TÜRKİYE AÇISINDAN EURO’NUN ROLÜ
GAZİ ERÇEL
BAŞKAN
TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI
6. Uluslararası
Finans ve Ekonomi Forumu
VİYANA, 9 KASIM 2000
Euro ile ilgili görüşlerimi
sizlerle paylaşmak üzere, bu konferansa katılmaktan duyduğum memnuniyeti
belirterek konuşmama başlamak istiyorum.
Şüphesiz, “euro” para birimine
geçiş sadece Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin ekonomilerini değil, aynı zamanda
üye ülkelerle yakın ilişki içinde olan diğer ülkelerin ekonomilerini de
etkilemiştir. Bu ülkelere, AB üyeleriyle yoğun ticari ve mali ilişkileri olan
gelişen piyasa ekonomileri de dahildir. Hemen belirteyim ki, Euro’ya geçişte
ağırlıklı olarak AB ülkelerinin para birimleri cinsinden borçlanan ülkeler bu
süreçten daha çok etkilenmektedir.
Türkiye henüz AB’nin üyesi
olmamakla birlikte toplulukla yakın ilişkiler içindedir. Bildiğiniz gibi, dış
ticaretinin büyük bir kısmını AB üyesi ülkelerle gerçekleştiren Türkiye, 1995
yılında Gümrük Birliği’ne katılmıştır.
Türkiye’nin
AB ülkeleriyle yakın ilişkisi ve euronun Türk ekonomisine etkilerini aşağıdaki
şekilde özetleyebiliriz:
·
Türkiye’nin
dış ticaretinde en büyük payı Avrupa ülkeleri almaktadır. 1999 yılında,
Türkiye’nin toplam ihracatının yüzde 54’üne tekabül eden 14.3 milyar dolar
tutarındaki ihracat ile toplam ithalatının yüzde 53’ünü oluşturan 21.4 milyar
dolarlık ithalat AB ülkeleriyle
gerçekleşmiştir.
·
Türkiye’nin
resmi rezervlerinin yaklaşık yüzde 54’ü; 11 AB ülkesi paraları ile AB para
birimi “euro” dan oluşmaktadır.
·
Merkez
Bankası’nda tutulan ve yurtdışında çalışan Türk vatandaşlarına ait döviz
tevdiat hesaplarının tutarı yaklaşık 11 milyar dolara ulaşmaktadır. Bunun yüzde
93’ü Alman Markı cinsindendir.
·
Dış
borçlarımızın toplam tutarı 106 milyar ABD dolarıdır. Bunun yüzde 34’ü, 11 AB
ülkesi paraları ile AB para birimi “euro” dan oluşmaktadır.
·
1 Ocak
2000 tarihinden bu yana Hazine, tahvil ihracı yoluyla uluslararası sermaye
piyasalarından yüzde 37’si euro cinsinden olan toplam 7.5 milyar ABD doları
borçlanmıştır.
·
Son 5 yıl
içerisinde, Türkiye’ye yapılan doğrudan yabancı yatırımların yüzde 60’ı Avrupa
kaynaklıdır.
·
Bu yılın
ilk on ayında Türkiye’yi ziyaret eden 9.3 milyon yabancı turistin 5.1 milyonu
Avrupa’dan gelmiştir.
Türkiye’nin AB ile ilişkilerinin
kapsamı ve boyutları dikkate alındığında, AB para birimi “euro” nun bundan
böyle Türk ekonomisini giderek daha fazla etkileyeceğini söyleyebiliriz.
Kanımca, euronun uluslararası mali
piyasalarda istikrarlı bir para birimi olarak kabul görmesiyle, orta ve uzun
vadede Türkiye’nin mali ilişkilerinde euro’nun payı artmaya devam edecektir.
Türkiye’nin euroyu, gerek gündelik yaşamda gerekse mali piyasalarda diğer
ülkelerden daha hızlı kabul edeceğine inanıyorum. Bunun nedenleri arasında,
Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşlarımızın sayısı, Avrupa’dan gelen turistler, ve
Alman markının 20 yıldan fazla devam eden istikrarı sayılabilir. Euro ile işlem
maliyetleri azalmakta, oynak para birimlerine bağlı riskler ortadan kalkmakta
ve Avrupa sermaye piyasaları doğrudan finansmana daha fazla teşvik
edilmektedir. Derin, likit ve etkin bir euro tahvil piyasası, tahvil ihracında
bulunan Türk kamu ve özel kesimi tarafından kolaylıkla yararlanılabilecek bir
piyasadır. Ayrıca, euro tahvil piyasasındaki işlem hacminin bugünkünden çok
daha büyük olacağı beklenmektedir.
Türkiye’nin ticaretinde ve mali
işlemlerinde euronun giderek daha fazla kullanılmaya başlanması ve döviz
riskinin ortadan kalkması, Avrupa yatırımcılarını Türkiye’de doğrudan
yatırımlar yapmaya teşvik edecektir.
Böyle bir ortamda, Türk ve Avrupa
bankalarının birleşme ve satınalma faaliyetlerini artırmaları beklenmelidir.
Kısa dönemde en önemli hedef
euronun uluslararası bir para birimi haline gelmesini sağlamaktır. Yeni para biriminin başarısı, Avrupa Para
Birliği’ne üye olan ve olmayan ülkeler tarafından kabul görmesine bağlıdır. Bu
kabul ne kadar hızlı gerçekleşirse, bir para birimi olarak euronun gücü orta ve
uzun vadede o denli büyük olacaktır. Bunun işaretlerini maalesef henüz
göremiyoruz. Bu aşamada, ABD doları karşısında değer kaybeden euronun gerekli güveni
uyandıramadığını gözlemlemekteyiz.
Euro/dolar kurundaki
dalgalanmaların Türk ekonomisini nasıl etkilediğine baktığımızda, eurodaki
değer kaybının ekonomimizi iki yönden etkilediğini görmekteyiz. Birincisi, uygulamakta olduğumuz kur politikasının gereği
olarak euronun önemli bir rol üstlenmesi, ikincisi ise, AB ülkelerinin dış
ticaretimiz içindeki payının büyük olmasıdır. Bunları kısaca irdeleyelim.
Türkiye 2000 yılının başında “1 ABD
doları ve 0.77 Euro” dan oluşan ve önceden ilan edilen döviz sepetine dayalı
bir enflasyonu düşürme programı başlatmıştır. Diğer makroekonomik politika
önlemleri ile birlikte döviz kurlarının önceden belirlenmesinin de etkisiyle
enflasyonda önemli oranda azalışlar izlenmiştir. Ancak, uluslararası
piyasalarda ABD dolarının euro karşısında hızla değer kazanması enflasyonu
düşürme çabalarında bir engel olarak karşımıza çıkmıştır. Bu yılın ilk on
ayında, Türk lirası ABD doları karşısında ortalama yüzde 26.5 oranında değer
kaybederken, euronun değer kaybı sadece yüzde 6.5 olmuştur. Türkiye’deki
enflasyonist beklentiler ABD dolarındaki gelişmeler ile yakından ilişkilidir.
Değerlenen ABD doları, enflasyonist bekleyişleri olumsuz etkileyerek hedeflenen
enflasyonun yukarı çekilmesine neden olmuştur.
Ayrıca, önceden ilan edilen döviz kurları nedeniyle, euronun ABD doları
karşısında sürekli değer yitirmesi Türkiye’nin Avrupa karşısındaki rekabet
gücünü de olumsuz etkilemiştir. Bu gelişmeler sonucunda Türkiye’nin AB
ülkelerinden yaptığı toplam ithalat yılın ilk yarısında yüzde 29.6 artarken, AB
ülkelerine yapılan ihracat artışı sadece yüzde 3.4 oranında kalmıştır. Diğer
bir ifadeyle, euronun değer kaybı Türkiye’nin dış ticaret açığının büyümesinde
önemli bir neden oluşturmuştur.
Öte yandan, zayıf euro Türk
ekonomisinin portföy yapısını da değiştirmiştir. Eylül sonu itibariyle, ticari bankalarımızdaki döviz tevdiat
hesaplarının toplam tutarı 43 milyar ABD dolarıdır. Bu tutarın 1998 sonunda
yüzde 38.5 oranındaki kısmı eurodan oluşurken, halen bu oran yüzde 27’ler
düzeyinde dolaşmaktadır. Aynı dönemde ABD dolarının payı yüzde 58’den
yüzde 71’e yükselmiştir.
Merkez Bankası olarak, biz de döviz
rezervlerimizin kompozisyonunu eurodan ABD dolarına kaydırdık. Euronun
rezervlerimizdeki payı 1998 sonunda yüzde 73’den yüzde 54’e geriledi. Bu kuşkusuz
döviz yükümlülüklerimizin kompozisyonunda da paralel bir gelişme ile birlikte
oluştu.
Şimdi izninizle, euronun Türk
ekonomisine yaptığı iki önemli ve olumlu etkiden söz etmek istiyorum.
Euronun gözlenen ilk olumlu etkisi,
çeşitli Avrupa para birimlerinin kullanımından kaynaklanan döviz işlemlerindeki
maliyetlerin ortadan kalkmasıdır.
Euronun 1994 ile 1998 arasında döviz girdileri içindeki payı yıllık
ortalama yüzde 37 olurken, döviz çıktılarının içindeki payının yüzde 32
şeklinde gerçekleşmesi euroyu oluşturan dövizler arasındaki riskin ortadan
kalkması yoluyla olumlu bir etkiyi ortaya çıkarmıştır.
Euronun ikinci olumlu etkisi,
Maastricht Anlaşmasının Uyum Kriterleri ile Kopenhag Kriterlerinin öngördüğü
etkin bir piyasa ekonomisine geçişi ve diğer koşulların yerine getirilmesini
kolaylaştırmak gibi bir işlevi de üstlenmesinden kaynaklanmaktadır. Bilindiği gibi, bu kriterler fiyat
istikrarını, istikrarlı döviz kurlarını ve dengeli bir kamu maliyesini
öngörmektedir. Bu kriterleri esas alan ülke ekonomileri sağlıklı bir yapıya
kavuşmaktadır.
Türkiye tek haneli enflasyonu
gerçekleştirmeyi ve 2002 yılının sonuna kadar makroekonomik dengesizlikleri
ortadan kaldırmayı hedefleyen kapsamlı bir enflasyonu düşürme programını bu
amaçlara yönelik olarak başlatmıştır. Ülkemize AB ve Avrupa Para Birliği
üyeliği olanağını sağlamanın, programımızın en önemli hedeflerinden biri olarak
ortaya konduğunu defalarca belirttik.
Diğer taraftan, bağımsız merkez
bankalarına sahip olmak AB’nin en
önemli konularından biridir. AB’ne uzanan yolda, Bankamız Kanununu Avrupa
Merkez Bankaları Sistemi tarafından belirlenen standartlarla uyumlaştırmak
amacıyla çalışmalar yürütmekteyiz. Bu çalışmalarda fiyat istikrarını para
politikasının ana hedefi şeklinde belirledik. Para politikası uygulamalarımızı
AB normlarına çekmeyi hedefledik. Bütün bunları eronun bir yan etkisi olarak
nitelemek kanımca yanlış olmayacaktır.
Sözlerimi bitirirken, tek para
sistemine girmenin ve bundan tam olarak yararlanabilmenin uzun vadeli bir
çabayı gerektirdiğini özellikle belirtmek istiyorum. Para politikamız bugünkü
uygulamaları ile tek bir görünür hedefe, yani fiyat istikrarına yönelmiştir. Fiyat istikrarı, euro bölgesine
ilişkin olarak şekillenen ilk beklentiler ile tek para sisteminin potansiyel
iktisadi yararları arasında bir bağlantı kurulmasını sağlayacaktır. Bugüne
kadar gerçekleştirilen reformlar ile değişiklikler, bütünleşme alanını
genişletecek iddialı politikalar için bir temel oluşturacaktır. Bu sayede, Euro
bölgesinin fiyatlarda şeffaflığı sağlaması, daha fazla verimlilik yaratması,
yatırımları ve ekonomiyi canlandırması şeklinde ek yararlar sunması, ekonomik
birimlerin euroya olan inancını pekiştirecektir. Hiç şüphe yok ki, dünya
ekonomisi de bu yararlardan payını alacaktır.
Teşekkür ederim.