Sayı: 2001-83
ANKARA, 21 ARALIK 2001
BASIN DUYURUSU
Yazılı ve görsel
basınımızda, özellikle 14 Aralık 2001 tarihinden bu yana, “Merkez Bankası’nın
kamu bankaları aracılığıyla döviz kurlarına müdahale ettiği ve bu yolla Türk Lirasının
aşırı değer kazanmasının önüne geçmeye çalıştığı” yönünde yorumlar yer
almaktadır.
Bilindiği üzere,
Bankamız Mayıs ayında uygulamaya konan para programı ile birlikte, program
uygulamalarını daha iyi anlatabilmek, uygulamaların şeffaflığını sağlayabilmek
amacıyla basın duyuruları aracılığıyla kamuoyunu bilgilendirmiştir. Şeffaflık,
ekonomik birimlerin bekleyişlerinin olumluya yönlendirilmesi ve uygulanmakta
olan politikalarımız hakkında gereksiz spekülasyonların önlenmesi açısından son
derece önemlidir. Ayrıca, şeffaflık 2002 yılında uygulamaya konulacak olan
enflasyon hedeflemesi rejiminin düzgün işlemesi açısından da vazgeçilmez bir
koşuldur.
Bu çerçevede, “kamu
bankaları aracılığıyla döviz kurlarına müdahale edildiği” yorumları ile ilgili
olarak aşağıdaki hususların açıklanması yararlı bulunmuştur.
İleri sürüldüğü gibi,
Bankamızın kamu bankaları aracılığıyla döviz kurlarına müdahalesi söz konusu
değildir ve böyle bir “müdahale opsiyonu”nun kullanılması da aşağıdaki
gerekçelerle doğru bulunmamaktadır:
i. Daha önceki duyurularımızda, özellikle 17 Ağustos 2001
tarihli duyuruda, döviz kurlarında o dönemde görülen yukarı doğru eğilimin
iktisadi temellerle çeliştiğini, olumsuz bekleyişlerden kaynaklandığını,
bekleyişleri olumsuz kılan dışsal şok niteliğindeki nedenlerin ortadan
kalkmasıyla giderek büyüyen bir köpük niteliği alan bu eğilimin tersine
döneceğini özenle vurgulamış ve kamuoyunu bu köpüğe karşı dikkatli olunması
için uyarmıştık. Ekim ayı ortalarından başlayan süreçte bu köpüğün patladığı ve
Türk Lirası’nın uygulanan politikalar sonucu giderek düzelen iktisadi temellere
uyumlu bir düzeye doğru yöneldiği herkesçe kabul görmeye başlamıştır.
Böylelikle, Merkez Bankası müdahalesi olmadan da döviz kurlarında istikrarın
olası olduğu ve esasen daha kalıcı ve inandırıcı bir istikrarın Merkez Bankası
müdahalesinin minimum düzeye inmesi halinde daha kolay başarılabileceği
anlaşılmaya başlanmıştır.
ii. Nitekim yaz aylarında, müdahale dışı nedenlerle,
temelde de IMF’den gelen kaynağın Hazine’ce iç ödemelerde kullanılması sonucu
sisteme çıkan Türk Lirası’nın sistemden çekilmesi amacıyla ve Mayıs ayında
kamuoyuna duyurulduğu biçimde Merkez Bankası’nın sürekli ve önemli miktarlarda
döviz satıyor olmasına ve yine o dönemde bir grup büyük bankanın ortak hareket
ederek döviz sattıkları yönündeki yorumlara rağmen Türk Lirası sürekli olarak
ve aşırı oranlarda değer kaybetmiştir. Diğer nedenlerin yanısıra, söz konusu
süreçte, “Döviz piyasasına doğrudan ve dolaylı olarak yoğun olarak müdahale
edilmesine rağmen istikrar sağlanamadı.” gibi yanlış bir kanaatin oluşması,
döviz kurlarının doğal, inandırıcı ve kalıcı olabilecek istikrarını
geciktirmiştir. Bu husus, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Süreyya
Serdengeçti’nin 28 Kasım 2001 tarihinde TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda
yaptığı, Bankamız web sitesinde de mevcut olan, konuşmasında detaylı olarak
irdelenmiştir.
iii. Benzer şekilde, Türk Lirası’nın değer kazandığı bir
süreçte döviz kurlarına kamu bankaları aracılığı ile dolaylı bir müdahalede
bulunmak da kurun doğal denge seviyesine ilişkin algılamaları yanlış
yönlendirebilecek ve “kamu bankaları aracılığıyla yükseltilmiş kur” algılaması,
kar realizasyonu ve spekülatif hareketleri besleyerek döviz piyasasının
ekonominin iç dinamikleri çerçevesinde istikrara kavuşması amacının
gerçekleştirilmesini imkansız kılabilecektir.
iv. Daha önceki duyurularımızda da ifade edildiği üzere,
dalgalı döviz kuru rejimi uygulaması çerçevesinde, döviz kurlarında aşırı
dalgalanma halinde Merkez Bankası döviz kurlarına müdahale edebilir. Geçen
dönemler içerisinde bu tür müdahaleler de olmuştur. Söz konusu müdahale
opsiyonunun, Türk Lirası’nın değer kazanması sürecinde görülebilecek bir aşırı
dalgalanma halinde de geçerli olduğu açıktır.
v. Kasım 2000 ve Şubat
2001 krizlerini izleyen dönemde hızlanan dolarizasyon eğilimi, 2002 yılında
önemli miktarda faiz dışı bütçe fazlası verileceğinin, yapısal reformlara devam
edileceğinin ve IMF’den ek dış kaynak sağlanacağının anlaşılmasının ekonomik
bekleyişleri olumluya döndürmeye başlaması sonucunda ortadan kalkmış ve hatta
tersine bir eğilimin ilk işaretleri ortaya çıkmıştır. Dalgalı döviz kuruna
dayalı ekonomik program uygulayan ülke deneyimlerine benzer şekilde, ülkemizde
de, önümüzdeki dönemlerde olası bir ters dolarizasyon sürecinin ve güçlü ödemeler
dengesinin sonucu olarak, bu yılın tersine, ekonomide döviz arz fazlasının
oluşması kuvvetli bir olasılıktır. Bu durumda, dalgalı döviz kuru rejimi ile
çelişmeyecek ve döviz kurunun uzun dönemli trendini ve doğal denge değerini
bozmayacak şekilde döviz rezervlerini arttırmaya yönelik enstrümanların şeffaf
biçimde kullanılması söz konusu olabilecektir. Bu tür enstrümanları kullanma
gereği ortaya çıkarsa, Bankamızca yapılacak düzenlemeler şeffaflık ilkesi
uyarınca önceden bankalara ve kamuoyuna eş anlı olarak duyurulacaktır.
vi. Şubat 2001 krizini takiben Bankamızın da aktif olarak
yer aldığı operasyonlarla kamu bankalarının gecelik borçlanma gerekleri hızla
azaltılmış ve oluşturulan etkin yönetim sürecinde, nihai hedef olan kamu
bankalarının özelleştirilmesi hazırlıkları bakımından önemli mesafe alınmıştır.
Bu süreçte, kamu bankalarının döviz piyasalarında da, başkaca hiç bir kaygı
taşımaksızın, son derece aktif olmaları doğaldır ve de gereklidir. Ancak, kamu
bankalarının döviz kuru politikalarının oluşturulmasında da rol aldıkları gibi
bir yanlış algılamanın piyasalarda oluşması halinde, bir taraftan bu bankaların
esnek döviz işlemi yapmaları engellenecek, diğer taraftan ise ticari
öncelikleri bakımından yaptıkları sıradan bir döviz alım ya da satım işleminden
dahi piyasalar farklı bir anlam çıkartmaya çalışacaklardır. Bu da Merkez
Bankası’nın döviz kuru politikasının anlaşılmasını güçleştirecektir. Buna izin
vermemiz söz konusu değildir.
Kamuoyunun bilgisine
saygıyla arz olunur.