68. HİSSEDARLAR OLAĞAN GENEL KURUL TOPLANTISI AÇIŞ
KONUŞMASI
BAŞKAN
25 NİSAN 2000
TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI
Saygıdeğer Pay
Sahipleri, Değerli Konuklar,
Dünya ve Türk
ekonomisinde 1999 yılında ortaya çıkan gelişmeler, sizlere dağıtılan yıllık
raporumuzda ayrıntıları ile yer almaktadır. Burada fazla detaya girmeden 1999
yılının bir değerlendirmesini yapmak istiyorum. Daha sonra, 2000 yılında
uygulamaya koyduğumuz Enflasyonu Düşürme Programı’nın bugüne kadar ki ortaya
çıkan sonuçlarını değerlendireceğim. Konuşmamın son bölümünde ise Enflasyonu
Düşürme Programı’nın bundan sonraki aşamalarında Banka olarak üzerinde
yoğunlaşmamız gereken konularla ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Geçtiğimiz yıl
Ulusumuz ve ekonomimiz zorlu bir yıl geçirmiştir. Peşpeşe yaşanan iki büyük
deprem felaketi önemli can kaybına neden olmuştur. Depremde yaşamlarını yitiren
bütün yurttaşlarımızı ve mensuplarımızı burada rahmetle anıyorum.
Depremin ekonomimize
gerek servet gerek üretim kaybı olarak verdiği toplam zararın asgari 2.2
katrilyon TL olduğu tahmin edilmektedir. Ekonomimizin 1998 yılında içine
girdiği durgunluk, bu felaket ile derinleşerek devam etmiştir.
Geçen yılki gayri
safi milli hasıla gerilemesinin tek nedeni, kuşkusuz deprem felaketi değildir.
Önceki yıllarda önemli bir hacme ulaştığımız eski Sovyet Bloku ülkeleri ile
olan ticaretimizin, bu ülke ekonomilerindeki gerilemeye paralel olarak, düşük
seyrini koruması, sermaye çıkışlarının sonucunda yurtiçi faizlerin yüksek reel
düzeylerde seyretmesi, ve bu nedenle iç taleb üzerindeki baskının devam etmesi,
özel sektör yatırımlarındaki önemli azalış ve yıllardır süregelen kronik
enflasyon büyümenin gerilemesine katkıda bulunan diğer faktörler olmuşlardır.
Bu, enflasyondaki katılığın ne denli yüksek olduğuna işaret ederken büyümenin gerilemesine yaptığı katkı bir kez daha gözlenmiştir.
İçinde bir çok olumsuzluğu barındıran 1999 yılı, ülkemiz açısından, belki de son yarım asrın en önemli ekonomik hamlesinin de hazırlıklarının tamamlandığı bir dönem olmuştur. Bundan yaklaşık üç yıl önce hazırlıklarına başladığımız “Enflasyonu Düşürme Programı”nın çerçevesi yıl sonuna doğru tamamlanmış, IMF ile Aralık ayında imzalan stand-by anlaşması ile uluslararası çevrelerin de tam desteğini alan program, 2000 yılı ile birlikte uygulamaya konmuştur.
Program, hazırlık aşamasında geçen bu uzun süreyi yansıtan, iyi düşünülmüş, içsel tutarlılığı yüksek ve güçlü bir programdır. Bildiğiniz üzere Kurumumuz bu programın gerek hazırlanışında gerek de uygulama aşamasında aktif bir rol üstlenmiştir. Programı, enflasyonu kalıcı olarak düşürmek için önümüze çıkan en önemli fırsat olarak görmemiz, yıllardır tutarlı politika uygulamaları ile artırdığımız kurumsal itibarımızı bu programa tereddütsüz katmamıza neden olmuştur. Merkez Bankası’nın gerek kur sepetinin gerek bilançosundan seçilmiş bazı büyüklüklerin gelecekteki hareketlerine yönelik girdiği güçlü taahhütler bu programa olan inancımızı göstermektedir.
Program Gerçekleşmelerinin Değerlendirilmesi
Bugün itibariyle dört aya yaklaşan uygulamanın ortaya çıkan sonuçlarını, bu vesile ile, değerlendirmek istiyorum. Hatırlayacağınız üzere, 9 Aralık 1999 tarihinde yaptığım basın toplantısında, programın amacını dört madde altında sıralamıştım. Bunlar sırasıyla;
Her ne kadar
uygulamanın henüz başında olmamız ve değerlendirmede kullanabileceğimiz
verilerin azlığı, ortaya çıkan sonuçları bu amaçlar ile karşılaştırmalı olarak
değerlendirmemizi güçleştirse de, ben programın ilk dört aylık sonuçlarının
yukarıda belirtilen her bir amaca ulaşılmasını destekler nitelikte olduğunu belirtmek
istiyorum.
Öncelikle daha
programın açıklanması ile beraber tüm TL faizlerde ortaya çıkan ve uygulamanın
başlaması ile devam eden düşüşün altını çizmek isterim. Faizlerde, daha bir kaç
ay öncesine kadar hayal bile edemediğimiz seviyeler bugün gerçek olmuştur.
Yıllardır yüksek düzeylerde seyreden reel faizler, bugün benzer istikrarlı
ekonomilerdeki seviyesine düşmüştür.
İlk üç aylık vergi
gelirlerinde görülen önemli artış ve harcamaların kontrol altında tutulması
faiz dışı fazlanın hedeflenenin oldukça üstünde gerçekleşmesi sonucunu
vermiştir. Artan vergi gelirleri ile birlikte yurtdışından bu dönemde avantajlı
şartlarla sağlanan yüksek miktardaki borçlanma, iç borçlanma üzerindeki baskıyı
önemli ölçüde azaltmıştır. İç Borçlanma ihtiyacındaki bu gerileme ile birlikte,
açıkladığımız 12 aylık kur sepeti ekonomide ileriye yönelik belirsizliği önemli
oranda azaltarak, faizlerdeki düşüşü beraberinde getirmiştir.
Ekonominin büyüme
potansiyelini artırmak ve kaynakların daha etkin ve adil dağılımını sağlamak
hedefleri, nitelikleri gereği, değerlendirmesi bugünden yarına
gerçekleştirilemeyecek ancak orta vadede gözlemlenebilecek olgulardır. Gene de bugüne kadar, program dahilinde,
sonuçlandırılan tüm yapısal reformların bu amaçlara hizmet edeceğinin altını çizmek
isterim.
Öte yandan, orta
vadedeki büyüme potansiyeli ile ilişkilendirilen bu dönemdeki büyüme
performansımız üzerinde de kısaca durmak istiyorum. Sanayideki üretim
rakamları, ekonominin geçen yıl indiği dip noktadan çıkmaya başladığını ve bir
toparlanma içinde olduğunu göstermektedir. Bu toparlanmanın önümüzdeki aylarda
ivme kazanacağı beklentisindeyiz, Merkez Bankası iktisadi yönelim anketinin
sonuçları ve mevduat bankalarının TL kredilerindeki artış eğilimi bu
beklentimizi desteklekleyen verilerdir.
İlk üç aylık
enflasyon gerçekleşmeleri ilk bakışta, diğer verilerde ortaya çıkan hızlı
iyileşmeler ile karşılaştırıldığında, enflasyonun programa uyumunun daha yavaş
gerçekleştiği izlenimini vermektedir. Ancak verilere daha detaylı bakıldığında,
enflasyon rakamının olumlu eğilimleri içerisinde fazlası ile barındırdığı da
görülmektedir.
Gerek kamu gerek
özel imalat sanayi sektöründeki fiyat
artışları Şubat ayı ile birlikte açıkladığımız döviz sepeti artış oranına
yaklaşmaya başlamış, Mart ayında da iki
oran arasındaki fark daralmaya devam etmiştir. Mart ayı ile birlikte senelik
bazda enflasyon rakamı da düşüş eğilimine girmiştir.
Önümüzdeki
aylarda tarım dışı fiyat artışlarının aylık olarak kur artış hızımızı merkez
alan dar bir band içine oturmasını, yıllık enflasyon rakamının da bu doğrultuda
düşüşünü kesintisiz devam ettirmesini beklemekteyiz. Düşüşün hızını ise tarım
fiyatlarının seyri belirleyecektir.
Konuşmamın bu son
bölümünde sizlerle Para Otoritesi olarak enflasyonu düşürme programının ileriki
dönemlerinde yoğunlaşmamız gereken konularla ilgili düşüncelerimi paylaşmak
istiyorum.
Bildiğiniz üzere
Haziran 2001 sonuna kadar olan dönemde, kur sepeti aylar itibariyle nokta
hedefler olarak sabitlenmektedir. Bu tür bir kur sisteminde benzetme yapmak
gerekirse para politikası otomatik pilota bağlanmıştır denebilir. Para
otoritesi olarak parasal büyüklükler dolayısıyla faiz oranları üzerinde önemli
bir etkimiz olmamakta ortaya çıkan sermaye hareketleri sonucunda parasal
büyüklükler ve faiz oranları belirlenmektedir. 2001 yılı ikinci yarısından
itibaren ise kur sepetinde genişleyen band uygulamasına geçmemiz ile birlikte
para politikasını otomatik pilottan devralmayı, diğer bir değişle enflasyon
hedefine ulaşılmasında faiz politikası da dahil olmak üzere imkanımız
dahilindeki tüm araçları etkin olarak kullanmayı planlamaktayız. Merkez
Bankası’nın enflasyona yönelik aktif para politikası uygulamaya başlayacağı bu
dönemde kullandığı araçları üzerindeki hakimiyetinin tam olması bir zorunluluk
olarak ortaya çıkmaktadır.
Geçmiş yıllardaki
genel kurul konuşmalarımda etkin para politikası uygulamaları için Merkez
Bankası bağımsızlığının önemine ve bağımsız bir Merkez Bankası’ndan ne
anladığıma çeşitli vesilelerle değinmiştim. Burada kısaca tekrarlamakta yarar
görüyorum. İtibarı tam, bağımsız bir
Merkez Bankası bir ülkede fiyat istikrarının sürmesinde ki en önemli faktördür.
Uygulanan program ile sağlanmakta olan fiyat istikrarının önümüzdeki uzun senelerde de devam etmesi,
bu istikrarının sorumluluğunu üstlenecek Merkez Bankası’nın da tam bağımsız
olmasını gerektirmektedir.
Türkiye
Cumhuriyet Merkez Bankası’nın tam bağımsız bir yapıya kavuşabilmesi için
gerekli yasal düzenlemeler ile ilgili teknik çalışmaları uzun bir dönemdir
kendi bünyemizde sürdürmekteyiz. Dileğimiz bu çalışmalarımızın önümüzdeki
aylarda Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde gündeme alınarak sonuçlandırılmasıdır.
Böylelikle Merkez Bankası bu yeni dönemde de kendisinden beklenen görevleri
eksiksiz yerine getirmeye devam edebilecektir.
Önümüzdeki dönemde para otoritesi olarak ajandamızda yer alan diğer bir konu da, paramızdan 6 sıfır atmaktır. Bu şekilde uzun yıllardır devam eden yüksek enflasyonun banknot büyüklüklerimiz üzerindeki tahribatını ortadan kaldırıp, yüksek enflasyonun ekonomimiz üzerindeki en büyük izlerinden birini silebileceğiz. Teknik olarak hazırlıklarımız sonuçlanmak üzeredir.
Değerli Konuklar,
Kanımca, her bakımdan tarihi bir dönem yaşamaktayız. Uygulamada geçen yaklaşık dört aylık sürede enflasyonun indirilmesine yönelik atılan adımlar doğru yöndedir. Bu doğru adımların devam etmesi, hiç kuşkum yok ki, bizleri amacımız olan “düşük enflasyona” ulaştıracaktır. Öte yandan, toplumda programa olan yüksek desteğin bundan sonra da aynı doğrultuda devam etmesi amaca ulaşılmasını hızlandıracak en önemli faktör olacaktır.
Hepinizi saygı ile selamlıyorum.