17 Ağustos 2001
BASIN DUYURUSU
1.
İki yılı aşkın bir süredir gerek ulusal gerekse de uluslar arası ölçekte
tasarlanması bile oldukça zorlu sayılabilecek çeşitli reformlar
gerçekleştirilmiştir. Sosyal güvenlik reformu ile başlayan bu süreç, birbiri
ardına hayata geçirilen çok sayıda reform ile 2001 yılında da sürmüştür. Bu
reformların temel önemi, 1990’lı yıllarda Türkiye ekonomisini bir dizi krize
sürükleyen nedenlerin başında gelen bozuk iktisadi yapıyı etkin bir biçimde
değiştiriyor olmalarıdır. Reformların çok olumlu olacağını düşündüğümüz
etkileri orta vadede tümüyle hissedilecektir.
2.
Uygulanan program açısından vurgulanması gereken bir diğer önemli nokta
bankacılık sektöründeki bozuk yapıya vurulan kuvvetli neşterdir. Kamu
bankaların sayısı azaltılmış ve sermayeleri uluslar arası standartlara
çıkarılmıştır. Bu bankaların diğer bankalardan yaptıkları ve bilançolarının
giderek bozulmasına yol açan çok kısa vadeli borçlanmaları sıfırlanmış ve
yönetimleri tümüyle değiştirilmiştir. Sistem, sorunlu bankalardan
arındırılmıştır. Bu işlem sırasında Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na
devredilen bankalar birleştirilerek satılmaktadır. Kamu ve Fon bankaları
dışında kalan özel sektör bankaları da birleşme, yabancı ortak edinme ve/veya
sermaye düzeylerinin bir plan çerçevesinde artırılması gibi süreçlerden
geçmektedir.
3.
Bir istikrar programının olmazsa olmaz koşulu olan mali ve parasal disiplin
tümüyle sağlanmıştır. Yılın ilk yarısındaki gerçekleşmeler, borç dinamiğinin
temel iki belirleyicisinden biri olan
faiz dışı bütçe fazlasının hedeflenen düzeyde –ki bu düzey uluslar arası
ölçütler açısından oldukça iddialı bir düzeydir- oluşacağına işaret etmektedir.
Merkez Bankası bilançosundaki gelişmeler IMF ile üzerinde varılan anlaşmaya
uygun biçimde gerçekleşmektedir. Diğer bir deyişle, istikrarı sağlayıcı bir
para politikası söz konusudur. Merkez Bankası Yasası’nın son hali bu
politikanın kalıcılığının güvencesidir.
4.
Normal koşullar altında, yukarıda özetlenen iktisat politikası
uygulamalarının gözlendiği bir ülkede, hem cari ekonomik göstergelerin hem de
orta ve uzun vadeli bekleyişlerin son derece pozitif olması gerekirdi. Oysa,
Türkiye’de faiz haddi yüksek, döviz kuru da denge değerinin çok üzerinde
bulunmaktadır. Bu noktaya gelinmesinde, 2000 yılında uygulamaya konulan
istikrar programının krizle sonuçlanmasının yarattığı olumsuzluklar ve geride
bıraktığımız dönemde yaşanan tartışmalar şüphesiz önemli bir rol oynamıştır.
5.
Bunlar bir tarafa bırakılırsa, yüksek faiz ve döviz kurunun arkasında ilk
bakışta iki temel neden daha var gibi görünmektedir: Uygulanan programın
geçmişten devir aldığı iç borç stoku sorunu ve dalgalı kur rejimi.
6.
İç borç stokunun sürdürülebilirliği yeni bir tartışma konusu değildir.
Özellikle 1990’lı yılların ikinci yarısından itibaren sık sık gündeme getirilen
‘borçlanabilme sendromları’ kamuoyunun hafızasında tazeliğini korumaktadır.
Sorun olarak gösterilen bir borçlanma programı piyasalarda hiç bir sorun
oluşmadan gerçekleştirildiğinde, bu sefer de yeni ‘sendromlar’ gündeme
gelebilmektedir. Hiç şüphesiz, söz konusu dönemde iç borç stoku giderek
artmıştır. Ancak, salt iktisadi temeller açısından bakıldığında mevcut borç
stoku rahatlıkla çevrilebilecek bir borç stokudur. Nitekim, Hazine
Müsteşarlığının yaptığı son açıklamalardan sonra 2001 yılının ikinci yarısına
ilişkin şüpheler ortadan kalkmıştır. Ayrıca, Hazine Müsteşarlığı yeni borçlanma
araçları ile borç yönetimi politikasını zenginleştirmektedir.
7.
Unutulan nokta şudur: Uluslar arası tüm ölçütler açısından son derece
başarılı bunca iktisat politikası uygulamasının hak ettiği olumluluk düzeyinde
oluşacak iktisadi bekleyişler altında rahatlıkla sürdürülebilir bir borç stoku,
hiç de hak edilmemiş iktisadi bekleyişler altında sorunmuş gibi algılanabilir.
Teknik bir deyişle belirtmek gerekirse, herhangi bir ekonomide belli bir anda
birden fazla denge durumu olabilir. Bu dengelerden hangisine ulaşılacağının
temel belirleyicisi ekonomik birimlerin bekleyişleridir.
8.
Mevcut olumsuzlukların bir diğer temel nedeni olarak gösterilen dalgalı kur
rejimine gelince şu noktaların vurgulanması yararlı olacaktır: Birincisi,
teorik açıdan bakıldığında ‘şu kur rejimi diğerlerine göre çok daha iyidir’
görüşünü rahatlıkla dile getirmek mümkün değildir. Farklı kur rejimlerinin hem
olumlu hem de olumsuz çeşitli yönleri vardır. Önemli olan, uygulanan kur
rejimin olumlu ve olumsuz yönlerinin para otoritesince farkında olunmasıdır.
Bir diğer önemli nokta, hangi kur rejimi uygulanırsa uygulansın, iktisadi
temellerin sağlam olması gereğidir. Yukarıda özetlenen iktisat politikası
uygulaması, iktisadi temellerin giderek güçlendiğinin açık bir kanıtıdır.
9.
İkincisi, son on yıl içerisinde giderek artan sayıda ülke uyguladıkları kur
rejimini terk ederek dalgalı kur rejimine geçmiştir. Üçüncüsü, 2000 yılında
uygulamaya konulan ve dalgalı kur rejiminin neredeyse tam tersi sayılabilecek
artış hızı sabit kur rejimi, önceden açıklanan 18 aylık uygulama süresini
tamamlayamadan çökmüştür. Çöken bir kur rejiminin çöküşten sonra aynen ya da
marjinal değişikliklerle sürdürülmeye çalışılması teorik açıdan mümkünse de
uygulamada pek de örneğine rastlanır bir durum değildir. Dördüncüsü,
yaşadıkları kriz sonrası dalgalı kur rejimine geçen ülkelerde de benzeri
tartışmaların yaşanmış olduğu gerçeğidir. Beşincisi, oyunun kurallarının
değişmesinin oyuncular arasında bir tedirginlik yaratacağının doğal olarak
algılanması gerektiğidir. Şüphesiz, yeni kurallara alışıldıkça bu tedirginlik
ortadan kalkacaktır.
10.
Şu gerçeğin daima hatırlanması
yararlı olacaktır: Merkez Bankası’nın para ve kur politikası son derece
açıktır. Bu politika, şu ya da bu kuruluş zorladığı için değil, mevcut
konjonktürde diğer iktisadi politikalarla bir arada ele alındığında Türkiye’nin
koşullarına en uygun ve teorik temelleri sağlam bir politika olduğu için
uygulanmaktadır.
11.
Veri koşullar olan dalgalı kur rejimi altında ve Yasası’nın son hali
çerçevesinde, Merkez Bankası’nın temel amacı fiyat istikrarını sağlamaktır.
Döviz kurunun düzeyi hakkında bir taahhüdümüz yoktur. Merkez Bankası’nın fiyat
istikrarını bozucu gördüğü gelişmelere karşı kullanacağı temel araç, kısa
vadeli faiz haddidir. Faiz haddinin belirlenmesinde fiyat istikrarı kaygısının
dışında hiçbir kaygı rol oynamamaktadır ve oynamayacaktır. Bu çerçevede, Merkez
Bankası’nın döviz kurunu belli bir düzeyde tutmak için döviz satmak gibi bir
politikası da yoktur. Merkez Bankası iki nedenle döviz müdahalesinde
bulunabilir. Birincisi, IMF ve Dünya Bankası gibi kuruluşlardan sağlanan dış
kredilerin, Hazinece Türk Lirası cinsinden kullanılması sonucu sisteme çıkacak
likiditenin çekilmesi için –ki bunlar programlı ihalelerdir- döviz satabilir.
İkincisi, döviz kurundaki aşırı oynaklığı önlemek için hem döviz satabilir hem
de döviz alabilir. Önemli olan, bu ikinci tip müdahalenin sürekli tek bir yönde
olmamasıdır.
12.
Merkez Bankası, 22 Şubat-31 Temmuz arasında, bu iki yolla piyasaya toplam 7
milyar dolar tutarında döviz arz etmiştir. Bu süreçte, Hazine Müsteşarlığının
borçlanma politikasıyla birlikte, bankacılık sektörünün döviz açık pozisyonları
önemli ölçüde kapanmıştır. Bu satışların bir kısmı, uygulanmakta olan
Türkiye’nin Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı’nın tasarlanması sırasında
öngörülmeyen ancak, kamuoyunun sonuçlarını yakından bildiği ve ekonomiye bir dizi şok etkisi yapan
gelişmeler nedeniyle oluşan aşırı döviz kuru oynaklığını azaltmak amacıyla
yapılmıştır. Bu dışsal şokların tümüyle ortadan kalkmasıyla, Merkez Bankası
müdahalelerinin asgariye inmesi ve dalgalı kur rejiminin normal işleyiş
biçimine kavuşması kaçınılmazdır. Nitekim, son üç hafta içerisinde, döviz kuru
oynaklığını azaltmak için yapılan müdahale çok sınırlı bir düzeyde kalmıştır.
13.
Döviz kuruna ilişkin vurgulanması gereken çok önemli bir nokta daha vardır.
Bir ülkenin parasının yabancı para birimleri karşısında uzun dönemde alacağı
bir değer vardır. Bu değer, iktisadi temeller tarafından belirlenmektedir.
İktisadi temellerin haklı kılmadığı bir kur düzeyi, dahası bu düzeyin yukarıya
doğru bir eğilim göstermesi teknik deyimiyle sadece bir ‘köpüktür’. Köpüklerin
patlaması da kaçınılmazdır.
14.
2001 yılında cari işlemler hesabının çok önemli miktarda fazla vereceği
açıktır. En son verilere göre, döviz dengemiz şimdiden fazla vermeye
başlamıştır. Ancak, bu döviz fazlalığı döviz piyasasında arz olarak karşımıza
çıkmamaktadır. Bekleyişlerin uygulanmakta olan programın hak ettiği olumlu
düzeye çıkması ve döviz kurundaki hareketin gerçek niteliğinin daha iyi
anlaşılmasıyla, döviz piyasasının da normal bir piyasa gibi işlemeye
başlayacağına olan güvenimiz tamdır.
15.
Bu noktada, ‘fiyat istikrarını sağlama’ temel amacı çerçevesinde Merkez Bankası’nın
izlediği öncü enflasyon göstergelerinden de söz etmek yararlı olacaktır. İlk
grupta toplam talebe ilişkin göstergeler vardır. Parasal gelişmeler, bankacılık
sektörünün açtığı krediler, kamu bütçesindeki gelişmeler, net sermaye girişi
ile stoklar, iç ve dış piyasalardan alınan siparişler, sektördeki durum
hakkındaki bekleyişler ve benzeri bekleyiş anketi verileri bu göstergelerin
başlıcaları arasındadır. İkinci grupta ise maliyet unsurları yer almaktadır.
Geçmiş veriler kullanılarak yapılan çalışmalar, etkisi iç talebin düzeyine
bağlı olarak değişmek kaydıyla döviz kurunun bu grupta yer alan en önemli
değişken olduğunu göstermektedir.
16.
Bir noktayı tekrar vurgulamak yararlı olacaktır. Merkez Bankası’nın döviz kurunun düzeyi hakkında bir taahhüdü
yoktur, ancak, fiyat istikrarı taahhüdü vardır. Enflasyonun öncü
göstergelerinin herhangi birinde fiyat istikrarını tehdit edici kalıcı bir
eğilim değişikliği gördüğünde ve enflasyonun diğer öncü göstergelerinde bu
eğilimi telafi edici bir gelişme yoksa, fiyat istikrarı taahhüdü çerçevesinde
Merkez Bankası’nın uygun gördüğü önlemleri alması tabiidir.
17.
Para politikasının bir diğer işlevi, seçilen ‘nominal çapa’ vasıtasıyla
enflasyon bekleyişleri hakkında ekonomik birimlere ışık tutmaktır. ‘Enflasyon
hedeflemesi’ bu tür bir nominal çapadır. Tek başına enflasyon hedeflemesi
yoluyla enflasyonu düşürmek açıktır ki mümkün değildir. Ancak, yukarıda
özetlenen iktisat politikası demeti ile birlikte ele alındığında ve
bekleyişlerin bu politika demetinin hak ettiği olumlu düzeyde oluşmasıyla
birlikte, enflasyon hedeflemesi çok kuvvetli bir nominal çapa işlevi
kazanacaktır. Enflasyon hedeflemesi, sadece bir enflasyon hedefinin
açıklanmasından da ibaret değildir. Enflasyon hedeflemesi şeklindeki bir
politikanın gerektirdiği tüm kurumsal düzenlemelerle birlikte uygulamaya
konulmasıyla birlikte, para politikası hakkında piyasaların çok doyurucu
düzeyde enformasyona sahip olacakları dünyadaki uygulamalardan bilinen bir
gerçektir.
Kamuoyuna saygıyla
duyurulur.