ENFLASYONU DÜŞÜRME PROGRAMI VE
KÜÇÜK VE ORTA BOY İŞLETMELER
GAZİ ERÇEL
BAŞKAN
TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI
31 AĞUSTOS 2000
İZMİR
Dünya genelinde özellikle 1980’li yıllarda artarak devam eden
globalleşme ve finansal liberalizasyon süreci, beraberinde değişen koşullara ve
yeniliklere hızla uyum sağlayabilen şirketlerin önemini artırmıştır. Büyük
ölçekli işletmelerin ekonomik ve siyasi konjonktürdeki değişmeler karşısında
hareket kabiliyetinin sınırlı olması, teknolojideki en son gelişmelerin bu
şirketlere adaptasyonunun maliyetinin yüksekliği nedeniyle uyum sorununun
yaşanması, ekonomide meydana gelen değişikliklere uyum sağlama esnekliği yüksek
ve konjonktürel dalgalanmalara, ekonomik ve mali krizlere karşı daha esnek
olan, ekonomik ve sosyal yaşamın temel istikrar unsurlarından biri olarak
gördüğümüz KOBİ’lerin dünya genelinde önemini daha da artırmıştır. “Küçük
güzeldir” felsefesini güçlendirmiştir.
Yayınlanan son veri olan 31.12.19997 itibariyle, Türkiye’nin toplam
sanayi işletmelerinin % 99.5’ini oluşturan KOBİ’lerin (1-200 arası işgücü
istihdam eden kuruluşlar) toplam istihdam içindeki payları % 59.9, toplam katma
değer içindeki payları ise % 28.6’dır.
KOBİ’lerin Türkiye ekonomisine sağladığı yararlardan
bahsedersek;
·
İstihdam imkanı yaratmaları,
·
Sanayiye vasıflı eleman yetiştirmeleri,
·
Yeni gişimcilere açık bir yapıda olmaları itibariyle rekabet ortamını
sağlamış olmaları,
·
Türkiye’nin tüm bölgelerine dağılmış olmalarının ve özellikle
gelişmekte olan bölgelerimizin ekonomik canlanmalarına katkısı ile bölgeler
arası dengesizliğin giderilmesinde önemli rol oynamaları ve
·
Gerek bölgesel gerekse kişiler arası gelir dağılımındaki dengesizliği
azaltmaları
gibi özelliklerini sıralamak mümkündür. Ancak, KOBİ’lerin bu tür faydalarının maksimize edilebilmesi ve ekonomide sürdürülebilir bir büyümenin yakalanmasına katkılarının sürekliliğinin sağlanması açısından karşılaştıkları sorunların çözümüne yönelik tedbirlerin alınması gerekmektedir.
Ülkemizde genellikle aile işletmesi özelliği taşıyan KOBİ’lerin
karşılaştığı sorunların bazılarını ise,
·
teknoloji eksikliğinden kaynaklanan üretim,
·
düşük kapasite ve yüksek maliyet unsurlarından kaynaklanan pazarlama,
·
özkaynak yetersizliği ve risklerin yönetilmesinde yeterli bilgi
donanımına sahip bulunulmaması nedeniyle karşılaşılan finansman sorunları,
·
profesyonel ve yetişmiş insan gücü temininde karşılaşılan sorunlar
olarak sıralamak mümkündür.
Şüphesiz, KOBİ’lerin içinde bulundukları sorunlarını, faaliyet
gösterdikleri ekonomilerdeki gelişmelerden bağımsız düşünmek mümkün değildir.
Bu sebeple ülkemizde uygulanan istikrar politikası ve elde edilen sonuçlar,
KOBİ’lerin sorunları ve gelişimi açısından büyük önem taşımaktadır.
AB ile bütünleşme sürecinin getirdiği rekabet ortamının yanısıra, uzun
yıllardır yaşanan enflasyonist ortam ve özellikle 1999 yılında yaşanan ekonomik
durgunluk, bu işletmelerin finansman gereksinimini ve ulusal ve uluslararası
krizlere karşı kırılganlığını daha da artırmaktadır. Bu nedenle, enflasyonu
düşürmeye ve makroekonomik dengeleri sağlamaya yönelik olarak uygulanmakta olan
program KOBİ’ler tarafından desteklenmelidir.
Dünya genelinde global krize yol açan
ülke ekonomilerinde yaşanan olumlu gelişmeler sonucu global krizin büyük ölçüde
atlatıldığı bir ortamda, yurtiçinde bankacılık ve sosyal güvenlik konularında
yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmesi, IMF ile stand – by anlaşmasının
yapılması, hükümetin döviz kuru, enflasyon hedefi ile kamu maliyesine ilişkin
aldığı kararlar ekonomi genelinde olumlu bir havanın oluşmasına neden olmuş, reel
ve mali kesimde önemli gelişmeler elde edilmiştir.
2000 yılında faiz oranlarında sağlanan
hızlı gerileme, ekonominin yeniden canlanmaya başlaması ve GSMH’da reel artışın
sağlanması, özellikle de enflasyon oranının hızlı bir gerileme sürecine girmesi
uygulanan programın başarısı açısından temel göstergelerdir.
Uygulanan politikalarla enflasyon
oranının gerilemesi ve bundan sonra da porogram hedefleri doğrultusunda tek
haneli rakamlara ulaşılması KOBİ’ler açısından
önem taşımaktadır. Uygulanan program neticesinde;
·
Enflasyonun gelir dağılımını bozucu
etkisi dikkate alındığında, enflasyon oranının gerilemesi hane halkının satın
alma gücünü artıracak ve gelir düzeyi düşük kesimlerin gelirlerinde artışa
neden olacaktır.
·
Diğer taraftan, düşen enflayon sonucu artacak
gelirin yansıması KOBİ’ler açısından pazar genişlemesi şeklinde gelişme
gösterecektir.
·
KOBİ’lerin tüm ülke sathına dağıldığı
dikkate alındığında geri kalmış bölgelerdeki
girişimcilerin gelir ve sermaye birikimleri de artacaktır.
·
Firmaların, faiz oranları ve döviz
kurlarından kaynaklanan risklerinin ve üretim maliyeti artışlarının büyük
ölçüde önüne geçilecektir.
·
Bundan sonraki dönemlere ilişkin
belirsizliğin azalması neticesinde gelecekle ilgili yatırım kararlarının daha
rasyonel verilebilme imkanı elde edilecektir.
·
KOBİ’lerde çalışanların ücretlerinde reel artışlar gözlenecek, bu
ise yaşam standartlarını arttıracaktır.
·
Makroekonomik dengesizliklerden
arındırılmış ve AB üyesi olmuş bir Türkiye’de bu durumdan en büyük yararı
KOBİ’ler sağlayacaktır.
Ancak, KOBİ’lerin genişleyen pazar içinde daha büyük pay alabilmeleri
için gerekli olan hamleleri de gerçekleştirmeleri gerekmektedir. Bu çerçevede
KOBİ’lerin;
·
aile işletmesi hüviyetinden sıyrılıp, kurumsallaşmaya gitmesi,
·
kurumsal idare ve etik anlayışlarının gelişmesi,
·
değişen piyasa şartları ve teknolojiler karşısında gerekli teknik ve
mesleki bilgilere sahip olan profesyonel yöneticilerle çalışması,
·
küçük ölçekli yapıda kalma veya orta ölçekli yapıya geçme
stratejilerinin belirlenmesi önem taşımaktadır.
Bu aşamada Sektörel Dış Ticaret
Şirketlerinin[1]
sayılarının artırılması, KOBİ’lerin daha rasyonel davranmalarına ve pazar
paylarını artırmalarına önemli ölçüde katkı sağlayacaktır. KOBİ’leri tek bir
organizasyon altında toplayarak yurtdışı pazarlara açılmalarını, yurtiçi ve
yurtdışında rekabet şanslarını artırmalarını ve bu suretle faaliyetlerini daha
etkin kılmalarını sağlayan Sektörel Dış Ticaret Şirketi uygulaması;
·
globalleşme olgusuna paralel olarak dünya
ülkeleri arasında hızla artan uluslararası rekabet ortamı çerçevesinde, küçük
ve orta boy işletmelerin ekonomiye olan katkılarının artırılması ve
·
özellikle ihracat potansiyellerinin
değerlendirilmesi açısından
çok önemlidir.
Önümüzdeki dönemlerde sadece Sektörel Dış
Ticaret Şirketlerinin değil, bütün KOBİ’lerin ölçek ekonomilerinden
yararlanmalarına imkan sağlayacak gelişmeleri yakalayabilecekleri bir ortamın
oluşacağı görülmektedir. Bu nedenle şimdiden, KOBİ’lerin yapısal sorunlarını
gidermeye yönelik olarak tedbirler alması, bilgi, deneyim, sermaye ve
kadrolarındaki eksikliklerin giderilmesi ve yeni oluşumlara uygun örgütlenme yapısına kavuşmaları
gerekmektedir.
KOBİ’lere yönetim danışmanlığı hizmeti veren KOSGEB, İGEME, TOSYÖV gibi
kuruluşlar ile TOSYÖV tarafından kurulan KOBİ-AR gibi araştırma merkezleri, bu
şirketlerin gelişmesi ve özellikle uluslararası piyasalarda daha rekabetçi
yapıya kavuşmaları açısından önemlidir.
Diğer taraftan, 19.2.1999 tarih ve 99/12474 sayılı Küçük ve Orta Boy
İşletmelerin Yatırımlarında Devlet Yardımları Hakkında Karar, KOBİ’lerin
teşviki açısında ayrı bir önem taşımaktadır. Bu kararın amacı, KOBİ’lerin
kalkınma planları ve yıllık programlarda öngörülen hedeflere uygun olarak
korunmalarını, teşvik edilmelerini, üretim ile kalite ve standartlarını
artırmalarını, ürün geliştirmeye yönelik talepleri karşılamalarını, istihdam
yaratmalarını ve Gümrük Birliği içerisinde rekabet edebilmelerini teminen
hazırlanmıştır. Bu amaca yönelik olarak, KOBİ’lerin yatırım Teşvik Fonunda
kredi kullanabilmeleri ve Kararda belirtilen çeşitli vergi istisnalarından
yararlanabilmeleri için Halk Bankası aracılığı ile Yatırım Teşvik Belgesi
almaları gerekmektedir. 1999 yılında 1.736 adet, 2000 yılının ilk beş ayında da
572 adet teşvik belgesi verilmiştir. Bu teşvik belgelerine istinaden 1999 yılında
yapılan sabit yatırım tutarı 59,9 trilyon TL (2000 yılının ilk 5 ayında 23
trilyon TL) ve aktarılan kredi tutarı ise 43,9 trilyon TL’dir (2000 yılının ilk
5 ayında 17,1 trilyon TL).
KOBİ’lerin yurtiçi ve yurtdışı pazarlarda rekabet etme güçlerini
artırmaya yönelik gelişmeler şüphesiz
·
milli gelirin artması,
·
bölgelerarası dengesizliklerin giderilmesi,
·
gelir dağılımının düzelmesi
gibi pek çok konuda fayda sağlayacaktır. Bunların dışında diğer önemli bir etki ise mali kesimde ve özellikle bankacılık sektöründe ortaya çıkacaktır.
Özkaynak yapıları yeterince güçlü olmayan bu şirketler için, finansman
gereksinimlerinin karşılanabileceği en önemli yer bankalardır. Bu aşamada,
özellikle Halk Bankası ve Eximbank tarafından sağlanan finansal destekler önem
kazanmaktadır. Bilindiği gibi, Halk Bankası ve Eximbank, kendi kaynaklarının
yanısıra, yurtiçi ve yurtdışı fonlar ile yurtdışından sağlanan kredi
imkanlarını, KOBİ’lerin finansman gereksinimlerini karşılamaya yönelik olarak
kullanmaktadır. Bu doğrultuda Halk Bankası tarafından kullandırılan toplam
kredilerin % 50’den fazlası KOBİ nitelikli şirketlere kullandırılan kredilerden
oluşmaktadır. Eximbank’ın doğrudan ve diğer ticari bankalar aracılığı[2]
ile kullandırdığı kredilerin oranı % 40 civarında bulunmaktadır. Bu iki
bankanın KOBİ kredisi niteliğindeki kredilerinin sektörün toplam kredi portföyü
içindeki payı % 7.2 seviyesinde bulunmaktadır. Bu iki banka dışında T.Sınai
Kalkınma Bankası, Sınai Yatırım Bankası, Emlakbank ve Vakıfbank tarafından da
zaman zaman KOBİ’lerin desteklenmesine yönelik kredi imkanları sunulmaktadır.
Belirtilen uygun koşullu kredilerin yanısıra, KOBİ’lere ticari kredi
mahiyetinde diğer bankalardan da kredi kullandırılmaktadır. Ancak KOBİ’lere
yönelik kredilerin pek çok ülkede % 40 civarında bir paya sahip oldukları
düşünüldüğünde, ülkemizde bu oranın oldukça düşük seviyede bulunduğu
görülmektedir. Ancak, ekonomideki olumlu gelişmelerin
devamı ile bu oranın daha yüksek seviyelere çıkacağı tahmin edilmektedir.
Para programı ile birlikte enflasyonun indirilmesi yönündeki kararlı
yaklaşımlar ve gerçekleştirilen yapısal reformlar sonunda, faiz oranlarının
hızla düştüğü ve kar marjlarının daraldığı bankacılık sektörü açısından, imalat
sanayiinde büyük bir paya sahip olan KOBİ’ler gözardı edilemeyecek bir kesimi
oluşturmaktadır. Bankaların verimli çalışan ve dış pazarlara açılmış KOBİ’lere
kullandıracakları krediler, getirili aktiflerinde artışa neden olurken, büyük
firmalar nedeniyle oluşan kredi konsantrasyonlarında da azalma sağlayarak, daha
güçlü bir aktif yapısı ile faaliyetlerini sürdürmelerine imkan verecektir.
Sonuç olarak, yurtiçi ve yurtdışındaki gelişmeler dikkate
alındığında, KOBİ'ler açısından olumlu bir konjonktür içinde olduğumuz
görülmektedir. Üretim ve istihdama katkıları ve coğrafya üzerindeki dağılımları
ile sosyo - ekonomik açıdan toplumda bir çeşit dinamo görevi yapan KOBİ'ler,
yurtiçi ve yurtdışında yaşanan olumlu gelişmeler karşısında ülke ekonomisi
açısından büyük bir potansiyel taşımaktadır. Son dönem gelişmelerin, KOBİ'lerin
bu potansiyeli değerlendirebilecekleri, büyümeleri ve gelişmeleri için oldukça
uygun bir dönemi yarattığı kanısındayım.
Son yıllarda artarak devam eden kurum ve
kuruluşların sağlamış oldukları teknik yardım ve danışmanlık hizmetleri, Devlet
tarafından sağlanan yatırım teşvikleri, bankalarımız tarafından sağlanan
avantajlı krediler, KOBİ'ler açısından bugüne kadar önemli teşvik unsurları
olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak, son dönemde ülkemizde uygulanan istikrar
politikası, gerçekleştirilen refomlar, KOBİ'ler açısından en az mevcut
teşvikler kadar önem taşımaktadır.
Bu nedenle, KOBİ'lerin bu dönemi çok iyi
değerlendirip, teknololojik donanımlarını tamamlamaları, özellikle örgütlenme
ve finansal konulardaki sorunlarını gidermeleri, bu firmaların ölçek ekonomilerinden
yararlanabilecekleri ve yurtiçinde olduğu kadar yurtdışında da rekabet
edebilecekleri bir güce ulaşmaları açısından büyük önem taşımaktadır.
[1] Bu şirketler, 18 Mayıs 1995 tarih ve 22287 sayılı
Resmi Gazete’de yayımlanan 95/4 sayılı tebliğ ile düzenlenmiştir. Normal
yörelerde, 1-200 arasında işçi istihdam eden, aynı üretim dalında faaliyette
bulunan, asgari 10 küçük ve orta büyüklükteki (kalkınmada öncelikli yörelerde
5) işletmenin bir araya gelmesiyle, en az 10 milyar (kalkınmada öncelikli
yörelerde 5 milyar TL) ödenmiş sermayeli anonim şirket olarak kurulması gereken
şirketlerdir. Hiçbir ortağın sermaye payı, toplam şirket sermayesinin normal
yörelerde % 10 ve kalkınmada öncelikli yörelerde % 20’sinden fazlası olamaz.
[2] Ticari bankalar Eximbank
tarafından belirlenen genel limitler dahilinde kullandırdıkları kredilerin % 30
unu KOBİ’lere kullandırmakla yükümlüdürler. Kullandıramadıkları takdirde bu
kaynakların bloke olduğu gibi bankaların KOBİ kredilerine aracılık
faaliyetinden elde ettikleri komisyon gelirlerinden de mahrum kalmaktadırlar.