GELİŞEN PİYASALARDA KRİZLERİN YAYILMASI:
GELECEK SEFER FARKLI OLACAK MI?
GAZİ ERÇEL
Başkan
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası
Prag, 24 Eylül
2000
“Evlenmeden önce çocuk yetiştirmek üzerine altı tane teorim
vardı. Şimdi ise altı tane çocuğum var ve hiçbir teorim yok.”
John Willmot
Güney Amerika, Güney Asya ve Rusya
krizlerine kadar mali sektörlerdeki krizler hakkında çeşitli teoriler vardı.
Şimdi ise elimizde krizden etkilenen birçok ülke kaldı. Ancak, birçok deneyim
elde ettik. Deneyimi ise, önce sınav yapıp sonra ders veren zor bir öğretmen
olarak tanımlarsak ne maliyetli deneyimler elde ettiğimizi daha iyi
anlayabiliriz.
Özellikle, 1990’ların sonunda gelişen piyasa
ekonomilerinde ortaya çıkan krizler politika belirleyiciler için deneysel bir
laboratuvar olmuş, bunlardan önemli dersler çıkarılmıştır.
Diğer taraftan, sözkonusu yayılma
eğilimi ve etkilenme olgusu, mal ve hizmet piyasalarının bütünleşmesi ile giderek
büyüyen küreselleşme süreci nedeniyle kaçınılmazdır. Tek bir entegre ve
rekabetçi piyasaya doğru yol aldığımız inancındayım.
Gerek krizlerden edindiğimiz bilgi
birikimi, gerekse küresel dünyadaki risk azaltıcı politikalar gözönüne
alındığında, gelişen piyasa ekonomileri, sanayileşmiş ülkeler ve yatırımcıların
farklı sorumluluklar taşımakta oldukları ve farklı politikalar izledikleri
görülmektedir.
Genel olarak, krizlerin yayılma nedenleri iki grupta
incelenebilir:
1) Temel nedenler: Bunlar,
sürdürülemez makroekonomik politikalarla ilintili genel nedenler, veya malların
fiyatını, faizleri, kurları, ticari ve mali ilişkileri etkileyen sanayileşmiş
ülkelerdeki büyük ekonomik değişikliklerde olduğu gibi küresel şoklar olarak
karşımıza çıkmaktadır.
2) Yatırımcının davranışı: Yabancı
yatırımcıların akılcı veya akılcı olmayan davranışları şokların bir ülkeden
diğerine sıçramasına yol açabilmektedir.
Gelişen piyasaların dıştan gelen etkilere daha az maruz
kalmaları için aşağıda sıralanan beş konuda önlem almaları gerekmektdir:
-
Dış borç yönetimi
-
Döviz kuru sistemi
-
Mali sistemde yapısal reformlar
-
Verilerin şeffaflığı
-
Kredibilite
Dış borç yönetimi:
Uluslararası sermaye hareketlerinin ülkelerin büyümesine ve refahına önemli
katkıda bulunmasına rağmen, özellikle kısa vadeli borçlar, uluslararası mali
krizlerin ortaya çıkmasında en büyük etken olmuştur. Kısa vadeli borç miktarı
veya kısa vadeli borçların döviz rezervlerine oranı son yaşanan krizlerin önde
gelen göstergeleridir. Bu nedenle, dış borçların etkin olarak izlenmesi ve
yönetilmesi ülkelerin krizler karşısında daha hazırlıklı olmalarını sağlayarak
istikrarlı ve sağlıklı bir küresel ekonomiye geçişin kapılarını aralayacaktır.
Bu konu G-20 toplantılarında
tartışılmış ve iyi bir dış borç yönetimi için geliştirilecek kapsamlı bir
stratejinin, kamu borçlarının etkin idaresini, özel sektöre ait döviz
poziyonlarının izlenmesini ve belirli alanlardaki parasal ve düzenleyici
politikaların koordinasyonunu ihtiva etmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.
Kur sistemi: Uygun döviz kuru sisteminin benimsenmesi
kriz riskini büyük ölçüde azaltmaktadır. Son mali krizler “yumuşak” sabit döviz
kuru sisteminin uygun olmadığını bizlere göstermiştir. Sabit kur sistemi,
borç/öz kaynak oranı yüksek kuruluşlarla beraber Meksika krizinin yayılmasına
katkıda bulunmuş, ve mali krizlerin Rusya’dan Güney Amerika’ya kadar
yayılmasının nedeni olarak gösterilmiştir. Şimdi ise, esnek kur sistemi ile
sert sabit kur sistemini diğer bir ifadeyle para kurulu sistemini birleştirmeye
dönük yeni bir görüş oluşturulmaya çalışılmaktadır.
Kanımca, bir ülke veya tüm ülkeler için her zaman
geçerli olabilecek tek bir döviz kuru sistemi yoktur. Ayrıca, bir kur
sisteminin geçici istikrar programının bir parçası olarak belirlenmesi ile
sürekli olarak uygulanmak üzere seçilmesi arasında da fark vardır. Dahası, kur
sistemine uygun bir para politikası uygulamak gerekir. Gelişmekte olan
ülkelerde kur sistemleri ile ilgili yapılan tartışmalar, uygun bir kur
sistemini seçmenin ne kadar zor olduğunu açıkça göstermektedir.
Konuşmamın bu bölümünde, özgün bir kur sistemi
uygulamasını başarıyla yürüten Türkiye örneğinden bahsetmek istiyorum.
Stand-by anlaşması tarafından
desteklenen üç yıllık enflasyonla mücadele programı çerçevesinde, 1999 yılı sonunda, takip eden üç yıl için uygulayacağımız para ve kur
politikalarına ilişkin ilkeleri ilan ettik.
Programa göre, 1 ABD doları + 0,77
Euro’dan oluşan ilk 18 aylık kur sepeti, bir yıllık süreyi kapsayan dönem için
günlük bazda önceden açıklandı. Para politikası, enflasyonist beklentiler için
nominal bir çapa oluşturan ve enflasyon hedefi doğrultusunda değer kaybeden
kura dayandırılan para kurulu benzeri bir yörüngeye oturtuldu. Döviz kuru
taahhüdü, kamu maliyesinde yapılan güçlü iyileştirmeler ve kamu sektöründe
uygulanan tutarlı gelirler politikası ile desteklendi.
Önceden ilan edilen kur
mekanizması hükümetin enflasyonu düşürme gayretlerine güvenilirlik kazandırmış,
bu da piyasaların beklentilerini olumlu yönde etkileyen en önemli faktör
olmuştur. Kurların önceden belirlenerek açıklanması,
ayrıca enflasyon alışkanlıklarını kırmada da en önemli araç olmaktadır. Üçer
ayda bir yıllık baza getirilen kur hedefleri piyasaların resmi enflasyon
hedefini benimsemesini sağlamakta, bu da enflasyonu düşürmeye yardım
etmektedir.
Enflasyonun düşürülmesinden sonraki
aşamada uygulamaya konmak üzere, önceden ilan edilen bir çıkış stratejisi
programa dahil edilmiştir. Şeffaf ve ileriye dönük bu çıkış stratejisinin,
önceden belirlenen sınırlar ve zaman aralığı içerisinde kurlardaki esnekliği
arttıracağı düşünülmüştür.
Temmuz 2001’den itibaren, önceden ilan
edilen merkezi kur sepeti etrafında simetrik ve kademeli olarak genişleyen band
uygulamasına geçeceğiz. Söz konusu bant genişliği aşamalı olarak
artırılarak, 1 Temmuz 2001’den 31 Aralık 2001’e kadar kademeli olarak yüzde
7,5’e, 30 Haziran 2002’ye kadar yüzde 15’e ve 31 Aralık 2002’ye kadar yüzde
22,5’e yükseltilecektir. “Bant” uygulaması sırasında Merkez
Bankası, bant dahilinde kalındığı sürece kur dalgalanmalarını yakından
izleyecek ve piyasada istikrarı sağlamak için faiz oranlarını daha aktif bir
şekilde kullanacaktır. Bu program “dalgalı-benzeri kur sistemi” olarak
adlandırılabilir.
Göreceli olarak sabitlenen kurlardan giderek esnekleşen kurlara geçiş,
enflasyonun düşürülmesi ve rekabet gücü arasındaki denge açısından güvenilir
bir yaklaşımı temsil etmektedir. Kamu finansmanı ve gelir
politikalarıyla desteklenen döviz kuruna dayalı bir istikrar programı,
enflasyonist ataletin başlangıçta kararlılıkla önlenebilmesi açısından en doğru
yaklaşımdır. Daha sonrası için ise dalgalı-benzeri kur sistemi tercih
edilmelidir.
Umarım, bizim için de yeni olan bu kur
sistemi uygulamamız diğer ülkeler için de uygun bir çözüm olur.
Mali sistemde
yapısal reformlar: Mali piyasların çeşitlendirilmesi,
sermaye piyasalarının gelişmesi, uzun dönemli fonların ve mali araçların varlığı için gereklidir.
Hisse senedi piyasasının gelişmesi ve azınlık hisselerinin korunması bu
piyasalar açısından önemlidir. Zamanında yapılan düzenlemeler ve etkin denetim
bankacılık sistemini güçlendiren unsurlar olarak karşımıza çıkmaktadır.
Verilerin
şeffaflığı: Ekonomi
ve mali sistem hakkında yeterli ve doğru istatistiki bilgilerin olmayışı
krizlerin şiddetini arttırabilen bir unsur olmaktadır. Yeterli ve doğru
bilginin zamanında duyurulması, mali piyasaların düzenli çalışmasına katkıda
bulunarak, yatırımcıların piyasalara olan güvenini pekiştirmektedir.
Bu sayede, krizin etkilerini yayabilecek olan irrasyonel yatırımcı davranışları
önlenebilmektedir.
Güvenilirlik:
Makroekonomik politikaların ve ilgili kuruluşların güvenilirliklerini
sürdürmeleri ve daha da arttırmaları, sadece krizlerin yayılma etkilerini
azaltmak için değil, fakat aynı zamanda bir ülkenin daha az güvenilir olan
diğer ülkelerden ayırdedilmesi için de önemlidir.
Sanayileşmiş
ülkeler, uluslararası topluluk ve özel kredi kuruluşları mali krizlerin
yayılmasını önlemek için ne yapmalılar? Yaşanan son
krizler, hükümet politikalarının dışsal şoklarla başa çıkmada
yeterli olmadığını bizlere göstermiştir. Bu yüzden, sanayileşmiş ülkelerin ve
uluslararası mali kuruluşların mali krizlerin yayılmasını önlemede ve krizleri
yönetmede önemli bir rol üstlenmeleri beklenmektedir. Sanayileşmiş ülkelerin
ekonomi politikalarında meydana gelebilecek ani ve radikal değişiklikler dünya
ekonomisinde küresel şoklar yaratabilecektir. Sanayileşmiş ülkeler küresel
ekonomik istikrar açısından bu tür radikal politika değişikliklerinden
kaçınmalıdırlar.
Diğer taraftan, uluslararası topluluk
mali krizlerin yayılmasını asgariye indirmede aşağıda belirtilen hususlarda
yardımcı olabilir:
·
Gelişen piyasa ülkelerinde uygulanan ekonomi
politikalarının şeffaflığını ve hesap verme yükümlülüğünü arttıran uluslararası
mali standartların ve davanış biçimlerinin geliştirilmesi, uluslararası
standartların benimsenmesi, ülkelerin kurumsal açıdan kendi zayıflıklarını
görmelerine neden olacak ve gerekli iyileştirici önlemleri daha erken
almalarına yardımcı olacaktır.
·
Krizle karşılaşan ülkelere değişik politika araçları
vasıtasıyla likidite temin edilmesi. Bu, uluslararası mali kuruluşlar veya özel
sektör yoluyla gerçekleştirilebilir.
Bu çerçevede, uluslararası mali yapı
riskin yayılmasını önlemeyi hedeflemektedir. Uluslararası mali sistemin güçlü
ve istikrarlı olması, dünyayı mali krizlere karşı daha iyi koruyacaktır.
Uluslararası Para Fonu ile diğer mali kuruluşlar, hükümetlerin ve ilgili
kuruluşların kamuoyuna açıkladıkları bilgilerdeki şeffaflığı arttırmak üzere
çeşitli önlemler geliştirmişlerdir. Ayrıca, ekonomik politikaların daha etkin yürütülmesini
sağlayacak iyi davranış kurallarının uygulanması doğrultusunda da önemli
ilerlemeler kaydedilmiştir.
Bu gelişmeler ışığında, Basel Komitesi
tarafından hazırlanan “Bankacılığın Etkin Denetimi için Temel İlkeler,” IMF tarafından hazırlanan “Özel Veri
Dağıtma Standartları ve Para ve Mali Politikalardaki Şeffaflığı Sağlamada İyi
Davranış Kuralları,” Uluslararası Muhasebe Standartları Komitesi (IASC)
tarafından hazırlanan “Uluslararası Muhasebe Standartları,” ve Uluslararası Menkul Kıymetler Komisyonları
Örgütü (IOSCO) tarafından hazırlanan “Menkul Kıymetlerle ilgili Düzenlemelerin Amaç ve İlkeleri,”
gelişen piyasaların krizlere maruz kalmamaları için uygulamaları gereken
uluslararası standartları belirleyen önemli belgelerdir.
Diğer taraftan Uluslararası Para Fonu,
mali krizlerin yayılmasından kaynaklanabilecek sorunların önlenmesi için güçlü
ekonomik politikalar uygulayan üye ülkelere koşula bağlı kredi verme sistemini
de geliştirmiştir. Uygulaması halen gerçekleşmeyen bu sistem önemli bir araç olarak
IMF’nin elinde durmaktadır.
Uluslararası kurum ve kuruluşlar
uluslararası mali sistemi güçlendirecek, örneğin ülkelerin dış borçları
yönetmek için stratejiler geliştirmesine ve uygulamasına yardım eden ve
krizlerin önlenmesinde ve çözümünde özel sektörü de dahil eden Mali Sektör
Değerlendirme Programları gibi konular üzerinde çalışma yapmaktadırlar.
Sonuç olarak diyebilirim ki, tüm
ilgili ve sorumlu tarafların krizlerin bulaşmasını ve yayılmasını önlemek
amacıyla işbirliği içerisinde sağlıklı politikalar ve uygulamalar geliştirmesi,
sistemin işlerliği açısından hayati bir öneme sahiptir.
Beni dinlediğiniz için teşekkür
ederim.