FİNANSAL RİSK YÖNETİMİ
Gazi
ERÇEL
Başkan
T.C.MERKEZ
BANKASI
6. Yıllık “Global Finance Conference”
Bilgi
Üniversitesi, İstanbul
8
Nisan 1999
Global
Finance Association ve İstanbul Bilgi Üniversitesinin nazik davetiyle burada
bulunmaktan duyduğum memnuniyeti belirterek sözlerime başlamak istiyorum.
Bugün, uluslararası finansal riskler ve finansal risk yönetimi konularına
değineceğim.
Uluslararası
mali piyasalar 1980 ve 1990’lı yıllar da esaslı bir geçiş dönemine tanık oldu.
Bir taraftan karmaşık ve değişken işlemlerin ortaya çıkması piyasalarda
belirsizliği artırırken öte yandan dinamik ve rekabetçi finans sektöründeki
piyasa katılımcıları eskisinden daha büyük mali risklerle karşı karşıya
kaldılar. Kuşkusuz, bu değişimlerin birçok nedeni var.
Birinci
neden, uluslararası piyasaların küreselleşmesidir. Bütün dünyadaki piyasalar,
sermayenin serbest dolaşımındaki engelleri aşamalı olarak ortadan kaldırarak,
daha geniş bir piyasa şekline dönüştüler. Bu, dünyanın bir bölgesinde ortaya
çıkan sorunların başka bir bölgedeki piyasalara ve yatırımcılara hemen
yansıması gibi bir olguyu da beraberinde getirdi.
Diğer bir
neden, uluslararası piyasaların giderek daha da değişken olmasıdır. Piyasa
fiyatlarının ve rasyoların inişli çıkışlı bir
seyir izlemesi anlamına gelen piyasadaki değişkenlik (volatility), finansal
riskin ana kaynaklarından biridir. Piyasadaki değişkenlik arttığında, piyasa
katılımcıları daha büyük belirsizlik ve risklerle karşı karşıya kalırlar.
Başka bir
neden ise, uluslararası piyasalardaki şartların değişmesi sonucunda karmaşık
yapılı yeni yatırım alternatiflerinin ortaya çıkmasıdır. Yatırım araçlarının
çeşitliliği, korunma (hedging) amaçlı türev enstrümanlarda olduğu gibi, diğer
yatırım araçlarını da gelişmeye yöneltti. Türev enstrümanlar, finansal
piyasalarda riski azaltmak için giderek daha geniş olarak kullanılmakla
birlikte bunlardan kaynaklanan zararlar da artmaya başladı.
Dünyada
kredi fonları arzındaki artış, finansal risklerin de hızla artmasında önemli
bir rol oynamakta ve bu artış, daha büyük belirsizliklerle birlikte finansal
risklerin realize olması sonucu, hatırı sayılır kayıplara neden olmaktadır.
Özellikle 1990’lı yıllarda bu şekilde ortaya çıkan sorunlar nedeniyle birçok
mali skandal yaşandı. Nitekim, son zamanlarda Long-Term Capital Management
isimli bir hedge fund yönetimindeki Nobel ödüllü yöneticileri olsa bile riski
her zaman azaltamayacağını açıkça gösterdi.
Sonuçta,
finansal risklerdeki artışın ana sebeplerinden birisinin uluslararası rekabet artışı olduğu anlaşıldı. Özellikle, gelişmiş
ve gelişmekte olan ülkelerin bankacılık sektörlerinin aynı alanda rekabet
etmeye başlaması ve büyük ölçekli bankaların bankacılık sektörü dışındaki
finansal kurumlarla yoğun rekabete girişmeleri kredi riskini daha önemli ve
fakat karmaşık hale getirdi.
Bu
gelişmelerin herbiri ulusal ve uluslararası bankacılık sisteminin yapısallarını etkiledi. Bankalar ve diğer finansal kurumlar
açısından daha etkin risk yönetimi hem ulusal hem de uluslararası piyasaların
finansal istikrarını korumak için kaçınılmaz olduğu bilinen bir gerçek haline
dönüştü. Örnekler bize gösteriyor ki piyasa katılımcıları, mali kontrol birimleri hatta portföy yöneticileri ve
diğer idareciler zaman zaman kurumlarının karşı karşıya kaldığı bazı risklerden habersizdiler.
Bütün bu
nedenlerle, finansal risklerin etkin yönetimini
sağlamak için güvenilir ölçü ve metodların uygulanması
kesin bir zorunluluk haline dönüştü. Diğer
yandan, bankalar tarafından finansal durum ve risk yapıları hakkında piyasa
katılımcılarına doğru karar verebilmeleri için düzenli bilgi verilmesinin önemi
de ortaya çıktı. Piyasalarda çok iyi biliniyor ki,
bankaları risklerini etkin idare ettiklerinde ödüllendiren ve risk
taşıdıklarında cezalandıran doğal disiplin mekanizması var.
Bu mekanizmanın başarılı bir şekilde çalışması, bankaları ve bankacılık
sistemini şeffaflaştıracak ve piyasa katılımcılarının doğru karar vermesini
sağlayacak bilgilerin onlara düzenli olarak verilmesini gerektirecektir.
Bu tür
faaliyetlerin olduğu bir ortamda, ulusal ve uluslararası
bankacılık sisteminin istikrarının sürdürülmesi görevi bankacılık sektörüne
yeni düzenlemelerin getirilmesini de beraberinde getirdi. Bu alandaki
gelişmeleri Bank for International Settlement (BIS) öncülüğünde, merkez
bankaları ve birkaç ülkenin banka denetim uzmanından teşkil edilen bir komite
takip ediyor, önlemler öneriyor. Bu komite’nin sunduğu önerilerin çoğunun
aslında yaptırım gücü bulunmamasına rağmen, birçok ülke bankacılık sisteminin
uyumlu duruma getirilmesi açısından bu çalışmalara büyük önem veriyor.
Basle
Komite’nin ilk başarılarından birisi bankaların sermaye yeterliliği ile ilgili
düzenlemelerdir. “Sermaye yeterliliği ve standartlarının uluslararası
yakınlaştırılması” adı altında 1988 yılında yayınlanan rapor bir çok ülke
tarafından kısa sürede onaylandı ve kabul gördü. “Basle Sermaye
Uyumlaştırılması” olarak bilinen çalışma kredi riskini esas aldı. Uluslararası
piyasalarda risk çeşitleri artmasına rağmen, kredi riski hala bankalar için en
önemli risk kategorisini oluşturuyor.
Kısaca
kredi riski, herhangi bir işlemde bir tarafın
karşı tarafa yükümlülüğünü yerine getirememe ihtimalinin oluşturduğu risk
olarak tanımlanabilir. Daha önce belirttiğim gibi, son yıllarda uluslararası
kredi piyasalarında rekabetin büyümesi, banka dışı mali kurumların aktif olarak
bu piyasalara katılması ve kredi almak isteyenlerin
daha düşük maliyetli krediler için sermaye piyasalarına başvurmaları kredi
işlemlerinde kar marjının oldukça daralmasına neden oldu. Bu ise, bankaları
rekabet edebilmek için daha çok borçlanmaya
zorladı. Ancak, bankalar ekonomik durumlarda ve finansal piyasalarda
beklenmedik gelişmeler nedeniyle kredi temin etmede sorunlarla karşı karşıya
kaldılar. Bütün bu gelişmeler getiri ve risklerin daha etkin değerlendirilmesi
için yeni metodların bulunması süreçlerini getirdi. Bu çabalar, bankaların
kullanımı için kredi reyting modellerinin yanısıra, yoğun veri analizi olarak
adlandırılan kredi kayıplarının geçmişe dönük analizi, iflas olasılık modelleri
ve dayanıklılık testi gibi analitik metodlar da üretti.
Bankaların
kredi risklerinin etkin yönetimi ve beklenmedik durum riski için ne kadar
sermaye tutmaları gerektiğinin belirlenmesi, bankacılık sektörünün sağlamlığı
ve istikrarı için çok önemli olduğunun bir kere daha altını çizmek istiyorum.
Daha önce bahsettiğim 1988 tarihli “Basle Sermaye Uyumu” bu amaca yönelik
çalışmaların bir sonucu. Bu düzenlemeler bir banka’nın bilanço ve bilanço dışı
işlemlerinden kaynaklanan kredi risklerinin belli bir oranında sermaye
tutmasını amaçlıyor. Bu amaçla yatırım araçları risklerine ve her grup için
belirlenen risk katsayısına göre beş ana grupta sınıflandırılıyor. Varlıkların
risklerine göre ağırlıklandırılarak formüle edilmesinin amacı ise bir bankanın
karşı karşıya kaldığı kredi riskini karşılamasına yetecek sermayenin olup
olmadığını ölçmeye yarıyor.
Ne yazık
ki, 1988 tarihli bu düzenlemeler son on yıldaki yeni ve süratli gelişmeler
karşısında etkisiz kaldı. Bu nedenle kredi riskinin nasıl daha iyi kapsam
altına alınabileceği konusundaki yeni çalışmalar BIS tarafından halen
sürdürülüyor.
Kredi
riskinin yanısıra finansal işlemlerdeki ve piyasalardaki riskler, piyasa riski,
kur riski, faiz riski, likidite riski, işlem riski, ülke riski, yasal risk,
hedging risk ve sistem riski şeklinde alt gruplara ayrılıyor.
Bütün bu
risk kategorilerinin detayına girmek istemiyorum. Ancak konuyla ilgili olarak
bilgi teknolojisi alanında bu riskleri azaltacak sistem ve teknikler geliştiği
gerçeğini de gözönünde tutmamız gerekir. Öncelikle risk belirlenip doğru bir
şekilde ölçüldükten sonra genellikle ikinci adım olarak riskin oluşmasını
önlemek geliyor. Son yıllarda bilişim teknolojisi alanında ortaya çıkan hızlı
gelişmeler piyasa riskinin ölçülmesine yardımcı olacak yeni risk ölçüm
metodlarını da beraberinde getirdi.
Bunların
en çok kabul göreni “Value-at-Risk” (VaR) modeli olduğunu hepimiz biliyoruz.
VaR, belirli olasılıklar altında belli bir yatırım portföyünün değerinde ortaya
çıkabilecek maksimum zararları ölçen bir sistem. Basit ve açık bir kavram
olduğu için VaR modeli piyasa riskinin ölçülmesinde yaygın olarak kullanılıyor.
Model farklı yatırım araçlarının piyasa risklerini ölçmeye önem verdiği için portföyün
performansı üstlenilen riske göre değerlendirilebiliyor. Özellikle sermaye yeterliliğini
belirlemek için piyasa riskini ölçmede bu modelin kullanılması birçok ülke ve
finansal kurumda bir zorunluluk haline geldi.
Piyasa
riskini ölçmede geniş kullanım alanı bulan başka bir metod da “Senaryo Analizi”
dir. Senaryo analizi, piyasa şartlarında ortaya çıkabilecek çeşitli
değişikliklerin portföyün değerini nasıl etkilediğini ölçmekte kullanılan bir
tekniktir.
Geniş
kullanım alanı bulan metodların sonuncusu ise “Dayanıklılık Testi-(Stress
Test)” . Dayanıklılık testi, günümüzde de yaşadığımız global krizler esnasında
gözlemlenen piyasalardaki beklenmeyen
ve önemli dalgalanmaların portföyün değerini nasıl etkilediğinin tahmin
edilmesinde kullanılıyor. Dayanıklılık testi, senaryo testine benzemesine rağmen
esas olarak olağanüstü piyasa şartlarında portföyün maksimum değer kaybının
tahmin edilebilmesini amaçlıyor. Kuşkusuz bu metodun başarısı piyasa
şartlarının en iyi şekilde tahmin edilmesine bağlı olduğu bilinen bir gerçek.
Türk
bankacılık sektöründe risk yönetimi konusuna da kısaca baktığımızda, sistemin
risk yönetimi açısından iyi
geliştirilmiş risk yönetim metodları sunduğunu ve bilinen risklerin denetimini
sağladığını görüyoruz.
Bu
açıdan, Türk bankacılık sektörünün finansal kurumları olarak küçümsenemeyecek
bir seviyede olduğunu söyleyebiliriz.
Türk bankacılık sektörü’nün bu gücüne rağmen, çoğunlukla kredi,
likidite, faiz ve kur riskleri ile karşı karşıya kalıyor. Bu da doğal.
Zira global bir kriz yada politik belirsizliğin ortaya çıkardığı makro ekonomik
risklerin bulunmadığı bir ortamda da bu durum geçerli.
Bütün bu risklerin gözetim otoritesi tarafından
denetiminin yapıldığının da altını çizmemiz lazım. Bilindiği gibi, denetim
otoritesinin finansal dengeleri tehdit edebilecek problemler etkilerini
göstermeden önce tedbirlerini alması lazımdır. Türk sisteminde,
bankalar yıllık, üç aylık ve hatta günlük finansal verilerini Merkez Bankası ve
Hazineye vermek zorundadır. Böylece bankaların finansal değerlendirmelerinin bu
suretle uzaktan denetim yoluyla yapılması sistemin içeriğinde mevcuttur.
Yerinde denetimde ise, rapor edilen verilerin güvenilirliği ve doğruluğu ile
uzaktan denetim sırasında tesbit edilen ve özellik arzeden konular incelenir.
Ayrıca kredi riskinin iyi ölçümü için yerinde denetim bir zorunluluktur.
Sağlam bir finansal sistem oluşturmak için finansal
riskleri değerlendirme, yönetme ve etkilerini azaltmanın ne kadar önemli
olduğunu vurgulayarak konuşmamı bitirmek istiyorum. Sağlıklı bir ekonomi iyi
işleyen reel sektör ile finansal sektöre
bağlıdır. Şüphesiz finansal risklerin azaltılması ve bu risklerin sistemin
düzgün işlemesini kesintiye uğratmaması konularında sürekli ve daha çok
düşünmemiz gerekecek. Rekabet, değişkenlik, globalleşme ve bankacılık
işlemlerinden kaynaklanan riskler bankacılık sektörünün fazla risk almasına
neden oluyorsa, finansal piyasaların istikrarı ve bankaların denetiminden
sorumlu olan yetkililerin istikrarı
yeniden oluşturmak için gerekli önlemleri almak zorunda oldukları gerçeğini bir
kez daha vurgulamak sanırım en gerçekçi yaklaşımdır.