TÜRKİYE’NİN ENFLASYONLA MÜCADELE PROGRAMI
GAZİ ERÇEL
BAŞKAN
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası
Türkiye bu yıldan başlayarak
enflasyonu düşürmek amacıyla üç yıllık güçlü bir program başlatmıştır. Güçlü
diyorum, çünkü geçen yüzyılın yirmibeş yılında yüksek ve yapışkan bir
enflasyonla yaşamak zorunda kalan Türkiye’nin, uzun süredir devam eden bu
sorununu çözmeyi amaçlayan bir program cesur ve iddialı olmak zorundadır.
Hepinizin bildiği gibi, bu
programın amaçları ve genel stratejisi özetle şöyledir:
·
Enflasyonun düşürülmesi,
·
Sürdürülebilir bir mali dengenin sağlanması,
·
Kaynakların daha adil ve etkin dağılımının
gerçekleştirilmesi,
·
Ekonominin büyüme potansiyelinin artırılması.
Programın diğer amaçlarını ise şu şekilde sıralayabiliriz:
·
Faizler üzerindeki risk risk primini azaltmak,
·
Beklentileri değiştirmek,
·
Kredibilitesi yüksek bir enflasyonla mücadele
programı oluşturmak,
·
Ödemeler dengesini sürdürülebilir kılmak.
Tüm bu amaç ve hedefler Türk
insanının yaşam standardını ve kalitesini yükseltmeyi öngörmektedir.
Bu programın sözkonusu hedeflere
ulaşmadaki başarısı birtakım politika değişikliklerine gidilmesine bağlıdır.
Faiz dışı bütçe dengesi birinci yıl içerisinde uzun dönemli mali dengeyle
uyumlu olarak eksiden artıya geçecek ve ekonomide fiyat istikrarı sağlanıncaya
kadar yüksek seviyede seyredecektir.
Programın kredibilitesini
güçlendirmek ve mali istikrarı desteklemek için bir hazırlık dönemi geçirilmiş
ve yapısal önlemlerin çoğu önceden alınmıştır.
Birinci öncelik kamu açığının
finansman şeklini değiştirmektir. Kamunun artan net dış finansman imkanları,
buna bağlı faiz dışı fazla ve diğer önlemlerle birlikte kamu açığının yurtiçi
kredi piyasasına olan olumsuz etkisini azaltmak ve yurtiçi reel faizleri
düşürmek mümkün olacaktır.
Programın hemen başında uygulamaya
konulan güçlü ve tutarlı kur politikası halkın enflasyon beklentilerini
kıracaktır. Bu arada, yapısal reformların ve gelirler politikasının programa
uygun olarak yürütülmesi gerekmektedir. Para politikası ve kamunun ücret
politikası belirlenen kur hedefi ile uyumlu olmak durumundadır.
Gelirler politikası açısından kur
politikası, fiyat ve ücretlerin belirlenmesinde bir sinyal görevi
üstlenecektir.
Ücretlerde geriye dönük
endekslemeden ileriye dönük endeksleme sistemine geçilmesi enflasyonun
düşürülmesinde önemli bir unsur olacaktır.
Maliye, özeleştirme ve yapısal
reformlar alanında alınan bu tedbirler biraz önce sözünü ettiğim ön
hazırlıkların bir parçasını teşkil etmektedir.
Türkiye gibi uzun süre enflasyonu
yaşamış bir ekonomide “inertia” yani enflasyona tutsaklık dediğimiz husus
enflasyonun sürmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bunun kırılamamasının
enflasyonla mücadele programının başarısı için bir engel oluşturması nedeniyle
bu konunun üzerinde önemle durulmuştur.
Türkiye’de döviz kurları kamuoyunun
hassasiyetle izlediği bir konu olduğu için, döviz kurlarının halkın geçmişle
irtibatlı enflasyon beklentilerini kırmada etkili bir araç olacağı konusunda
yaygın bir görüş birliği vardır. Ayrıca, Türk ekonomisinin sermaye
hareketlerine açık olması nedeniyle kurun enflasyonu indirmek amacıyla
kullanılması, özellikle nominal faiz oranları üzerinde etkili olmaktadır. Buna
göre, kura dayalı istikrar programı uygulayan bazı diğer ülkelerin orta vadede
yaşadığı sorunların da bilincinde olarak çizdiğimiz kur politikası fiyat ve
faiz oluşumlarına baz teşkil etmek üzere açık sinyaller gönderme görevini
üstlenmiştir.
2001 yılının ikinci yarısından
itibaren kurların bir bant içinde hareket etmesi para politikasına büyük bir
esneklik sağlayacaktır. Bu esneklik sonucu para politikasının enflasyon
hedefine ulaşılmasındaki katkısı artacaktır. Ayrıca para politikasının
faizlerin kontrolü ve oynamalarının azaltılması üzerindeki etkisi de
artacaktır.
Sağlıklı bir bankacılık sistemi,
etkin bir para politikası uygulaması için bir ön şarttır. Özellikle kurala
bağlı bir para politikası uyguluyorsanız bu daha da önem kazanmaktadır. Biz
oyunculara oyunun kurallarını açıkça ilan ettik. Buna karşılık oyunculardan da
bu kurallara uymalarını bekliyoruz. Bankalar Kanununda yapılan yeni düzenlemeler
bankacılık sistemini güçlendirmeyi ve sistemin etkin bir şekilde çalışmasını
hedeflemektedir.
Programın teknik açıdan
mükemmelliği, ortaya konan çabaları yansıtmaktadır. Programın “geniş kapsamlı,”
“güçlü,” “iddialı,” “cesur,” “yaratıcı,” ve herşeyen önce “başarılabilir”
olduğunu tereddütsüz belirtmek istiyorum.
Hükümetin bu programa verdiği
destek, gerekli ve ancak siyasi açıdan zor olan ekonomik kararları tereddütsüz
ve ivedilikle almasından, hiçbir kuşkuya meydan vermeyecek şekilde, açıkça izlenmektedir.
Program Uluslararası Para Fonu ile
Dünya Bankasının desteğini almıştır.
Başlangıçta, piyasaların da
programa tepkileri olumlu olmuştur. Faiz oranı yüzde 100’lerden yüzde 30’lara
inmiştir. İlk dört aylık uygulama sonuçları da ümit vericidir. Gelişmeler Niyet
Mektubunda belirtilen hususlarla tamamen uyum içindedir. Bono piyasası olumlu
tepki vermiştir. Buna ilaveten, Türkiye uluslararası sermaye piyasalarından
eskisine göre çok daha uygun koşullarda borçlanabilmektedir. Eskiden en uzun
vade 10 yıl iken, 30 yıl vadeli tahvil ihracı gerçekleştirilmiştir. Buna bağlı
olarak uluslararası derecelendirme kuruluşları Türkiye ile ilgili
değerlendirmelerini olumlu bir biçimde gözden geçirmişlerdir.
Aralık ayındaki Helsinki Kararı
uyarınca Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik müzakerelerine başlaması,
programın güçlü bir şekilde uygulanması için ayrıca bir teşvik unsuru
olmaktadır. Türk halkı orta vadede sağlanacak yüksek istikrarlı büyümenin
sağlanacak düşük enflasyon ortamı ile oluşacağını ve Türkiye’nin birinci sınıf
bir ülke olmasının bu programın başarısına bağlı olduğunun bilincindedir.
Umarım ki Türkiye uzun süredir
aradığı ve özlediği kalıcı fiyat istikrarı hedefini yakalayıncaya kadar bu
savaşı sürdürecektir. Buna inancım tamdır.