Sayı:2003-31
4 Haziran 2003
MERKEZ BANKASI FAİZ ORANLARININ DÜŞÜRÜLMESİNE İLİŞKİN BASIN DUYURUSU
1. Yasası gereği Merkez Bankası’nın temel amacı
fiyat istikrarını sağlamaktır. Bu çerçevede Merkez Bankası’nın birinci
önceliği, Hükümet ile birlikte saptanan enflasyon hedefine ulaşmaktır. Merkez
Bankası temel politika aracı olan kısa vadeli faiz oranı hakkındaki
kararlarını, sadece ve sadece ileride beklediği enflasyon gelişmelerinin
enflasyon hedefine ne ölçüde uygun olduğuna bakarak almaktadır. Diğer bir
deyişle, Merkez Bankası’nın kendi kısa vadeli faiz oranı hakkında aldığı
kararların amacı hiçbir zaman enflasyon dışındaki değişkenleri etkilemeye
yönelik değildir.
2. Hiç şüphesiz, enflasyon oranı, ekonomideki
diğer değişkenlerden bağımsız hareket eden bir değişken değildir. Çeşitli
duyurularımızda defalarca belirtildiği gibi enflasyonu belirleyen bir dizi
değişken vardır. Türkiye’deki enflasyonist süreci inceleyen çeşitli
akademisyenlerin ortak kanısı, enflasyonun izleyeceği yolu belirleyen temel
değişkenlerin döviz kurunun artış oranı, enflasyonun ileride alacağı değerlere
ilişkin bekleyişler, bu bekleyişler çerçevesinde imzalanan uzun dönemli
kontratlarda yer alan fiyatlar -sözgelimi ücret artışları- ve mevcut üretim
düzeyinin potansiyel üretim düzeyinden ne yönde ve ne ölçüde farklılaştığına
bağlı olarak belirlenen talep baskısıdır.
3. Bu çerçevede şu noktaların artık çok açık
olması gerekmektedir:
a) Merkez
Bankası, enflasyon üzerinde belirleyici olan faktörleri sadece mevcut
göstergelere bakarak değil, bu değişkenlerin ilerideki olası hareketlerini
de göz önüne alarak çok dikkatli bir
şekilde takip etmektedir.
b) Enflasyonu
belirleyen değişkenlerdeki mevcut ve ileride oluşabilecek hareketler,
enflasyonun ileride izleyeceği yolu çizmekte, bunlar da Merkez Bankası’nın kısa
vadeli faiz oranı hakkındaki kararlarını etkilemektedir.
c) Sözgelimi,
Türk lirası’nın giderek değerleniyor olması, başka değişkenlerde enflasyonu
tersine etkileyecek bir hareketin yokluğunda, enflasyonda düşüş eğiliminin
kuvvetleneceği anlamına gelmektedir.
d) Merkez
Bankası’nın bu eğilime bakarak kısa vadeli faiz oranlarını düşürmesi halinde,
hiç şüphesiz bu eyleminin amacı döviz kurunun ulaştığı düzeye müdahale
değildir. Amaçlanan sadece ve sadece enflasyon ile mücadelede gelinen noktada
enflasyon hedefi ile uyumlu faiz oranı düzeyine yaklaşmak ve “genel gidişatın”
olumlu yönde olduğu hakkında kamuoyuna sinyal vermektir.
e) Kaldı
ki kısa vadeli faiz oranları ile döviz kuru arasındaki ilişki çok boyutlu ve
karmaşıktır. Bu çok boyutluluğa değişik örnekler verilebilir. Aşağıdaki üç
örneğin bu karmaşık durum hakkında yeteri kadar fikir vereceği düşünülmektedir.
f)Birincisi,
diğer değişkenler aynı kalmak üzere, Türk lirası cinsinden mali varlıkların
getirisinin düşmesi, döviz talebini Türk lirası talebi aleyhine artırarak, kur
üzerinde yukarıya doğru bir baskı oluşturabilir. Bu, faiz ile kur arasında ters
yönlü ilişki kuranların dikkate aldıkları etkidir.
g)
İkincisi,
Merkez Bankası’nın kısa vadeli faizlerde fiyat istikrarı temel amacı ile uyumlu
olarak indirime gitmesi, hem enflasyon açısından hem de ekonomideki genel
gidişat açısından piyasalara verilen olumlu bir sinyal olacağından, uygulanan
programa güven daha da artacak ve ters para ikamesi daha da güçlenebilecektir.
Bu durumda yukarıda söz edilen ilk etkinin aksine, kur üzerinde aşağı yönlü bir
baskı oluşabilecektir.
h)
Üçüncüsü,
iktisadi temellere dayanan ilk iki etkinin aksine, döviz kurlarında zaman zaman
iktisadi temellerden kopuk hareketler oluşabilir. İktisadi temellerden kopuk bu
tür hareketlerin, her zaman geçici olmalarına karşın belli bir süre devam
edebileceği ve kısa vadeli faiz oranları ile döviz kuru arasındaki ilişkileri
daha da karmaşık kılacağı açıktır.
i) İktisat biliminde en çok akademik
tartışmanın yapıldığı ve geliştirilen kuramların hala istenilir düzeyde
olmadığı hakkında neredeyse görüş birliği olduğu alanların belki başında döviz
kuru gelmektedir. Bu zorluğa bir de borç dinamiğinin sürdürülebilirliği
hakkındaki bekleyişlerin döviz kuru ve faiz üzerinde oluşturduğu ve standart
ders kitaplarında yer almayan hareketler de eklenince, bu konuların ileri
düzeyde uzmanlık gerektirdiği ortaya çıkmaktadır.
j)Uygulanan
programa güvenin artmasına paralel olarak dövizden Türk lirasına geçişin
arzulanan bir durum olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Böyle bir nedenle ya da
daha uzun bir dönemde ülkemize yapılan doğrudan yabancı yatırımların artması
sonucu döviz arz fazlası oluşabileceği ve bu sürecin de kurlar üzerinde baskı
yaratabileceği bir gerçektir. Bunun çözümü de enflasyonun gelecekte alabileceği
seyirden bağımsız olarak sadece kurların düzeyine müdahaleyi amaçlayarak kısa
vadeli faizlerin düşürülmesi değil,
oluşacak döviz arz fazlasının dalgalı kur rejimi ile tutarlı şeffaf
yöntemlerle Merkez Bankası’nca satın alınarak sterilize edilmesidir. Nitekim,
Mayıs ayından başlayarak özellikle ters para ikamesinden kaynaklanan döviz arz
fazlası döviz alım ihaleleleri yöntemi ile sterilize edilmektedir. Merkez
Bankası, kamu borç yönetimi politikaları ile uyumlu olarak, döviz ve Türk
lirası likiditesindeki gelişmeler çerçevesinde etkin sterilizasyon politikasını
orta ve uzun vade de sürdürecektir.
k) Kur-faiz
ilişkisinin yukarıda belirtilenler ışığında değerlendirilmesi ve analizlerin
çok boyutlu olarak yapılmasının daha sağlıklı olacağı düşünülmektedir.
4. Öte yandan, enflasyonu belirleyen
değişkenlerdeki hareketlerin ve reel faizlerin temel belirleyicisi de uygulanan
iktisat politikalarıdır. Bu çerçevede, özellikle maliye politikası, Türkiye’ye
özgü koşullar nedeniyle ön plana çıkmaktadır. Şüphesiz bunun temel nedeni, kamu
kesimi borcunun, uygulanan program çerçevesinde önemli ölçüde azalma eğilimine
girmesine karşın, hala yüksek düzeylerde olmasıdır.
5. Önceki duyurularımızda defalarca
vurguladığımız gibi, mali disiplin, kamu borcunun milli gelire oranının sürekli
biçimde düşürülmesi için olmazsa olmaz koşuldur. Bu düşüş eğilimi, borcun
sürdürülebilirliği hakkında ekonomik birimlere güven verecek ve böylelikle hem
borçlanma vadelerinin uzaması hem de reel faizlerin düşmesi sağlanmış
olacaktır.
6. Reel faizleri düşürmenin yolunun nominal
faizleri suni biçimde düşürmekten geçmediğinin artık toplumun çoğunluğu
tarafından net bir şekilde anlaşıldığını düşünüyoruz. Bu tür bir davranış,
sadece, büyük özverilerle kurulan dengelerin bozulmasına neden olacak, reel
faizlerin düşmesini sağlamayacaktır. Doğru tedavi ancak doğru teşhis ile
mümkündür. Bu çerçevede, reel faizleri düşürmenin yolu mali disiplinin kalıcı
biçimde sağlanmasından ve enflasyonun düşürülmesinden geçmektedir. Nitekim, programın
uygulamaya konduğu günden bu yana incelendiğinde hemen görülecektir ki, reel
faizlerde gerçekleşen yükselmelerin tümü, dış şoklar bir yana
bırakıldığında, uygulanmakta olan
programdan sapılma ihtimalinin ya da algılamasının ortaya çıkması ile gerçekleşmiştir.
7. Uygulanmakta olan program bir bütündür.
Programın temel amaçları sürdürülebilir büyüme için ön koşul olan fiyat
istikrarının sağlanması ve kamu borç stokunun milli gelire oranının
azaltılması, temel ayakları ise parasal disiplin, mali disiplin ve yapısal
reformlardır. Bu ayaklardan birisinin aksaması ya da ileride aksama olasılığı
olduğu şeklinde piyasalarda şüphelerin baş göstermesi programın tümünün
şimdiden aksamaya başlaması demektir. Bu durumda yapılması gereken, sorunun
asıl kaynağı olmayan alanlarda çözümü aramak yerine, oluşan aksaklığı ya da aksama ihtimalini inandırıcı biçimde
ortadan kaldırmaktır.
II. ENFLASYON EĞİLİMİNE İLİŞKİN DEĞERLENDİRME
8. Özellikle
Nisan ayından itibaren, kurlarda ve petrol fiyatlarında görülen gerileme ile
birlikte, maliyet yönlü baskılar azalmaya başlamıştır. Bu olumlu gelişmelerin
enflasyon eğiliminde belirgin bir kırılma yaratacağını değerlendiren Merkez Bankası, 25 Nisan 2003
tarihinde faiz oranlarını 3’er puan düşürmüştür. Nitekim Nisan ayı enflasyonu
yüzde 2,1 ile yüzde 2,8’lik piyasa bekleyişlerinin oldukça altında kalmıştır.
Ayrıca, özel imalat sanayi fiyat artışları da yüzde 0,7 ile son derece sınırlı
bir düzeyde gerçekleşmiştir. Kurlardaki gerileme Mayıs ayında da devam ederek
maliyet yönlü baskıları oldukça azaltmış, genel gidişata ilişkin bekleyişlerde
belirgin bir düzelme gözlemlenmiştir. Oluşmaya başlayan güven ortamı ve maliyet
yönlü enflasyonist baskıların ortadan kalkması, Nisan ayı ortalarından itibaren
bekleyişlere de olumlu yansımaya başlamıştır. Ocak ayında yüzde 24,8 iken,
Nisan ayı ilk döneminde yüzde 28,4’e kadar yükselen yıl sonu tüketici fiyatları
enflasyon bekleyişleri, çok tatmin edici düzeyde olmasa da Mayıs ayı ikinci
döneminde yüzde 26’ya gerilemiştir.
9. Ancak, Merkez Bankası faiz politikasını
belirlerken enflasyon eğilimindeki kırılmanın kalıcı olup olmadığını saptamaya
büyük özen göstermektedir. Enflasyonda Nisan ayından itibaren oluşmaya başlayan
olumlu tabloyu çok kısa sürede bozabilecek en önemli olumsuz unsurun, program
çerçevesinde atılacağı belirtilen adımların atılmaması ya da oldukça gecikmeyle
atılması olacağı açıktır. Bu tür gecikmeler, sadece mevcut göstergelere bakarak
enflasyonda bir düşme ve dolayısıyla kısa vadeli faiz oranlarında bir indirim
bekleyenler ile mevcut göstergelerin yanısıra, maliye politikasının ve
dolayısıyla enflasyonu belirleyen
değişkenlerin ileride ne yönde hareket edeceklerine de bakan Merkez
Bankası’nın bekleyişleri ve değerlendirmeleri arasında fark oluşmasına neden
olmaktadır.
10. Bu çerçevede, Merkez Bankası, özellikle
Mayıs ayı başından itibaren sosyal güvenlik ve kamuda atıl istihdamın
azaltılması başta olmak üzere, programda öngörülen bazı yapısal reformlarda ve
önlemlerde gecikmeler olduğunu, keza enerji sektöründeki açıklar nedeniyle
bütçeye gelebilecek ek yüklerin bulunduğunu, yıl sonu faiz dışı bütçe hedefine
ulaşılması için bazı önlemlerin alınması gerektiğini müşahade etmiştir. Bu
koşullar altında enflasyonla mücadeleye odaklanmış bir para otoritesinin
göstereceği doğru tavır, faiz oranları kararlarında temkinli olmak, resmin
netleşmesini beklemektir. Nitekim, yukarıda sayılan gelişmeler, Merkez
Bankası’nın Mayıs ayı içinde faiz indirimi konusunda temkinli hareket etmesine
yol açmıştır.
11. Ancak, IMF ile yürütülen Beşinci Gözden
Geçirme çalışmaları sürecinde, bu sorunların giderilmesine yönelik adımların
atılmaya başlandığı ya da kısa sürede atılacağı, böylelikle gecikmelerin telafi
edilebileceği gözlemlenmiştir. Nitekim, başta yıl sonu faiz dışı fazla hedefine
ulaşılmasının önündeki en büyük engeli oluşturan sosyal güvenlik alanında olmak
üzere, bu sorunlara karşı bazı önlemler şimdiden alınmaya başlanmış, enerji
sektöründe maliyet azaltıcı tedbirler daha da belirginleşmiştir. Bu gelişmeler,
gelecek dönem enflasyonu açısından olumlu bulunmaktadır.
12. Dün açıklanan Mayıs ayı yıllık tüketici
fiyatları enflasyon oranının yüzde 29,5’ten yüzde 30,7’ye yükselmesinin
olumsuzluk olarak algılanmaması gerekir. Bunun iki nedeni vardır. Birincisi,
önceki duyurularımızda da belirttiğimiz gibi, yıllık enflasyon oranlarında
belirgin bir azalma eğilimi yılın ikinci yarısından itibaren gözlenecektir.
Bunun nedeni, enflasyondaki temel düşme eğiliminin etrafında 2002 yılı boyunca
gözlenen dalgalanmaların yarattığı “baz” etkisidir. Bu temel eğilim etrafında
2002 yılında iki ayrı hareket söz konusudur: Nominal olarak değerlenen Türk
lirası ve gıda fiyatlarının düşük düzeyde artması sonucunda 2002 yılının ilk
yarısı boyunca mevsimsel hareketlerinden arındırılmış aylık enflasyon oranları
düşük düzeylerde kalmıştır. Buna karşılık, Mayıs 2002 sonrasında oluşmaya
başlayan siyasi belirsizlik algılamasına bağlı olarak artan kurlar ve Haziran
ayından itibaren yapılan kamu zamları sonucu ikinci yarıda aylık enflasyon
oranları nispeten daha yüksek düzeylerde seyretmiştir.
13. İkincisi, iktisat politikasının kontrolü altında bulunmayan
tabiat koşullarından büyük ölçüde etkilenen tarım ve gıda fiyatlarındaki
gelişmelerdir. Ancak, enflasyondaki temel eğilimin sağlıklı analizi için gıda
dışı tüketici fiyatlarının seyri önem kazanmaktadır. Bu çerçevede, gıda dışı tüketici
fiyatları enflasyonunun yıllık gelişimi enflasyon eğilimi açısından olumlu
sinyaller vermektedir. Gıda dışı tüketici fiyatları enflasyonu 2002 yılının ilk
aylarından itibaren sürekli düşme eğiliminde olmuştur. 2002 yıl sonunda yüzde
31,5 olan gıda dışı yıllık tüketici fiyatları enflasyonu Nisan ayında yüzde 29,3’e, Mayıs ayında da
yüzde 28,6’ya gerilemiştir. Enflasyon dinamiği açısından bir diğer olumlu
gelişme de özel imalat sanayii fiyatlarında gözlenmektedir. Mevsimselliğin
önemli düzeyde bulunmadığı bu endeksin gösterdiği aylık fiyat artışları
yılbaşından bu yana sürekli düşmektedir. Nitekim, Ocak ayında yüzde 3,6 olan
özel imalat sanayii fiyat artış oranı Mart ayında yüzde 1,6’ya, Nisan ayında
0,7’ye, Mayıs ayında da yüzde 0,3’e kadar gerilemiştir.
14. Maliyet unsurlarındaki azalış ve
bekleyişlerdeki iyileşme ile gıda dışı tüketici ve özel imalat sanayii
fiyatları enflasyonlarındaki olumlu gelişmelere karşın, mali disiplinde ileride
oluşabilecek bir rehavet büyük bir iktisat politikası hatası olacaktır. Merkez
Bankası olarak, böyle bir iktisat politikası hatasının gerçekleşmemesi için
azami özenin gösterileceğine inanıyoruz. Merkez Bankası dışında kalan
kesimlerde de aynı inancın pekiştirilmesi ve enflasyon bekleyişlerinin program
hedefleri çerçevesinde oluşturulması için mali disiplinin ödün verilmeden
sürdürüleceği, kamu kesimi gelirler politikasının program hedefleri ile uyumlu
olarak gerçekleştirileceği ve öngörülen yapısal reformların zamanında
yapılacağı konularında hiçbir tereddüte yol açılmaması gereği açıktır. Bu
çerçevede, yapısal reformların hızı yanında, kamu kesimi ücret artışları ile
memur maaş artışlarının program öngörülerine uyumu piyasalar açısından önemli bir gösterge olacaktır.
15. Diğer
yandan, güvenin artmasına paralel olarak iç talepte canlanma sinyalleri
alınmaktadır. Kesin bir yargıya varmak için erken olmasına karşın, iç talep
artışının enflasyondaki düşüş eğilimini az da olsa sınırladığı düşünülmektedir.
Önümüzdeki dönemde, kamu kesiminin olduğu kadar, özel kesimin de gelirler ve
fiyatlama politikalarını, enflasyon hedefleri ile uyumlu olarak sürdürmesi, iç
talep artışını kısa vadeli bir bakış açısı ile kar marjlarını artırma fırsatı
olarak görmemesi enflasyonla mücadeleyi kolaylaştıracaktır. Aksine
davranışların ise, hem enflasyonla mücadeleyi zorlaştıracağını, hem de bu
mücadelenin maliyetini artıracağını bir defa daha hatırlatmayı faydalı
buluyoruz.
III. MERKEZ BANKASI FAİZ ORANLARI
16. Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında, Bankamız
bünyesindeki Bankalararası Para Piyasası ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsası
Repo–Ters Repo Pazarı’nda uygulamakta olduğumuz kısa vadeli faiz oranlarının 4
Haziran 2003 tarihinden itibaren aşağıdaki gibi, düşürülmesine karar verilmiştir:
a)
Gecelik
Faiz Oranları: Borçlanma faiz oranımız yüzde 41’den yüzde 38’e
düşürülürken, borç verme faiz oranımız yüzde 48’den yüzde 45’e düşürülmüştür.
b)
Diğer
Vadeler: 1 haftalık borçlanma faiz oranımız yüzde 41’den
yüzde 38’e düşürülmüştür.
c)
Geç Likidite
Penceresi Faiz Oranları: Geç Likidite Penceresi uygulaması çerçevesinde,
Bankalararası Para Piyasası’nda saat 16:00 – 16:30 arası gecelik vadede
uygulanan Bankamız borç verme faiz oranı yüzde 53’ten yüzde 50’ye düşürülürken,
yüzde 5 olan borçlanma faiz oranımız değiştirilmemiştir.
Ayrıca, açık piyasa işlemleri
çerçevesinde piyasa yapıcısı bankalara repo işlemleri yoluyla gecelik ve bir
haftalık vadelerde tanınan borçlanma imkanının faiz oranları yüzde 44’ten yüzde
41’e düşürülmüştür
Kamuoyunun
bilgisine sunulur.
Yazdır
|