BASIN TOPLANTISI
GAZİ ERÇEL
17 ŞUBAT 2000
TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI
ANKARA
Uygulamakta olduğumuz enflasyonu düşürme programının en önemli
unsurlarından biri para ve maliye politikasının, tutarlılığının, uygulama şeklinin,
dönemsel sonuçlarının yanı sıra, her iki politikanın etkileşiminin operasyonel
bazda da kamuoyuna şeffaf bir şekilde, teknik detaylarıyla birlikte
sunulmasıdır. Bu bağlamda Hazine Müsteşarlığı ile birlikte ortak aldığımız bazı
kararları sizlere aktarmak istiyorum.
Bütçe açığının
finansman şeklinin para politikası uygulamasına yansıması gibi, uygulanan para
politikası da borç servisinin maliyetini ve finansman için kullanılacak
kaynakların miktarını doğrudan etkileyebilmektedir. Bu nedenle, maliye ve para
politikasının itibarı birbirleri arasındaki koordinasyon ve eş zamanlama ile
yakından ilgilidir.
Para politikasının
öngördüğü nihai amaçların gerçekleştirilmesinde, Merkez Bankası ve Hazine
arasındaki her türlü pratiğe yönelik uygulamalar ve bunların kamuoyuna şeffaf
bir şekilde açıklanmasının bir gerek olduğu kuşkusuzdur. Diğer bir deyişle
“kurumsal kredibilitenin” her zaman “operasyonel kredibilite” ile desteklenmesi
gerekmektedir.
T.C. Merkez
Bankası’nın en önemli görevlerinden biri kamu otoritesi adına yaptığı mali
ajanlıktır. Merkez Bankası’nın Hazine Müsteşarlığı ile olan mali ilişkisi
temelde “kısa vadeli avans”, “kamu borçlanma senetleri portföyü”, “değerleme
hesabı”, “kar-zarar hesabı” ve fonlar dahil kamu sektörünün Türk lirası ve
döviz cinsinden mevduatları çerçevesinde yürütülmektedir. Bu hesaplardaki
hareketler likidite yönetimini etkilerken, mali otorite ile Merkez Bankası
arasındaki ilişkilerin boyutunu da belirlemektedir.
Hazine
Müsteşarlığı ve Merkez Bankası arasında 1997 yılı Temmuz ayında yapılan bir
protokol sonrası, Hazine kısa vadeli avans kullanımını Eylül 1998’e kadar
tamamıyla durdurmuş, Rusya krizi sonrasına rastlayan dönemde ise, Hazine her ay
sonunda “sıfır” bakiyeye indirmek suretiyle bu kaynağı finansman politikası
çerçevesinde ihmal edilebilir miktarlarda kullanmıştır. Bu sistem hala devam
etmektedir.
Bankamız
bilançosundaki diğer önemli bir kalem de değerleme hesabıdır. Bu kalemde her
yıl sonunda oluşan bakiye, Bankamız ve Hazine arasında mali bir işlemi
gerektirmektedir. Türk lirasının yabancı paralar karşısındaki değerinin
değişmesi, Merkez Bankası bilançosunun aktif ve pasifinde bulunan altın dahil,
döviz varlık ve yükümlülüklerinin yeniden değerlenmesine neden olmaktadır.
Merkez Bankası’nın döviz varlık ve yükümlüklerinin yeniden değerlenmesi sonucu
gerçekleşen lehte veya aleyhte kur farkları, net iç varlıklar kalemi altındaki
“değerleme hesabında” izlenmektedir. 1996 yılı Aralık ayına kadar Merkez
Bankası aleyhine işleyen bu kalem, net döviz varlık artışına paralel olarak
lehte gelişme kaydetmiştir. Merkez Bankası’nın ilgili Kanunu (Madde: 61)
gereğince yıl sonunda, bu hesaba alınan meblağın kullanılma veya itfa şekli ve
şartları, Başbakanlık ve Merkez Bankası arasında tespit olunmaktadır. Pratikte
ise, Hazine Müsteşarlığı ve Merkez Bankası arasında yapılan protokollere bağlı
olarak, aleyhte oluşan hesap karşılığında Hazine’den devlet iç borçlanma
senetleri (tahkim) alınırken, lehte oluşan değerleme hesabı karşılığında ise
Hazine’den daha önce alınan devlet iç borçlanma senetleri erken itfa
edilmiştir.
Geçen yıl sonunda
1999 yılı içinde lehte oluşan 1510 trilyon Türk lirası tutarındaki değerleme
hesabından, kur farkları karşılıkları düşüldükten sonra, 1337 trilyon Türk
lirası tutarındaki miktar karşılığında, portföyümüzdeki, özel tertip devlet iç
borçlanma senetleri işlemiş faizleri ile birlikte 15 Şubat 2000 tarihi
itibariyle erken itfaya tabii tutularak, bir mahsuplaşma gerçekleştirilmiştir.
Mahsuplaşılan 1337 trilyon Türk lirası tutarındaki miktar 1999 yılı sonu iç borç
stokunun yüzde 5,8’ini oluşturmaktadır. Bu işlem 2000 yılı borç stokunun
azaltılmasına katkıda bulunmaktadır. Sözkonusu miktarın önemini göstermesi
açısından, GSMH içindeki payına bakıldığında, GSMH’nın yüzde 1,6’sına karşılık
geldiği görülmektedir. Bu bağlamda, piyasada doğrudan alım-satımı yapılamayan
iç borçlanma senetlerinin de Merkez Bankası portföyünden çıkartılması,
bilançomuzun yapısı açısından oldukça önemli ve olumlu bir gelişmedir. Diğer
taraftan, 15 Şubat itibariyle değerleme hesabına ilişkin bakiyeye karşılık
gelen devlet iç borçlanma senetlerinin erken itfası ile birlikte bilanço
büyüklüğümüz daralmıştır.
Daha önce de
belirttiğim gibi, Merkez Bankası’nın Hazine ile olan diğer önemli bir mali
ilişkisi, bankamızın yapmış olduğu parasal işlemler sonucu elde ettiği karın
belirli bir kısmını sermaye payı nedeniyle Hazine’ye transfer etmesidir.
1997-99 döneminde yüksek meblağlara ulaşan Merkez Bankası karının devredilme
yöntemi söz konusu olan son dönemde önem kazanmıştır. 1999 yılında, 1998 yılı karı
karşılığında, portföydeki devlet iç borçlanma senetleri erken itfaya tabi
tutulmuştur. Bu yıl ise, 1999 yılına ilişkin 506 trilyon Türk liralık karın,
ihtiyat akçesi, temettü, vergi ve fon payı dışında kalan 242 trilyon Türk
liralık bölümü Hazine’ye Nisan ayında nakit olarak transfer edilecektir.
Sözkonusu miktar 1999 yılı GSMH’nın yaklaşık yüzde 0,3’ünü oluşturmaktadır. Bu
işlem, önceden öngörülüp programa konulan ve para politikasına etki etmeyecek
niteliktedir.
Sizlere bu aşamada
belirtmek istediğim önemli bir nokta, 2000 yılından itibaren Hazine ile Merkez
Bankası arasındaki tüm mali ilişkilerin nakit bazda olması konusunda anlaşmaya
varılmış olduğudur. Bundan sonra banka olarak DİBS portföyümüzü yalnızca
ikincil piyasalardan yapacağımız doğrudan alım işlemleri aracılığıyla
oluşturmayı planlamaktayız.
Merkez Bankası’nın
program gereği bir kur hedefi ve net iç varlıklar kısıtı bulunmaktadır.
Dolayısıyla doğrudan alım işlemleri gerek görüldüğü zaman ve hedeflerle tutarlı
miktarlarda yapılacaktır. Bugün itibariyle bilançomuzun yapısına bakıldığında,
açık piyasa işlemleri çerçevesinde bankacılık sistemi, Merkez Bankası’na borçlu
konumdadır. Dolayısıyla, likidite yönetimi gereği hızlı bir portföy oluşturma
gereğimiz bulunmamaktadır. Yapacağımız işlemler, yalnızca “ileriye yönelik
portföy oluşturma” amaçlı olabilir.
Otoriteler açısından, orta vadedeki en önemli önceliklerden birisi hem
sermaye piyasasına hem de devlet iç borçlanma senetleri piyasasına uzun dönemli
bakış açısı kazandırmaktır. Temmuz 2001 tarihinden itibaren kur rejiminde
“kademeli olarak genişleyen band” uygulamasına geçilecektir. 1 Ocak 2003
tarihinden itibaren ise, kur rejimine sağlanacak esneklikle birlikte, doğrudan
enflasyonu hedefleyen para politikası uygulamasına geçilecektir. Enflasyon hedeflemesi
bağlamında, döviz piyasasına yapılan müdahalelerde azalma ile birlikte,
enflasyonist bekleyişleri etkileme yöntemlerinden birisi de kısa dönem faizleri
etkin bir şekilde kullanmaktır. Faiz politikasının öne çıkacağı bu durumda,
getiri eğrisine, müdahale edilmesi gereken dönemlerle karşılaşabileceğiz.
Dolayısıyla, enflasyon hedeflemesi uygulamasına geçildiğinde, Merkez
Bankası’nın doğrudan alım-satım müdahalelerinin temel amacı, getiri eğrisini
yönlendirmeyi amaçlayan sinyaller vermek olacaktır.
Sizleri, uygulamalar ve performans kriterlerinin gelişimlerinin yanı
sıra, gerekli görüldüğü takdirde operasyonel detaylarla ilgili olarak da
bilgilendirmeye devam edeceğiz.
Teşekkür ederim.