2001 YILI PARA
POLİTİKASI RAPORU
15 MAYIS 2001
SÜREYYA SERDENGEÇTİ
BAŞKAN
ANKARA
TÜRKİYE CUMHURİYET
MERKEZ BANKASI
I. GİRİŞ
Değerli Basın Mensupları,
1.
Sizlere
bu basın toplantısında, 2001 yılının kalan döneminde uygulanacak olan para
politikasının amaçları, hedefleri, araçları ve program varsayımları hakkında
bilgi sunacağım. Hepinizin merakla beklediği bu para programı ve rakamsal
hedeflerine geçmeden önce, 2000 yılı ve 2001 yılının ilk dört aylık dönemindeki
makroekonomik gelişmeler, kur rejiminin değişmesiyle birlikte yeniden
şekillendirilen para politikasının çerçevesi ve, mali piyasalardaki kriz
sonrası dönemdeki gelişmeler hakkında açıklamalarda bulunacağım.
II. GENEL EKONOMİK
DURUM VE BEKLEYİŞLER
2.
2000 yılı programı ve sonrası dönemde yaşanan kriz
ortamının, Türkiye’nin temel makroekonomik göstergelerine hangi boyutlarda
yansıdığı ve yeni dönemde öngörülen gelişmeler, konuşmamın ilk bölümünü
oluşturmaktadır.
Büyüme
3.
2000 yılında
“Enflasyonu Düşürme Programı”nın açıklanmasıyla, kura dayalı istikrar programı
uygulayan diğer ülke örneklerinde de görüldüğü gibi, ekonomik faaliyetlerde bir
canlanma gözlenmiştir (Grafik 1). Bu gelişmede, 1999 yılında Türkiye ekonomisinde
bir daralma süreci yaşanması da etkili olmuştur. Programın uygulamaya
konulmasıyla birlikte kur belirsizliğinin ortadan kalkması, kamu maliyesine
ilişkin önlemlerin yürürlüğe konulması ve Hazine’nin dış borçlanma
imkanlarındaki artış sonucunda reel faizlerde hızlı bir düşüş yaşanmıştır.
Faizlerdeki düşüş, hem servet etkisi yaratmış hem de tüketicilerin daha ucuz
kredi imkanlarına kavuşmalarını sağlayarak tüketim harcamalarının artmasına
neden olmuştur(Grafik 2). Faizlerdeki düşüşün yanısıra, 1999 yılında ertelenen tüketim harcamalarının 2000
yılında gerçekleştirilmesi de büyüme ve
ithalat artışına katkıda bulunmuştur. İktisat teorisinin kura dayalı istikrar
programı uygulayan ülkelerde öngördüğü üzere, Türkiye’de de 2000 yılında özel
tüketim harcamalarına en büyük katkı dayanıklı tüketim malları kaleminden
gelmiştir.


4.
İstikrarlı bir ekonomik ortamın sağlanması, yatırım harcamalarının,
özellikle makina-teçhizat yatırımlarının, önemli ölçüde artmasına katkıda bulunmuştur (Grafik 3). Reel faizlerin
düştüğü, kurda istikrarın sağlandığı, sermaye girişinin ve gelecek dönem
beklentilerinin olumlu olduğu bu ortamda firmalar hem sabit sermaye yatırımına
hem de 1999 yılı daralmasında erittikleri ara malı stoklarının yenilenmesine
gitmişlerdir.
Son bir nokta olarak, 2000 yılında turizm sektöründeki
canlanma da büyümeyi olumlu yönde etkilemiştir.

5.
Bu gelişmeler sonucunda, 2000 yılında GSMH yüzde 6,1, GSYİH
ise yüzde 7,2 artmıştır. Toplam yurtiçi talep ise yüzde 9,6 oranında artış
göstermiştir.
6.
Kasım ve Şubat ayındaki krizler, ekonomide üretici ve
tüketici güvenini önemli ölçüde olumsuz etkilemiştir. Firmaların ekonominin
genel durumuna ilişkin beklentileri negatife dönüşmüş (Grafik 4), kapasite
kullanım oranlarında düşüş gözlenmiş (Grafik 5) ve 2001 yılının ilk üç ayında
sanayi üretimi yüzde 2 oranında gerilemiştir (Grafik 6). Faiz oranlarındaki hızlı
yükseliş, Türk lirasının değer kaybı ve istihdam imkanlarındaki daralma
tüketici güvenini olumsuz etkileyerek başta dayanıklı tüketim malları olmak
üzere genel olarak tüketim harcamalarında gerilemeye neden olmuştur.



7.
Şubat ayındaki kriz sonrasında alınan önlemler ve yeni
ekonomik programın açıklanması, Nisan ayında mali piyasaların kısmen istikrara kavuşmasına
ve toplumdaki tedirginliğin azalmasına katkıda bulunmuştur. Önümüzdeki
günlerde, yeni ekonomik program çerçevesinde sağlanan dış desteğin kullanılmaya
başlanması ile birlikte faiz ve döviz kurlarının istikrara kavuşması, üretici
ve tüketici güveninin tekrar oluşması beklenmektedir. Böylece, 2001 yılının ilk
yarısındaki hızlı daralma sürecinin, güven ortamının tekrar sağlanması ve
rekabet gücündeki olumlu gelişme sonucunda; ihracatta ve turizm
gelirlerindeki artışlara paralel olarak
yılın ikinci yarısında yavaşlayacağı ve yıllık bazda reel GSMH’nın yüzde 3
oranında azalacağı tahmin edilmektedir.
Ödemeler Dengesi
8.
2000 yılında, döviz kuru politikası çerçevesinde, Türk
Lirasının döviz sepeti karşısındaki değeri önceden açıklanmış ve Türk Lirasının
sepet karşısındaki değer kaybı kademeli olarak azaltılmıştır. Ancak,
enflasyondaki katılık nedeniyle, fiyat
artış oranlarının kur artış oranının üzerinde gerçekleşmesi sonucunda, Türk
Lirası 2000 yılında yabancı para birimlerine karşı reel olarak değerlenmiştir.
Euro’nun yıl içinde ABD Dolarına karşı değer kaybetmesi, Türk Lirasının Euro’ya
karşı reel değer kazanmasının daha da artmasına neden olmuş, bu durum Avrupa
Birliği ülkelerine yönelik ihracatı olumsuz etkilerken, bu ülkelerden yapılan ithalatın ise hızla artmasına katkıda
bulunmuştur. Ancak, 2000 yılında ithalatın büyük ölçüde artmasında,
uluslararası piyasalarda başta ham petrol olmak üzere enerji fiyatlarındaki
yüksek artışlar ve iç talepteki hızlı canlanma temel etkenler olmuştur.
İthalatın hızla yükselmesi ve ihracat artışının sınırlı kalması nedeniyle dış
ticaret dengesinde olumsuzluklar gözlenmiştir. Turizm ve bavul ticaretinde
gözlenen iyileşmeler de dış ticaret dengesindeki bozulmayı giderememiş ve cari
işlemler açığının GSMH’ya oranı yüzde 4,8 olarak gerçekleşmiştir (Grafik 7).

9.
2000 yılının ilk altı ayında, yükselen cari açığın
finansmanında Hazine’nin uluslararası piyasalardaki başarılı tahvil ihracı nedeniyle
portföy yatırımları öncelik almıştır. Ağustos ayından itibaren ise kısa vadeli
sermaye hareketleri ağırlık kazanmaya başlamıştır. Kasım ayından sonraki
dönemde mali krizin etkisiyle önemli ölçüde sermaye çıkışı gözlenmişse de 2000
yılı boyunca Türkiye dış piyasalarda net borçlanıcı konumunu korumuştur. Özel
sektörün sağladığı uzun vadeli krediler ile bankaların sağladığı kısa vadeli
krediler 2000 yılındaki net sermaye girişinin diğer önemli kalemlerini
oluşturmuştur (Grafik 8).

10.
Kasım krizinden sonra faizlerdeki yükseliş ve iç talepteki
daralma ithalat üzerindeki etkisini 2001 yılı başlarından itibaren göstermeye
başlamıştır. Ocak-Şubat döneminde ithalatın geçen yılın aynı dönemine göre
artış göstermesine rağmen, 2000 yılındaki artış trendinin kırıldığı
gözlenmektedir. Nitekim, Şubat ayında ithalat geçen yılın aynı ayına göre yüzde
12,3 oranında gerilemiş, ihracattaki artışın da etkisiyle dış ticaret açığında
bu ay itibariyle önemli bir iyileşme gözlenmiştir (Grafik 9). Ocak ayında, mali
piyasalarda istikrarın kısmen sağlanmasıyla, kısa vadeli sermaye girişleri ve
portföy yatırımlarında artış gözlenmiştir. Ancak, Şubat ayındaki kriz nedeniyle
tekrar sermaye çıkışı yaşanmış ve rezervlerde azalış meydana gelmiştir (Grafik
10).


11.
2001 yılının geriye kalan döneminde ise, Türk lirasının
hızlı değer kaybının dış rekabet gücümüzü artırarak ihracat ve turizm gelirlerini
olumlu etkilemesi, büyüme ve iç talepteki gerileme nedeniyle ithalatın azalması
sonucunda cari işlemler açığının hızla daralmasını öngörmekteyiz.
Fiyat Gelişmeleri
12.
2000 yılı sonunda
enflasyon TEFE’ de yüzde 32,7, TÜFE’ de ise yüzde 39 olarak gerçekleşmiş ve son
14 yılın en düşük seviyelerine gerilemiştir (Grafik 11). Bununla birlikte,
yılsonu enflasyon oranları, 2000 yılı enflasyonu düşürme programı çerçevesinde
TEFE için yüzde 20 TÜFE için ise yüzde 25 olarak öngörülen artış oranlarının
üzerinde gerçekleşmiştir.
13.
Türkiye Ekonomisi’nde döviz kurlarının fiyatlar üzerinde
oldukça etkili olduğu bilinmektedir. 2000 yılı boyunca kur sepetinin değeri
yüzde 20 artırılmasına rağmen enflasyon oranları bu artışın üzerinde kalmıştır.
Bunun en önemli nedenlerinden biri Türkiye’de uzun süredir varolan enflasyonist
ortamın yol açtığı geçmişe endeksleme alışkanlıklarının, bekleyişler yoluyla
fiyatlar üzerinde katılık yaratmasıdır. Programın açıklanması ile hızla
gerileyen enflasyon beklentileri, yapısal reformlardaki yavaşlama ve yılın ilk
üç ayında gerçekleşen enflasyonun yüksekliği nedeniyle, Mayıs ayından itibaren
durağan hale gelmiştir.
14.
2000 yılı sonu TEFE ve TÜFE enflasyonunun hedeflenenden
yüksek çıkmasının diğer bir önemli nedeni, kura dayalı istikrar programlarının
hemen başında yaşanan, özellikle dayanıklı tüketim malları kaynaklı talep
canlanmasıdır. Dayanıklı tüketim mallarına olan talep, iyimser ortam ile
gerileyen kredi faizleri ve kur politikası nedeniyle cazip hale gelen dayanıklı
tüketim malları fiyatları, iç talepte homojen olmamakla birlikte belirgin bir
canlanmaya yol açmıştır. Bununla birlikte, özellikle özel imalat sanayi
fiyatlarının ABD Dolarındaki değişmelerden Euro’ya göre daha fazla etkilenmesi
ve 2000 yılının özellikle ilk üç çeyreğinde ABD Dolarının Euro karşısında değer
kazanması, uygulanan kur politikasının maliyet azaltıcı etkisini olumsuz yönde
etkilemiştir.

15.
Kasım
ayında yaşanan kriz ile birlikte yükselen faiz oranları, 2000 yılı sonuna doğru
başlayan talep daralmasını hızlandırmış ve 2001 yılının ilk iki ayında TEFE ve
TÜFE artış oranları düşük seviyelerde gerçekleşmiştir. Ancak Şubat ayı sonunda
kurların dalgalanmaya bırakılmasıyla üretim maliyetleri üzerinde baskı artmış,
2000 yılı boyunca döviz kuruyla birebir oranda kontrollü bir şekilde artan kamu
fiyatlarının Mart ayında yüksek oranda artırılması sonucunda aylık enflasyon
TÜFE’ de yüzde 6,1, TEFE’ de ise yüzde 10,1 olarak gerçekleşmiştir. Söz konusu
ayarlamaların etkisi Nisan ayında da devam etmiş ve Nisan ayında TEFE yüzde
14,4 , TÜFE ise yüzde 10,3 oranında yükselmiştir.
16.
Mart
ayında, iç talepteki daralma ve stokların henüz eritilememesi nedenleriyle kur
ve maliyet artışlarının özellikle perakende fiyatlara tam olarak
yansıtılamadığı görülmekle birlikte, Nisan ayında kurdaki sıçramanın fiyatlara
daha çok yansıtıldığı gözlenmektedir. TEFE’deki artışın son iki ay boyunca
TÜFE’den oldukça yüksek olması iç talep yetersizliğinin en önemli
göstergesidir.
17.
Maliyet
baskısı nedeniyle, önümüzdeki aylarda da tüketici fiyat artış hızının,
Mart-Nisan aylarının önemli oranda gerisinde olmakla birlikte, sürmesi
beklenmektedir. Ancak, uygulanan politikaların faiz ve döviz kurlarını
istikrara kavuşturması ve mevsimsel nedenlerin etkisiyle, üçüncü üç aylık
dönemde, tüketici fiyat artış hızının yavaşlayıp, yılın son üç aylık döneminde de mevsimsellikten
arındırılmış tüketici fiyat artış hızının aylık yüzde 2’lere düşmesi hedeflenmektedir.
Böylece, yıl sonunda, TÜFE artış oranının yüzde 52,5 olmasını öngörmekteyiz.
18. Burada
vurgulamak istediğim en önemli unsur, 2001 yılı süresince, programın en temel
makroekonomik parametresi olan enflasyon oranı öngörüsünü etkileyecek en önemli
etkenin elbette ki, program tasarlanırken belirlenen hedef ve politikaların
uyumlu bir şekilde gerçekleştirilmesi gereğidir. Bu bağlamda, para politikası
uygulaması; sıkı maliye politikası çerçevesinde hedeflenen faizdışı fazlaya ulaşılması, öngörülen enflasyonla
uyumlu gelirler politikası ve dış desteğin etkin kullanımı ile faiz ve döviz
kurlarında sağlanacak istikrar, 2001 yılı enflasyon öngörüsüne ulaşılmasına
katkıda bulunacak temel unsurlardır.
III. 22 ŞUBAT
SONRASI DÖNEMDE PARA POLİTİKASI UYGULAMALARI
19. Daha
önceki konuşmalarımda, özellikle de Genel Kurul konuşmamda belirttiğim gibi, Şubat ayındaki kriz, Kasım
ayından sonra artan mali kırılganlığın da etkisiyle doğrudan yerli paraya karşı
bir atak şeklinde kendini göstermiştir.
20.
Mevcut kur politikasının sürdürülmesinin, bankacılık
sisteminin sorunlarını daha da ağırlaştıracağı ve ekonomi üzerine ek yükler
getireceği de gözönünde tutularak, 22 Şubat tarihinde Türk lirası yabancı para
birimleri karşısında dalgalanmaya bırakılmıştır.
21.
22 Şubat tarihinde yaklaşık net 5 milyar ABD Doları
tutarındaki döviz rezerv kaybı ve dalgalı kur rejimine geçilmesi ile birlikte
para ve kur politikası uygulaması ve kriz yönetimi yeni bir boyut kazanmıştır.
Kur artış oranlarının daha önceden açıklandığı sabit kur veya benzeri kur
politikası uygulayan ülke deneyimlerinde de gözlendiği gibi, kurun dalgalanmaya
bırakılmasıyla birlikte, serbest piyasa döviz kuru oranları beklenildiği üzere
hızlı bir şekilde yükselmiş ve kurlarda önemli ölçülerde dalgalanma gözlenmiştir.
22.
Kurların dalgalanmaya bırakılmasını izleyen iki gün içinde
ihale yöntemiyle açık piyasa işlemi yapılmamış, Merkez Bankası gerekli
likiditeyi kotasyon ve doğrudan alım yöntemleriyle açık piyasa işlemleri ve, Bankalararası Para Piyasası’nda Türk
Lirası satmak yoluyla karşılamıştır. Bu iki gün içinde Merkez Bankası piyasa
fonlamasını yüksek faiz oranlarından gerçekleştirmiştir. Yine 22 Şubat’tan
itibaren, Merkez Bankası gün sonunda döviz piyasalarında gerçekleşen işlemlerin
alış ve satışlarının ortalamasını geçmiş yıllarda olduğu gibi referans kur
değeri olarak açıklamaya başlamıştır.
23.
26 Şubat’tan itibaren bankacılık sistemine yeniden işlerlik
kazandırılması ve ödemeler sistemindeki tıkanıklıkların aşılması amacıyla
Merkez Bankası piyasalara aktif olarak müdahale etmeye başlamıştır. Bu
çerçevede, Merkez Bankası tarafından kısa vadeli faizlere efektif tavan
değerleri getirilmiş, sistem içindeki likidite akışkanlığı göreli olarak
artırılmıştır. Bu dönemde, açık piyasa işlemleri penceresinden yapılan
fonlamanın temel işlevi, geçmişte olduğu gibi, daha çok kamu bankaları ve TMSF
bünyesindeki bankaların vadeleri gelen repo işlemlerini yenilemek olmuştur
(Grafik 12). Ayrıca, 26 Şubat tarihinde, Bankalararası Para Piyasası’nda Merkez
Bankası kotasyonları daha önceki çok yüksek seviyelerden yüzde 150 seviyesine
çekilmiş, ilerleyen dönemlerde yüzde 110 seviyesine kadar indirilmiştir. Ek
olarak, Merkez Bankası hem bankaların kendi aralarında daha fazla döviz depo
işlemleri yapmalarına olanak tanımış hem de bankalara döviz depo satış
işlemleri yaparak, bankaların dış yükümlülüklerini yerine getirebilmelerine
destek olmuştur.

24.
12 Mart tarihinden itibaren, Merkez Bankası, gecelik vadede
yoğunlaşan fonlamasının yanısıra açık piyasa işlemleri ile 7 günlük vadede de
fonlama yapmaya başlamıştır. 12 Mart-21 Mart döneminde, toplam Merkez Bankası
fonlaması içinde gecelik vadedeki işlemlerin payı kademeli olarak azaltılmış ve
26 Mart tarihinden itibaren fonlama 7 ve 14 günlük vadelerde gerçekleştirilmeye
başlanmıştır. 12 Mart tarihinden günümüze kadar olan dönemde, Merkez Bankası
fonlaması büyük oranda açık piyasa işlemleri aracılığıyla ve kotasyon
yöntemiyle gerçekleştirilen repo işlemleriyle yapılmıştır. Bu dönem içinde
değişik vadelerdeki fonlama yüzde 80-90 aralığında yapılmış, zaman içinde
kotasyon oranlarında indirime gidilmiştir.
Türk Lirası piyasalarında yapılanlara ek olarak, 29 Mart
2001 tarihinden itibaren, Merkez Bankası döviz alım-satım ihaleleri
uygulamasını başlatarak bankaların kısa dönemli döviz yükümlülüklerini yerine
getirmelerine destek olmuştur. İhale yöntemiyle yapılan döviz satımlarının
temel amacı, dalgalı döviz kuru rejiminin işleyişine müdahale etmeden, döviz
piyasasında likiditenin çok fazla sıkıştığı kriz sonrası dönemde, döviz
talebindeki küçük oranlı artışlara, döviz kurlarının hızlı ve yüksek oranlı
tepki vermesini daha şeffaf bir politika çerçevesinde sınırlamak olmuştur.
25.
Öte yandan, Şubat krizi sonrası dönemde İMKB Tahvil ve Bono
Piyasası Repo-Ters Repo Pazarında ve Bankalararası Para Piyasası’nda yapılan
işlemlerle piyasadan fazla likidite çekilmeye başlanmıştır. Sözkonusu işlemler
gecelik vadeden 1 aylık vadeye kadar değişen vadelerde gerçekleştirilmiş, faiz
oranları yüzde 77-92 aralığında belirlenmiştir. Bu uygulamalar çerçevesinde,
Merkez Bankası kısa dönemli faizler üzerinde büyük oranda belirleyici olmuştur (Grafik
13).

26. Bu bağlamda
kriz sonrası dönemde Merkez Bankası ödemeler sisteminin işler hale getirilmesine
öncelik vererek, sistemin Türk lirası ihtiyacını karşılamıştır. Bunun yanısıra,
yapılan döviz depo işlemleri, doğrudan müdahaleler ve 29 Mart tarihinden
itibaren uygulamaya konulan döviz satım ihaleleri, bankacılık kesiminin dış
yükümlülüklerini karşılamalarını kolaylaştırmıştır.
IV. PARA
POLİTİKASININ AMAÇLARI VE ÇERÇEVESİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER
27.
Konuşmamın
bu bölümünde, kısa ve orta vadede para politikasının amaçları ve çerçevesini
etkileyecek faktörlere ilişkin bilgi vermek istiyorum.
28.
Yukarıda belirttiğim gibi, Şubat krizinin hemen sonrasından
bugüne kadar uygulanan politika, finansal istikrarı sağlamaya yönelik idi. Önümüzdeki kısa dönemde ise dalgalanmaya
bırakılan döviz kurlarının enflasyonist etkisini en aza indirgemeye yönelik
tutarlı bir para politikasını uygulamak Merkez Bankası’nın öncelikleri
arasındadır. Orta vadede ise para politikasının nihai politika amacı fiyat
istikrarı olarak belirginleşecektir. Kriz döneminde öncelikli uygulamalar olan
mali piyasalardaki istikrarı korumak ve ödemeler sisteminin etkin olarak
işleyişini sürdürmesine yönelik politikalar ise kısa ve orta vadedeki para
politikalarını destekleyen unsurlar olacaktır.
29.
2001 yılının kalan bölümünde uygulanacak para politikasının
çerçevesini etkileyecek en temel konular;
a. Bankacılık
sektörü ile ilgili yapılan operasyonların Merkez Bankası’nın operasyonel hedef
büyüklüğü olan “Net İç Varlıklar” üzerine getirdiği sınırlamalar,
b. Ek dış
finansmanın miktarı, zamanlaması ve Merkez Bankası rezervleri ile konsolide
bütçe finasmanı arasındaki dağılımı,
c. Konsolide
bütçenin iç ve dış finansman ihtiyacındaki artış ve bankacılık sisteminin
yeniden yapılandırılması ile ilgili politikaların kamu finansmanına getirdiği
ilave yükler sonucunda iç borç stokundaki artış,
olarak görülmektedir.
Şimdi, bu üç konu hakkında
ayrıntılı bilgi vermek istiyorum.
Kamu ve Fon
Bankalarının Gecelik Borçlanmaları
30.
Bilindiği gibi, özellikle Şubat krizi sırasında kamu
bankaları ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) kapsamındaki bankaların
aşırı miktardaki gecelik borçlanma ihtiyaçları, faizlerin yükselmesine ve
piyasaların kilitlenmesine yolaçmıştır. Bu durum, başta kamu bankaları olmak
üzere sektör mali yapısının gittikçe bozulmasına neden olurken, Merkez
Bankası’nın da etkin bir para politikası uygulamasını önleyen bir unsur haline
gelmiştir.
31.
Bu çerçevede, kamu bankaları ile Tasarruf Mevduatı Sigorta
Fonu kapsamında bulunan bankaların özel bankalardan ve banka dışı kesimden
yüksek faizli gecelik borçlanmalarının azaltılması ve gecelik borçlanma
ihtiyaçlarının Merkez Bankası tarafından karşılanması benimsenmiştir. Bu
operasyonun başlatıldığı 16 Mart 2001 tarihinde, kamu ve fon bankalarının 21,7
katrilyon lira olan gecelik borçlanma ihtiyaçlarının yüzde 41’i Merkez Bankası
tarafından karşılanırken, 11 Mayıs 2001 tarihi itibariyle, Merkez Bankası’nın
payı yüzde 91,5’e yükselmiş bulunmaktadır. Böylece, Merkez Bankası, kamu ve fon
bankalarını yüksek faizli gecelik borçlanmadan kurtarırken, borçlanma
vadelerini de uzatmış ve faiz oranlarının aşağı çekilmesini de sağlamıştır.
32.
Kamu ve fon bankalarının 16 Mart 2001 tarihindeki 21,7
katrilyon Türk lirası tutarındaki gecelik borçlanma gereğinin Mayıs ayının
sonunda üçte iki oranında azaltılarak 7 katrilyon Türk lirasına düşürülmesi
öngörülmektedir. Merkez Bankası fonlaması 14 Mayıs 2001 tarihi itibariyle 7,4
katrilyon Türk liralık kısmı iç borçlanma senetlerinin doğrudan alımı, 11,6
katrilyonluk kısmı ise vadeli repo olmak üzere yaklaşık 19 katrilyon Türk
lirasıdır. Sözkonusu bankaların gecelik borçlanma ihtiyaçları 1,9 katrilyon
Türk lirasına gerilemiştir. Önümüzdeki günlerde ilgili bankalardan doğrudan
alım yapılacak iç borçlanma senedi
tutarının 14 katrilyon Türk Lirasına çıkartılması ve bu çerçevede vadeli repo
stok değerinin 7 katrilyon Türk lirası’na indirilmesi planlanmaktadır.
33.
Mart ayı içinde başlayan bu operasyonun Mayıs ayı içinde
tamamlanarak, kamu ve fon bankalarının gecelik borçlanmalarının tamamen
giderilmesi ve bu bankaların bilançolarının küçültülmesi amaçlanmaktadır.
Böylece, bu bankaların sistemde yarattığı kırılganlık giderilirken para
politikasının etkinliğine yönelik kısıtlar da azaltılmış olacaktır. Hazine’nin,
kamu ve fon bankalarına mali yapılarını güçlendirmek amacıyla verdiği iç
borçlanma senetleri Merkez Bankası tarafından doğrudan satın alınarak veya
repoya kabul edilerek, kamu ve fon bankalarının özel bankalar ile olan gecelik
borçlanmaları bugün, banka dışı kesimle
olan gecelik borçlanmaları ise Mayıs ayı sonuna kadar ihmal edilebilir düzeye
indirilecektir.
34.
Sözkonusu parasal işlemler sonucu artan likiditenin bir
bölümü yine Merkez Bankası’nın sürdüreceği ters repo ve bankalararası TL
piyasası işlemleri ile çekilecektir. Nitekim, Merkez Bankası bugüne kadar
yapılan işlemler sonucunda piyasaya çıkan fazla likiditenin yaratabileceği
enflasyonist baskıları giderebilmek için piyasadan çektiği para miktarını 2,5
katrilyon Türk lirasından 6 katrilyon Türk lirasına yükseltmiştir. Arta kalan
likidite ise döviz satışları ve Hazine ihaleleri yolu ile çekilmiştir. Bu
dönemde, Net İç Varlıklarda 3 katrilyon Türk lirası civarında artış
gerçekleşmiştir. Hazine’nin borçlanma
programı da likiditenin kontrolüne destek olacak biçimde düzenlenecektir.
Halihazırda, Hazine’nin haftalık olarak açıkladığı iç borçlanma ihaleleri bu
desteğin önemli bir göstergesidir. Burada tekrar vurgulamak istediğim en önemli
nokta, operasyonlar sonrası ortaya çıkan likiditenin, döviz kurları üzerinde
baskı yapmasının engellenmesinin amaçlanmasıdır.
35.
Yapılan bu operasyonların sonuçlarının kalıcı olabilmesi
için kamu ve fon bankalarının küçültülmesi, yapısal sorunlarının giderilmesi ve
bu bankalara zarara neden olabilecek görevler verilmemesi gerekmektedir. Bu
çerçevede kamu ve fon bankaları yeniden yapılandırılmakta, fon yönetimleri
etkin hale getirilmekte, gecelik borçlanmaları sınırlandırılmakta, borçlanma
vadeleri yakından takip edilmekte ve benzer mevduat faizi uygulamaları
sağlanmaktadır. Bu konularda, kamu ve fon bankalarının, Merkez Bankası ile
uyumlu bir işbirliği içinde olmaları esas olacaktır.
36. Aynı zamanda, bankacılıkla
ilgili gözetim ve denetim sisteminin etkin hale getirilmesi ve sistemde sorun
yaratabilecek bankalarla ilgili gerekli önlemlerin süratle alınması
gerekmektedir.
Dış Finansman
37.
Cari işlemlerdeki iyileşmenin yanısıra, para politikasının çerçevesini
etkileyecek en önemli konulardan biri de ek dış finansmanın miktarı, dağılımı
ve kullanılma dönemleridir (Tablo 1). Yapılan görüşmeler sonucunda, 2001 yılı
Mayıs-Aralık döneminde, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası’ndan yaklaşık
15,7 milyar ABD Doları tutarında dış kaynak girişi beklenmektedir. Döviz
rezervlerimizi artırarak dış yükümlülüklerin karşılanmasında önemli bir
rahatlama sağlayacak olan bu imkan kamu ve fon bankaları operasyonun başarısı
ve iç borç stoğunun sürdürülebilirliğini devam ettirebilmek açısından da
Bankamızın önümüzdeki 5 aylık dönemde Hazine’yi fonlayabilmesine olanak
tanımaktadır. Uluslararası Para Fonu’ndan sağlanan dış kaynağın, brüt 3,7
milyar ABD Doları (net 2,4 milyar ABD Doları) Merkez Bankası rezervlerini desteklemek
amacıyla kullanılacaktır.
38.
Sağlanan dış finansmanın yaklaşık 6,5 milyar ABD Doları
Mayıs ve Haziran aylarında kullanılacaktır. Bu kaynağın, mali piyasalarda
istikrarın sağlanmasına önemli katkıda bulunarak faiz oranlarının aşağı
çekilmesine ve döviz kurlarının dengeye kavuşmasına yardımcı olacağına
inanmaktayız.
39.
Ek dış finansman desteği dışında, Hazine’nin uluslararası
piyasalardan yapacağı dış borçlanma da bütçe finansmanının yurtiçi mali
piyasalar üzerinde yaratacağı baskıyı hafifletecek önemli unsurlardan biri
olacaktır.
TABLO 1: 2001 Yılı Dış Finansman’ın Dağılımı (Milyon ABD Doları)
|
|
IMF |
DÜNYA BANKASI |
GENEL TOPLAM |
|
Mayıs |
3 900 |
- |
3 900 |
|
Haziran |
1 562 |
1 100 |
2 662 |
|
Temmuz |
1 562 |
- |
1 562 |
|
Ağustos |
- |
- |
- |
|
Eylül |
3 124 |
- |
3 124 |
|
Ekim |
- |
- |
- |
|
Kasım |
3 124 |
- |
3 124 |
|
Aralık |
- |
1 350 |
1 350 |
|
TOPLAM |
13 272 |
2 450 |
15 722 |
|
Geri Ödeme |
-1 228 |
- |
-1 228 |
|
TOPLAM (NET) |
12 044 |
2 450 |
14
494 |
Kamu İç Borç Stoku
ve Hazine’nin Finansman İhtiyacı
40.
İç borçlanma senedine bağlanmamış görev zararları dahil
2000 yılı sonunda yüzde 41 olan bütçe iç borç stokunun GSMH’ya oranının, kamu
bankalarının birikmiş görev zararları ve sermaye ihtiyaçları ile fon
kapsamındaki bankaların mali yapılarının güçlendirilmesi amacıyla verilen özel
tertip devlet iç borçlanma senetleri sonucunda, 2001 yılı sonunda yüzde 61’e
yükselmesi beklenmektedir. İç borç stokundaki bu artış, özel tertip borçlanma
senedi ihracı sonucunda oluşmakta, ihale yöntemi ile yapılacak borçlanmadan
kaynaklanan iç borç stokunun GSMH içindeki payı ise aynı seviyede kalmaktadır.
Bu işlem ile, Hazine, ekonomik etkileri daha önce gerçekleşmiş olan kamu ve fon
bankalarının yükümlülüklerini iç borçlanma senedine bağlayarak üstlenmiş
olmaktadır.
41.
Kamu ve fon
bankalarına değişken faizli özel tertip borçlanma senedi verilerek, bu
bankaların gecelik borçlanma piyasasından çekilmeleri sağlanmaktadır. Ayrıca,
özel tertip borçlanma senetlerinden elde edecekleri faiz gelirleri de, bu
bankaların piyasalardan borçlanma ihtiyaçlarını azaltacaktır. Bu iki unsur,
mali piyasalarda Hazine iç borçlanma senetlerine yönelik fon arzını artırarak,
Hazine’nin iç borçlanma ihtiyacının daha düşük faizlerle karşılanmasına imkan
verecektir. Para Tabanında öngörülen gelişmeler dikkate alınarak ek dış
destekle birlikte Hazine’ye finansman imkanı sağlanması da, iç borçlanmanın
sürdürülebilmesine destek olacaktır.
42.
Merkez Bankası portföyündeki Hazine iç borçlanma
senetlerindeki artış, likidite kontrolü için kullanılacağı gibi, değişken
faizli ve üç ayda bir nakit faiz ödemeli bu iç borçlanma senetleri Merkez
Bankası karını artırarak da Net İç Varlıkların kontrolüne yardımcı olacaktır.
Bugünlerde de yapıldığı gibi, Hazine, borçlanma olanaklarındaki gelişmeye bağlı
olarak, Merkez Bankası portföyünde bulunan kağıtları erken itfaya tabi tutarak
da likidite kontrolüne destek olacaktır.
43.
Etkin iç borç yönetimi çerçevesinde Hazine Müsteşarlığı’nca
piyasa yapıcılığı sisteminin geliştirilmesi planlanmaktadır. Merkez Bankası
Yasası’nda açık piyasa işlemlerinin daha etkin yürütülmesine ilişkin yapılan
değişikler çerçevesinde ve yeni dönemde Merkez Bankası’nın kısa dönemli faizler
üzerindeki kontrolünün ve Net İç Varlıkların hareketi üzerindeki inisiyatifinin
artıyor olması nedeniyle, Merkez Bankası’nın piyasa yapıcılığı sistemine
yapabileceği katkı geçmiş yıla göre artabilecektir.
44.
Döviz kuru rejiminin değişmesiyle birlikte, Merkez Bankası para
politikası stratejisini yeniden düzenlemiştir. Önceden açıklandığı üzere,
dalgalı kur rejimi çerçevesinde, döviz kurlarının piyasada arz ve talep
koşullarına göre belirlenmesi esas olacaktır.
Merkez Bankası’nın döviz piyasalarına müdahaleleri, ancak, döviz
kurundaki kısa dönemde oluşacak aşırı dalgalanmaları telafi etme yönünde
olabilecek ve döviz kurunun uzun dönem denge değerini etkileyecek içerik ve
boyutta olmayacaktır. Merkez Bankası’nın döviz piyasasına müdahaleleri,
çoğunlukla döviz ihale yöntemi kullanılarak yapılacaktır. Öte yandan, sermaye
girişlerinin ani olarak azaldığı dönemlerde, uluslararası rezervlerin düzeyinin
öneminin artacağı gözardı edilmemelidir. Mevcut politikada bu faktör Merkez
Bankası tarafından dikkate alınacaktır.
45.
Dalgalı kur rejimi altında dış ticaret işlemleri,
görünmeyen kalemler ve sermaye hareketlerinden kaynaklanan döviz arz ve
talebine taraf olan finansal ve reel sektör kuruluşlarının karşı karşıya
kaldıkları kur riskini etkin bir şekilde yönetebilmeleri ve döviz fiyatlarındaki
aşırı hareketlerin piyasa kuralları çerçevesinde dengelenebilmesi için vadeli
piyasaların işlerlik kazanması büyük önem arzetmektedir. Dalgalı kur rejimi
uygulamasına geçen diğer ülke deneyimlerinde de görüldüğü üzere, vadeli
piyasaların oluşumu fiyat belirsizliğini azaltarak aşırı dalgalanmaları
dengeleyici yönde etki yaratmıştır. Halen, TCMB Döviz ve Efektif Piyasaları
bünyesinde bankaların kendi aralarında işlem yapabilecekleri bir vadeli
işlemler piyasası (forward ve swap) mevcuttur. Buna ek olarak, Sermaye Piyasası
Kurulu’nca hazırlanan Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsalarının Kuruluş ve Çalışma
Esasları Hakkında Yönetmeliğin Resmi Gazete’de yayınlanması ile de, çeşitli
finansal enstrümanlar üzerinden düzenlenmiş vadeli kontratların işlem göreceği
piyasalara ilişkin mevzuat altyapısı hazırlanmış bulunmaktadır. Bu çerçevede,
önümüzdeki dönemde organize bir piyasada işlem görecek dövize dayalı risk
yönetimi enstrümanlarının oluşturulması ve bu piyasalara işlerlik
kazandırılması için Bankamızca da çaba gösterilecektir.
46.
Enflasyonun en
önemli öncü göstergesinin döviz kuru olması nedeniyle, ani dalgalanmalarda
Merkez Bankası politika tepkisini döviz kurlarına gelen şokların kaynağına,
yönüne ve olası etkilerine göre tutarlı bir biçimde belirleyecektir. Kurların
dalgalanmaya bırakıldığı ve kamu bankalarının sistem üzerinde yarattığı
baskının kademeli olarak azaltıldığı mevcut durumda, Merkez Bankası piyasalarda
istikrarı sağlamak amacıyla kısa dönem faizleri etkin bir şekilde
kullanacaktır.
47.
Doğrudan enflasyon
hedeflemesinin önkoşulları sağlanana kadar bir geçiş süreci olarak
nitelendirebileceğimiz bu dönemde, Merkez Bankası, kısa vadede, daha önce de
belirttiğim gibi, parasal büyüklüklerin kontrol edilmesine yoğunlaşacaktır.
48.
Baz senaryo
çerçevesinde, “Para Tabanı” büyüklüğü için gösterge niteliğinde
belirlenen tavan düzeyler, Merkez Bankası’nın temel operasyonel
hedefini oluşturacaktır. Gösterge niteliğinde belirlenen Para Tabanının tavan değerleri dönemler
itibariyle Tablo 3’de verilmektedir. Dalgalı kur rejimiyle birlikte, Merkez
Bankası müdahalelerinin düşük miktarlarda olması, Net Dış Varlıkların
dengeleyici değişken fonksiyonunun göreli olarak azalmasını gerektirmektedir.
Dolayısıyla, baz senaryoya göre belirlenen Net Dış Varlıklar ve bankaların
döviz mevduatı düzeyleri öngörülen çerçevede gerçekleştiği sürece, Hazine Borç
Yönetimi için sağlanacak kaynak hariç Net İç Varlıklar değerleri bir anlamda
Para Tabanının öngörülen artış oranı ile tutarlı olmaktadır.
49.
Bu bağlamda, enflasyon ve büyüme öngörüleri ile tutarlı olarak
belirlenen Para Tabanındaki artış oranı, Hazine finansmanı için sağlanan kaynak hariç Net İç Varlıklar büyüklüğüne
ilişkin öngörü ile de tutarlı olmaktadır. Bu çerçevede, Para Tabanının 2001
yılında yüzde 25,8 oranında artması öngörülmektedir. Bu oran, 2000 yılı
sonundaki Bayram döneminin emisyon üzerindeki etkisi ve 12 Ocak tarihinde
yapılan munzam karşılık oranı indirimi operasyonunun etkisi arındırıldığında,
yüzde 47 oranında bir artışa karşılık gelmektedir. Diğer bir deyişle, 2000 yılı
sonunda 5,8 katrilyon Türk lirası tutarında olan Para Tabanı değerinin 2001
yılı sonunda 7,3 katrilyon Türk lirası olması öngörülmektedir. Bu oran
belirlenirken temel olarak yüzde 52,5 oranındaki yılsonu tüketici fiyat endeksi
artış oranı ve yüzde 3’lük reel GSMH gerilemesi gözönüne alınmıştır.
50.
Program gereği, “Net
İç Varlıklar” için tavan ve “Net Uluslararası Rezervler’deki dönemsel
değişimler” için de taban değerler belirlenmiştir.
Bir sonraki bölüm de teknik detaylarını sunacağım performans kriterlerinin
değerleri Tablo 2 ve 4’te dönemler itibariyle verilmiştir.
51.
Mevcut durumda
bekleyişlere yönelik belirsizliklerin bulunması ve para talebi tahminini
zorlaştıran diğer nedenler, Net İç Varlıkların da gösterge düzeyine ilişkin
belirsizlikleri artırmaktadır. Özellikle döviz kurları ve gerçekleşen
enflasyonun varsayılan seviyelerden kalıcı bir biçimde sapması durumu, para
tabanının öngörülenden farklı olabileceğini gösterebilir. Bu nedenle,
gelişmelere göre, para tabanına ilişkin sözkonusu hedefler, gerekli görüldüğü
takdirde, revize edilebilecektir.
52.
Uygulanacak
politikaların etkinliğinin artması, sistemdeki güvenin yeniden sağlanması ve
dış finansman olanakları ile birlikte, nominal ve reel faizlerde kademeli
olarak bir düşme öngörmekteyiz. Para Tabanına ilişkin gösterge niteliğindeki
düzeyler de faizlerdeki öngörülen gelişimle tutarlı olacak şekilde
belirlenmiştir. Net İç Varlıklara ve Net Uluslararası Rezervlere ilişkin
belirlenen değerler, dış finansmanın sözkonusu amaçlar doğrultusunda kullanılabildiği
varsayımını yansıtmaktadırlar. Faizlerdeki düşme eğiliminin öngörülenden hızlı
olması durumunda, Net Uluslararası Rezervlerdeki değişimin taban değerlerinin
üzerinde, Net İç Varlıkların da tavan değerlerinin altında seyretmesi
mümkündür. Ancak, enflasyonist baskıların ortaya çıkması durumunda, Merkez
Bankası kısa vadeli faiz oranlarını etkin bir şekilde kullanacaktır.
53.
Kısa dönem faiz
oranlarının ekonomideki diğer faiz oranlarına olan iletkenliğinin artması para
politikasının etkinliğini artıracak önemli unsurlardan biridir. Güven ortamının
sağlanması ve bankacılık sisteminin yapısal sorunlarının çözülmesi, bu durumu
destekleyecek önemli faktörlerdir.
VI. PERFORMANS KRİTERLERİ
54.
2000 yılı programı
çerçevesinde programın amaçlarına uygun olarak düzenlenen Merkez Bankası
bilançosunda ve performans kriterlerinin tanımında marjinal bazı değişiklikler
yapılmıştır. Bilançonun temel mantığı olan eşitlik değişmemektedir. Buna göre;
i. Para Tabanı = Net
Dış Varlıklar + Net İç Varlıklar
ii. Para Tabanı =
Emisyon + Bankalar TL Zorunlu Karşılıkları +
TL Serbest Tevdiat
55.
Bilanço büyüklüklerini, yukarıda belirtilen
genel tanımların yanısıra, alt kalemleri itibariyle detaylı olarak belirtmek
mümkündür:
56.
Net İç Varlıklar ; Kamu Sektörüne Açılan Nakit Krediler (net)
(Hazine Borç Yönetimi Destek Hesabı dahil) (+,-) , Fon Hesapları (-),
Banka Dışı Kesimin Mevduatı (-), Bankacılık Sektörüne Açılan Nakit Krediler
(+), Açık Piyasa İşlemleri (+,-), Değerleme Hesabı (+,-), IMF Acil Yardım Takip
Hesabı (+), Diğer Kalemler (+,-) ve TCMB Tarafından Verilen Döviz Depoları (+)
kalemlerinden,
57.
Net Uluslararası
Rezervler; Brüt Uluslararası Rezervler
(+), Brüt Uluslararası Yükümlülükler (-) ve Vadeli İşlemler (Net) (+,-)
büyüklüklerinden
58.
Net
Dış Varlıklar; Net Uluslararası
Rezervler (+,-), Orta Vadeli Dış Krediler (net) (+,-) ve Diğer (TCMB
Tarafından Verilen Döviz Depoları Hariç) (+,-) kalemlerinden oluşmaktadır.
59.
Yukarıdaki tanımlara
göre; Net İç Varlıklar değişkeni, TCMB tarafından verilen Döviz Depoları kalemi
ve Hazine borç yönetimi desteği için kullanılacak ek finansman kadar
artırılmaktadır. Net Uluslararası Rezervlerin tanımı değişmemektedir. Net Dış
Varlıklar ise, “Diğer” kaleminden TCMB’nin verdiği döviz depoların çıkarılması
nedeniyle değişmektedir.
60.
Buradaki temel
mantık şudur: Önceki programda, TCMB’nin bankalara verdiği döviz depoları, Net
Uluslararası Rezervleri azaltıcı yönde etkilerken, Diğer kalemini artırarak Net
Dış Varlıklar altında netleşmekte, dolayısıyla Net Dış Varlıklar üzerindeki
etkisi nötr olmakta ve Net İç Varlıkları etkilememekteydi. Bilançonun
kalemlerinde simetri sağlanması ve toplulaştırılmış bilanço ana kalemleri
üzerindeki etkilerinin görülebilmesi amacıyla, verilen döviz depolarının ikinci
kayıt yeri Net Dış Varlıkların içindeki “diğer” kaleminin altından Net İç
Varlıkların içine alınmıştır. TCMB vaziyetinde Aktif[1]
tarafta kompozisyon değişikliği şeklinde yapılan döviz depoları kayıtları, yeni
program bilançosunda, Net İç Varlıkları artıran, Net Dış Varlıkları ve Net
Uluslararası Rezervleri azaltan bir işlem olarak tanımlanmıştır. Diğer
taraftan, TCMB’nin döviz rezervi birikimi için kullanılmayan, Hazine’nin Borç
Yönetimini desteklemek için kullanılacak olan yeni dış finansman kaynağı, Net
İç Varlıklar içinde, Kamu kesimine Açılan Krediler (net) hesabında izlenecektir
(Ek - Bilanço).
61.
Yukarıda anlatılan
çerçeveye paralel olarak performans kriterlerinin tanımları da
değiştirilmiştir. Değerleme hesabı hariç olarak izlenen “Net İç Varlıklar”,
önümüzdeki dönemde yeni tanım gereği, “Değerleme hesabı hariç, Hazine
Borç Yönetimini Desteklemek için kullanılacak dış kaynak dahil Net İç
Varlıklar”[2]
(Program Tanımı) olarak belirlenmiştir. Diğer performans kriteri olan Net
Uluslararası Rezervlerin içeriği ise yeni programda değişmemektedir. Ancak,
stok olarak takip etmek yerine Net Uluslararası Rezervlerdeki değişimlere
dönemler itibariyle taban değerler verilmiştir.
62.
Aşağıdaki üç tabloda
Mayıs-Aralık dönemleri için belirlenen performans kriterleri ve gösterge
niteliğindeki Para Tabanı değerleri görülmektedir (Tablo 2, 3 ve 4). Net İç
Varlıkları gösteren ilk tablodaki değerler Hazine’ye verilen IMF kaynağı dahil
program çerçevesinde takip edilecek olan Net İç Varlıklar tavan değerleridir.
Mayıs, Haziran, Ağustos ve Ekim ayı değerleri performans kriteri iken, 2001
yılı sonundaki değer gösterge niteliğindedir. Bu değerler cari kurlar baz
alınarak hazırlanan bilançodan izlenecektir. Bu çerçevede yıl sonu Net İç
Varlıklar değeri en fazla 21 katrilyon Türk lirası olabilecektir. Net İç
Varlıklar değerlerindeki bu yükselme, Hazine Borç Yönetimini desteklemek için
kullandırılacak dış finansmandan kaynaklanmaktadır. Bu ek finansman hariç
tutulduğunda, yıl sonundaki Net İç Varlıklar tavan değeri 9,5 katrilyon Türk
lirası civarında olmaktadır.
2001 YILI |
Tavan Değerler |
|
31-Mayıs (Performans Kriteri) |
9 750 |
|
30-Haziran (Performans Kriteri) |
13 250 |
|
31-Ağustos (Performans Kriteri) |
15 850 |
|
30-Ekim (Performans Kriteri) |
19 500 |
|
31-Aralık (Gösterge Tavan Değer) |
21 000 |
(*) Dönem sonu 5 işgünü ortalaması
olarak hesaplanacaktır.
63.
Tablo 3’de ise, Para
Tabanı için belirlenen gösterge niteliğindeki değerler verilmektedir. Daha
öncede belirttiğim gibi, Para Tabanına ilişkin gösterge niteliğindeki değerler,
programda öngörülen enflasyon ve büyüme hedefleri ile tutarlı olarak
belirlenmiştir. Faiz ve enflasyon oranlarındaki gelişmeler sürekli
değerlendirilerek, para tabanı büyüklükleri tekrar gözden geçirilebilecektir.
2001 YILI |
Tavan Değerler (Trilyon TL) |
|
31-Mayıs (Gösterge Tavan Değer) |
5 900 |
|
30-Haziran (Gösterge Tavan Değer) |
6 050 |
|
31-Ağustos (Gösterge Tavan Değer) |
6 300 |
|
30-Ekim (Gösterge Tavan Değer) |
6 800 |
|
31-Aralık (Gösterge Tavan Değer) |
7 300 |
(*) Dönem sonu 5
işgünü ortalaması olarak hesaplanacaktır.
64.
Tablo 4’te ise, Net
Uluslararası Rezervlerdeki değişimlere ilişkin taban değerler verilmektedir.
Sözkonusu taban değerlerin, 2001 yıl sonu için olanı endikatif olarak
belirlenmiştir. Tablodaki negatif değerler, her bir dönemde Net Uluslararası
Rezervlerdeki azalış miktarının azami ne kadar olabileceğini göstermektedir.
Sözkonusu değişim miktarları dönemler süresince dengeli bir şekilde
dağıtılacaktır. Ek olarak, Net Uluslararası Rezervler 30 Kasım 2000 tarihindeki
çapraz kurlar veri alınarak belirlenen sabit program çapraz kurlarından
hesaplanacaktır.
65.
Haziran ayı ve
sonrası dönemlerde, Net Uluslararası Rezervlerdeki değişimlere ilişkin
belirlenen limitler, bir önceki dönemdeki limite göre kullanılmayan miktar veya
cari dönemdeki limit değerinin yüzde 25’i kadar (hangi değer daha düşük ise)
artırılacaktır.
2001 YILI |
Belirtilen dönemlerde Değişimlerin Taban Değerleri (Milyon ABD Doları) |
|
Mayıs (Performans Kriteri) |
-1 500 |
|
Haziran (Performans Kriteri) |
-2 900 |
|
Temmuz-Ağustos (Performans Kriteri) |
-2 000 |
|
Eylül-Ekim (Performans Kriteri) |
-2 600 |
|
Kasım-Aralık (Gösterge Taban Değer) |
-600 |
Sayın basın mensupları,
66.
Fiyat istikrarının
Merkez Bankası’nın tek ve nihai hedefi olduğu, 1211 sayılı Merkez Bankası
Yasası’nda 4651 sayılı Yasa ile yapılan değişikliklerle, açıkça belirtilmiştir.
Merkez Bankası’nın kurumsal altyapısını güçlendirmeye yönelik olarak
değiştirilen yasa, Banka’nın operasyonel bağımsızlığını, politika
uygulamalarındaki şeffaflık ve hesapverebilirlik gibi konuları net bir biçimde
içermektedir. Yasanın son halinde öngörülen Para Politikası Kurulu, politika
araçlarının Hükümet ile Merkez Bankası’nın birlikte belirleyeceği enflasyon
hedeflerinin gerçekleştirilmesine yönelik kullanılmasını sağlayacak ve kurumsal
yapıya yeni bir boyut getirecektir. Ek olarak, Merkez Bankası fiyat istikrarı
amacıyla çelişmemek koşuluyla, Hükümetin büyüme ve istihdam politikalarını
destekleyecektir. Yasa son hali ile internet sitesinde yer almaktadır.
67.
Merkez Bankası için
yeni kur rejiminin tutarlı bir biçimde sürdürülebilirliğini sağlamanın çok
önemli olduğunu net bir biçimde tekrar belirtmek istiyorum. Günlük bazı
fırsatları, riskleri ve eğilimleri değerlendirmenin önemli olduğunu düşünmekle
birlikte, piyasa katılımcıları tarafından verilecek her türlü olağan dışı veya
aşırı reaksiyon yalnızca kademeli olarak oluşturulmaya çalışılan dengeleri bozmaya
yönelik olacaktır. Merkez Bankası söz konusu durumlar karşısında, para
politikası araçlarını tutarlı ve etkin bir biçimde kullanacaktır.
68.
Hazırlanan ve
uygulanmasına başlanan programın iyi yönetilmesi, hükümetin ve ekonomi ile
ilgili kamu kurumlarının sorumluluğunda olmakla birlikte, alınacak kararlara ve
politika uygulamalarına, iş dünyasının, tüketicilerin ve piyasa
katılımcılarının gösterecekleri tepkiler, genel performansı, hedeflere
ulaşılabilirliği ve sürdürülebilirliği belirleyecektir. Ulusal bir programdan
beklenen, uygulamalara ve alınan kararlara tüm kesimlerin inanması ve sahip
çıkmasıdır.
69.
Sizlere programın
rakamsal boyutunu, detaylarını ve temel varsayımlarını net bir biçimde
açıkladıktan sonra, sözlerimi 2001 yılının enflasyonsuzlaşma sürecinde bir
kayıp olduğunu bilmekle birlikte, Türkiye ekonomisinin yapısal problemlerini
çabuk ve kalıcı bir biçimde çözebilmek açısından da bir kazanç olduğunu
söyleyerek bitirmek istiyorum.
70.
Yaşanan her bir krizin
maliyeti gittikçe daha ağır olmaktadır. Bankacılık sisteminin yapısal sorunları
Türkiye’nin çözülemeyen en büyük sorunlarından biriydi. Şimdi çözüyoruz.
Sorunun çözülmesi ve kamu sektörünün küçülmesi, özel sektörün kalıcı ve uzun
vadeli kaynak bulması ile sonuçlanacaktır. Krizlerin toplumun tümünü olumsuz
etkilediğinin bilincinde olursak, dışsal ve içsel şoklara karşı daha dayanıklı
bir sistem ve sürdürülebilir bir makroekonomik yapı hedefi için daha fazla
çalışmamız ve tasarruf etmemiz gereği açıktır.
71.
Her bir devresel
sürecin bütününe bakmak, kısa dönemdeki şokların genel ekonomik konjonktüre
olan olumsuz etkilerini en aza indirgemeye çalışmak ve orta ve uzun vadedeki
hedeflerimize kademeli olarak yoğunlaşarak, uluslararası yatırımcıların da
güvenini hızlı bir biçimde tesis edebilmek hepimizin amaç fonksiyonunun temel
parametreleri olmalıdır.
72.
Dünya ekonomilerinde
enflasyonun sonu gelirken, enflasyonun son kalesi olarak görülmemiz,
hakettiğimiz yere gelmemizi zorlaştırmaktadır. Piyasaların bütünleşmesi,
yapılan hataların maliyetlerini artırmaktadır. Bu maliyetlerin bir müddet sonra
taşınamaz duruma gelebileceği unutulmamalıdır.
Sizleri saygı ile selamlıyorum.
Ek: TCMB BİLANÇOSU (Cari-Milyar TL)
|
|
31 Aralık 2000 |
30 Mart 2001 |
30 Nisan 2001 |
|
I- PARA TABANI (a+b+c) |
5 787 892 |
5 577 563 |
6 022 150 |
|
a-Emisyon |
3 772 411 |
3 586 507 |
3 868 413 |
|
b. TL Zorunlu Karşılıklar |
1 404 157 |
1 161 982 |
1 217 020 |
|
c. Serbest Tevdiat |
611 324 |
829 074 |
936 717 |
|
II-NET DIŞ VARLIKLAR (A+B+C) |
3 302 660 |
1 155 994 |
510 020 |
|
A-Net Uluslararası Rezervler (1+2+3) |
7 468 942 |
5 247 586 |
4 983 576 |
|
1-Brüt Döviz Rezervleri |
15 302 925 |
20 129 623 |
21 990 101 |
|
2-Brüt Uluslararası Yükümlülükler |
-7 833 983 |
-14 616 412 |
-16 777 083 |
|
- Bankaların Döviz Mevduatı |
-4 295 403 |
-7 858 287 |
-9 307 469 |
|
- IMF |
-2 804 769 |
-5 738 266 |
- 6 343 100 |
|
- Diğer Yükümlülükler |
-733 811 |
-1 019 859 |
-1 126 514 |
|
3-Net Vadeli İşlemler |
0 |
-265 626 |
- 229 442 |
|
B- Orta Vadeli Dış Krediler (net) |
929 785 |
1 477 189 |
1 627 021 |
|
C-Diğer (TCMB’nin verdiği döviz depo hariç) |
-5 096 067 |
-5 568 780 |
- 6 100 577 |
|
III-NET İÇ VARLIKLAR (A+B+C+D+E+F+G+H+I) |
2 485 232 |
4 421 569 |
5 512 130 |
|
IV. NET İÇ VARLIKLAR (program
tanımı) (III-G) |
3 360 439 |
5 801 980 |
6 631 799 |
|
A- Kamu Sektörüne Açılan Krediler (net) |
19 463 |
-1 330 838 |
773 092 |
|
a-Kamu'ya Açılan Nakit Krediler |
1 490 801 |
1 567 324 |
3 732 132 |
|
b-Kamu'nun TL Mevduatı |
-249 161 |
-1 155 372 |
-961 682 |
|
c-Döviz Olarak Takip Olunan Mevduat |
-1 222 177 |
-1 742 790 |
-1 997 358 |
|
B-Fonlar |
-115 720 |
-210 491 |
-160 465 |
|
C-Banka Dışı Kesimin Mevduatı |
-45 736 |
-34 773 |
-33 890 |
|
D-Bankacılık Sektörüne Açılan Nakit Krediler |
500 000 |
750 000 |
750 000 |
|
E-Açık Piyasa İşlemleri
(net) |
5 218 625 |
8 972 773 |
9 047 095 |
F-Diğer Kalemler
|
-2 406 827 |
-3 589 109 |
-3 961 918 |
|
G-Değerleme Hesabı |
-875 207 |
-1 380 411 |
-1 119 669 |
|
H-IMF Acil Yardım Takip Hesabı
(Hazine) |
190 634 |
190 634 |
190 634 |
|
I-Bankalara
Verilen Döviz Depolar |
0 |
1 053 784 |
27 251 |
[1] Verilen döviz depoları Aktif’de II. Döviz Borçluları-Konvertibl-Muhabir Hesaplar (yabancı para) ve IV. Dahildeki Muhabirler (yabancı para) altında kayıt edilmektedir.
[2] 2000 yılı program bilançosunda performans kriteri olarak izlenen net iç varlıklar büyüklüğünde de “IMF acil yardım takip hesabı (Hazine)” kalemi yer almaktaydı.