KRİZLERİN ÖNLENMESİNDE VE
ÇÖZÜMLENMESİNDE ÖZEL YABANCI YATIRIMCILARIN ROLÜ
GAZİ ERÇEL
Başkan
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası
Küresel Sermaye Piyasası Yönetimi
Konferansı
Bretton Woods’u Yeniden Oluşturma
Komitesi
Montreal, 23 Ekim 2000
Bretton Woods’u
Yeniden Oluşturma Komitesi’nin düzenlediği toplantı nedeniyle Montreal’de
bulunmaktan duyduğum memnuniyeti belirterek sözlerime başlamak istiyorum.
Dünyada son yirmi yılda çok büyük boyutlara ulaşan özel yabancı sermaye
hareketleri, gelişen piyasa ekonomilerinin, gelişmiş ülkelerin kısacası,
küresel ekonominin daha hızlı büyümesine katkıda bulunmuştur.
Gelişen
piyasalardaki özel sermaye hareketleri son yirmi yılda yaklaşık üç misli
artmıştır. Aynı zamanda, özel sermaye hareketlerinin bileşimi de değişmiştir.
Toplam özel yabancı sermaye hareketlerinde banka kredilerinin payı büyük ölçüde
azalırken, portföy yatırımlarının payı hızla artmıştır.
Özel sermaye
hareketleri, ekonomik büyümenin finansmanı için önemli bir kaynak teşkil
etmekle birlikte, derin mali krizlerin nedenlerinden biri de olabilmektedir.
Sermaye hareketlerinin artması, ödemeler dengesinin sermaye hesabından
kaynaklanan bir krizin çıkma olasılığını da o ölçüde arttırmaktadır. Ayrıca,
kısa vadeli fonların toplam sermaye hareketleri içindeki payı da hızla
büyümüştür. Kısa vadeli sermaye hareketleri tutarının yüksek düzeylere
ulaşmasıyla birlikte uluslararası özel yatırımcıların davranışları daha da önem
kazanmıştır.
Meksika,
Güney-Doğu Asya, Rusya ve Brezilya’da yaşanan mali krizlerden aldığımız
derslerden biri, uluslararası özel yatırımcıların rasyonel ya da irrasyonel
davranışlarının krizlere neden olabileceği ve dünyadaki tüm mali piyasalara
sirayet edebileceği gerçeğidir. Örneğin, akılcı bir davranış olmasına rağmen,
özel yatırımcıların ortak hareket etmesi beklenmedik olumsuz sonuçların ortaya
çıkmasına neden olabilmektedir. Bir kriz ortamında, likidite ihtiyacı ve krizin
diğer gelişen ülkelere de sıçraması olasılığı uluslararası yatırımcıları bu
ülkelerde sahip oldukları portföy yatırımlarını elden çıkarmaya yöneltmektedir.
Bu durum bireysel anlamda rasyonel bir davranış gibi görünse de, uluslararası
özel yatırımcıların ortak hareket etmesi sonucunda mali krizler
oluşabilmektedir.
Öte yandan, özel
yatırımcıların asimetrik bilgi akışı yüzünden aldıkları akılcılıktan uzak
kararlar krizlerin gelişimini hızlandırabilmektedir.
Bu gerçeği dikkate
alan uluslararası topluluk, bir kriz anında yatırımcı kaçışlarını azaltmak ve
dışsal taleplerin yeniden yapılandırılmasını sağlamak amacıyla, özel
yatırımcıların mali krizlerle mücadeleye destek olmasına imkan verecek
tedbirler alınmasını kararlaştırmıştır.
1994 yılında
yaşanan Tekila krizinden sonra, krizlerin önlenmesinde ve çözümlenmesinde özel
yabancı yatırımcıların ne gibi katkıları olabileceği konusu gündeme gelmiştir.
Ancak bu konunun yeterince tartışılmadığı gözlenmektedir. Hatırlanacağı gibi,
bu konu 1999 yılında G-7’lerin Köln Ekonomik Zirvesi’nde gündeme getirilmiş,
daha sonra hem G-7’lerin maliye bakanları, hem de G-20’lerin temsilcileri,
uluslararası yabancı yatırımcıların krizlerin önlenmesinde ve çözümlenmesindeki
rolleri konusunda raporlar hazırlamışlardır. Ancak bu konuda henüz somut bir
ilerleme kaydedilememiştir.
Özel yabancı
yatırımcıların bu konudaki desteği, uluslararası sermaye piyasalarının daha
etkin ve istikrarlı çalışması açısından hem fon kullanıcılarına, hem de fon
sağlayıcılarına yararlar sağlayacaktır. Krizlerin
önlenmesi açısından, yabancı yatırımcıların yapacağı katkı uluslararası
yardım beklentilerinden kaynaklanan aşırı risk alma eğilimini azaltacaktır.
Diğer taraftan, krizlerin çözümlenme sürecinde
yabancı yatırımcıların en önemli katkısı, bir mali kriz sırasında ekonomik
koşulların daha da ağırlaşmasına neden olan ülkeden sermaye kaçışlarını önlemek
olacaktır.
Bu konuda başarı
sağlanması, resmi kaynaklarca sağlanan mali yardımları büyük ölçüde azaltacak
ve yükün paylaşımı yönünde çok önemli bir adım olacaktır. Diğer bir ifadeyle,
ilgili ve sorumlu tüm taraflar, sorunların önlenmesi ve çözümlenmesinde hep
birlikte çalışacaklardır.
Bu çerçevede
birinci önceliğin, tutarlı makroekonomik ve kur politikalarının benimsenmesi,
sağlıklı borç yönetimi ve mali sistemin denetimi gibi kriz önleme tedbirlerine verilmesi gereği üzerinde hepimiz mutabıkız.
Bunun dışında, yabancı özel yatırımcıların şu katkıları olacağına inanıyorum:
- Hem kamu, hem de
özel sektörün şeffaflığı konusunda kaydedilen gelişmeler, yabancı
yatırımcıların risk yönetimlerini kolaylaştırmakta ve yatırımlarına ilişkin
sağlıklı kararlar almalarını sağlamaktadır.
- Ekonomik
koşulların uygun olduğu dönemlerde, özel yabancı yatırımcılar ile fon
kullanıcıları arasında kurulan yakın ve şeffaf ilişkiler, bir kriz sırasında
yabancı yatırımcıların mali desteğini kolaylaştırmaktadır.
- Uluslararası
standartların ve kuralların benimsenmesi, uluslararası mali istikrarın
sağlanmasına ve yabancı özel yatırımcıların uygun yatırım kararları almasına
katkıda bulunmaktadır.
Krizlerin çözümlenmesi açısından, bir kriz sırasında özel
yatırımcıların üstleneceği rol, kamudan boçlanmak yerine mevcut borçlarının
vadesini uzatma yönünde olmalıdır. Bu alanda Uluslararası Para Fonu’nun devreye girmesi
yönünde beklentiler mevcuttur. Uluslararası Para Fonu bu amaçla, özel
yatırımcıları krizle mücadeleye dahil eden bir plan önermiştir. Bu plana göre,
bir ülkenin finansman ihtiyacı ister mütevazı, ister büyük boyutlarda olsun, özel yatırımcı desteği, Para Fonu’nun
katalizör rolü üstlenmesiyle sağlanabilecektir.
Öte yandan, artan
finansman ihtiyacı nedeniyle piyasaya kısa sürede yeniden girmenin zorlaşması,
ya da borç yükünün orta vadede sürdürülemeyecek kadar ağır olması etkili bir işbirliği mekanizmasını gündeme
getirecektir.
Uluslararası Para
Fonu’nun katalizör rolünün yeterli olup olmadığı, ya da bir işbirliği
mekanizmasına gerek olup olmadığı konusunda karar verirken, ülkelerin
kendilerine has özel koşulları dikkate alınarak kriz ekonomilerinin ayrı ayrı
ele alınarak incelenmeleri gerektiği unutulmamalıdır.
Bu arada,
işbirliği mekanizması ile ilgili olarak Para Fonu tarafından öngörülen bazı
sınırlamalara da değinmek istiyorum. Bazı Para Fonu üyeleri, sözkonusu
mekanizmanın ancak bir ülkenin Fon kaynaklarından borçlanma ihtiyacının, o ülke
için belirlenen normal kotanın yüzde 300’ünü aşması halinde devreye girmesi
gerektiğini ifade etmişlerdir.
Özel yabancı
yatırımcıları krizle mücadeleye ortak etme sürecinde kısıtlamalar konması,
ülkelerin borçlanma maliyetini olumsuz yönde etkileyecektir. Ayrıca, biraz önce
de değindiğim gibi, kriz ekonomileri tek tek ele alınıp analiz edilmelidir. Bu
nedenle, borçlanma gereksinmesi ülkeden ülkeye farklılık gösterdiği için bu
konuda herhangi bir sınırlama getirilmesi uygun olmayacaktır.
Kanaatimce, özel yatırımcıların krizle mücadele sürecine
dahil edilmesi, uygun ekonomik koşullar altında
alınacak önleyici tedbirlere dayandırılmalıdır. Örneğin, kredi
kullanıcıları ve sağlayıcıları arasında yakın ve şeffaf bir iletişimin kurulmuş
olması, bir kriz sırasında krizle mücadeleye destek sağlanmasını
kolaylaştıracak, uluslararası standart ve kuralların benimsenmesi de yabancı
özel yatırımcıların sağlıklı yatırım kararları almasını sağlayacaktır.
Yaygın olarak tartışılan diğer bir konu ise, krizin
çözülmesini kolaylaştırmada önemli bir rol oynayabilecek olan ülke tahvil
anlaşmalarına, ortak eylem koşullarının, ya da daha spesifik olarak çoğunluk
eylem koşullarının dahil edilmesidir. Ortak eylem koşulları çoğunluk tahvil
sahiplerinin geri ödeme koşullarını değiştirmelerine imkan tanımakta, bireysel
tahvil sahiplerinin alacaklarını hızlandırma kabiliyetlerini sınırlandırmakta
ve tek bir tahvil sahibi tarafından karşılanan finansal kaynakların herkes
tarafından paylaşılmasını sağlamaktadır.
Bu bağlamda, Ocak
ayında İngiltere’de hazine kağıtlarına ortak eylem koşulları getirilmiştir.
Şubat ayında ise Alman hükümeti yabancıların ihraç ettikleri tahvillerde ortak
eylem koşullarının geçerli olacağını açıklamıştır. Nisan ayında, Kanada
yetkilileri ihraç edecekleri uluslararası tahvillere ortak eylem koşullarını
dahil edeceklerini açıklamışlardır.
Konuşmanın bu
bölümünde, ülke tahvil anlaşmalarına ortak eylem koşullarının dahil edilmesi
zorunluluğu konusuna kısaca değinmek istiyorum. Ortak eylem koşullarının
zorunlu tutulması, gelişen piyasaların uluslararası sermaye piyasalarındaki
faiz marjlarını artırarak daha az fon elde etmelerine neden olacaktır.
Zira, ortak eylem
koşullarının gelişen ülkelerin tahvil sözleşmelerine dahil edilmesi, menkul
kıymetlerin yeniden yapılandırılmasının getireceği avantajları ortadan
kaldıracak, ve bu durum ilave bir “ödenmeme riski” olarak algılanacaktır. Bu
ilave maliyet ve azalan uluslararası borçlanma imkanı, finansman ihtiyacı
içinde olan gelişen ekonomiler üzerinde olumsuz etkiler yaratacaktır.
Diğer taraftan,
bazı gelişen piyasaların tahvil borçlanmalarını kolaylaştırması açısından,
ortak eylem koşullarına gönüllü katılımı desteklenmelidir.
Şimdi olayın diğer
yüzüne bakalım. Bu gelişmeler karşısında yatırımcıların görüşleri de önem
taşımaktadır. Örneğin, tahvillerin yeniden yapılandırılmasının
kolaylaştırılmasıyla birlikte ortak eylem koşullarının özel yabancı
yatırımcıları borç verme konusunda isteksiz davranmaya iteceği beklentisi
hakimdir.
Özetlemek
gerekirse, krizlerin önlenmesinde yabancı yatırımcıların rolünü büyük ölçüde
arttıracak şu dört hususun altını çizmek istiyorum.
Birincisi, ilgili
tüm taraflar, mali krizlerin önlenmesi ve çözümlenmesinde özel yabancı
yatırımcıların rolüne ilişkin ilkeleri birlikte belirlemelidirler. Bu ortak
çalışma, uluslararası sermaye hareketlerinin sürdürülebilirliğine katkıda
bulunacaktır. Bu ilkeler doğrultusunda, özel yabancı yatırımcılar aldıkları
yatırım kararlarının doğuracağı sonuçlardan sorumlu olacaklardır. Böylece,
resmi makamlardan herhangi bir yardım beklemeyeceklerdir.
İkincisi, belirli
alanlarda kamu ve özel sektör arasında yakın işbirliği kurulması gerekmektedir.
Örneğin, kamu sektörü yabancı yatırımcılarla ilişkilerini güçlendirmeleri ve
mali piyasalarını derinleştirmeleri konusunda gelişen piyasalara yardımcı
olabilir.
Bu vesileyle, bir
Sermaye Piyasası Danışma Grubu oluşturmak suretiyle özel sektörle yapıcı
ilişkiler kurulması yönünde gösterdiği çabalar için Para Fonu İcra Direktörü
Mr.Köhler’e teşekkür etmek isterim. Bu sürecin, krizlerin önlenmesinde ve
çözümlenmesinde çok etkili olacağına inanıyorum.
Üçüncüsü, tahvillerin yeniden
yapılandırılmasının kaçınılmaz olduğu durumlarda, sözkonusu yeniden
yapılandırma süreci isteğe bağlı olarak gerçekleştirilmelidir. Ayrıca bu süreç,
özel yatırımcılarla yapılacak kapsamlı görüş alışverişleriyle birlikte
yürütülmelidir. Gönüllü uygulama, zorunlu uygulamadan çok daha etkili
olacaktır. Bu anlamda, zorunlu ve zorlayıcı yaklaşımların istenen sonuçları
doğurmayacağına ve gelişen piyasaların faiz marjlarını olumsuz yönde
etkileyeceğine inanıyorum.
Dördüncüsü,
tahvillerin yeniden yapılandırılması, sağlam makroekonomik politikalar
izlemekte olan diğer gelişen piyasa ülkelerinin risk primlerini
arttırmamalıdır. Uyguladıkları politikalara paralel olarak, ülkeler farklı
değerlendirilmelidir.
Beni dinlediğiniz
için teşekkür ederim.