Sayı:
2002/37
30 Nisan 2002
BASIN DUYURUSU
1. Bundan önceki basın
duyurularımızda da ifade edildiği üzere, Merkez Bankası’nın enflasyonla
mücadelede temel politika aracı kısa vadeli faiz oranlarıdır. Merkez Bankası kısa
vadeli faiz oranlarını sadece enflasyonu düşürme hedefi doğrultusunda
kullanmaktadır.
2.
Merkez Bankası’ndan aynı doğrultuda sürekli olarak yapılan açıklamalara
karşın, faiz oranlarının başka amaçlar doğrultusunda da değiştirilmesi
gerektiğine ilişkin görüşler kimi çevrelerce zaman zaman gündeme
getirilmektedir. Oysa, Merkez Bankası faiz politikasını enflasyon dışındaki
değişkenlere bakarak saptamamaktadır ve Yasası gereği saptamayacaktır. Farklı
bir ifadeyle, dış ticaret dengesi, bankacılık sisteminde ve şirketler kesiminde
oluşabilecek pozisyon açıkları, reel faizler ya da kurların düzeyi faiz
politikamızı saptarken dikkate alınan temel büyüklükler değildir. Şüphesiz,
enflasyon öngörülerimize dayanılarak yapılan faiz değişiklikleri bu ve benzeri
değişkenleri etkilemektedir.
3.
Uygulanmakta olan programın temel amaçlarından biri de mali sistemin
gelişmiş ülkelerde olduğu gibi sağlıklı bir yapıya kavuşturulmasıdır. Bugüne
kadar bu amaç çerçevesinde yapılan uygulamalarda önemli başarılar elde edilmiştir.
Şüphesiz, mali sistemini giderek güçlendiren ekonomilerde, diğer ekonomik
değişkenlerde olduğu gibi, kurlarda da aşırı dalgalanma olasılığı azalmaktadır.
Bu temel saptamadan yola çıkarak ve geçmişte yaşanan tecrübelerin ışığında,
Merkez Bankası, diğer risklerin yanısıra döviz açık ya da fazla pozisyonu
taşınmasının getirdiği risklere dikkat çekmektedir. Merkez Bankası tarafından
kur riskine yönelik olarak yapılan uyarıların, kurların mevcut düzeyine yönelik
bir rahatsızlığın ifadesi olarak yorumlanmaması gerekir.
4. Nitekim
Merkez Bankası dalgalı kur rejiminin sağlıklı işlemesinin sağlanabilmesi
bakımından, 2001 ve 2002 yılı içinde Yasasıyla kendisine verilen görev ve
yetkiler çerçevesinde döviz piyasasını dikkatle izlemiş ve lüzumlu gördüğü
durumlarda gereken tedbirleri ivedilikle almıştır. Önümüzdeki dönemde de döviz
piyasası yakından takip edilmeye devam edilecektir. Bu amaç doğrultusunda
“Döviz, Efektif ve Vadeli Döviz İşlemleri Takip Sistemi” hazırlanmış olup, 1
Mayıs 2002 tarihinden başlamak üzere Türkiye’de kurulmuş veya şube açmak
suretiyle Türkiye’de faaliyet gösteren bankalar ve özel finans kurumlarınca
gerçekleştirilen Türk Lirası karşılığı döviz ve efektif alım-satım işlemlerinin
hacmi günlük bazda detaylı olarak izlenecektir. Ayrıca, döviz açık pozisyonuna ilişkin gerekli denetimler
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nca yerine getirilmekte ve
karşılaşılabilecek risklere ilişkin önlemler alınmaktadır.
5. Diğer yandan, yüksek
reel faizlerin döviz açık pozisyonunu teşvik ettiği, bu nedenle Merkez Bankası
faizlerinin düşürülmesi gerektiğine ilişkin görüşler ileri sürülebilmektedir.
Yüksek reel faizler, geçmişte yaşanan krizler ve uzun süreli yüksek ve dalgalı
enflasyondan kaynaklanan risklerin bir sonucudur. Reel faizler ancak ve ancak
yapısal reformların kesintisiz yerine getirilmesi, mali disiplinin korunması,
enflasyonun kontrol altına alınması ve Hazine borçlanmasının
sürdürülebilirliğinin devamı ile kalıcı olarak daha düşük düzeylere inecektir.
6. Yasa ile konulan fiyat istikrarı
temel amacı dışında kalan amaçlar için faiz değişikliklerine gidilmesi,
ekonomik birimlere Merkez Bankası’nın amaçları hakkında karışık sinyaller
verilmesi anlamına gelecek, risk primini ve dolayısıyla reel faizleri
yükseltecek yanlış bir uygulama olacaktır. Merkez Bankası’nın ve uygulanan
programın böyle bir yanlışlığa düşme lüksü yoktur. Bu noktanın herkes
tarafından çok iyi anlaşılmasında büyük yarar vardır.
7. Öte yandan, Merkez Bankası’nın
gelecek dönem enflasyonuna ilişkin iyimserliği devam etmektedir. Yapısal
reformların kesintisiz sürdürülmesi ve enflasyonu etkileyen temel
değişkenlerdeki gelişmeler bu iyimserliğin temel nedenleridir.
8. Bu temel değişkenlerden girdi maliyetlerindeki
gelişmeler olumludur. Kasım 2001 – Mart 2002 döneminde aylık ortalamalara göre,
Türk Lirası karşısında ABD doları yüzde 15,2, Euro ise yüzde 18,2 oranında
değer kaybetmiş, girdi maliyetleri üzerinde önemli etkisi olan kamu fiyatları
sadece yüzde 8,4 oranında artmıştır. Diğer yandan, güncel veriler bulunmamakla
birlikte, 2001 yılı son üç ayı imalat sanayi saat başı işçilik ücretleri sadece
yüzde 6,5 düzeyinde artmış ve dönem enflasyonunun altında kalmıştır. Ücret artışlarının yılın ilk üç ayında da
sınırlı artış gösterdiği tahmin edilmektedir. Bu veriler ışığında, girdi
maliyetlerinin önemli bir enflasyonist baskı yaratmadığı, özellikle kurlardaki
gerilemenin gecikmeli etkilerinin önümüzdeki dönem enflasyonuna da olumlu
yansımalarının devam edeceği düşünülmektedir.
9. Enflasyon bekleyişlerindeki
iyileşme devam etmektedir. Nisan ayı ikinci döneminde gerçekleştirilen Merkez
Bankası Beklenti Anketi’ne göre yıl sonu tüketici fiyatları enflasyonu beklentisi, Mart ayı ikinci
dönemindeki yüzde 43,6 seviyesinden yüzde 37,0’a gerilerken, gelecek 12 aylık
dönemdeki enflasyon beklentisi ise yüzde 39,6’dan yüzde 35,0’a düşmüştür. Mart
ayında gerçekleştirilen İktisadi Yönelim Anketi’ne göre ise, yıl sonu toptan
eşya fiyatları enflasyonu beklentisi Şubat ayındaki yüzde 56,3 seviyesinden
yüzde 52,8’e, gelecek 12 aylık dönemdeki enflasyon beklentisi de yüzde 54,3’ten
yüzde 50,0’a gerilemiştir.
10. Diğer yandan, son dönemde, gerek
talep gerekse arz tarafından olumlu işaretler alınmaktadır. Sanayi üretim
endeksi ve kapasite kullanım oranları yükseliş eğilimini devam ettirmektedir.
Mart ayı özel sektör imalat sanayi kapasite kullanım oranlarının Kasım 2000
krizinden bu yana ilk defa yüzde 70 düzeyinin üzerine çıkarak yüzde 71,3 olarak
gerçekleşmesi ve Mart ayındaki ithalattan alınan katma değer vergisindeki
sıçrama, üretimdeki canlanmaya ilişkin işaretler olarak algılanmaktadır.
Üretimdeki artış işaretlerine paralel olarak, çeşitli firmaların açıklamaları
talepte de canlanma işaretlerinin mevcut olduğu izlenimi vermektedir. Ancak,
talepteki artışın şimdilik belirgin bir enflasyonist baskı yaratmayacağı
düşünülmektedir.
11. Bu noktada daha önceki duyurularımızda
yapılan uyarının tekrar edilmesinde fayda bulunmaktadır. Enflasyonla
mücadelenin üretim kaybına neden olmaksızın yürütülebilmesinin, yapısal
reformların kesintisiz sürdürülmesi yanında, kamu ve özel kesimin enflasyon hedefi ile uyumlu fiyat ve
gelirler politikaları izlemeleri ile mümkün olabileceği gözden
kaçırılmamalıdır. Bu çerçevede, özel kesimin talepte meydana gelebilecek artışları,
kısa dönemli bir bakış açısı ile, kar marjlarını artırma fırsatı olarak
görmemesi, ücret ve fiyat politikalarını enflasyon hedefi çerçevesinde
belirlemesi önem kazanmaktadır. Bu husus, gelecek dönemdeki faiz oranlarının
belirlenmesinde Merkez Bankası’nın enflasyonu belirleyen temel değişkenlerdeki
gelişmeler ve enflasyon beklentileri yanında kamu ve özel kesimin fiyatlama
davranışlarını da dikkate alacağı gerçeği çerçevesinde değerlendirilmelidir.
12. Yukarıdaki değerlendirmeler ışığında,
Bankamız bünyesindeki Bankalararası Para Piyasası ve İstanbul Menkul Kıymetler
Borsası Repo – Ters Repo Pazarı’nda uygulamakta olduğumuz kısa vadeli faiz
oranlarının 30 Nisan 2002 tarihinden itibaren aşağıdaki gibi düşürülmesine
karar verilmiştir:
a)
Gecelik Faiz Oranları: Borçlanma faiz oranımız yüzde 51’den
yüzde 48’e düşürülürken, borç verme faiz oranımız yüzde 58’den yüzde 55’e
düşürülmüştür.
b)
Diğer Vadeler: 1 haftalık borçlanma faiz oranımız yüzde 52’den
yüzde 49’a düşürülmüştür.
Kamuoyunun
bilgisine sunulur.