KÜRESELLEŞME
VE
ULUSLARARASI FİNANSAL
GELİŞMELER
GAZİ ERÇEL
BAŞKAN
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası
17 nci ASYA BANKALAR BİRLİĞİ GENEL
KURULU
22 Eylül 2000, İstanbul
Bu anlamlı
organizasyona katılmaktan onur duymaktayım. Bugün bana bu seçkin topluluğa
hitap etme fırsatı verildiği için ayrıca teşekkür ederim.
Konuşmama
uluslararası mali sistemdeki son gelişmeleri kısaca gözden geçirerek başlamak
ve küreselleşme olgusunun neden bu kadar önemli, ilginç ve ayrıca zorlu bir
süreç olduğu konusuna değinmek istiyorum.
Son mali krizin
bir değerlendirmesinin ardından, küreselleşme sürecinin giderek artan önemi ve
küreselleşmenin beraberinde getirdiği zorluklar üzerinde duracağım.
I. Uluslararası mali piyasalardaki gelişmeler
1980’li ve 1990’lı
yıllarda uluslararası finansal piyasalarda önemli gelişmeler yaşandı.
Küreselleşme
olgusu ve finansal piyasaların hızla bütünleşmesi ile birlikte, içinde
yaşadığımız dünya her açıdan giderek küçülmeye başladı. Uluslararası bankacılık
sistemlerinde önemli değişikliklerin yaşandığı bugünlerde bankacılık küresel
düzeyde tartışılır hale gelmiştir. Bu nedenle, küresel açıdan bakıldığında,
önemli olan bankacılık sistemlerinin büyüklüğü değil, uluslarararası kabul
gören kural ve standartlara uyum düzeyi ile işlevsellikleridir.
Dinamik
gelişmelerin yaşandığı günümüz finans dünyasında, piyasaların asli oyuncuları
olarak bankaların hareket alanları genişlemiştir. Ancak piyasalarda
belirsizlikleri büyük ölçüde artıran karmaşık ve dinamik mali işlemlerin ortaya
çıkması nedeniyle piyasa katılımcıların karşı karşıya oldukları mali riskler de
giderek artmıştır.
Ayrıca, bugün
evrensel bankacılık geçmişe oranla çok daha fazla yapılmaktadır. Bilişim
teknolojisindeki gelişmeler, sermaye hareketleri ve bankacılığın coğrafi olarak
yayılması, küresel bütünleşmenin yeni itici güçleri olmuştur.
Daha yüksek yaşam
standartları ve hızlı teknolojik gelişme ile birlikte risk kavramının daha
fazla bilincine varılması, riskten korunma startejilerinde köklü değişikliğe
yol açmıştır.
Likiditesi yüksek
döviz ve türev piyasaları gibi yeni piyasaların ortaya çıkması, temel mali
işlemlerin gerçekleşmesini sağlamış ve küresel mali piyasaların hızla
gelişmesine katkıda bulunmuştur. Ancak bu piyasalarda yeni finansal araçların
spekülatif amaçla kullanılmaları risklerin çeşitliliğini artırmıştır. Sonuç
olarak, daha geniş yelpazeli finansal araçlar ile derinleşmiş finansal
piyasalar, bankaların, banka dışı mali kuruluşların, kurumsal yatırımcıların ve
şirketlerin riskten korunmak amacıyla karmaşık stratejiler uygulayarak
karşılaştıkları riskleri daha iyi kontrol edebilmelerine olanak tanımıştır.
II. Küreselleşme
Konuşmanın bu
bölümünde, küreselleşmenin beraberinde getirdiği fırsatlar ve zorluklar
üzerinde duracağım.
(A) Fırsatlar ve zorluklar
Biz küreselleşmeyi
finansal piyasaların, ekonomilerin ve ticaretin daha fazla entegre olması,
iktisadi faktörlerin artan hareketliliği ve bilginin tüm dünyaya yayılmasına
olanak sağlayan bilgi teknolojisindeki büyük değişiklikler olarak tanımlıyoruz.
Ben şahsen küreselleşmeyi dünya ekonomisi ve uluslararası finansal sistem için
yararlı, zorlayıcı, kaçınılmaz ve geri dönülemez bir süreç olarak görüyorum.
Finansal
piyasaların küreselleşmesi ve liberalleşmesi, tüm dünyada hem ekonomilerde, hem
de mali sistemlerde fırsatların ve risklerin yanısıra bir dizi değişimi de
beraberinde getirmektedir. Şurası çok açıktır ki, küreselleşmenin yadsınamaz
yararları, yalnızca ekonomilerini en iyi şekilde yönetmeyi başaran ülkeler için
geçerlidir.
(1) Küreselleşmenin açık olan yararlarından birisi,
uluslarararası aktif sermaye akımlarının, dünya mali kaynaklarının daha etkin
paylaşılmasını sağlamasıdır. Dünyaki piyasa ekonomileri küreselleştikçe,
1980’li ve 1990’lı yıllarda yaşam standartının yükselmesine neden olan dünya ticaretinin hızlı
büyümesine tanık olduk. Daha basit bir anlatımla, dünyadaki rekabet, verimlilik
artışı, düşük ticaret engelleri ve azalan dış finansman maliyetleri, dünya
ticaretinde büyümeye ve yaşam standartlarının yükselmesine neden olan temel
faktörlerdir.
(2) Küreselleşme tüm dünyada rekabeti de artırmıştır. Bunun ardında yatan
unsurlar şunlardır:
(a) Birincisi, dünya mali piyasalarının entegrasyonu ve hızlı
teknolojik değişim, düşük işlem ve bilgi maliyetleri yoluyla verimlilik
artışına ve büyümeye yol açmıştır. Böylece düşük maliyetler, piyasaların artan
etkinliği, yüksek verimlilik, düşük gümrük duvarları ve yeni yatırım olanakları
rekabeti arttırmıştır. Böylece coğrafi uzaklık, mal ve hizmetlerin sağlanmasını
sınırlayan bir faktör olmaktan çıkmıştır.
Sonuç olarak, rekabet hem sanayileşmiş ülkelerde, hem de
gelişmekte olan ülkelerde neredeyse aynı düzeye ulaşmıştır. Bu noktada son
yirmi yıl içinde bir çok gelişmekte olan ülkenin, özellikle gelişen piyasa
ekonomilerinin dünya ticaretine ve küresel ekonomiye aktif olarak
katıldıklarını ifade etmek gerekir. Gelişen piyasa ekonomileri, özellikle Asya
ekonomilerinin varlığı giderek kendini daha fazla hissetirmektedir. Bu
ülkelerin dünya ticaretindeki payları önemli ölçüde artmıştır.
(b) İkincisi, banka-dışı finans kuruluşlarının mali aracılık
sürecindeki önemi artmıştır. Bu kuruluşların başlıca örnekleri menkul kıymet
firmaları, sigorta şirketleri ve karşılıklı fonlardır.
Bu nedenle,
küreselleşme sürecinin, uluslararası rekabet düzeyinde, ekonomik büyümede,
gelir seviyesinde, ürün kalitesinde ve dolayısıyla yaşam standardı düzeyinde
artışlara neden olacağını söyleyebiliriz.
(3) Küreselleşme istikrar, risk-alma, bankacılık
sisteminin denetimi ve düzenlenmesi, piyasa disiplini, mevduata devlet
garantisi ve bilinçli zararları önleme gibi
bazı kavramları yeniden tanımlamıştır.
Daha önce de
belirttiğim gibi, karmaşık ve dinamik mali işlemlerin ortaya çıkmasına neden
olan yeni finansal araçların ve piyasaların gelişmesine paralel olarak, risk ölçüm ve risk yönetim teknikleri de büyük ölçüde değişmiştir. Finans
kuruluşları, “VaR,” “Stress and Back Testing,” ve “Senaryo analizi” gibi iç
derecelendirme ve diğer risk ölçüm sistem ve modellerini giderek daha çok
kullanmaya başlamışlardır.
Bu gelişmelerin
sonucu olarak, merkez bankaları da dahil olmak üzere her ticari kuruluş,
dünyanın ekonomilerindeki ve mali piyasalarındaki değişimlerden giderek daha
çok etkilenir hale gelmişlerdir. Gerçekte, son Asya mali krizi, gelişen piyasa
ekonomilerindeki mali ve ekonomik istikrarın küresel mali ve ekonomik istikrar
için çok büyük önem taşıdığını göstermiştir.
(4) Bankacılık ve bankacılık işlemleri daha kompleks hale
gelmiştir. Bilanço-dışı işlemler ve türev piyasaların gelişmesi, bankaların bilanço
yapısı ile karşı karşıya bulundukları risklerin düzeyi ve çeşitliliği üzerinde
büyük bir etki yapmıştır. Bu gelişmelere bağlı olarak, türev araçların
bankaların risk profili içindeki önemi artmıştır.
(B) Küreselleşmeden kaynaklanan riskler
Küreselleşmeden
kaynaklanan riskleri değerlendirdiğimizde, küreselleşme sürecinde kazananlar
kadar kaybedenlerin de olduğu görülmektedir.
Küreselleşme
sürecinin dünya üzerinde eşit olarak gelişmediği bilinmektedir. Küresel
ekonomiye diğer ülkelere oranla daha hızlı uyum sağlayabilen bazı ülkeler, bu
süreçten kazançlı çıkmaktadır. Diğer bir deyişle, bütünleşmiş küresel ekonomi,
küreselleşmenin sağlayacağı yararların bu sürece giren tüm ülkeler tarafından
aynı ölçüde paylaşılacağını garanti etmemektedir.
Daha da önemlisi,
küreselleşme sürecinin sunduğu fırsatlar, son krizlerde de görüldüğü gibi, her
zaman yarar sağlamamaktadır. Bu nedenle, küreselleşme süreci sirayet etme
riskine ek olarak sosyal, ekonomik, mali, kültürel ve hatta politik riskleri de
her zaman beraberinde taşımaktadır.
Bunun bir kaç
nedeni vardır. Dış şoklar ve diğer beklenmeyen gelişmeler ülkelerin kontrolü
dışındadır. Gerçekte bu nedenlerin çoğu
· uygulanan zayıf makroekonomik ve mali
politikalardan,
· ekonomi politikalarındaki tutarsızlıklardan,
· ulusal ekonomilerin dış şoklar karşısında artan
hassasiyetlerinden,
· artan uluslararası sermaye hareketlerinden,
· ekonomilerin reel sektörlerini etkileyen
bütünleşmiş mali piyasalar nedeniyle döviz kurlarındaki istikrarsızlığın
artmasından
kaynaklanmaktadır.
Ülke ekonomileri, dışsal etkenler karşısında kırılganlıkları arttıkça, ağır
sosyal maliyetlerin yanı sıra, hem mali hem de reel sektörlerde ciddi sonuçlar
doğuracak şoklara ve krizlere maruz kalırlar.
Bu bağlamda, büyük ölçüde entegre olmuş küresel finans
sisteminde krizlerin bulaşıcı
olma özelliğini vurgulamak isterim. Hepimizin yaşadığı gibi, herhangi bir
ülkede gelişen istikrarsızlık, anında diğer ülkelere yayılabilmektedir. Her
ülkenin, kendine özgü ekonomik ve sosyal koşullarından kaynaklanan sorunlarla
yüz yüze geldiği tartışılmaz bir gerçektir.
Günümüzde bir ülkede alınan pozisyonlar bir başka ülkede “hedge”
edilmektedir. Ülkelerin risklerden bu şekilde korunması “proxy hedging”,
şokları ve krizleri ulusal sınırların ötesine yaymaktadır. Bunun sonucu olarak,
krizde olan bir ülke ile doğrudan ilişkisi bulunmayan herhangi bir ülke bile
kendini ciddi sorunların içinde bulabilmektedir. Gerçekte, Doğu Asya ve
Rusya’daki son krizler, bir mali krizin nasıl hızlı ve zorlayıcı bir biçimde
patlak verebileceğini bize hatırlatmıştır.
Konuşmamın bu bölümünde, küreselleşme
sürecinde Türkiye’nin kaydettiği gelişmelere, özellikle Türk bankacılık
sistemine kısaca değinmek istiyorum.
Son yirmi yılda, Türk mali sisteminde önemli bir rol oynayan bankacılık
sistemi, Türk ekonomisi’nin mali açıdan liberalleşmesi yolunda önemli yapısal
değişimler kaydetmiştir. Türk ekonomisinin yeniden yapılandırılması ve modern
finans dünyasıyla bütünleşmesi çabalarıyla birlikte Türk bankaları, hem
kurumsal yapılarında hem de hizmet ve ürünlerinin kalitesinde önemli
değişiklikler başarmışlardır.
Bu dışa açık ve yakından denetlenen bankacılık ortamında, nitelikli
yöneticilere ve uzmanlaşmış personele duyulan gereksinim açıktır. Bu görüşün
ışığında Türk bankaları, insan kaynaklarından yararlanmada daha etkin
olmuşlardır. Bankacılık sektöründe lisans ve yüksek lisans derecesine sahip
personel sayısının yanı sıra, mesleki eğitim düzeyi de son yirmi yıl içinde
sürekli artmıştır.
Banka ve nitelikli personel sayısındaki artış, rekabeti artırmış ve yeni
mali araç ve tekniklerin yaygın olarak kullanılmasına katkıda bulunmuştur.
Bunun dışında, bankalar otomasyon aracılığıyla dinamik bir yapıya
kavuşmuşlardır. Türk bankaları son on yılda yurt dışındaki bankalarda olduğu
gibi otomasyona yönelmişler, etkinliklerini artırmışlardır. Örneğin
Türkiye’deki ATM sayısı son on yılda sıfırdan sekiz bine ulaşmıştır. Yoğun
rekabet ve küresel mali piyasalarla bütünleşme arzusu, bankaları bilgi
teknolojisi ve uluslararası ödeme sistemleri aracılığıyla kalite ve hizmet
çeşitliliğini artırmaya yöneltmiştir.
Bunun bir sonucu olarak, Türk bankaları maliyetleri azaltmak ve bankacılık
işlemlerinin etkinliğini artırmak için interaktif bankacılık hizmetleri sunmaya
başlamışlardır. Türk bankaları ayrıca yurt içi bankacılık işlemleri için
Elektronik Fon Transferi sisteminden, yurt dışı işlemleri için ise SWIFT’den
yararlanmaktadırlar.
Ekonominin liberalleştirilmesi sürecine paralel olarak, Türk bankaları
yurtdışındaki yatırımlarda ve organizasyonlarda dikkate değer gelişmeler
kaydetmişlerdir. Yurtdışında şubeler açmışlar, mali katılımlar ve ortaklıklar
yoluyla uluslararası piyasalardaki paylarını artırmışlardır.
Haziran
2000 itibariyle, 8000 den fazla şubesi ve yaklaşık 170.000 personeli ile Türk
bankacılık sektörü, yurtdışındaki şubeler de dahil olmak üzere, toplam 140.4
milyar dolarlık bir aktif büyüklüğü ile faaliyet göstermektedir.
Türk bankacılık sektörü, uluslararası rekabete de açılmıştır. Şu anda,
kalkınma ve yatırım bankaları da dahil olmak üzere 25 yabancı banka, sektördeki
toplam banka sayısının yüzde 31 ini oluşturmaktadır. Yabancı bankaların payı da
son bir kaç yılda artış göstermiştir. 1997 ve 1998 sonunda payları sırasıyla
yüze 5.8 ve 5.6 iken, Haziran 2000 itibariyle bu rakam yüzde 6.7 ye ulaşmıştır.
Bu oran toplam aktif büyüklüğünün 9.4 milyarını oluşturmaktadır. Bu payın büyük
bir bölümü yabancı ticari bankalara aittir.
Haziran 2000 itibariyle Türk bankalarının
·
24 değişik ülkede 83 mali yan kuruluşu
·
10 değişik ülkede 41 şubesi
·
10 ülkede 62 dış temsilcik bürosu
bulunmaktadır.
Bugün Türk
bankacılık sektörü, uluslararası arenada rekabet edebilecek şekilde en son
teknolojiye ve üstün nitelikli personele sahiptir. Sonuç, faaliyetlerini
küresel bankacılığın gerektirdiği şekilde yürüten, kendilerini sürekli
çağdaşlaştıran, daha şeffaf ve iyi işleyen bir bankacılık sektörüdür.
Türk bankacılık
sektöründe çok önemli bir büyüme potansiyeli vardır. Bankalar giderek daha
zorlu bir ortamda rekabet etmek zorunda kalacaklardır. Gelecek yıllarda,
stratejik ve teknik olarak iyi bir konumda olan bankalar, sektörün büyüme
potansiyelinden paylarını alabileceklerdir. Ancak, artan rekabet ve düşen kar marjlarının bankaları daha
maliyet-bilinçli olmaya zorlayacağı tahmin edilmektedir. Karlılığı ve
verimliliği artırmak için, yabancı bankalarla birleşme ve stratejik işbirliği
sektör gündeminde yerini alacaktır.
AB ile entegrasyon
süreci, Türk bankalarına dağıtım kanallarını geliştirme yoluyla
verimliliklerini ve hizmetlerinin kalitesini artırma yönünde yeni baskılar
getirecektir. Buna ek olarak, uluslararası kabul gören standartlara ve Avrupa
Birliği ile entegrasyon sürecine paralel olarak yapılan diğer yapısal
değişikliklere uyumun sağlanması, yabancı bankaları kendine çekecek ve böylece
sektördeki rekabeti yoğunlaştıracaktır.
Türk hükümeti
tarafından atılan bir diğer önemli adım da, son enflasyonu düşürme programının
yürürlüğe girmesi ve ekonominin yeniden yapılanması yönünde gösterilen
çabalardır.
Türkiye yıllarca
kronik yüksek enflasyonla yaşamak zorunda kalmıştır. Türkiye OECD ülkeleri
arasında yüksek enflasyona sahip son ülkedir. Yüksek kamu açıkları ve kamu
maliyesindeki dengesizliklerle birlikte kendiliğinden gelişen enflasyonist
beklentiler, enflasyon sürecinin başlıca nedenlerdir. Bu açıkların finansmanı,
parasal büyümeyi hızlandırmış ve reel faiz oranlarının artmasına neden
olmuştur.
Son gelişmeler,
Türkiye’nin yukarıda sözü edilen sorunların çözümünde ne kadar kararlı olduğunu
göstermektedir. Türkiye, bu kronik yüksek enflasyonun, ekonominin
sürdürülebilir yüksek bir büyüme çizgisine oturmasını ve küresel ekonomiye
entegre olmasını engellediği gerçeğinin bilincindedir.
Bu iddialı
enflasyonla mücadele programı üç sütun üzerine oturtulmuştur.
·
Önceden hazırlığı yapılmış mali düzenleme
·
Tutarlı gelir politikalarıyla desteklenmiş önceden ilan edilen döviz kuru
taahhüdü ve
·
Yapısal reformlar
Bu program dört alanda gerçekleştirilecek yapısal reformlarla
desteklenmiştir: Bunlar, bankacılık
sektörü, sosyal güvenlik, tarım reformu ve kamu finansmanı dır.
Bankaların
mali sistemin asli oyuncuları olduğu ve uluslararası bankacılık faaliyetlerine
katıldıkları bir ortamda, bankacılık sisteminin sağlıklı bir şekilde işlemesi
büyük önem taşımaktadır. Türkiye, AB direktifleri ve BIS ilkeleri doğrultusunda
bankacılık denetim sisteminin hem kalitesini, hem de etkinliğini artırıcı
önlemler almayı sürdürmektedir.
Bankaların denetimini ve mali yapılarını güçlendirme yönünde yapılan en
köklü değişiklik, Bankacılık Düzenleme
ve Denetleme Kurulu’nun (BDDK) oluşturulmasıdır.
Ayrıca, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, olabildiğince bağımsız bir para
politikasını izlemiştir. Merkez
Bankası’nın birinci önceliği, mali istikrar yerine fiyat istikrarının
sağlanmasına kaydırılmıştır. Para politikası uygulaması ile ilgili olarak,
Merkez Bankası’nın temel destekleri şeffaflığı,
hesap verebilmesi ve sürprizlere yer vermemesidir. Merkez Bankası her
zaman geleceğe bakan bir yaklaşımı tercih etmiştir.
Ekonomisi
giderek önem kazanan ve dünya ülkeleri ile yakın ilişkileri olan Türkiye’nin
dünyadaki kaynakların etkin dağılımına katkıda bulunabilmesi açısından iç
piyasalarını iyileştirmesi çok büyük önem taşımaktadır. Bu düşünceyle, güçlü
ekonomik temeller oluşturmak için, yapısal reformları ve enflasyonla mücadele
programımızı uygulamayı kararlılıkla sürdüreceğiz.
Konuşmamın son bölümünde, daha güçlü ve sağlıklı bir küresel mali sistem ve
dünya ekonomisi oluştururken nelerin önem taşıdığı konusunda bir kaç söz
söylemek istiyorum.
Süregelmekte olan küreselleşme süreci ile birlikte bilgi teknolojisindeki
devrim, gelecekte de devam edecek gibi görünmektedir. Bu eğilimin bir sonucu
da, rekabetin küresel düzeyde yoğunlaşmasıdır. Bu eğilimden yararlanmak için
dünyadaki tüm ülkelerin olumlu yönde tepki vermeleri gerekmektedir.
Mali sistemlerin tek tek sağlıklı olması, uluslararası mali sistemin bir
bütün olarak esnekliğini açıkça etkileyecektir. Çabalarımızı, uluslararası
sermaye akımlarının değişkenliğini ve bulaşma riskini en aza indirerek daha
sağlıklı bir küresel ortam yaratma yönünde yoğunlaştırmalıyız.
Bankacılık sistemlerinin daha etkin denetimi ve gözetimi, uluslararası
bankacılığın en önemli güncel konusu olup, denetime ilişkin yapılan son
değişikliklerle, “kurallara dayalı”
denetim yönteminden “risk-odaklı”
denetime geçilmektedir.
Ayrıca, özellikle gözetim yetkilileri arasında işbirliği eksikliği
nedeniyle, mali piyasaların küreselleşmesi sınır ötesi işlemlerin denetiminde
güçlüklere yol açmıştır. Ancak son yıllarda, ülkelerarası sorunların çözümüne
ve işbirliğinin artırılmasına gereken önem verilmeye başlanmıştır.
Ülkelerin küresel mali sisteme entegre olma ve küreselleşmenin gereklerini
yerine getirme konusundaki başarıları, ulusal ve uluslararası kurumlar arasında
gerçekleşecek yakın işbirliğine bağlı olacaktır. Bugün, küreselleşmeden henüz
yararlanamayan ülkeler vardır. Bu ülkeler için, küresel ekonomiye giden yolda
bir çok engel bulunmaktadır.
Giderek küreselleşen dünya ekonomisinde mali istikrar, ancak uluslararası
standartların yerine getirilmesi, ve piyasaların rekabetçi, profesyonel ve
şeffaf bir şekilde işlemesiyle sağlanabilecektir.
Sağlıklı ve etkin bir küresel bankacılık sistemine geçmede denetlemeye ve
düzenlemeye ilişkin yapının güçlendirilmesi evrensel bir hedef olmalıdır. Bu
anlamda, bugüne kadar Basel Komitesi,
FSI; Finansal Forum vb. tarafından yapılmış olan çalışmalar, kural ve
standartların uluslararası uyumu sürecinde yenilikçi ve yapıcı olarak
değerlendirilmelidir.
Etkin bir denetim ile birlikte geçmiş deneyimlerin ve tüm mikro ve makro
düzeydeki göstergelerin çok-boyutlu incelenmesi, küreselleşmenin getireceği
zorlukların üstesinden gelme yollarını bulmamızda bize yardımcı olacaktır.
Bugün burada bulunduğumuz platform benzeri çalışmaların, küreselleşmenin
getireceği sorunlara anında ve doğru olarak çözüm bulabilmemiz için yeni
fikirler ve yollar geliştirmemizde bize yardımcı olacağına kesinlikle
inanıyorum.
Çözümleri mali sektöre getirdiğimiz düzenlemelerde aramalıyız. Bu
düzenlemelerin uygulamada boşluklar yaratmayacak ve aşırı risk almayı
engelleyecek şekilde yapılması için çaba göstermeliyiz. Ayrıca sistemimizin
yenilikleri ve büyümeyi teşvik edecek ölçüde liberal olmasını sağlamalıyız.
Yeni yüzyılda;
·
küreselleşmenin ekonomiler ve özellikle finansal sistemler için ne anlama
geldiğini,
·
kamu ve düzenleyici ve denetleyici otoriteler olarak, küreselleşmenin
getireceği sorunlarla nasıl başedeceğimizi,
çok iyi ortaya koymamız halinde,
küreselleşmenin getireceği zorlukları yenebileceğimiz kanısındayım:
Küreselleşmenin
yararlarını, sürece katılan tüm taraflara ancak bu şekilde ulaştırabileceğimiz
düşüncesindeyim. Sağlıklı bir küresel mali ortam oluşturmak için fırsatları iyi
değerlendirmeliyiz. Önümüzde çok büyük zorluklar olmakla birlikte, bu zorlukların
üstesinden gelme yolları da çok açık bir şekilde önümüzde durmaktadır. Beni dinlediğiniz
için teşekkür ederim.
.