ENFLASYON
HEDEFLEMESİ
KONULU
KONFERANS
Açış Konuşması
Enflasyon
Hedeflemesi konulu bu konferansa hepiniz hoş geldiniz. Burada ele alınacak
konuların, özellikle gelişmekte olan ve enflasyonla mücadele eden ülkelerin
büyük ilgisini çekeceğine inanıyorum. Bu konferansa, merkez bankalarından ve
uluslarararası kuruluşlardan bu denli çok sayıda konuşmacının katılmış olması
bizi özellikle mutlu etmiştir. Hepsine teşekkür ediyorum. Konferans süresince
tartışacağınız, özellikle politika hedeflerinin saptanmasında en etkin yollar,
olası tepkiler, uygulamalar ve enflasyon hedeflemesi konusundaki ülke
deneyimleri hepimiz için yararlı olacaktır. Ayrıca inanıyorum ki, sunulacak
tebliğlerden bazıları, yalnızca enflasyon hedeflemesini değil, yüksek
enflasyondan düşük enflasyona geçen ekonomilerin durumunu da ele alacak ve
tartışacaktır.
Konu ile ilgili
hemen bir saptama yapmak gerekirse, enflasyon hedeflemesi sisteminin sanayileşmiş
ülkelerin yanısıra gelişen piyasa ülkelerinin merkez bankaları tarafından da
giderek daha çok rağbet gören yenilikçi bir yaklaşım olduğunu gözlemekteyiz.
Bugünün kurumları
hızla değişen bir dünyada faaliyet göstermekte ve en küçük belirsizliklerden
bile etkilenmektedirler. Günümüzde, kurumlar teknolojilerdeki hızlı değişimin,
küreselleşmenin ve artan rekabetin üstesinden gelmek zorundadırlar.
1990’ların dinamik
ekonomik ortamında, özel sektör sadece yaptıkları yatırımların riskleri ile
değil, aynı zamanda enflasyon riski ile de karşı karşıya bulunmaktadırlar.
Enflasyonist bir ortamda, kurumlar ve bireyler kendilerini enflasyona karşı
korumak ya da bundan yarar sağlamak amacıyla daha çok zaman ve para harcamak
zorunda kalmaktadır. Merkez Bankasının ve para politikasının temel unsurları
olan kur politikası ve parasal büyüklük hedefleri, dünyada artan sermaye
hareketlerinin ve liberalleşmenin etkisiyle, diğer bir ifadeyle, yeni finansal
araçların ortaya çıkması ve teknolojinin süratle değişmesiyle birlikte para
talebinin istikrarsız bir biçimde oluştuğu bir yapıyla karşı karşıya kalmıştır.
Bu durum, merkez
bankalarının rolünün ve para politikası çerçevesinin daha belirgin bir şekilde
çizilmesini gerektirmiştir. Para politikasının nihai amacı, enflasyonun genel
olarak ekonomik kararları etkilemeyecek ölçüde düşük oranlarda tutulduğu makul
bir fiyat istikrarının sağlanması olmuştur.
Böylece, para
politikasında enflasyon hedeflemesinin önem kazanması bir sürpriz değil,
dinamik olarak değişen ekonomik bir ortama doğal bir tepki şeklinde ortaya
çıkmıştır.
Konuşmamın bu
bölümünde, enflasyonu hedefleme stratejisinde izlenecek yollara ve sorunlarına
kısaca değinmek istiyorum. Bunlardan ilki, para politikasında zamanlama uyumsuzluğu sorunudur.
Hepimizin bildiği
gibi, para politikasının etkileri nispeten uzun bir zaman sonra ortaya
çıkmaktadır. Bir merkez bankasının bugün alacağı bir önlem, önümüzdeki bir veya
iki yıllık bir dönemde enflasyonu tahminlerine yaklaştırmaktadır. Bu nedenle
merkez bankaları, enflasyon oranı düşük ülkelerdeki kısa dönemli olası fiyat gelişmelerini
mutlaka göz önüne almak zorundadırlar. Uzun ve değişken zaman aralıkları,
gelecekteki ekonomik faaliyetlerin ince ayarının yapılabilmesi için gerekli
olan politikanın belirlenmesini güçleştirmektedir. Ayrıca politik baskılar,
uzun dönemde enflasyonu arttırmak pahasına, reel ekonominin canlandırılmasıyla
elde edilecek anlık ya da kısa dönemli yararlara yönelik bir eğilimi de
izleyebilmektedir. Söz konusu zaman farklılıkları ve kısa dönemli politik
arzuların bir araya gelmesiyle uzun dönemde enflasyon, olması gerekenden daha
da fazla yükselmekte, buna karşın reel üretimde sürekli bir artış ortaya
çıkmamaktadır. Ekonomik faaliyetlerin ince ayarında, para politikası ne kadar
sistematik kullanılırsa, bu tür politikaların enflasyonist sonuçlarının o
ölçüde fazla olacağı tabiidir. Para politikasında öngörülen bir değişim, reel
üretim üzerinde herhangi bir etkisi olmaksızın, doğrudan fiyatlara
yansıyabilmektedir.
Günümüzdeki para
politikasının ikinci sorunu, nominal bir
çapaya duyulan gereksinimdir.
İnce bir şekilde
ayarlanmış para politikası, her ne kadar kendi başına mevsimsel hareketleri
azaltamazsa da, uzun dönem ortalama fiyatlarda istikrarı sağlayabilecek nominal
bir çapanın desteği ile enflasyon beklentilerini etkileyebilmektedir.
Böyle bir
politikanın iki hedefi vardır: birincisi, olası enflasyon oranı konusunda
piyasaya güvenilir bilgi vererek, gelecekteki fiyat düzeyinin ne olacağı
konusunda yatırımlar, ücretler ve piyasalara ilişkin diğer kararların daha
güvenle alınabilmesini sağlamaktır.
İkincisi,
fiyatlarla ilgili sinyallerin kalitesini arttırarak enflasyon oranının mümkün
olduğunca düşük seviyelerde sürmesini başarmaktır. Bu tür bir politika,
etkileri reel ekonomiye yansıyan gerçekleşen ve beklenen enflasyon arasındaki
farkı en aza indirebilmektedir. Kuşkusuz bu tür bir para politikasının
enflasyonist etkileri ortadan kaldırmasıyla birlikte nominal faiz oranlarının
düşeceği tabiidir. Güvenilir bir nominal çapa, ayrıca, fiyatlarda gelecekte
oluşabilecek belirsizlikleri gidererek, hem nominal hem de reel faiz
oranlarındaki enflasyon risk primini azaltacaktır.
Bu noktada,
gelecek için en uygun kısa dönemli politikanın saptanabilmesi için açık ve
uygulanabilir bir kurala ihtiyaç vardır. Sabit döviz kuru ile sabit büyüyen bir
parasal büyüklük bu tür kuralların başlıca örneklerini oluşturmaktadır. Bu iki
kuraldan birinin uygulanması enflasyonist beklentileri etkilemede belirgin bir
çapa vazifesi görmektedir.
Güvenilir bir
sabit kur uygulaması, nominal çapalar arasında en şeffaf olanıdır. Nominal çapa
olarak dalgalı döviz kurunu uygulamak ise hedefi tutturmak bakımından biraz
daha zor olmakla beraber, izleme kolaylığı sağlamaktadır. Her iki çapanın da
eksikliği, para politikasının gerçek hedefine, yani fiyat istikrarına dolaylı
yoldan ulaşmalarıdır. Ancak, fiyat düzeyinin doğrudan hedeflenmesinin mümkün
olup olmadığı da tartışma konusudur. Bunun nedeni, para politikası araçları ve
fiyatlar arasındaki bağlantıların her zaman belirgin olmayışı ve ayrıca
etkilerinin gecikmeli ve değişken olmasıdır.
Bu sorunlar,
merkez bankacılığında devrim yaratan iki yeni konuyu gündeme getirmiştir.
Bunlar şeffaflık ve ileri tahminleme modelleridir.
Şurası açıktır ki,
nominal çapanın sıkı sıkıya uygulanması, para politikasının etkinliğini en fazla
arttıran unsur olmaktadır. Belirlenen çapa kamuoyu tarafından ne kadar iyi
anlaşılırsa, işlevini o ölçüde başarıyla yerine getirecektir. Uzun dönemli
fiyat istikrarı açısından nominal çapa, merkez bankasının gelecekte belirli
tarihlerde ulaşmayı hedeflediği enflasyon oranını kamuoyuna ilan ettiği bir
taahhüt niteliği taşımaktadır.
Kurallı
politikalardan uzun sürelerle uzaklaşılması, ekonominin politika
değişikliklerine vereceği tepkilerde gecikmelere neden olacaktır. Gelişmiş
öngörü modellleri sayesinde merkez bankaları, gelecekle ilgili politikalarını
daha güvenilir bir şekilde oluşturabilmektedirler.
Para
politikasındaki bu gelişmeleri bir araya getirdiğimizde, aşağıdaki unsurları
içeren parasal bir çerçevenin çizilmesi gerekli olmaktadır:
· Şeffaflık,
· Hesap verebilme,
· Öngörülebilirlik ve kolay gözlenebilirlik,
· Güvenilirlik.
Enflasyonu hedefleyen ülkelerin, bu kurumsal ve operasyonel unsurları para
politikalarına dahil etmelerinin de
nedeni budur.
Enflasyon hedeflemesinin başarılı olmasında rol oynayan
ana faktörlere geçmeden önce, enflasyon hedeflemesinin temel koşulları üzerinde
kısaca durmak istiyorum. Bu koşullar şunlardır:
· Enlasyona ilişkin orta vadeli rakamsal
hedeflerin önceden kamuoyuna açıklanması,
· Diğer nominal hedefler bir tarafa
bırakılarak, fiyat istikrarının para politikasının tek hedefi olarak kabul
edilmesi,
· Para politikası stratejisinde şeffaflığın
arttırılması, para otoritelerinin planları, hedefleri ve kararları hakkında
kamuoyunun ve piyasaların bilgilendirilmesi,
· Hem kurumsal, hem de operasyonel anlamda,
bağımsız bir merkez bankasının varlığı,
· Uygun politika
araçlarının geliştirilmesi, para politikası aktarım mekanizmasının iyi
anlaşılması, ya da en azından orta ve uzun dönemli enflasyon öngörüsü için
güvenilir bir modelin geliştirilmesi.
Enflasyon
hedeflerinin açıklanmasıyla mali piyasalar ve kamuoyu merkez bankasının
niyetlerini öğrenmiş olacaktır. Böylece enflasyonun seyri hakkındaki
belirsizlikler azalacaktır. Enflasyonun neden olduğu maliyetlerin çoğu daha
ziyade bu belirsizlikten ya da değişkenlikten kaynaklanmaktadır. Örneğin,
enflasyondaki belirsizlik, nıspi fiyatlardaki hareketliliği daha da
hızlandırmakta, endeks dışı mali araçların ve nominal değerler üzerinden
düzenlenmiş sözleşmelerin risk derecesini arttırmaktadır.
Merkez bankasının
orta vadeli politikalarına ilişkin niyetlerini ve enflasyon hedefini
açıklaması, özel sektörün daha iyi planlar yapmasını mümkün kılmakta, para
politikasının istikameti konusunda kamuoyunu aydınlatmakta ve merkez bankasının
hesap verebilirliğini arttırmaktadır.
Enflasyon
hedeflemesi sisteminde merkez bankası, kamuoyunun hassasiyetle üzerinde durduğu
kısa vadeli politikalarının uzun dönemdeki etkilerini gözönünde bulundurmak ve
bunları kamuoyuna açıklamak zorundadır. Merkez bankası başkanlarının uzun
dönemli enflasyon hedeflerine ulaşılamama olasılığını açıkça itiraf etmekten
kaçındıkları bilinmektedir. Bu nedenle, enflasyon hedeflemesi sistemi, merkez
bankalarını kısa dönemli fırsatlardan yararlanmaya yönelmekten alıkoyan bir
unsur olmaktadır.
Enflasyon
hedeflemesi sisteminin bir başka yararı da, kamuoyu ile olan düzenli iletişime
ve şeffaflığa verilen büyük önemdir. Bu nitelik, enflasyon hedeflemesi
sisteminin özellikle sanayileşmiş ülkelerde başarıya ulaşmasında önemli bir rol
oynamıştır. Gelişmiş ülkelerdeki politika belirleyicileri, seminer, konferans
ya da enflasyon raporları yoluyla kamuoyunu her fırsatta
bilgilendirmektedirler.
Para politikasının
şeffaf ve açık bir şekilde uygulanması güvenilirlik açısından da önemli
yararlar sağlamaktadır. Merkez bankasına daha fazla bağımsızlık verilmesi gibi
kurumsal düzenlemeler bu anlamda çok yararlı olmaktadır. Avrupa Merkez Bankası
ve AB merkez bankaları bu konuda iyi birer örnek olarak gösterilebilirler.
Birçok ülkede resmi enflasyon hedeflerinin benimsenmesiyle birlikte, merkez
bankalarının bağımsızlığı ve hesap verebilirliği yönündeki çabaların
yoğunlaşması hiç de şaşırtıcı değildir. Günümüzde merkez bankaları, toplantı
tutanakları, politika taslakları gibi 20 yıl öncesine kadar devlet sırrı gibi
sakladıkları bilgileri giderek daha fazla yayınlar hale gelmişlerdir.
Enflasyon
hedeflemesi sisteminin başarısı, fiyat istikrarı konusunda güçlü bir kurumsal
taahhütün bulunmasına bağlıdır. Bu durum, geçmişte yanlış para politikaları
uygulamış gelişen piyasalar için özellikle önem taşımaktadır. Kurumsal taahhüt,
·
politik müdahalelerden arındırılmış;
·
elindeki para politikası araçları
üzerinde tam bir kontrol sağlamış, ve
·
temel hedefi fiyat istikrarını
sağlamak olan bir merkez bankasına sahip olmaktan geçmektedir.
Konuşmamı bitirirken, enflasyon hedeflemesi yaklaşımının gelişen piyasa ülkelerinin sanayileşmiş ülkelerin enflasyon düzeyine yaklaşmaları açısından çok yararlı olduğunu bir kez daha vurgulamak isterim. Ancak, ne tür bir para politikası uygulanırsa uygulansın, somut makro yapısallar, fiyat istikrarının sağlanması için vazgeçilmez bir koşul olma niteliğini hala korumaktadır.
Şimdi sözü, Uluslararası Para Fonu Araştırma Departmanı’nın değerli ekonomistlerinden Sayın Douglas Laxton’a veriyorum.
Teşekkürler.