeyinde gerçekleşmiştir.
Piyasadaki fazla likiditenin 2003 yılında da devam edeceği, dolayısıyla,
herhangi bir likidite sıkışıklığının oluşmayacağı öngörülmektedir.
31. Merkez
Bankası, finansal piyasalardaki istikrarı, fiyat istikrarına ilişkin
politikaların etkin yürütülebilmesi için gerekli destekleyici amaç olarak
görmektedir. Bu nedenle, yasal görevi fiyat istikrarını sağlamak olan Merkez
Bankası, şimdiye kadar olduğu gibi, destekleyici amaç olan finansal istikrarı,
fiyat istikrarı temel amacı ile çelişmeyecek şekilde, diğer sorumlu kurumlar
ile birlikte gözetmeye devam edecektir. Nitekim Merkez Bankası’nın 2001 ve 2002
yılı likidite yönetimi politikaları fiyat istikrarı amacı ile çelişmemek
kaydıyla finansal istikrarı da gözetecek şekilde düzenlenmiştir.
32. 2002 yılında, enflasyon hedeflemesi stratejisine
hazırlık olarak ve modern merkez bankacılığı uygulamaları çerçevesinde, para
politikası operasyonel yapısında önemli değişiklikler gerçekleştirilmiştir.
2003 yılında, para politikası operasyonel yapısında önemli bir değişikliğe
gidilmeyecektir. Piyasadaki fazla likidite, Bankalararası Para Piyasası
(BPP)’ndaki Türk lirası depo işlemleri ve açık piyasa işlemleri çerçevesinde
İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB) Repo-Ters Repo Pazarı’nda
gerçekleştirilen ters repo işlemleri ile çekilmeye devam edilecektir. Bu
çerçevede, Merkez Bankası’nın likidite yönetimine ilişkin olarak yürürlükte
olan piyasa düzenlemelerinin bir kere daha hatırlatılmasında yarar
görülmektedir:
a) Mart 2002’de başlayan, Merkez Bankası’nın BPP ve DEP’larında aracılık
işlevlerine son verilmesi uygulaması 2 Aralık 2002 tarihinde
sonuçlandırılmıştır. Ancak, bu uygulama, bankaların söz konusu piyasalar
kanalıyla ulaşma imkanı buldukları Türk lirası ve döviz likiditesi miktarında
herhangi bir kısıtlamaya yol açmamakta, aşağıda yer alan düzenlemeler ile
sistemin ihtiyaç duyacağı Türk lirası ve döviz likiditesinin sağlanmasına devam
edilmektedir.
b) Bankalar, BPP’nda 10:00-16:00 saatleri arasında, mevcut
limitleri dahilinde Merkez Bankası kotasyonlarından işlem yapmaya devam
etmektedirler. Ayrıca, bankacılık sisteminde gün içinde oluşan geçici likidite
ihtiyacının karşılanabilmesi amacıyla, 09:00-15:00 saatleri arasında bankalara
mevcut limitleri dahilinde, gün sonunda ödenmek üzere sağlanan Gün İçi Limit
(GİL) uygulaması da devam etmektedir.
c) Merkez
Bankası’nın, BPP’nda 16:00-16:30 saatleri arasında “Borç Veren Son Mercii”
fonksiyonu çerçevesindeki “Geç Likidite Penceresi (LON)” uygulaması devam
etmektedir. Bankalar geç likidite penceresinden limitsiz olarak, ancak,
teminatları karşılığında Merkez Bankası borç verme kotasyonundan borç
alabilmekte veya Merkez Bankası borç alma kotasyonundan borç
verebilmektedirler.
d) Bilindiği üzere, piyasa yapıcısı bankalara açık piyasa
işlemleri çerçevesinde, 22 Temmuz 2002 tarihinden itibaren Hazine
Müsteşarlığı’nın ihraçlarından aldıkları/alacakları ve itfa edilmemiş
DİBS’lerin ihraç değerlerinin yüzde 10’u ile sınırlı likidite imkanı
tanınmıştır. Piyasa yapıcısı bankalara açık piyasa işlemleri çerçevesinde
sağlanan bu likidite imkanı uygulaması devam etmektedir. Piyasa yapıcısı
bankalara sağlanacak likidite imkanı çerçevesindeki repo işlemlerinin faiz oranlarının
Merkez Bankası borçlanma ve borç verme faiz oranlarının ortalamasını geçmeyecek
olması, kısa vadeli faiz oranlarının dalgalanmasının önüne geçecek en önemli
faktörlerden biri olacaktır.
e) Yukarıda da belirtildiği üzere, uzun süre piyasaların artı
Türk lirası rezervi ile açılması beklenmekle birlikte, önümüzdeki dönemde,
piyasa gelişmeleri çerçevesinde Türk lirası likidite ihtiyacının ortaya çıkması
halinde, gerekli likidite, gün içi repo ihalelerine başlamak suretiyle
sağlanacaktır. Gün içi repo ihaleleri, yine gün içindeki gecelik faiz
oranlarının aşırı yükselmesinin (Merkez Bankası borç verme faiz oranlarına
çıkmasının) önüne geçilmesine yönelik olarak aktif olarak kullanılacaktır.
f) BPP düzenlemeleri paralelinde, Merkez Bankası’nın Döviz
ve Efektif Piyasaları (DEP) bünyesindeki Döviz Depo Piyasası’ndaki aracılık
işlemleri de sona ermiştir. Ancak, kamu bankalarının 2001 yılı içinde, TMSF
bünyesindeki bankalardan devraldıkları depolarla sınırlı olmak üzere aracılık
işlemlerine devam edilmektedir.
g) Bankalar, DEP Döviz Depo Piyasası çalışma saatleri
içinde, kendilerine tanınan borçlanma limitleri çerçevesinde Merkez
Bankası’ndan döviz deposu alabilmektedirler.
33. Yukarıdaki
düzenlemeler dikkate alındığında, normal likidite yönetiminin yanında, Irak
operasyonu gibi herhangi bir olası dışsal şok karşısında, piyasaların sağlıklı
çalışmasını tehlikeye sokacak bir likidite sıkışıklığının yaşanmasını ve kısa
vadeli TL faiz oranlarının aşırı dalgalanmasını önleyecek yeterince enstrümanın
oluşturulduğu görülmektedir. Ayrıca,
uygulanmakta olan para politikasının genel çerçevesi ve dalgalı kur rejimi,
Şubat 2001 öncesindeki önceden ilan edilen kur rejimi ve onun ayrılmaz parçası
Net İç Varlıklar kısıtının bulunduğu para kurulu benzeri para politikasının aksine
Merkez Bankası’na “Borç Veren Son Mercii” fonksiyonunu aktif bir şekilde yerine
getirme imkanı tanımaktadır. Bu
çerçevede, olası bir dışsal şok durumunda, Merkez Bankası piyasaların etkin
çalışmasını sağlamaya ve kısa vadeli faiz oranlarındaki aşırı dalgalanmaları
önlemeye yönelik gereken tedbirleri
süratle alabilecektir. Nitekim, 11
Eylül 2001’de yaşanan gelişmeler sonrasında, faizlerin aşırı dalgalanmasının
önlenmesine ve ödeme sisteminin sağlıklı çalışmasına yönelik alınan önlemler
etkinliğini açıkça göstermiştir.
34. Dalgalı kur rejimine 2003 yılında da devam edilecek, kurlar piyasa
koşullarına göre oluşacaktır. Merkez Bankası hiç bir şekilde kurların düzeyini
ya da yönünü belirleme amaçlı döviz alım ya da satım işlemi yapmayacaktır. Merkez Bankası, şimdiye kadar olduğu gibi,
sınırlı kalmak kaydıyla, kurlarda aşırı dalgalanma görüldüğünde alış ya da
satış yönünde müdahalelerde bulunabilecektir. Öte yandan dalgalı kur rejiminde
mümkün olduğu kadar az Merkez Bankası müdahalesi ile kur istikrarı, Merkez
Bankası’nın evvelden beri muhtelif vesilelerle belirttiği gibi, 2003 yılında
geçilecek enflasyon hedeflemesi rejimi için son derece önemlidir. Dalgalı kur
rejiminde kurlar 2001 Şubat öncesi uygulanan sabit/öngörülebilir kur rejiminin
aksine ekonominin temellerindeki değişimlere paralel olarak ve uygulanan
ekonomi politikasının bir sonucu olarak piyasada oluşmaktadır. Dolayısı ile kur
istikrarı ekonominin temellerindeki düzelme ve istikrar programının
kararlılıkla uygulanması ile sağlanacaktır.
35. Ters para ikamesi ve güçlü ödemeler
dengesi gelişmeleri sonucu piyasada döviz arz fazlası oluşması halinde, dalgalı
kur rejimi ile çelişmeyecek, döviz kurunun uzun dönemli eğilimini ve doğal
denge değerini bozmayacak şekilde döviz rezervlerini artırmaya yönelik olarak
ihale yöntemiyle döviz alımları gerçekleştirilebilecektir.
36. Bu noktada, dalgalı kur rejiminde açık ya da fazla
pozisyon taşıma risklerini bir defa daha vurgulamakta fayda bulunmaktadır. Dalgalı kur rejiminde, kurlar 34. paragrafta
belirtilen nedenlerin yanısıra, dışsal şoklar ya da bekleyişleri önemli ölçüde
ve süratle değiştirebilecek ekonomik ya da siyasi gelişmeler sonucu önemli
ölçüde ve ani yükselişler ya da düşüşler gösterebilmektedir. Bu çerçevede,
döviz açık ya da fazlası taşıyan finans kesimi kuruluşları ve reel kesim
şirketleri önemli risklerle karşı karşıya kalabilmektedirler. Bu tür
pozisyonlar, ayrıca, yukarıda belirtilen nedenlerle kurlarda meydana
gelebilecek dalgalanmaların şiddetini artırıcı bir rol oynamaktadır.
37. Diğer yandan, dalgalı kur rejimine geçişin ve
enflasyonla mücadelenin başarısı sonucu, kurların fiyatları etkileme hızı ve
gücünde azalma görülmekle birlikte, ülkemizde kurlar hala fiyatları belirleyen
değişkenlerin en önemlileri arasında yer almaktadır. Bu nedenle, kurlardaki
dalgalanmayı artıracak açık ya da fazla pozisyon taşıma eğilimi bu pozisyonları
taşıyanlar için yarattığı riskin yanında, fiyat istikrarına yönelik
politikaları da olumsuz etkileyebilmektedir.
38. Vadeli işlemler piyasalarının gelişmesi, kurlardaki
dalgalanmaları ve bu dalgalanmaların yaratacağı riskleri azaltacak bir işlev
görmektedir. Bu çerçevede Merkez Bankası’nın da desteğiyle Ağustos 2001 ayı
içinde İMKB bünyesinde vadeli döviz
kontratlarının işlem gördüğü bir vadeli işlemler piyasası açılmıştır. Ayrıca, Merkez Bankası’nın da katkısıyla,
Türkiye Bankalar Birliği tarafından kredi ve vadeli döviz kurları da dahil
diğer mali araçların fiyatlamasında önemli rol oynayacağı düşünülen Türk lirası
referans faiz oranının (TRLIBOR) belirlenmesine ilişkin çalışmalar tamamlanmış
olup, 1 Ağustos 2002 tarihinden itibaren Türk lirası referans faiz oranları
ilan edilmeye başlanmıştır. Vadeli döviz işlemleri piyasasının gelişmesine
engel teşkil eden gerekli vergi ve alt yapı düzenlemeleri yapılmasına karşın,
bu piyasa etkin olarak çalışır hale getirilememiştir. Finansal kuruluşların
yanında, kurlardaki dalgalanmalardan olumsuz etkilenen firmaların da vadeli
döviz işlemlerine ilişkin eğitim faaliyetleri yürütmesi ve finansal
kuruluşlarla yakın işbirliğinde bulunması önem arzetmektedir.
Kamuoyunun
bilgisine sunulur.