TÜRK EKONOMİSİNİN MAKROEKONOMİK ÖZELLİKLERİ VE BEKLENTİLER
GAZİ ERÇEL
Başkan
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası
Prag, 26 Eylül 2000
Türk ekonomisinin
son 25 yıldır yaşadığı enflasyon olgusunun kısa bir açıklamasını yapmak istiyorum.
Daha sonra 2000 yılında uygulamaya konan Enflasyonla Mücadele Programı
çerçevesinde şimdiye kadar enflasyon cephesinde kaydedilen gelişmelere ve
geleceğe yönelik beklentilere değineceğim.
Türkiye yaklaşık
65 milyonluk genç ve artan nüfusuyla dünyanın en büyük gelişen piyasalarından
biri olmasına karşın, geçmiş otuz yılda yaşanan yüksek ve kronik enflasyon,
Türk piyasalarını diğer gelişen piyasa ekonomilerine oranla daha kırılgan bir
duruma getirmiştir. Örneğin, Türkiye’deki yabancı portföy yatırımları ile
doğrudan yatırımların ekonominin hacmine göre çok yetersiz kaldığını görüyoruz.
Kronik yüksek enflasyon ve bütçe
açıkları, ülkenin potansiyelini tam anlamıyla kullanmasını önleyen iki temel
sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.
Enflasyonun
ekonomi üzerindeki birinci etkisi, istikrarsız büyüme dinamiğidir. Büyüme,
değişken olmakla kalmamış, en başarılı gelişen piyasaların ortalamasının da
oldukça altında gerçekleşmiştir.
Türkiye’deki
enflasyonun en önemli nedeni kamu maliyesi ve özellikle de kamu açıklarının
finansmanındaki yapısal zayıflıklardır. Bütçe açığı, son on yıl boyunca sürekli
olarak artmış ve sonuçta 1999 yılında iki-haneli rakamlara ulaşmıştır.
2000 yılı başında hükümet,
bir Stand-by anlaşması ile Uluslararası Para Fonu tarafından desteklenen 3
yıllık bir enflasyonla mücadele programı başlatmıştır. Daha öncekilerin aksine
bu program, gerekli siyasi desteğe sahip olup, en önemli özelliği ileriye dönük
düşünce tarzıdır. Bunun dışında Türkiye ilk kez böylesine kapsamlı bir
enflasyonla mücadele programı başlatmıştır. Ayrıca programın ilan edilmesinden
önce, hükümet önceden harekete geçmiş ve yapısal alanda ciddi önlemler
almıştır.
Enflasyonla
Mücadele Programının ana hedefleri şunlardır:
·
Yapısal reformlarla desteklenen maliye, gelirler,
para ve kur politikalarının tutarlı, güçlü, güvenilir ve kararlı bir şekilde ve
koordineli olarak yürütülmesiyle, TÜFE’nin 2000 sonuna kadar yüzde 25’e, 2001
yılı sonuna kadar yüzde 12’ye ve 2002 yılı sonuna kadar yüzde 7’ye düşürülmesi,
·
Reel faiz oranlarının makul düzeylere çekilmesi,
·
Ekonomideki kaynakların daha etkin ve adil
dağılımının sağlanması.
Stand-by
anlaşması ile desteklenen üç yıllık enflasyonla mücadele programı çerçevesinde,
Türkiye
Cumhuriyet Merkez Bankası olarak, gelecek üç yıl için uygulayacağımız para ve
kur politikası ilkelerini 1999 yılı sonunda açıkladık.
Programa
göre, 1 ABD Doları + 0.77 EURO’dan oluşan kur sepetinin bir yıllık dönem
boyunca günlük olarak ilan edilmesi öngörülmüştür. Hedeflenen enflasyona uygun
olarak dövizin düşük oranda değer kaybetmesine dayalı para politikasına aktif
bir rol verilmiş ve böylece enflasyonist beklentiler için nominal bir çapa
sağlanmıştır. Kur taahhüdü, güçlü kamu maliyesi ve kamu sektöründe uygulanan
tutarlı gelirler politikasıyla desteklenmiştir.
Önceden
açıklanan kur sistemi, piyasanın genel gidişatını etkileyen en önemli değişken
olarak, hükümetin gösterdiği çabalara güvenilirlik sağlamıştır. Bu ayrıca,
yapışkan enflasyonu ortadan kaldırmanın en uygun aracı olup, önceden açıklanan
üç-aylık hedefler, resmi enflasyon hedefinin benimsenmesi için gerekli piyasa
güvenini oluşturacak ve böylece enflasyonun aşağı çekilmesine yardımcı
olacaktır.
Enflasyon düştükten sonra,
para politikasına esneklik kazandırmak amacıyla, programa önceden açıklanan bir
çıkış stratejisi dahil edilmiştir. Söz konusu şeffaf ve ileriye dönük çıkış
stratejisi, önceden belirlenmiş bir doğrultuda ve belirli bir zaman dilimi
içerisinde kur esnekliğinin artmasına olanak tanıyacaktır. Genişleyen
simetrik bant içinde kademeli olarak daha esnek bir kur sistemine geçiş Temmuz
2001’de gerçekleşecektir. Buna göre, bandın toplam genişliği 2001 yılı sonunda
yüzde 7.5’a, 2002 yılı ortasında yüzde 15’e ve 2002 yılı sonunda yüzde 22.5’a
ulaşacak şekilde kademeli olarak genişletilecektir. “Bant” uygulaması sırasında
Merkez Bankası, bant dahilinde kalındığı sürece kur dalgalanmalarını yakından
izleyecek ve piyasada istikrarı sağlamak için faiz oranlarını daha aktif bir
şekilde kullanacaktır.
Göreceli olarak sabitlenen
kurlardan giderek esnekleşen kurlara geçiş, enflasyonun düşürülmesi ve rekabet
gücü arasındaki denge açısından güvenilir bir yaklaşımı temsil etmektedir. Maliye
ve gelir politikalarıyla desteklenen döviz kuruna dayalı bir istikrar programı,
enflasyonist ataletin başlangıçta kararlılıkla önlenebilmesi açısından en doğru
yaklaşımdır.
Öte yandan uygulanan para
politikasına göre, para tabanı yalnızca Merkez Bankası’nın net dış
varlıklarındaki oynamalara bağlı olarak değişmektedir. Merkez
Bankası yeni para politikasıyla aynı zamanda Stand-by anlaşmasının performans
ölçütleri olan, net iç varlıklar için bir üst tavan ve net uluslararası
rezervler için de bir alt taban belirleyerek hükümetin enflasyonla mücadele
programına destek vermektedir. Net iç varlıkların üst tavanı her üç aylık dönem
sonu için belirlenmiştir. Ancak bu üst limitin, dönem içinde üst ve alt
sınırları bir önceki üç aylık dönem sonu para tabanı rakamlarının artı-eksi
yüzde 5’i olarak belirlenmiş paralel bir bant dahilinde dalgalanmasına da
müsaade edilmektedir. Böylece net iç varlıklarda bir ölçüye kadar değişkenliğe
izin verilmesiyle, faiz oranlarındaki ani ve aşırı dalgalanmalar
önlenebilmektedir.
2000
yılında net iç varlıklarını sabit tutan Merkez Bankası, Türk lirası likiditeyi
net dış varlıklarındaki değişmelere göre yaratmayı amaçlamıştır. Bunu
gerçekleştirmek için döviz rezervlerinin iç yükümlülükleri karşılayacak düzeyde
olması gerekmektedir. Biz bir nevi para kurulu gibi çalışmaktayız. Aradaki
fark, para kurulu uygulamasında döviz kurlarının ABD Doları, Alman Markı ya da
Euro gibi belirli bir para birimine sabitlenmesidir. Merkez Bankası ayrıca,
döviz girişlerinin yoğunlaştığı dönemlerde uygulanmış olan “sterilizasyon
yoluyla iç varlıkların azaltılması” politikasından da vazgeçmiştir.
Konuşmamın bu bölümünde,
enflasyonla mücadele programı kapsamında, Türk ekonomisinde şimdiye kadar
kaydedilen gelişmelerin bir özetini sunmak istiyorum.
Programın
hedefleri doğrultusunda çok önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Uluslararası
petrol fiyatlarındaki hızlı artış, Euro’nun değer kaybı ve gelişen piyasalara
fon girişlerindeki azalma gibi olumsuz dış gelişmelere karşın, enflasyon 2000
yılının ilk sekiz ayında, 1986 yılından beri en düşük düzeyine inmiştir.
Programın performansı ile ilgili değerlendirmeler üç grupta toplanabilir.
1- Beklenenden daha iyi
performans:
Kamu maliyesinde hızlı bir
iyileşme kaydedilmiştir. Yılın ilk sekiz ayında gelirler
tahminlerin ötesinde artarken, harcamalarda disiplin sağlanmıştır. Sözkonusu
dönemde, faiz dışı bütçe fazlası 10.8 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Bu
rakam geçen yılın aynı döneminde 1.3 milyar dolar idi. Bu gelişme, uzun dönemde
bütçe üzerindeki faiz yükünü azaltacak ve iç borçların GSMH içindeki payını
geriletecektir.
Enflasyonla mücadele
programının en göze çarpan etkisi, faizlerdeki büyük düşüş olmuştur. Geçen
yıl yüzde
100 olan ortalama faiz oranları, yılın ilk sekiz ayında
yüzde 35’e düşerek gelecek dönem için önemli ölçüde faiz tasarrufuna yol
açmıştır. Aylık değer kaybının kur sepeti bazında açıklanmasıyla döviz kurunda
azalan belirsizlik, iç borç risk primini önemli ölçüde düşürmüştür. Önceden
ilan edilen kur mekanizması hükümete inandırıcılık kazandırmış, bu da hepimizin
bildiği gibi, piyasa üzerinde olumlu bir etki yaratmıştır.
Özelleştirme programı çok
hızlı bir başlangıç yapmıştır. 2000 yılının ilk sekiz
ayında, POAŞ, TÜPRAŞ ve GSM lisanslarının satışından toplam 5.1 milyar
dolar elde edilmiştir. Bu rakam, 2000
yılı için hedeflenen 7.6 milyar doların üçte ikisini oluşturmakta olup, 15 yıldan fazla bir
süre içinde elde edilen toplam özelleştirme gelirlerinden daha yüksektir.
Yılın tamamı için
belirlenmiş olan Dış Borçlanma hedefine şu anda ulaşılmış bulunmaktadır. AB
üyeliğine adaylık süreci, Uluslararası Para Fonu tarafından desteklenen güçlü
bir enflasyonla mücadele programı ile uluslararası derecelendirme
kuruluşlarının olumlu görüşleri yabancı yatırımcının güvenini arttırmış,
böylece Hazine şu ana kadar uluslararası piyasalardan 7.1 milyar dolar
borçlanma gerçekleştirmiştir.
2000
yılında Türkiye, dış borç portföyünün vadesini uzatmada başarılı olmuş ve
piyasadaki gelişmelere hızla karşılık verebilecek esnek bir borçlanma planı
geliştirmiştir. Hazine, ilk defa 2000 yılı başında uluslararası sermaye
piyasalarından 30 yıl vadeli borçlanma gerçekleştirmiştir. 1.5 milyar dolar
tutarındaki 30 yıllık tahvil ihracı, şimdiye kadar kaydedilen en yüksek tahvil
miktarı olup, yatırımcılardan yüksek talep gelmiştir. Tahviller 93’ü Avrupa’da,
87’si ABD’de olmak üzere toplam 180 yatırımcıya satılmıştır.
Başarılı
zamanlama, dikkatle hedeflenen plasmanlar ve fiyatlamanın sonucunda, Türk
tahvilleri “JP Morgan Gelişen Piyasalar Tahvil Endeksi” (EMBI) tarafından da
ölçüldüğü gibi beklentilerin ötesinde performans göstermiştir. Ayrıca,
Türkiye’nin ABD doları cinsinden üç adet tahvilinin, Ağustos1999’da JP
Morgan’ın EMBI Küresel Endeksi’ne dahil edilmesi ABD’deki fonların cezbedilmesi
hususunda çok etkili olmuş ve böylece yatırımcı tabanımız genişlemiştir.
Buna ek
olarak, Türkiye euro ve dolar cinsinden başarılı euro-tahvil ihraçları gerçekleştirmiştir.
Bu tahviller ikincil piyasalarda çok iyi performans göstermiştir. Euro
cinsinden euro-tahvillerin faiz marjları, aynı vadeleri taşıyan Arjantin ve
Brezilya’nın tahvillerinden daha düşük, dolar cinsinden euro-tahvillerin faiz
marjları ise Arjantin, Brezilya, Meksika ve Kolombiya tahvillerine göre daha
aşağı düzeylerde gerçekleşmiştir.
2- Hedeflerle uyum içinde
performans:
Program, ekonomik büyüme
yönünden çok iyi sonuçlar vermiş, ve büyümeye dayalı politikalar ve
yapısal reformlar için uygun bir zemin hazırlayacağına ilişkin beklentileri
doğru çıkarmıştır. Ekonomi, 1999 yılında, politik istikrarsızlığa, yüksek reel
faiz oranlarına ve depremlerin olumsuz etkilerine bağlı olarak, yüzde 6.4
oranında küçülmüştür. 2000 yılının ilk yarısında ise, özellikle iç talepteki
artış nedeniyle yüzde 4.3 genişlemiştir.
Özellikle
iç talep artışına, en büyük ticari partnerimiz olan Avrupa’da beklenen
iyileşmeye, tarımda bu yıl kaydedilen ürün artışına ve turizm gelirlerinin
artmasına bağlı olarak yılın tamamında ekonomide bir iyileşme beklenmektedir.
Mali disiplinin bir sonucu olarak sağlanan diğer başarılar ise, düşük faiz
oranlarına bağlı olarak kredilerde görülen artış ve başarılı dış borçlanmadır.
Kur ve para politikası
kararlılıkla uygulanmaktadır. Şu ana kadar kur sepeti, yılın
ilk çeyreği için aylık yüzde 2.1, ikinci çeyreği için yüzde 1.7 ve üçüncü
çeyreği için yüzde 1.3 olarak belirlenen hedefler doğrultusunda değer
kaybetmiştir. Programından başlamasından bu yana resmi döviz rezervleri güçlü
düzeyini korumuş olup, net uluslararası rezervler asgari performans kriterinin
oldukça üzerindedir.
Net iç
varlıklar da, hedeflenen eksi 1200 trilyon TL düzeyinde kalmıştır.
Konuşmanın bu noktasında,
enflasyonu düşürme programının önceden yapılan bir dizi düzenleme ile
desteklendiğini vurgulamak isterim. Uzunca bir süredir beklemekte olan yapısal
reformların büyük bir bölümü Haziran 1999’dan beri başarılı bir şekilde
gerçekleştirilmiştir. Yapısal reformlar, kamu maliyesinde yapılan
düzenlemelerin sürdürülmesinde, ekonomide verimliliğin arttırılmasında ve
özelleştirme gelirleri yoluyla kamu borçlarının azaltılmasında hayati bir rol
oynamaktadır.
Bir dizi
küçük ve orta ölçekli bankanın birleşmesi veya devrine yol açabilecek düşük
enflasyon ortamının beklentisiyle hükümet, yeni Bankalar Yasası’nı
parlamentodan geçirmiştir. Bu yasayla, bankacılık sektöründeki şeffaflığı
artırmak ve meslek ahlakını yerleştirip zararları azaltmak amacıyla bağımsız
bir denetleme organı oluşturulmuştur.
Depremden
hemen sonra parlamentodan geçen yeni Sosyal Güvenlik Yasası, asgari emeklilik
yaşını yükseltmiş ve işsizlik sigortası uygulaması için gerekli yasal altyapıyı
oluşturmuştur.
Kamu maliyesi alanında
yapılan önemli iyileştirmeler arasında, daha etkin bir muhasebe sisteminin
yürürlüğe girmesi, vergi idaresinin güçlendirilmesi, vergi tahsilatının
arttırılması ile bütçe-dışı fonların kaldırılması yer almaktadır.
Özelleştirme
ana reformlardan biri olmuştur. Özelleştirme, bir taraftan ekonominin kilit
sektörlerinde önemli verimlilik artışlarına yol açarken, diğer taraftan da
bütçe gelirlerini arttırmaktadır. Bu çerçevede parlamento ayrıca,
kuruluşlararası anlaşmazlıkların çözümü için uluslararası tahkimi öngören ve
önceki işlemleri de kapsayan Tahkim Yasası’nı kabul
etmiştir. Bunun dışında, Türk Telekom Yasası’nın
geçmesi de, başarılı bir özelleştirme programının kapılarını açan önemli bir
adım olmuştur.
Sermaye
Piyasası Yasası, Sermaye Piyasası Kurulu’nun düzenleme ve denetleme yetkisini
güçlendirerek şeffaflığı arttırmayı, şirket yönetimi ve azınlık hisselerinin
haklarını iyileştirmeyi amaçlamıştır.
Program
çerçevesinde, tarım reformu alanında da bazı temel yapısal değişiklikler
gerçekleştirilmiştir. Bunlardan en önemlisi, kredi sübvansiyonlarının devlet
bankalarından elinden alınmasıdır. Bunun muhtemel olumsuz etkileri, tarım
kredileri de dahil olmak üzere, banka kredi faiz oranlarında gözlenen hızlı
düşüşle dengelenmiştir. Bu da makroekonomik yapının iyileştirilmesinden
kaynaklanmaktadır.
Haziran
ayında, Türkiye’deki tarım politikasının temel değişkeni olan buğdayın fiyatı
hedeflenen enflasyon ile aynı çizgide seyretmiştir. Bu da, enflasyonu düşürme
programını uygulama ve popülist politikalara karşı koyma konusundaki
kararlılığımızı kanıtlamaktadır. Yurtiçi fiyatların dünya
fiyatlarıyla uyum içinde olması ekonomik kaynakların daha etkin dağılımını
sağlayacaktır.
İlk iki ayda enflasyon
beklenenin üzerinde gerçekleşmesine rağmen, 2000 yılının sonraki altı ayında,
TÜFE ve TEFE 1986 yılından bu yana en düşük düzeylerde gerçekleşmiştir.
Beklenenden daha düşük bir
performans:
Cari işlemler açığı 2000
yılının ilk yarısında 5.6 milyar ABD dolarına yükselmiştir. Bu rakam geçen
yılın aynı döneminde 103 milyon dolar olarak gerçekleşmişti. Açığın
en büyük nedeni ithalattaki artış olmuştur. Bu da, faiz oranlarındaki ani ve
büyük düşüşe, petrol fiyatlarındaki beklenmeyen artışa, hammadde ve ara
malların hızla yeniden stoklanmasına bağlı olarak özellikle geçen yıldan beri
ertelenen iç talepteki patlamadan kaynaklanmıştır. Üçüncü üç aylık dönemde,
mevsimsel nedenlere bağlı olarak turizmden ve işçi dövizlerinden sağlanan
gelirlerin açığı telafi edeceği tahmin edilmektedir. Yılın tamamı için cari
işlemler açığının 6-7 milyar dolar civarında gerçekleşmesi beklenmektedir.
Kura-dayalı
istikrar programı çerçevesinde reel GSMH büyümesi ve dış borçların GSMH’ya olan
oranı dikkate alındığında, Türkiye’de cari işlemler açığı için sürdürülebilir
düzeyin GSMH’nın yüzde 4’ü ya da 5’i olacağı tahmin edilmektedir. Böylece,
olağanüstü durumlarda iki katına çıkabilecek olan mevcut cari işlemler açığı
düzeyinin programın dengelerini bozmayacağı düşünülmektedir. Buna ek olarak,
sahip olduğumuz güçlü döviz rezervleri para programına gerekli desteği
verirken, cari işlemler dengesinin sürdürülebilirliğine katkıda bulunmaya devam
edecektir. Böylece, ithalatın beklenenden daha yüksek gerçekleşmesi,
enflasyonla mücadele programının başarısı için bir tehdit oluşturmayacaktır.
Bunun
dışında, kura-dayalı enflasyonu düşürme programı ile birlikte uygulanan sıkı
maliye politikası, faizlerin düştüğü ve iç talebin yükseldiği bir ortam
yaratırken, cari işlemler dengesinde geçici bir bozulmaya neden olmuştur. Ancak
kamu maliyesinde sağlanan disiplinin olumlu etkisi, 2001 yılından başlamak
üzere kamu açığını aşağı çekecek, bu da cari işlemlerin bozulan dengesini
düzeltecektir.
Son olarak, enflasyonun
akıllardan kolayca silinmeyen izlerin yanı sıra olumsuz dış gelişmeler de,
enflasyon beklentilerinin azalmasını engellediğini vurgulamak istiyorum. Bu
beklentiler enflasyon alışkanlıklarının kırılmasında çok önemli bir rol
oynamaktadır. Enflasyon alışkanlıklarının üstesinden gelebilmek
toplumun bütün kesimlerinin uzlaşma temelinde biraraya gelerek güçlerini
birleştirmeleri şarttır.
Bu yıl
için belirlenen yüzde 25’lik enflasyon hedefi ara bir hedeftir. Üç-yıllık bir
program olduğunu tekrar hatırlatmak istediğim sözkonusu enflasyonla mücadele
programının ana hedefi, enflasyonu 2002 yılına kadar tek-haneli düzeylere
düşürmektir. Bu yılın ilk sekiz ayındaki makroekonomik performans, 2002 yılına
kadar tek-haneli enflasyon rakamlarını yakalayabileceğimize ilişkin
ümitlerimizi arttırmıştır.
Önemli
yapısal reformların gerçekleştirilmesinde uyum içinde çalışan bir koalisyon
hükümeti ve güvenilir para ve kur politikaları ile ekonomide yüksek büyüme ve
düşük enflasyon sağlanabilecektir. Programdan sapma olmadığı sürece, 2002 yılı
sonunda tek haneli enflasyon ve bütçe fazlası, Türkiye için ulaşılabilir
hedeflerdir.
Türkiye’nin
serbest piyasa ekonomisi ve dinamik özel sektörü, ülkeyi farklı bir yörüngeye
oturtmuştur. Önümüzdeki üç yıl içinde enflasyonu tek-haneli rakamlara
düşürebildiğimiz ve istikrarlı büyüme oranlarını yakalayabildiğimiz takdirde,
Türkiye geleceğin önde gelen piyasalarından biri olacaktır.
Saygılarımı
sunar, dinlediğiniz için teşekkür ederim.