27 Ağustos 2001
BASIN DUYURUSU
1.
Türkiye’nin iktisadi temelleri giderek düzelmektedir.
İki yılı aşkın bir süredir gerçekleştirilen reformlar, 1990’lı yıllarda Türkiye
ekonomisini krizlere sürükleyen nedenlerin başında gelen bozuk iktisadi yapıyı,
büyük bir değişime uğratmaktadır. Öte yandan, bankacılık sektörü sorunlu
bankalardan arındırılmış, kalan bankaların sermaye yapılarının güçlendirilmesi
yönünde önemli adımlar atılmıştır. Bir istikrar programının olmazsa olmaz
koşulu olan mali ve parasal disiplin tümüyle sağlanmıştır.
2.
Düşük enflasyon, hızlı ve sürdürülebilir büyüme, daha
adil gelir dağılımı gibi toplumca arzu edilen sonuçları almak için iktisadi
temellerin düzeltilmesi her ne kadar zorunluysa da, tek başına yeterli
değildir. Bekleyişlerin olumlu ya da olumsuz olmasına bağlı olarak aynı
iktisadi temeller çok farklı iktisadi sonuçlar doğurabilir. Bekleyişlerin,
uluslararası tüm ölçütler açısından son derece başarılı bunca iktisat
politikası uygulamasının hak ettiği olumluluk düzeyinde oluşması halinde,
toplumca arzu edilebilir sonuçlara kısa sürede ulaşılacağı açıktır.
3.
Ağustos ayı, bekleyişlerin olumluya çevrilmesi
açısından son derece önemli gelişmelere sahne olmuştur. Türkiye’nin Güçlü
Ekonomiye Geçiş Programı’nın tasarlanması sırasında öngörülmeyen, ancak Haziran
ve Temmuz aylarında ekonomiye bir dizi şok etkisi yaparak olumsuz bekleyişlerin
yaygınlaşmasına yol açan gelişmeler Ağustos ayında giderek gündemden düşmüştür.
Hatırlanırsa, Merkez Bankası’nın 16 Temmuz’da kısa vadeli faiz oranlarını
artırmasının temel nedeni, söz konusu gelişmelerin özellikle döviz kurları
üzerindeki etkisiyle enflasyonist bir süreç başlatabileceği endişesiydi.
Olumsuz iktisadi bekleyişler, sadece döviz kurlarındaki hareketlerin iktisadi
temellerden uzaklaşmasına ve giderek köpük niteliğine bürünmesine yol açmakla
kalmamaktadır. Aynı zamanda, algılanan riskler arttığından faiz oranları da
yükselmektedir. Bu süreç içerisinde iç borç stokunun ne kadar çevrilebilir
olduğu sorusu da hep gündemde kalmaktadır. Ağustos ayı içerisinde Hazine
Müsteşarlığı’nın yaptığı açıklamalar ve gerçekleştirdiği başarılı ihaleler, iç
borcun çevrilebilirliği açısından oluşan soru işaretlerinin azaldığını göstermektedir.
Nitekim, son haftalarda, ikincil piyasalarda faiz oranlarında sürekli bir düşüş
eğilimi izlenmektedir.
4.
Ağustos
ayındaki bu ortam, Merkez Bankası müdahalelerinin yok sayılabilecek bir düzeye
inmesini olanaklı kılarak, döviz piyasalarının daha sağlıklı bir şekilde
işlemesinin ön koşullarından birisinin gerçekleşmesine yol açmıştır.
5.
Öte yandan, dış koşullar da bizi olumlu yönde
etkileyecek biçimde değişmektedir. Arjantin ve Türkiye ekonomilerinin uygulanan
program açısından oldukça farklı oldukları giderek daha iyi anlaşılmaktadır.
Kaldı ki, Arjantin ekonomisi de uluslararası kuruluşlardan destek tazelemek
üzeredir. Bankalarımızın bir kısmı yeni dış kredi anlaşmaları imzalarken, bir
kısmının da kısa süre içerisinde benzer anlaşmaları gerçekleştireceği
anlaşılmaktadır. Giderek artan cari işlemler fazlamız ile birlikte ele
alındığında bu gelişmeler, döviz piyasalarını daha da rahatlatacak
gelişmelerdir.
6.
Bu gelişmelerin, iktisadi bekleyişleri, uygulanmakta
olan programın hak ettiği olumluluk düzeyine doğru yönlendirdiği
düşünülmektedir. Bu sürecin kesintiye uğramaması halinde, faiz, döviz kuru ve
enflasyon gibi değişkenlerin iktisadi temellere uygun bir düzeye oturacağını
ifade etmek gerekir.
7.
Bu değerlendirmelerden yola çıkarak kısa vadeli faiz
oranlarının düşürülmesine karar verilmiştir. Yeni oranlar şöyledir:
Eski (%) Yeni (%)
Gecelik
(O/N) 62 60
1 hafta 68 65
2 hafta 69 66
Kamuoyunun bilgisine sunulur.